Peki, bu
üçlem daha sonra Hıristiyanlıkta karşımıza çıkacak olan Teslis’ i
(Baba-Oğul-Kutsal Ruh) yansıtmıyor mu ?
Son olarak
ta Gök Tanrıçası Nut’ un Bakara yani inek anlamına geldiğini hatırlatıp
sizleri kendi düşünceleriniz içinde uzun soru dizisiyle baş başa bırakayım…
Bu durumda
Kuran’ın bahsettiği inek, Musa’dan çok gerilere giderek, eski Mısır
mitolojisindeki yerini almamakta mıdır? (bakınız:
http://www.girgin.org/yazilarim/OlulerKultu.htm )

Şimdi 2.
değişiklikten bahsedelim:
Hz. Muhammed’e Sureleri vahyederken
Yüce Allah
başlarına bir isim koymamıştır. Yani surelerin isimleri daha sonra
kullar tarafından yakıştırılmıştır:
Bazı
kaynaklara göre sure isimleri Peygamberimiz tarafından, diğerlerine göre
ise Kuran sureleri derlenirken konulmuştur. Benim saf Müslim olarak
sorum şudur:
Allah’ın surelerine kulların isim verme hakkı var mıdır?
Hadi
isim verdiniz; bu isimler ayetler arasındaki kelimelerden nasıl seçildi?
Daha doğrusu örneğini vermeye çalışacaklarım, neye dayanarak kelimeler
arasından cımbızla çekildi?
Bakara Suresinden yukarıda kısaca
bahsettik. Yinelemeyeyim. Onun yerine Maide ve diğer bazı Surelerin
Diyanetin Mealinden açıklamasını ekleyeyim:
5- MÂİDE SÛRESİ (Medine)
120
ayettir. Sûre, adını 112. ve 114. âyetlerde yer alan “mâide” (sofra)
kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca; verilen sözlerin yerine getirilmesi, İsrailoğullarının sözlerinde durmamaları, Hıristiyanların yanlış inançları,
dünyaya düşkünlükleri ve yolsuzlukları, müslümanlar için bazı talimat, uyarı
ve dinî hükümler konu edilmektedir.
Allah aşkına, bu surede yemekten,
sofradan bahseden kaç ayet var?
Buna karşılık bolca "verilen sözlerin tutulmaması.... Müslümanlara
talimat ve dini hükümler" var: Peki, bu sureye isim verdiklerini sanan
zevat, hiç mi doğru yolu gösteren bir kelime bulamadılar da.. acıkmış
sefiller gibi sofra kelimesini layık gördüler?
6- EN'ÂM SÛRESİ (Mekke)
Adını, 136, 138 ve 139. âyetlerde yer alan “el-En’âm” kelimesinden almıştır.
En’âm, koyun, keçi, deve ve sığır cinsi ehli hayvanları ifade eden bir
kelimedir. Sûrede başlıca tevhide, adalete, peygamberliğe, ahirete dair
meseleler ile küfrün ve batıl inançların reddi ve bazı temel ahlâk kuralları
konu edilmektedir.
Peki, surede bu kadar değerli konulardan bahsedilirken, isminin ehil hayvanlarla ne ilgisi vardır ??
15- HİCR SÛRESİ (Mekke)
99
âyettir. Sûre, adını 80. âyette geçen “Hicr” kelimesinden almıştır. Hicr,
Medine’nin kuzeyinde vaktiyle Semûd kavminin yaşadığı bir yerin adıdır.
Sûrede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve
hesap konuları; peygamberlerin, çeşitli zamanlarda azgınlara ve inkârcılara
karşı verdikleri mücadeleler çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu sûrede ayrıca
ilâhî kitapların kendisiyle kemale erdiği Kur’an’ın, her türlü tahriften
korunacağı hükmü de yer almaktadır.
Kuranın her türlü değişimden korunacağını
belirten - yani en önemli konulardan birini açıklayan- sureye hangi aklı
evvel bir yerin adını vermek düşüncesinde(?) bulunmuştur?
Bu
örnekleri çoğaltmak mümkün; fakat ben zamanınızı almamak için uzatmayacağım.
İsteyen din kardeşlerimiz en alta ekleyeceğim bölümde, aynı soru işaretleri
yaşatan sure isimleri için gene Diyanet' in Mealinden kopyaladığım satırlara
bakabilirler.

Gelelim
en son ve bana göre en önemli değişikliğe:
Faniler tarafından Allah’ın kitabının surelerinin sıraları
değiştirilmiştir.
Aşağıda tüm Kuran Surelerinin şimdiki Kuranda sıralaması ile İniş sırasına
göre karşılaştırmasını bulacaksınız:
Şimdi beni en çok düşündürten konuya geldik: Aslında 1. sırada olması
gereken Alak suresinin ilk ayeti ne der?
"Yaratan Rabbinin adıyla
oku!"
Yani oku, öğren, bilgi sahibi ol!
Gelelim 2. sırada inen Kalem
suresine: Kalem Suresinin ilk ayeti ne der?
"Nun! Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına"
Yani oku, öğren, bilgi sahibi ol ve bildiklerini başkalarına öğret!
Zaten peygamberimiz bilgi
konusunda ne demiştir?
"İlim Çin' de olsa dahi
arayınız!" İşte ben de onun yapmaya
çalışıyorum. Çünkü Kuranın asıl ve ilk vermek istediği mesaj okumamız,
öğrenmememiz, bilinçlenmemiz ve başkalarına öğretmemiz, hatta başkalarını da
bilinçlendirmemiz üzerine kuruludur.
Halbuki yukarıda açıklamaya çalıştığım
nedenlerle, ulema takımı kafası çalışan müminleri istememekte, halkı koyun
sürüsüne benzetip, gütmeye çalışmışlardır ve hala... çalışmaktadırlar..
Fatiha suresi ile açılış yapılmış, inek suresi ile devam edilmiştir ne yazık
ki..
Herkesin düşüncesinde olduğu gibi, benim
fikirlerimde de yanlışlar olabilir, ama tüm paradigmam iyi insan, güzel
Müslüman ve İslam, akıllı (zeki değil!) ve bilinçli birey üzerine kuruludur.
Bu düşünce çizgisinde olan herkesin fikirlerini zevkle tartışırım, ama
bağnaz ve ön yargılı kişilerle değil tartışmak, konuşmaya bile girmem..
Çünkü ne yazık ki toplumumuz tartışma ile kavgayı birbirine karıştırıyor,
sesini yükseltince haklı olduğunu kanıtlamış olacağını sanıyor.. Halbuki,
naçiz ben, -akademik düşünce tarzımla- Kuranı pozitif yönde yorumlamaya ve
etrafa yaymaya çalışıyorum.. Bir arkadaşımın Bu konudaki anısı ile
yazımı noktalayayım.
Bahsettiğim
dostum, sonradan Müslüman olmuş bir Alman arkadaşı ile Türkiye' deki
bir camide cuma namazı kılarlar. Namazdan önce caminin hafızı, Kurandan
ayetler okumakta, bizim cahil halkımızın bir kısmı da hafızın dokunaklı
okuyuşundan etkilenerek göz yaşı dökmektedir. Alman Müslüman, önce şaşkın
gözlerle etrafına bakar, sonra kendini tutamaz, gülmeye başlar. Etraftaki
halk bozulur, "Bu kefere buraya niye geldi?" "Bizimle neden dalga geçiyor?"
diye arkadaşa, o da Alman' a sorar tabii.
Aldığı cevap çok.. ilginçtir:
"Neden gülmemeyim? Siz okunan ayetlerin anlamını biliyor musunuz?"
"Hayır" der tabii bizim Türk Müslümanlar.
"O zaman ben söyleyeyim" der Alaman Müslüman:
"Bunlar Bakara Suresinin 220-237 ayetleridir ve genelde kadınlarla adet
halindeyken ilişkide bulunmamamız gerektiğini anlatır.. Siz bu ayetleri
dinlerken ağlarsanız, ben size gülmemeyim de ne yapayım?"
İşte, Fatiha Suresi ile başlayan ve
ulemaların sizi/bizi yönlendirmeye çalıştığı günümüz Türkiye Müslümanlığının
acı durumu.. Sonradan Müslüman olmuş Alman, en azından ayetlerin anlamını
biliyor ve ona göre yorum yapıyor...
Ya siz ne yapıyorsunuz?
Dr. Ahmet Girgin
Eylül 2010
PDF olarak
yazıyı indirmek isteyenlere link:
http://www.mediafire.com/?th7w446qd165iax

Diğer Sureler üzerine Diyanet Mealinden kısa notlar ( Artık yukarıdaki
yazdıklarımın ışığında yorumu size bırakıyorum):
4- NİSÂ SÛRESİ (Medine)
“Nisâ” kadınlar demektir.
176
âyettir. Sûre, özellikle kadın haklarından, onların hukûkî ve sosyal
konumlarından bahsettiği için bu adı almıştır.
9- TEVBE SÛRESİ (Son iki âyet hariç Medine döneminde)
Sûre,
adını Allah’ın kullarının tövbesini kabul edeceğini bildirdiği 104. âyetten
almıştır. İlk âyette geçen “berâet” kelimesinden dolayı sûreye Berâe sûresi
adı da verilmiştir. Başında besmele olmayan tek sûredir. Sûrenin
başına besmelenin yazılmamış oluşunu bazı bilginler, onun bir önceki sûrenin
devamı mahiyetinde oluşu ile açıklamışlardır. Sûrede başlıca, yaptıkları
antlaşmalara bağlı kalmayan düşmanlarla ilişkilerin kesilmesi, antlaşmalara
bağlı kalanlara karşı ise antlaşmalara bağlı kalınmasının gerekliliği;
Kur’an’ın Müslümanlar üzerinde oluşturduğu etki ve Hz. Peygamber’in
müslümanlar adına duyduğu endişe söz konusu edilmektedir.
12- YÛSUF SÛRESİ (Mekke)
111
âyettir. Bu sûrede Yûsuf Peygamberin hayatta karşılaştığı sıkıntılar ve
bunlara sabrederek nasıl başarıya ulaştığı anlatılmakta ve inananlar için
faydalı öğütler, önemli mesajlar verilmektedir.
Kur’an’da baştan sona kadar bir tek konuyu anlatan tek sûre budur.
13- RA'D SÛRESİ (Mekke)
43
âyettir. Sûre, adını 13. âyette geçen “Ra’d” kelimesinden almıştır. “Ra’d”
gök gürültüsü demektir. Sûrede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik,
öldükten sonra dirilmek ve hesap ile müşriklerin İslâm hakkında ortaya
attıkları şüpheler konu edilmektedir.
14- İBRÂHİM SÛRESİ (Mekke)
52
âyettir. İçinde Hz. İbrahim’den ve ailesinden söz edildiği için bu adı
almıştır. Sûrede başlıca imanın temel konuları olan Allah’a iman,
peygamberlere iman, öldükten sonra dirilme ve hesap ele alınmaktadır.
16- NAHL SÛRESİ (Mekke)
128
âyettir. Sûre, adını 68. âyette geçen “en-Nahl” kelimesinden almıştır.
“en-Nahl” bal arısı demektir. Sûrede başlıca, kâinatta Allah’ın varlığını ve
birliğini gösteren deliller, vahiy, öldükten sonra dirilme gibi konular yer
almaktadır. Bal arısı ve ….
17- İSRÂ SÛRESİ (26,32,33 ve 57. âyetler ile 73-80. âyetler Medine,
diğerleri Mekke)
111
âyettir. Sûre, adını ilk âyetin konusu olan “İsrâ” olayından almıştır.
“Geceleyin yürütmek” anlamına gelen “İsrâ”, Mîrac yolculuğunda, Hz.
Peygamberin bir gece, Mekke’den Kudüs’e götürülmesini ifade eder. Sûrenin
diğer bir adı da “Benî İsrâil Sûresi”dir.
19- MERYEM SÛRESİ (Mekke)
98
âyettir. Bazı tefsir bilginlerine göre 58 ve 71. âyetler Medine döneminde
inmiştir. Sûre, Meryem’in, oğlu İsa’yı nasıl dünyaya getirdiğini anlattığı
için bu adla anılmıştır. Sûrede başlıca, tevhit inancını yerleştirmek
amacıyla bazı peygamberlerin kıssaları ve kıyamet sahneleri konu
edilmektedir.
20- TÂ HÂ SÛRESİ (Mekke)
135
âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan harflerden almıştır. Sûrede,
Allah’ın peygamberler aracılığıyla insanlara gösterdiği doğru yolun temel
gerçeklerine işaret edilmekte, Hz. Peygamber teselli edilerek peygamberlik
görevini mutlaka en güzel şekilde başaracağı müjdelenip kendisine karşı
çıkanların uğrayacağı sonuçlar izah edilmektedir.
21- ENBİYÂ SÛRESİ (Mekke)
112
âyettir. “Enbiyâ”, peygamberler demektir. Sûre, temel konu olarak
peygamberlerden, onların tevhit davası uğrunda verdikleri mücadelelerden
bahsettiği için bu adı almıştır
22- HAC SÛRESİ (Âyetlerinin çoğu Mekke’de, bir kısmı ise Medine)
78
âyettir. Hac ibadetinden bahsettiği için bu adı almıştır. Sûrede ayrıca
kıyamet gününün dehşetinden, kıyamet günü yaşanacak sahnelerden, cihattan ve
helâk edilmiş eski toplumlardan söz edilmektedir.
24- NÛR SÛRESİ (Medine)
64
âyettir. Adını, 35. âyette geçen “nûr” kelimesinden almıştır. Sûrede
başlıca; bireysel ve toplumsal hayatla ilgili çeşitli hüküm ve prensipler,
özellikle aile hayatına dair esaslar yer almaktadır.
26 - ŞU'ARÂ SÛRESİ (Mekke)
227
âyettir. Sûre, adını 224. âyette geçen “eş-Şu’arâ” kelimesinden almıştır.
“Şu’arâ” şairler demektir. Sûrede başlıca Mûsâ, İbrahim, Nûh, Hûd, Salih ve
Şu’ayb peygamberlerin kıssaları dile getirilmekte; müşriklerin, Kuran’ın
vahiy dışı bir kaynağa dayalı olduğu iddialarına karşılık, onun bir vahiy
eseri olduğu vurgulanmakta, söz konusu kaynakların Kuran üzerinde hiçbir
etkisinin bulunamayacağı ifade edilmektedir.
27 - NEML SÛRESİ (Mekke)
93
âyettir. Sûre, adını 18. âyette yer alan “en-Neml” kelimesinden almaktadır.
Neml, karınca demektir. Sûrede başlıca, Süleyman peygamber ve Sebe’
melikesi, Belkıs kıssası ile Salih ve Lût peygamberler konu edilmekte,
ayrıca müminlerin kurtuluşa ereceği, İslâm karşıtlarının kötü akıbetleri,
öldükten sonra dirilmek ve kıyamet dile getirilmektedir.
28- KASAS SÛRESİ (Mekke)
88
âyettir. Sûre, adını 25. âyette geçen “el-Kasas” kelimesinden almıştır.
Kasas, kıssalar anlamında olup Kuran’da geçen kıssa ve olaylar için
kullanılır. Sûrede başlıca Hz. Mûsâ’nın çocukluğunu, peygamber oluşunu,
Musevîleri Mısır’dan çıkarmasını ve Firavun ile ordusunun boğulmasını
kapsayan süreç anlatılmaktadır. Ayrıca küfre saplanıp maddî servet ve
kudrete bel bağlamanın kötü akıbetini vurgulamak üzere Kârûn kıssasına yer
verilmektedir.
29- ANKEBÛT SÛRESİ (Mekke)
69
âyettir. Sûre, adını 41. âyette geçen “el-Ankebût” kelimesinden almıştır.
Ankebût, örümcek demektir. Sûrede başlıca, Allah’ın birliği, peygamberlik,
öldükten sonra dirilme gibi temel inanç konuları ile Nûh, İbrahim, Lût ve
Şu’ayb gibi peygamberlerin ibret dolu kıssaları konu edilmektedir. Yine Âd
ve Semûd gibi kavimlerle Kârûn ve Hâmân gibi tarihin azgın liderlerinin
başlarına gelenlere dikkat çekilmektedir.
30- RÛM SÛRESİ (Mekke)
60
âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen “er-Rûm” kelimesinden almıştır.
Sûrede başlıca kıyametin hâllerinden, Allah’ın kudretine ve birliğine
delalet eden kevnî meseleler ile Kureyş kabilesinin İslâm’a karşı olumsuz
tutumu konu edilmiştir.
35- FÂTIR SÛRESİ (Mekke)
45
âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “Fâtır” kelimesinden almıştır.
Fâtır, yaratan, yoktan var eden demektir. Yine ilk âyette geçen “el-Melâike”
kelimesinden dolayı “Melâike sûresi” diye de anılır. Sûrede başlıca,
Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden kâinat olayları, öldükten sonra
dirilme, Allah’ın nimetleri ve mü’minle kâfir arasındaki fark konu
edilmektedir.
36- YÂSÎN SÛRESİ (Mekke)
83
âyettir. Sûre, adını ilk âyeti oluşturan “Yâ-Sîn” harflerinden almıştır.
Sûrede başlıca insanın ahlâkî sorumlulukları, vahiy, Hz. Peygamber’i
yalanlayan Kureyş kabilesi, Antakya halkına gönderilen peygamberler,
Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller, öldükten sonra dirilme,
hesap ve ceza konu edilmektedir.
37- SÂFFÂT SÛRESİ (Mekke)
182
âyettir. Sûre, adını ilk âyette geçen “es-Sâffât” kelimesinden almıştır.
Sâffât, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir. Sûrede başlıca,
meleklerden, cinlerden, kıyamet ve ahiret olaylarından söz edilmekte; Nûh,
İbrahim, İsmail, İshak, Mûsâ, Hârun, İlyas, Lût ve Yûnus peygamberin
kıssalarına yer verilmektedir.
38- SÂD SÛRESİ (Mekke)
88
âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “Sâd” harfinden almıştır. Sûrede
başlıca, Allah’ın birliği, müşriklerin inkârları ve sapıklıkları sebebiyle
azabı hak etmiş oldukları, Davûd, Süleyman, Eyyüp, İbrahim, İshak, İsmail,
el-Yesa’ ve Zülkifl peygamberlerin kıssaları, Davûd peygamberin hakemliği ve
Hz. Peygamberin temel görevi konu edilmektedir.
39- ZÜMER SÛRESİ (Mekke)
75
âyettir. Sûre, adını 71 ve 73. âyetlerde geçen “Zümer” kelimesinden
almıştır. Zümer; zümreler, gruplar demektir. Sûrede başlıca, göklerde ve
yerde Allah’ın birliğini gösteren deliller, mü’minlerin cennete, kâfirlerin
cehenneme sevk edilecekleri konu edilmekte; kullar, ölüm gelip çatmadan
Allah’a yönelmeye çağrılmaktadır.
40- MÜ'MİN SÛRESİ (56 ve 57. âyetler hariç Mekke)
85
âyettir. Sûre, adını 28. âyette geçen “mü’min” kelimesinden almıştır. Mü’min
inanan kimse demektir. Âyette sözü edilen mü’min, Firavun ailesinin; gizlice
iman eden ve çevresindekileri hakka yönlendirmeye çalışan bir ferdidir.
Ayrıca sûre, Allah’ın sıfatlarından biri olan ve 3. âyette geçen “ğâfir”
kelimesinden dolayı “Ğâfîr sûresi” diye de anılmaktadır. “Ğâfir”, bağışlayan
demektir. Sûrede başlıca, Allah’ın birliğini gösteren bazı delillere yer
verilerek kıyametle ilgili tasvirler yapılmaktadır.
41- FUSSİLET SÛRESİ (Mekke)
54
âyettir. Sûre, adını üçüncü âyette geçen ve Kur’an âyetlerini niteleyen
“fussilet” ifadesinden almıştır. “Fussilet”, “genişçe açıklandı” demektir.
Sûre, ayrıca “Hâ Mîm es-Secde” diye de anılır. Sûrede başlıca hakka davet,
batılda ısrar edenlerin uyarılması, vahyin insanlar üzerindeki ahlâkî ve
manevî etkileri konu edilmektedir.
42- ŞÛRÂ SÛRESİ (Mekke)
53
âyettir. Sûre, adını 38. âyette geçen “Şûrâ” kelimesinden almıştır. Şûrâ,
danışma demektir. Sûrede başlıca müslümanların işlerini kendi aralarında
danışma yoluyla yürüttükleri, ayrıca kâinatta Allah’ın birliğini gösteren
deliller ve kıyamet gününün hâlleri konu edilmektedir.
43- ZUHRUF SÛRESİ (Mekke)
89
âyettir. Sûre, adını 35. âyette geçen “Zuhruf” kelimesinden almaktadır.
Zuhruf; yaldız, mücevher, dünya hayatının geçici menfaati anlamlarına gelir.
Sûrede başlıca tevhit, iman ve vahyin getirdiği hakikatler ile insanların bu
hakikatlere ters düşecek şekilde sırf geçici dünya menfaatlerine bağlanarak
sergiledikleri çelişki vurgulanmakta, batıla karşı çıkan ve hakkı tutan
şahsiyetler olarak İbrahim, Mûsâ ve İsa peygamberlerden söz edilmektedir.
44- DUHÂN SÛRESİ (Mekke)
59
âyettir. Sûre, adını onuncu âyette geçen “duhân” kelimesinden almıştır.
Duhan, duman demektir. Sûrede başlıca, Kur’an’ın indirilişi, müşriklerin ona
karşı tutumu, Firavun ve halkının başlarına gelen azaplar, Kureyş’in Hz.
Peygamberi yalanlaması, iyilerin ve kötülerin karşılaşacakları akıbet konu
edilmektedir.
45- CÂSİYE SÛRESİ (Mekke)
37
âyettir. Sûre, adını 28. âyette geçen “Câsiye” kelimesinden almıştır. Câsiye,
diz üstü çöken demektir. Sûrede başlıca, Kur’an’ın indirilmesi, dış âlemde
Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller, Allah’ın kullarına
bahşettiği nimetler, İsrailoğullarının kendilerine verilen nimetlere inkâr
ve isyanla karşılık vermeleri konu edilmektedir.
46- AHKÂF SÛRESİ (Mekke)
35
âyettir. Sûre, adını 21. âyette geçen “Ahkâf” kelimesinden almıştır. Ahkâf,
sûrede sözü edilen “Âd” kavminin yaşadığı Yemen’de bir bölgenin adı olup,
uzun ve kıvrımlı kum yığınları demektir. Konusu itibariyle bir önceki
sûrenin devamı niteliğindedir.
47- MUHAMMED SÛRESİ (Medine)
38
âyettir. Sûre, adını Peygamber Efendimizin, ikinci âyette geçen adından
almıştır. Sûre, ayrıca yirminci âyette geçen “el-Kıtâl” kelimesinden dolayı
“Kıtâl sûresi”, diye de anılmaktadır. Sûrede temel konu cihat olmak üzere
başlıca, savaş, esirler, ganimetler ve münafıkların durumu konu
edilmektedir.
48- FETİH SÛRESİ (Medine)
29
âyettir. Sûre, adını 1, 18 ve 27. âyetlerde geçen “fetih” kelimesinden
almıştır. Sûrede başlıca, hicretin altıncı yılında Hz. Peygamber ile
Mekke’li müşrikler arasında gerçekleşen Hudeybiye antlaşması, cihad,
savaştan geri kalan münafıklar ve Mekke’nin fethedileceği müjdesi konu
edilmektedir.
55- RAHMÂN SÛRESİ (Mekke)
78
âyettir. Sûre, adını ilk âyeti oluşturan ve Allah’ın sıfatlarından biri olan
“er-Rahmân” kelimesinden almıştır. Sûrede başlıca, Allah’ın nimetleri,
birliğini ve kudretini gösteren kâinat delilleri ve günahkârların kıyamette
karşılaşacakları korku ve şiddet konu edilmektedir.
57-
HADÎD SÛRESİ (Medine)
29
âyettir. Sûre, adını 25. âyette geçen “el-Hadîd” kelimesinden almıştır.
Hadîd, demir demektir. Sûrede başlıca, tüm kâinatın Allah’a ait olduğu ve
kâinatta dilediği gibi tasarruf edeceği, Allah’ın dinini yüceltmek için can
ve mal ile mücadelenin gerekliliği, dünya hayatının geçiciliği ve
aldatıcılığı konu edilmektedir.
58-
MÜCÂDELE SÛRESİ (Medine)
22
âyettir. Sûre, adını ilk âyette sözü edilen olaydan almıştır. “Mücâdele”,
münakaşa etmek, tartışmak demektir. Bir adamın “zıhâr” yaptığı karısı, Hz.
Peygambere gelerek onu şikâyet etmiş ve Hz. Peygamberle de tartışmıştı.
Sûrede başlıca, zıhar, zıhar kefareti gibi bazı dînî hükümler ile birtakım
görgü kuralları ve müminlerin inanmayanlara karşı takınmaları gereken tavır
konu edilmektedir.
61-
SAFF SÛRESİ (Medine)
14
âyettir. Sûre, adını 4. âyette geçen “saff” kelimesinden almıştır. Saff,
sıra, dizi demektir. Sûrede başlıca, Allah yolunda cihadın fazileti konu
edilmektedir.
62-
CUM'A SÛRESİ (Medine)
11
âyettir. Sûre, adını 9. âyette geçen “el-Cumu’a” kelimesinden almıştır.
Sûrede başlıca, Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderilişi, Yahudilerin
Allah’ın dininden yan çizmeleri ve Cuma namazı ile ilgili bazı hükümler konu
edilmektedir.
68-
KALEM SÛRESİ (Mekke)
52
âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Kalem” kelimesinden almıştır.
“Nûn” sûresi diye de anılır. Sûrede başlıca, Hz. Muhammed’in
peygamberliğinin ispatı ve müminler ile kâfirlerin akıbetleri konu
edilmiştir
73-
MÜZZEMMİL SÛRESİ (Mekke)
20
âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Müzzemmil” kelimesinden
almıştır. Müzzemmil, örtünüp bürünen demektir. Sûrede başlıca, Hz.
Peygamberin ibadet ve itaat hayatı konu edilmiştir.
74-
MÜDDESSİR SÛRESİ (Mekke)
56
âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Müddessir” kelimesinden
almıştır. Müddessir, tıpkı bir önceki sûrenin adı olan müzzemmil gibi,
örtünüp bürünen demektir. Sûrede başlıca, Hz. Peygamberin tebliğ ve davetle
görevlendirilmesi, müşriklerin ona karşı çıkması ve onların cehennemle
uyarılması konu edilmektedir.
76-
İNSAN SÛRESİ (Medine)
31
âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “insan” kelimesinden almıştır. Aynı
âyette geçen “ed-Dehr” kelimesinden dolayı Dehr sûresi diye de anılır. Dehr,
zaman demektir. Sûrede başlıca, ahiret hayatıyla ilgili meseleler ve
özellikle takva sahiplerinin cennette kavuşacakları çeşitli nimetler konu
edilmektedir
84-
İNŞİKÂK SÛRESİ (Mekke)
25
âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “inşakka” fiilinin mastarı olan
“İnşikâk” kelimesinden almıştır. İnşikâk, yarılmak demektir.
95- TÎN SÛRESİ (Mekke)
8
âyettir. Tîn, incir demektir.
96- ALÂK SÛRESİ (Mekke)
19
âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen “alak” kelimesinden almıştır.
100- ÂDİYÂT SÛRESİ (Mekke)
11
âyettir. Âdiyât, hızlı koşan atlar demektir.
101- KÂRİ'A SÛRESİ (Mekke)
11
âyettir. “Kâri’a”, vuran, çarpan, kapıyı çalan, yürekleri hoplatan şey
demektir. Burada, kıyamet gününü ifade etmektedir.
109- KÂFİRÛN SÛRESİ (Mekke)
6
âyettir. “Kâfirûn”, inkârcılar demektir.
112- İHLÂS SÛRESİ (Mekke)
4
âyettir. İhlâs, samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak demektir. Allah’a bu
sûrede anlatıldığı şekilde inanan, tevhit inancını tam anlamıyla benimsemiş
ihlâslı bir mümin olacağı için sûre bu adla anılmaktadır.
113- FELÂK SÛRESİ (Medine)
5
âyettir. Felâk, sabah aydınlığı demektir.
114- NÂS SÛRESİ (Medine)
6
âyettir. Nâs, insanlar demektir.