O
halde efsane ve akıl / gerçek karşıt kelimelerini düşünerek
ilk sorumuzu soralım :
Geçmişte ( veya günümüzde ) efsane gerçek
olarak nasıl anlatılabildi / veya anlatılabilinir mi acaba ?
Mythos, çok tanrılı bir dinin tanrıları hakkında anlatılan efsanelerdir.
Myhtologia da bu efsanelerin bir araya gelişi, kitaplaşmasıdır. O halde,
acaba Myhtologia’ yı ilk çağın din kitabı kabul edebilir miyiz?
Düşünürler “ tek Tanrılı dinlerde İNANÇ söz konusudur, oysa efsanelerde
bu anlamda bir inanç yoktur ” diyerek kabullenmemektedirler. Ama gene
de Mitoloji’ nin din - tanrı fikri ile bağlantısı inkar edilemez bir
gerçektir
KORİNT SÜTUNU veya GÜZELLİK:
Binlerce yıl önceydi... Achilleus’ un babası Peleus altın post avcılarının
gemisi Argo ile Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’ nden geçerken denizler
tanrıçası Tetis’ i gördü. Görür görmez de aşık oldu ve evlenmeye karar
verdiler. Düğüne bütün Tanrılar çağrıldı. Yalnızca ortalığı karıştırır
düşüncesiyle kıskançlık ve nifak Tanrıçası Eris çağırılmadı. Ama Eris bu:
Fesat ya da kavga tanrıçası !! Düğünü haber aldı ve düğünün en hareketli
anında ortaya bir altın elma atıp düğün evini birbirine kattı: çünkü elmanın
üzerinde ” En güzele kadına ” diye yazılıydı.... Konuk tanrıçaların
hepsi kendisini ” En Güzel ” olarak kabul ettikleri için, herkes, elmanın
kendine atıldığını söyleyerek ona sahip olmak istedi. Sonunda seçim üç kişi
arasında düğümlendi:
Onlar da içlerinden en güzeli seçmesi için tanrılar tanrısı Zeus’ a
gittiler... Zeus, böyle bir olayın başını derde sokabileceğini hissettiği
için, güzellere aralarında karısı Hera’ nın da olduğunu öne sürerek bu işi
kendisinin yapamayacağını, konuyu ancak Paris (Aleksandros ) adındaki bir
gencin çözebileceğini söyledi:
“Siz Edremit’ te, İda (Kaz) dağında, Truva Kralı Priam’ ın oğlu, yakışıklı
çoban Paris’ e gidin, güzelden en iyi o anlar ! “ dedi. Tanrıçalar da doğru
Paris’ e gittiler ve onu etkileyebilmek için çeşitli önerilerde bulundular:
·
Athena “Beni seç,
Truvalılar bütün Grek ülkesini senin sonsuz aklın sayesinde ezecek, yerle
bir edecek” diyerek; şan ve akıl;
·
Hera “beni
seçersen seni Avrupa’ yla Asya’ nın tek hakimi yaparım” diyerek,
zenginlik ve kuvvet;
·
Aphrodite ise “beni seçersen dünyanın en güzel kadınını veririm”
diyerek, güzellik vaat etti.....
Sonuçta, henüz güzellik sütununda oturan çırak
Paris elmayı Afrodit’ e uzatıverdi. Zira Paris, daha kuvvetin ve hele akıl’
ın idrakine varamamıştı...
(
Böylece Aphrodite dünyanın en güzel kadını seçilmiş oldu. O ‘ da Paris’ e
söz verdiği gibi o çağın en güzel kadını Sparta kralı Menelaos’ un karısı
Helena’ yı kaçırmasına ve Troya’ ya getirmesine yardım etti. Sparta kralı
Menelaos’ ta ağabeyi Agamemnon’ dan yardım istedi, Agamemnon da ordularına
emir verdi ve Akhalar Troya’ ya saldırdılar. Troya’ ya Aprodite ( Venüs ) ve
savaş tanrısı Ares’ ( Mars ) ten başkası yardım etmedi. Hatta elmayı
alamadıkları için Paris’ e kızan tanrıça Hera ve Athena ( Minerva ) Troya
savaşı’ nda Akha’ lara yardım ettiler. )
DOR
SÜTUNU veya KABA KUVVET:
Bildiğiniz gibi, kuvvet tek başına
bir şey yapamaz; güzellik onu süsler, akıl ve hikmet te doğru
yolu bulamamıza yardım eder. Eski Yunan Mitolojinde bunun en güzel örneğini
Herakles’ te görürüz:
Yunanlılar, ölümlüler içinde en güçlü olarak
Herakles’ i ( Herkül ) kabul ederlerdi; adale gücüne beslediği büyük inanç
sayesinde hiçbir şeyden yılmazdı, ama zeka bakımından da pek öyle gelişmiş
sayılmazdı: sıcaktan bunaldığı bir gün güneşe ok atarak onu söndürmeye,
böylece serinlemeye çalışması onun zekası hakkında sizlere bir fikir verir
sanırım. Bir gün de denizde giderken dalgaların gemiyi sallamalarına kızmış,
eğilerek sulara uslu durmalarını, yoksa hepsini cezalandıracağını
söylemişti: Ona akıl’sız kuvvet dense yeri vardır.
Zaten, aklımızın iyiye ve doğruya ermesi bir bilgi işidir. Eğer Herkül
yeterli bilgiye sahip olsaydı, belki de ona akılsız kuvvet
demeyecektik.
Aslında Herkül’ ün yaptığı işler hep iyi’ ye dönüktür. Kötüleri,
sözünde durmayanları cezalandıran, insanın başına gelen afet ve belaları
yenerek insanlığa sonsuz iyiliği dokunan bir yiğitlik sembolüdür. Ama
akıl’ dan yoksundur. Halbuki aynı mitolojide ilk bilimsel izah (
dolayısıyla akıl ) belirtileri de vardır: Örneğin, Zeus öfkelenince
elindekini yeryüzüne fırlatır, bundan yıldırımlar meydana gelirdi; veya
dağın içine kapatılmış bir canavar kurtulmak için çırpınır, bu debelenmeler
de depremlere neden olurdu. Demek ki mitoloji, seçim yapılabilmesi için hem
kaba kuvveti, hem de akıl’ ı kişinin önüne getiriyordu.
Seçimin bulunduğu yerde ise hürriyet de var demektir. İyiyi bilirsek
onu seçeriz; ama iyiyi bilmemiz için kötüyü de görmemiz gerekir. Aklın
iyiye ermesi bilgi işi olduğuna göre, bilgisizlik de aklın zayıflığı /
güçsüzlüğü oluyor diyemez miyiz ?
İON
SÜTUNU veya AKIL :
Mythos hikaye, logos ise gerçeğin insan sözü ile dile gelmesidir demiştik.
Mythos’ dan Logos’ a geçiş ise, insan zekasının kozmik olayları
mistik sebepler yerine akıl ve mantıkla izah etmeye başlamasıdır
diyebiliriz; yani, mitolojik hikayeler çağından rasyonel düşünceye geçiştir.
Eski Mısır ve Mezopotamya tanrıları kedi başlı kadın, kurbağa başlı aslan,
kuş başlı adam gibi hayal mahsulü devlerdi. Daha sonra gelişen
Anadolu ve Grek yarımadaları medeniyetlerinin tanrıları ise, kusursuz
insanlar biçimindeydiler: yani ölümsüz tanrılar hayali bir suret’ den
insan biçimine dönüşürken, akılcı bir düzen de getirmiş
oluyorlardı.
Dor
sütunundan bahsederken Atinalıların sadece beden gücüne bakmadıklarını,
onlar için akıl gücü de son derece önemli olduğunu Herküles örneği
ile anlatmaya çalıştım.
Şimdi de kısaca Frigya Kralı Midas’ tan
bahsedelim: burada bizim için önemli olan Apollon ile Marsyas ( veya Pan )
arasındaki müzik yarışmasında oyunu Marsyas’ tan yana kullandığı için Midas
‘ a kızan tanrı Apollon’ un, Onun kulaklarını uzatarak eşek kulaklarına
dönüştürmesi değildir. Sizlere başka bir efsaneden bahsetmek istiyorum: buna
göre Midas, Silenos adındaki bir satyre sarhoş olduğu halde çok iyi
davranınca şarap Tanrısı Dyonizos Midas’ ı ödüllendirmek istedi ve “dile
benden ne dilersen” diye sordu. Midas’ ta, her dokunduğunun altın
olmasını istedi. Dyonizos O’ na bu yeteneği verdi, fakat O’ nu çok daha
önemli bir meziyetten yani akıl ve hikmetten yoksun bıraktı: Midas’
ın her dokunduğu altın oluyordu ama bunun yol açtığı sakıncaları akıldan
yoksun olduğu için önceden görememişti:
Çok sevdiği insanlara dokununca onlarda altın
oluyorlardı: kızı, karısı, yakınları...yani belki maddi olarak çok
değerleniyorlardı, ama Midas manevi olarak onları tümüyle kaybediyordu....
Ayrıca bir şey yemek istese eliyle tuttuğu
tüm yiyecekler de altın oluyordu: yani elindeki ekmek altına dönüşüyordu.
Keza su veya şarap içmek istediğinde de aynı şeyler oluyor, içeceği
sıvıların da altına dönüşmesi Midas’ ı açlığa ve susuzluğa mahkum
ediyordu.....
Sonunda Midas hatasını anladı; O’ nu eski
haline döndürmesi için Dyonisos’ a tekrar tekrar yalvardı... Dyonizos ta
sonunda isteğini kabul etti, tanrının isteği üzerine Midas Paktolos ( Sart )
Irmağında ellerini yıkadı ve eski haline döndü: Akıl O’ na yol
göstermişti.
Bu efsaneden de anlaşılacağı üzere
zengin olma hırsının