Bahçeye geçip, konser salonunda bir koltuğa oturdum. Gotik mimarinin
tavanını iyon sütunları taşıyordu ve salonun akustiği mükemmele
yakındı.
Türkiye ve Türkleri seven 4 Fransız, Konserin başlangıcında sempatik
sunumlarını, dilleri döndüğünce Türkçe yapmaya çalıştılar ve iyi
niyetleri seyirciler tarafından alkışlarla takdir edildi.

Spiral
Quartet: sağ baştaki damadımız
Philippe.
(Konser esnasında fotoğraf çekimi yasak olduğu için ancak sonunda ve
flaşsız çektiğimden foto kalitesi için özür dilerim.)
Galatasaray Lisesi’nden Kardeşimiz Jale’nin Fransız eşinin Soprano
saksofon ve flüt çaldığı “Spiral Quartet” topluluğunun, ülkemizin
ezgilerini içeren dinletisi idi bu.
İlk olarak “Üsküdar’a Gider iken” i dinledik. Bu şarkıda damadımız
Philippe sanki oryantalizme pek girememiş, sadece notaların
terennümünde kalmış gibi geldi bana. Ama sonraki parçalarda, bilhassa
flüt çaldığı ezgilerde çok daha iyi bir performans sergiledi.
Daha sonra “İstanbul’da sabah” adlı parçayı dinledik. Benim daha
dingin olarak düşündüğüm İstanbul’un sabahının tersine, sanki öğle
vakti Eminönü meydanının curcunasını betimliyordu. Daha sonra
kontrbasta solo olarak dinlediğimiz “Galata”, bana göre İstanbul’un
sabah sessizliğini daha güzel yansıtıyordu. Belki de önceki dinletide
hissettiğim curcunayı Galata çevresine daha çok yakıştırdığım için
öyle algıladım....
“Çayeli’nden öteye” ve “Gesi Bağları” nın yorumları çok güzeldi. Ama
naçiz fikrime göre, grup her parçaya memleket ezgileri ile
başlayıp, aradaki caz dinletisinden sonra yine yerel ezgi ile
bitirince, sanki o yerel ezgiler parçaya yapıştırılmış düşüncesini
getiriyordu insanın aklına. Örneğin, Sertap Erener' in son şarkısı
"İstanbul" da, “Üsküdar’a Gider iken” ezgisi belli belirsiz kısacık
çalınıyor, ama parçada ağırlığı hiç hissedilmiyor..
Belki de en içten söyledikleri, en kendilerine uyan parça, her şeyi
ile gruba ait olan “Jale’s Song” idi.
Konserin ikinci bölümünde
“Tavas Zeybeği” ni, “İzmir’in Kavakları”nı, “Antalya’nın Mor Üzümü” nü
dinledik. Bu bölümün bana göre en güzel parçaları ise “Triade” ve
“Bozlak Blues” idi. Bildiğiniz gibi Halk edebiyatımızda bir ezgi türü
olan bozlak, konusunu aşiret kavgalarından, kan davalarından ve aşk
maceralarından alır. Afşar ve Türkmen oymaklarına ait bir uzun hava
türüdür.
Özet olarak feryat etmek,
haykırmak, ayrıca deve bağırması anlamınaki bozlamaktan gelen bir
kelimedir ve “Blues” türüne yakın olduğu için belki de, caz ile çok
güzel uyum sağlamıştı..
“Aman Adanalı” ile bitirdikleri konserden çıktığımızda içimizde hoş,
tatlı bir huzur/rahatlama vardı.
Türk’ ü Türk’ ten başka seven olmaz diye düşünmeyin. İşte, pırıl pırıl
4 yabancıdan oluşan bir grup: bu insanlara biz destek vermez isek, kim
verecek?
Konseri niye kaçırdık diye üzülmeyin. Aynı dörtlü 2 Temmuz 2011’de
İstanbul Caz Festivali bünyesinde yine bizlerle olacak. Caz ile Türkçe
ezgiler uyuşur muymuş diye burun kıvırmayın, imkanlarınızı zorlayın ve
gidin…
Dr. Ahmet GİRGİN
Haziran 2011

Küçük resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz

Eğer Adnan Saygun' un "Bozlak" ını
Tuncay Kurtuğlu' ndan klasik batı müziği olarak dinlemek
isterseniz alttaki linki tıklayınız:
https://www.youtube.com/watch?v=OlxRx4GOdB8&feature=player_embedded#at=12