|
Bir kaç aydır
televizyonda bir furyadır gidiyor. Aşiret dizilerinden sonra herkes
bol para dağıtan "Var mısın? Yok musun?" yarışmasına kilitlenmiş
durumda. Her şeyden önce bu yarışmayı Prime Time'de birinciliğe
yükselten Acun'u kutlamak gerekir.
Amma... Acaba madalyonun öbür yüzü nasıl? Bir de ona bakalım:
Bir yarışma düşünün :
yarışmacıların ne bilgisine, ne kültürüne, ne becerisine dayanıyor.
Daha doğrusu hiç bir şeye dayanmıyor...
İşte bu bize özgü bir olay; başka memleketlerde de bu yarışma
yapılıyor ama, Allah'tan bizdeki gibi herkesi ekrana kilitlemiyor.
Peki, bu yarışmada ne yapılıyor?
Soru sorulup yarışmacıların bilgisi mi değerlendiriliyor? Hayır
Bir yeteneğe karşı mı ödül veriliyor? Hayır
Tamamen şans işi, para kazanma yarışması.
Eh bu da çalışmayı
sevmeyen bizim tembel toplumumuza çok uygun düşüyor. Herkes bir kaç
milyar kotarmak için sıraya giriyor. Günlerce hatta aylarca sırasının
gelmesini bekliyor.
Bir de madalyonun üçüncü yüzü var:
Bu yarışmada şans arttırılsın diye küçük şans / uğur öğeleri
kullanılıyor, hatta köpeklerden medet umuluyor.
Ben bu yarışmayı seyretmiyorum. Ama o kadar uzun sürüyor, her gün bir
gün öncesinin özeti veriliyor, tekrarı yapılıyor ki arada insanın gözü
takılmaması mümkün değil. Bir bakıyorsunuz melek yüzlü ninelerden
rakam söylenmesi isteniyor, bir bakıyorsunuz elele tutuşulup şans
dileniyor. Bari halay çekseler, insanın gözüne daha bir hoş görülecek.
))
Hatta eller açılıp Tanrı'dan yardım niyaz ediliyor:
Yahu bu bir kumar oyunu; Allah'tan böyle bir konuda yardım istenir mi?
Kur'an şans oyunlarını yasaklamış, bu durumda yardım ancak şeytandan
istenir. Ama bizim çalışan, övünen, güvenen milletimiz çalışmadan
milyarı kotarmak için topluca Allah'tan yardım dileniyor. Ondan sonra
neden "muasır medeniyetler" seviyesine çıkamadığımız tartışılıyor..
Hey Allah'ım sen nelere kadirsin!
Sonra da kutudan istedikleri çıkmayınca veya seçimlerinde yanılınca
ölüm marşı eşliğinde salon mateme bürünüyor, sanki kayınvalideniz
ölmüş...
Allah Memleketimize başka acı göstermesin...))
Dr. Ahmet GİRGİN
Tanrı İle
Sohbet 3
Yukarıdaki yazı bundan 5-6 ay önce
yazılmıştır ve yazar doğal olarak bu yarışmayı sevmediğini,
seyretmediğini, Türk milletinin çalışmadan para kazanma arzusunu en
güzel bu programda yansıtıldığını belirtmiştir. Fakat dün akşam kız
arkadaşımın evindeyken Tanrı ile küçük bir sohbetim daha oldu. ( Ben
deli miyim? neyim? ))) Kanalları zappinglerken gözüm "Var mısın? Yok
musun?" daki yarışmacı hanımefendiye takıldı: Sarı saç, sisli
bakışlar, sahte tebessüm ve genel Türk hanımına uyan bir vücut yapısı.
"Ben bu bakışları biliyorum" dedim kendi kendime... "Bu tebessümü de
hatırlıyorum"; içeri girmenize izin vermeyen, egoist, hırslı bir
kadının ifadesiydi bu.
 |
Hanımefendinin kutusu uğurlu sayısı
olan 9 idi. |
 |
Ekranda iki rakam kalmıştı: 100 TL ve
500.000 TL. |
 |
Hamdi Bey 112.000 TL öneriyordu.
|
Yani %50 şans ile cebi delik çıkacaktı
hanımefendi veya %50 şans ile 500.000 TL’yi alacaktı.
Bunun üzerine Acun salona sordu: 2
yarışmacı hariç herkes Hamdi Bey’in önerisini kabul etmesini söyledi.
Hanımefendinin kocası, büyük kızı ve hatta sakat olan küçük kızı bile
Hamdi Bey’in teklifini, yani 112.000 TL yi almasını öneriyorlardı.
Poposuna kurban olduğum hırslı
hanımefendi (aslında bu tür popolara pavyon kapatan Anadolu tüccarları
ile haddehaneciler tavdır. Çünkü onlar –önümüz kış- yatakta kışlık
odun misali bir hatun isterler) sağa baktı, sola baktı, bir kaç kez
tedavisi için çok para gereken sakat kızına da baktı.
Ama ben, o bakışlardaki hırsı hissettim!
Veee hiç kimseyi dinlemeden kendi
Kaderini kendi çizdi; Acun’a "yokum" dedi...
Doğal olarak araya reklamları koydular.
Reklam sonrasında maganda misali ritüel ile H.H. (hırslı hanımefendi)
kutusunu açtı...
A.A. (Aptal Ahmet) tahmin etmişti:
kutusundan ne çıktı dersiniz?
Tabiatıyla sadece 100 TL!
Salondakiler yıkılmıştı; ama H.H. etrafı
umursamamaya çalışan bakışları ile yerinden kalktı...
Lakin A.A. o bakışların gizlediği sisli
ormanın içindeki fikir fırtınasını seziyordu. Fakat artık olan
olmuştu...Yapacak bir şey yoktu...
Eskilerimiz ne
demişler?
Aza tamah, çok
ziyan getirir.
Eylül 2009
|