
Beni
"ben" yapan Sevgili İlkokul Öğretmenim Gönül Özdil anısına
Yıllar sonra sevgili arkadaşım Leon Adoni, Bakırköy Taş Mektep' teki
öğretmenimiz Gönül Özdil ile okuyan arkadaşların toplanması için ön ayak
olunca bir ilkokul öğretmeninin, öğrencisinin hayatında ne kadar önemli
olabileceğini belirtmek için, bazı anılarımı sizinle paylaşmak istiyorum.
İlkokulda portakal gibi sarışın, anne babamın sözünden çıkmayan inatçı bir
öğrenci idim. Örnek vermem gerekir ise; annem bana -yazarken sağ kolumun
rahat olması için- sıranın mutlaka sağında oturmamı önermişti ve bu sözü
beynime o kadar kazınmıştı ki, öğretmenimiz Gönül Hanım, beni bir türlü
sıranın sağından soluna geçirememişti. Çaresiz kalınca da annemden yardım
istemiş, annem ilkokula gelmiş ve bana yer değiştirebileceğimi söyleyince,
ancak ikna olmuş ve sol tarafa geçmiştim.

Taş Mektebin yanmadan önceki hali ve
okulumuzda bizden evvel 1900' lerde okumuş talebeler
(Turgay Tuna'nın "Hebdomon'dan Bakırköy'e" adlı kitabından alınmıştır)
1,2,3,4 derken 5. sınıfa geldik. O zamanlar orta veya liseye hazırlık
kursları yoktu. Ama bizim ulvi düşünceli öğretmenimiz, sınıfın en
çalışkanlarından 4-5 kişiye evinde aylar boyu –hiçbir ücret almadan- kurs
verdi. Şimdilerde böyle fedakar bir öğretmen var mıdır? Bilemiyorum,
etrafımdan duymadım. O zamanlar kurs kitapları da yoktu, test kitapları da
yoktu, tek çalıştığımız sarı saman teksir kâğıdına basılmış kapkalın kitap
ile fotokopi arası bir derleme idi. Öğretmenimiz Gönül Hanım bizi canla
başla çalıştırdı. Sınava müracaat zamanı gelince de:
"Senin kolej imtihanlarına girmeni istiyorum" dedi. Ben de bu önerisini
babama ilettim. Rahmetli Babam THY’de teknisyendi ve maaşı ancak kıt kanaat
ailesini geçindirebiliyordu. Önerimi duyunca durdu, içtiği Maltepe
sigarasından birkaç derin nefes aldı ve sigarasının filtresini de dişlerinin
arasında ezmeye başladı: bu, babamın karar vermekte zorlandığı zaman,
düşüncesini sigaradan çıkartmasının belirtisi idi. Birkaç sigara daha
içtikten sonra bana döndü:
“Bizim seni kolejde okutacak paramız yok ne yazık ki” dedi.
Bana da bu cevabı Gönül öğretmenime iletmek düşüyordu. O' na söylediğim
zaman, İstanbul Hanımefendisinin asaleti ile, şu cevabı aldım:
“Yavrum, senin kolej paranı ben ödeyeceğim.”
Şimdi işler daha da karışmaya, kızışmaya başlamıştı. Acaba günümüzde hem
ücretsiz ders veren, hem de güvendiği talebesinin kolej öğretim ücretini
üstlenen öğretmen var mıdır? Kırk senedir ben başka bir örnek göremedim.
Bana gene zor görev düşmüş ve öğretmenimin cevabını babama iletmiştim.
Rahmetli, yine Maltepe sigarasını yaktı, filtresini ısırmaya başladı.
Üzüldüğünü anlamıştım. Çünkü bir Anadolu erkeği, yavrusunu başkasından
destek görerek okutmak istemezdi. Rahmetli babam o gün bana cevap vermedi.
Ama ertesi gün kursa giderken, şu cevabı iletmemi söyledi:
“Oğlum, senin, öğretmenini zora sokarak okumanı istemem, ama öğretmenin
imtihanı kazanacağını düşünüyorsa, o zaman seni devlet parasız yatılı
sınavına sokarım, kazanırsan devlet seni okutur. Kazanamazsan canın sağ
olsun”
Bu öneriyi Gönül öğretmenim de benimsedi ve beni devlet parasız yatılı
sınavına kaydettirdiler. İmtihana da yanılmıyorsam şimdi Cağaloğlu Lisesi
olan, o zamanın Cağaloğlu Kız Lisesi' nde girdim. Sınavda bana 3 kişi eşlik
etti: canım annem, rahmetli babam ve canım öğretmenim...
İmtihan sonuçları açıklandığında, öğretmenim haklı çıkmıştı: o sene devlet
parasız yatılı sınavına yurdun dört bir yanından gelen 90.000 öğrenci
arasında Türkiye 2. si olmuştum.
İmtihanda 1. gelen, İngilizce öğrenim yapan Kadıköy Maarif Koleji' ne, 2.
gelenler Galatasaray Lisesi' ne, 3. ler ise Almanca öğretim yapan İstanbul
Erkek Lisesi’ ne yerleştirilecekti.
İmtihanı kazanmıştım, ama benim gözüm İstanbul Erkek Lisesi’ nde idi. Neden
mi?
Babamın Necmi isminde İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyan bir kuzeni vardı.
Okulun basketbol takımında oynadığı için popülaritesi yüksekti. O yaz Necmi
ağabey ailesi ile tatile gitmiş ve bir Alman aile ile tanışmıştı. Alman aile
de memleketlerine dönerken, ya Necmi abiyi çok sevdiklerinden veya araba ile
dönüşte fazlalık yapmasın diye, tatilde kullandıkları çadır ile bir
bisikleti Necmi abiye hediye etmişlerdi; o zamanlar bisiklet herkesin
alabileceği, hatta hayal bile edeceği bir şey değildi. Necmi Abimin bisiklet
ve çadırını görünce, ben de hayalimde İstanbul Erkek Lisesi' ne girmeyi,
Almanca öğrenmeyi, sonra bir Alman ailesine rastlayıp bir bisiklet sahibi
olabileceğimi düşlemiştim. Çocukluk işte…
Bu düşüncemi babama açınca: “Bir sorayım” dedi ve İstanbul Erkek Lisesi’ ne
gitti. Dönüşte:
“İstanbul Erkek Lisesi senin kazandığın derecenin altında olduğu için,
istersen oraya kaydını yaptırabilirmişiz. Fakat senin yerinde olsam,
kaderinin çizgisini değiştirmezdim” dedi.
Baba nasihati aklıma yattı ve Galatasaray Lisesi’ nde kaldım. İyi ki de
kalmışım: Almanların düz mantığından uzak, daha sosyal düşünen Fransız
kültürü ile tanışma fırsatım oldu. Ama bundan önemlisi, Galatasaray
ailesinin bir ferdi oldum ve bundan çok gurur duyuyorum. Aramızda çürük
elmalar yok mu? Var tabi… Ama diğer topluluklara göre, bu çürükler, çok az
ve biz onları aramızda eritiyoruz zaten...
Bu arada
açıklamalarımdan anlayacağınız üzere: Galatasaray Lisesi bir kolej değildir.
Şimdilerde Anadolu Lisesi diye anılan grubun içinde yer alır. Anadolu’ nun
her tarafından gelen zeki/akıllı çocukları bağrına basar. Tek farkı yüksek
puanla girilebilen bir okuldur; keşke herkese nasip olsa veya keşke diğer
liselerimizde Galatasaray seviyesinde eğitim verebilse...
Okuldaki ilk gecemde, yatakhaneye çıkıp da çantamı yatağın üzerine attığım
zaman şunu düşündüm:
“Ben burada hayatımın 8 senesini mi geçireceğim?"
Sekiz sene geçti, üzerinden otuz küsur sene daha geçti. Okulu bitirdiğimiz
zaman lisemizin değerini tam anlayamamıştık. Ama giderek insan, kendisini
olgunlaştıran ve hayat görüşünü belirleyen müessesenin kıymetini daha iyi
anlıyor.
İyi ki 8 sene okumuşum, iyi ki de 8 sene yatılı okumuşum: böylece kendi
ayaklarımızın üzerinde durmayı öğrendik, böylece cebimizdeki 25 kuruşu,
annemizin gönderdiği tek elmayı kader arkadaşlarımızla paylaşmayı öğrendik.
Bu son iki olay ne yazık ki, yurdum insanında çok eksik kalan konulardan en
önemleri…

Seneler geçti…
Gönül öğretmenim emekli olmuştu, onu ziyarete gittim. Yanılmıyorsam,
Erenköy’de oturuyordu ve ben ilk defa Bakırköy’den Kadıköy yakasına
geçiyordum. O zamanlar Bağdat Caddesi bana ne kadar geniş ve uzun
görünmüştü. Şimdilerde ise araç trafiğinde bunalmış küçücük bir sokak gibi
geliyor….
Gönül öğretmenim pankreas tümörüne yakalanmıştı ve ben Cerrahpaşa’ da
asistandım. Elimden gelen yardımı yapmak istedim, çünkü –Allah korusun-
yakınları bu hastalığa yakalananlar bilirler: karın boşluğunda su toplanması
yapar. Vücudunuzu gerer, hem tümörün, hem de karın boşluğundaki suyun
basısını hissedersiniz. Hele son dönemleri, çok ağrılı olur. O nezih
öğretmen, benim yardım talebime şöyle cevap vermişti:
“ Yavrum, hastanedeki meslektaşların ellerinden geleni yapıyorlar: karnımda
su toplandığı zaman gidiyorum, birazcık acıyor ama, suyu boşaltıyorlar. O
kadar önemli bir şey değil. Ama yine de teşekkür ederim”.
Gönül öğretmenimin cevabındaki hem vakur duruştan, hem cesaretinden, hem
asaletinden etkilenmiştim. Gözlerim yaşlarla doldu, arkamı döndüm, balkondan
ilerideki ağaçlara baka kaldım…
Birkaç ay sonra da Allah O’nu aramızdan aldı. Eminim mekânı cennettir.
Rahat uyu…
Ellerinden öperim öğretmenim…
Dr. Ahmet GİRGİN
Mayıs 2011

Küçük resimlerin üzerine tıklayarak
büyütebilirsiniz.