Haritada
gördüğünüz kırmızı noktalar döşenen mayınların yerlerini göstermektedir.
Boğazın güney doğusundaki Karanlık Liman'da Nusret mayın gemisi tarafından 8
Mart 1915 tarihinde kıyıya paralel dizilen mayınlara ilk anda bir
anlam verememiştim. Halbuki askeri deha burada kendini belli ediyordu: üst
taraftaki mayınlardan çekinen düşman gemileri, geçici olarak İntepe önündeki
koya çekilmişler ve kıyıya paralel mayınlar, İngiliz Ocean ile Irresistible,
Fransız Bouvet gemilerini batırmıştır, ayrıca
İngiliz
Inflexible ve Fransız savaş gemileri Suffren ve Gaulois çok ağır hasar
almalarına neden olmuştur!
Eğer Çanakkale
Boğazı’nı işaret parmağımız olarak algılarsak, düşman gemileri birinci
boğuma kadar bile ulaşamamışlar ve tekrar Bozcaada yakınlarına çekilmek
zorunda kalmışlar.
İngiliz ve
Fransızlar baktılar ki Çanakkale’yi gemilerle geçemiyorlar, o zaman Gelibolu
Yarımadası’na karadan çıkartma yapmayı düşünürler.
25 Nisan 1915 İlk
çıkartmalar

İlk çıkartmalar
25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadası’nın güney ucuna 5 koldan
yapılır. Ama karadan da gene parmağın birinci boğumuna kadar bile
ulaşamazlar. Burada geçen savaşlar Türkler ile İngilizler, Fransızlar
arasında 300-500 m’lik toprağın alınıp, geri verilmesi şeklinde
süregelmiştir. 25 Nisan 1915’te Anzakların Türkleri yanıltmak amacı ile Arı
Burnuna yaptıkları yalancı çıkartma da bir işe yaramamıştır ve güneyde
Ertuğrul Koyu savunmamız düşmana ilerleme fırsatı vermemiştir. Bunu çok
basite almamak gerekir, çünkü Ertuğrul Koyu’na 1500 düşman askeri çıkarken,
burayı savunan Türk askeri 150-160 kişi kadardır. Yani bir Türk askeri 10
düşman askerini durdurabilmek için canla, başla savaşmış son iki kişi
kalıncaya kadar da, savunma böyle süregelmiştir. 10 düşmana 1 türk oranı
yalnız Ertuğrul Koyu için değil, sahildeki neredeyse tüm siperler için
geçerliydi.
Bu
tarihe kadar Çanakkale Savaşı’nda İhtiyat kuvvetlerinin başında olduğu için
hiç bahsedilmeyen Mustafa Kemal’in dehası 25 Nisan 1915' te Arıburnu'nda
ortaya çıkmıştır: Atatürk,
komutanı olduğu 19'uncu
tümene bağlı 57'nci alay ve bir sahra topçu birliğiyle Arıburnu'na çıkan
Anzac kuvvetlerine sağdan saldırır. (sol taraftan ise yaklaşık iki saat önce
27'nci alay saldırmıştı.) Bu iki alay akşamüstü birleşerek Anzacları
neredeyse sahile kadar sürmüştür, ama akşam harp sahasına gelen 72 ve 77'nci
alayların işbilmezliklerinden bizim askerlerin üzerlerine ateş açmasından
dolayı, anzaclar bulundukları hatlarda siperler kazarak tutunabildiler!
.. Atatürk’ ün kendisi
de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı
askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları
izlediklerini görür…
O anı Mustafa Kemal,
Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.
“...Bu esnada
Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve
korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına
doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim
çıkarak:
-Niçin kaçıyorsunuz
? dedim.
-Efendim düşman dediler!
-Nerede?
-İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Gerçekten de düşmanın
bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde
ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride)
bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye
gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman
benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık
bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir,
bilmiyorum. Kaçan askerlere:
- Düşmandan
kaçılmaz, dedim.
- Cephanemiz kalmadı, dediler.
- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.
Ve bağırarak bunlara
süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı' na doğru
ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin
‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını
geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de
yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”
Gerçekten de, çekilen
Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece,
57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı’na yerleşmesi için gereken süre
kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı’nın kaderini
belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü
oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale
Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından
doğrulanıp vurgulanmaktadır.
Daha sonra, Kolordu
Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine
alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu
emri verir :
“ Ben size taarruz
emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında,
yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”
Esasen Mustafa Kemal'in
anlatımında kaçan görünen askerler ilk çıkarma saatinden sonra balıkçı
damlarını kahramanca savunmuş 27. Alayın perakende birliklerinden geriye
kalan birkaç askerdi ve cephaneleri bittiği için geri çekiliyorlardı.
Bu çıkartmadan
da istediklerini elde edemeyen İngiliz ve Fransızlar, bu sefer 6 Ağustos
1915’te Suvla’ya çıkartma
denemişlerdir.
6 Ağustos 1915 Suvla
Çıkartması

Bu çıkartma ise
İngilizlerin Yeni Zelanda ve Avusturalya askerlerinden oluşan, Anzakların (ANZAC:
Australian and New Zealand Army Corps) yapmaya çalıştığı 40 bin kişilik
büyük bir taarruzdur. Bizim Arı Burnu diye bildiğimiz yerin hemen
kuzeyindeki şimdilerdeki adı ile Anzak koyu’na çıkartma yapmak istemişler ve
Mustafa Kemal’in
dehası 2. kez 9-10 Ağustos 1915' te Conkbayırı'nda devreye girmiştir ve bu
savaş Çanakkale' de Osmanlı' nın kesin olarak kazandığı tek savaştır! Çünkü
diğer muharebelerde gösterilen başarı sadece "düşmanı durdurmak" olmuştur.
Halbuki Arıburnu'nda "düşman" Gelibolu'nun en yüksek tepelerinden sürülerek
bu mevkilerin Türk süngüsünde kalması sağlanmıştır: Conkbayırı'ndaki
savaşta Mustafa Kemal'in emrindeki 8. Tümen'in komutanı da Galatasaraylı Ali
Rıza Sedes Paşa'dır.
Anzaklar bizlere
bu bölgede çok büyük kayıp verdirmişlerdir. Hatta bir muharebe sırasında
şehitlerin toplanamayan cesetleri o kadar kötü kokmaya başlamış ki,
Anzakların önerisi ile geçici ateşkes yapılmış ve ancak o şekilde şehitler
gömülebilmiştir.
Ama yine de
Gelibolu topraklarının içlerine giremeyince, düşman birlikleri 9 Ocak
1916’da çekilme kararı almışlardır. İşte tarihi değiştiren, bizim özgürlük
içinde yaşayabilmemiz Gelibolu topraklarını canla, başla savunan ve 100 bin
kadar şehit veren imanlı askerlerimiz sayesinde olmuştur. Yoksa gökten inen
beyaz sakallı ulemaların yol göstermesiyle değil…
Gelibolu Savaşlarında Atatürk'ün etkisini
kısaca özetlemek gerekirse Churchill' in yazdıklarına bir göz atalım:
Çanakkale Savaşının tasarımcısı görkemli Britanya
İmparatorluğu’nun kibirli Bahriye Bakanı Winston Churchill, tam 21 yerinde
Mustafa Kemal’den söz ettiği, toplam 1668 sayfalık üç cilt, “The Great War”
adlı kitabının 659. sayfasında şöyle yazıyor:
“At the head of the 19th. Division there stood in this strange story, a Man
of Destiny, Mustapha Kemal Bey”
Türkçesi:
“Bu garip öyküde, 19. Tümenin başında, Geleceği Yazan Adam, Mustafa Kemal
Bey bulunuyordu”
Churchill’in toplam 1668 sayfalık üç cilt “Büyük Savaş”
kitabında Alman General Liman von Sanders’ in adı sadece 6 kez geçiyor,
komuta kademesinde Mustafa Kemal’den çok üstlerde bulunan Vehip Paşa, Cevat
Paşa ve Esat Paşa’ların esamisi bile okunmuyor!
Peki, Churchill, sözü edilecek 33 komutan varken neden tutmuş
da 34. sıradaki Mustafa Kemal’i öne çıkarmış? Hem de o çok kibirli
Churchill’in Mustafa Kemal’i tanımlarken kullandığı deyime bir bakar
mısınız: Man of Destiny, Geleceği Yazan Adam! (Yılmaz Dikbaş
29.3.2011)

İlk sabah
geziye çıkmadan önce -Selçuk Kumsabasar Kardeşimizin rehber belgesi olmadığı
için- Dernek İdarecilerinin şehitliklere girerken ki kontrolde zor durumda
kalmamak için rehber kiralama konuşmalarını duydum. İdarecilere "Benim
ülkesel tercüman-rehber kartım var" diyince rahat bir nefes aldılar.
Böylece turu hiç bilmeyen resmi rehber ben oldum, Selçuk Kardeşim ise
Gelibolu' yu karış karış bilen gayri resmi ama asıl rehberimiz oldu!
İlk
günkü gezimizin başında
Ertuğrul Koyu’nda iki tabya gördük. Oradaki toplardan birinin ucu
gelen bir mermiden dolayı eğilmişti, resme dikkat ederseniz fark
edebilirsiniz. Aynı bölgede Yahya Çavuş Anıtı’nı da vardı. Buradaki
şehitliğe de rehberimizin açıklamasına göre –yanlış olarak- Yahya Çavuş
Şehitliği adı verilmiş, halbuki Yahya Çavuş şehit olmamış, savaştan sonra
köyünde yaşamına devam etmiş ve Atatürk’ün emri ile de ömür boyu da maaş
bağlanmıştır.

Ertuğrul Tabyası, eğilmiş top, siperlerin arkasında Ertuğrul Koyu ve İngiliz
çıkartmasının maketi

Tabyadaki küçük müzede sergilenen silahlar
ve camekan içinde bir şehit/gazimizin kopan bacağı
Çanakkale
Şehitleri Abidesi ise, aslında Türk askerinin bulunmadığı, savaş sırasında
daha çok Fransız ve İngilizlerin elinde olan topraklara 1960 senedinde
yapılmıştır. Burada acı olan, İngiliz ve Fransızların 1924 yılında
yaptıkları şehitliklerine karşılık, bizlerin kendi topraklarımızda Şehit
Abidemizi onlardan 50 sene sonra yapmış olmamızdır. Resimde göreceğiniz
üzere Abidemiz şu anda restorasyonda ve önündeki tabelada yazdığı üzere,
işlem Nisan ayında başlamış ve bizim gittiğimiz tarihte bitmesi gerekirken,
ne yazık ki ancak tadilat yeni iskeleleri kurulmuştu. Ne zaman biter Allah
bilir…

Bitmeyen restorasyon tabelası, rehberimiz Selçuk Kumbasar ve canım annem
Fransız
mezarlığı ve İngilizlerin şehitliklerinde neredeyse her bir mezarın üzerine
isim yazılmış iken, bu toprakları kanları ile sulamış olan askerlerimizin
isimleri şehitliğimizde plastik veya metal plakalara toplu halinde
yazılmıştı. Bu durum, bizim şehidimize verdiğimiz önem açısından insanın
içini sızlatıyor.

Ertesi gün Anzak
Koyu’nu görmeye gittik. Anzaklar kendi miraslarına sahip çıkmışlar ve Koy’u
çok güzel düzenlemişler (bakınız:
http://www.girgin.org/yazilarim/Anzak.htm
). Daha sonra 57. Alay Şehitliği’ne gittik ve
Galatasaray Lise’li şehitlerimizi anmak için, çelenk koyma işi bana ve en
genç Galatasaraylıya düştü. İngilizlerin bize göre daha az kayıp vermelerine
karşın Gelibolu’nun hemen her tarafında şehitlikleri mevcut. Bizim 57.
Alay’ın şehitliğinin boyutu bile onların şehitliklerinden küçük. Sanki iki
arada bir derede sıkıştırılmış gibi… (

Fransız, İngiliz Mezarları, 57. Alay
Abidesi ile şehitler için çelenk bırakılması ve esas 57. Alay Şehitliği
Daha sonra
Atatürk’ün askeri dehasının ortaya çıktığı Conk Bayırı’nı, siperleri ve
Atatürk’e gelen bir kurşunun göğsündeki saate saplanmasının geçtiği tepeyi
gördük. Ama bu tepede de -hiçbir şekilde Conk Bayırı kumanda merkezine sahip
olmadıkları halde- bizden önce İngilizler anıtlarını dikmişler. Biz ise
seneler sonra İngiliz’in anıtının yanına Atatürk’ün heykelin koyabilmişiz,
keşke en azından koyduğumuz heykelin boyutu İngilizlerin anıtını
aşabilseydi… Fotoğrafta göreceğiniz üzere ne yazık ki Atatürk’ün heykeli
İngilizlerinkinden bile daha küçük kalmış.

Conk Bayırındaki Atatürk Heykeli ile
İngiliz Anıtı ve bozulmaya başlamış siperler
Gezi bitiminde
son yemeğimizi Gelibolu’da İlhan restoranda yedik ve güzel bir sürpriz
olarak da, Hasan Yarımdünya ve ekibi bizi şarkıları ile uğurladı. Belçika
TV’sine de çıkan Hasan Yarımdünya’ nın fotoğrafta göbeğini gördüğünüz zaman
soyadını tümüyle hak ettiğini anlayacaksınız. Benim aklıma takılan çakma
Armani beyaz tişört, beyaz pantolon ve beyaz kemerinin altına siyah
ayakkabı giymesi idi. Bunu uyumsuzluk olarak görürken, Galatasaraylılar
Derneği başkanı Av. Tevfik Bilge’nin cevabı çok hoşuma gitti: “Abi, beyaz
tişörtle beyaz pantolon arasında uyum sağlaması için, kemer beyaz, lakin
ayakkabı, siyah klarnet ile uyum sağlaması için siyah!..”

Böylece
tarihimizin eksik bildiğimiz bir sayfasının elimizden geldiğince düzeltilmiş
olarak eğitici gezimiz sonlanmıştı ve öğleden sonra İstanbul’a doğru yola
çıktık…
Dr. Ahmet GİRGİN
Haziran 2011


Galatasaray ve Çanakkale
Çanakkale Abidesi ve
Galatasaray Lisesi
Çanakkale Abidesi’nin yapılması için anlaşma yapılan yapsatçının, işi yarıda
bırakması üzerine, Milliyet Gazetesi para toplama kampanyası düzenledi.
Kendisi de bir Kore Gazisi olan Galatasaray Lisei 1948 yılı mezunu (1100)
Abdi İpekçi’nin Genel Yayın Yönetmeni olduğu Milliyet’in kampanyasına
liseler de katıldı. Bu kampanyada en çok parayı Galatasaray Lisesi
öğrencileri topladı.
Galatasaray Lisesi’nin
Hastane Olması
Galatasaray Sultanisi, sayıları 10 binleri aşan Çanakkale gazilerine hizmet
vermek için 1915 yılında geçici bir süre hastaneye çevrildi. Bu süre içinde
aldıkları ağır yaralar yüzünden 40’ı aşkın Çanakkale gazisi Galatasaray
Lisesi’nde öldü.
Galatasaray Lisesi
öğrencisi Mehmet Muzaffer Çanakkale' de veya
Bedeli
Çanakkale' de tesviye olunacaktır....
Yetkin İşcen'in yazısını okumak için
tıklayınız:
http://girgin.org/ansiklopedi/gslimuzaffer.htm
Galatasaraylı Bir
Şehitten Camiaya Vasiyet
(764) Abdurrahman Robenson”un Cepheden Ali Sami Yen' e Yazdığı Mektup
8 Kanunisani 1330
Perşembe Sivas
(21 ocak 1915)
Huzura
Biraderim Sami (Ali
Sami Yen) Bey,
Sizden ayrılırken çok
müteessir oldum (hüzünlendim). İstanbul”da geçirdiğimiz saatleri taattür
ettikçe (düşündükçe) pek muhterem ve iyi bir arkadaş olduğunuzu anladım. Siz
gayyir (gayretli), çalışkan ve yorulmak bilmez bir tabiata maliksiniz. Bütün
gençler size medyunu şükrandır (teşekkür borçludur). Bu muharebeye iştirak
etmek arzusuna galebe çalamadığımdan (yenemediğimden) dolayı sizlerden
ayrılmaya mecbur olmuş idim. Eğer sağ ve salim olarak avdet edersem (geri
dönersem) pek bahtiyar olacağım. Eğer avdet edemezsem beni ve bizleri
hatırlamak üzere bir gün tayin ediniz. O gün bizi tebcil ediniz (anınız).
Bütün arkadaşlara selamlarımı tebliğ ediniz. Ve size pek samimi
ihtiramlarımı (hürmetlerimi) takdim ederim.
Abdurrahman Robenson
Abdurrahman Robenson,
Galatasaray Sultanisi 1906 dönemi mezunu (889) Ali Sami Yen”e Erzurum”dan 13
Şubat 1915”te yazdığı son mektubunda şöyle seslenmişti: “ Kulübün nişanını
daima göğsümde taşıyorum. Muharebede de beraber bulunduracağım. Ölürsem
nişan da göğsümde olacak ve onu mezarıma götüreceğim. Yaşasın Galatasaray.”
Kafkasya Cephesinde savaşan Abdurrahman Robenson 11 Nisan 1915”te, Bayburt
Menzil Hastanesi”nde tifüsten şehiden öldü.
Çanakkale Şehidi
Hasnun Galib”in Cephe Mektupları
(Hasnun Galib Şehidimizin adı GS Spor Kulübünün olduğu sokağa verilmiştir)
“Kardeşler,
Maydos”ta
Soğanlıdere”den harbin hatırası olmak üzere şu mektubumu Galatasaray
Kulübü”nün bütün idmancı kardeşlerime ithaf ediyorum.
Harp hakkında şu kadar
malumat verirsem hakikati anlarsınız. Askerlerimiz Allah”ın inayeti ile
arslancasına har ediyor. Yakında sevgili torağımız düşmanın mülevves (pis)
vücutlarından tathir olunacaktır (temizlenecektir). Emin olabilirsiniz.
Cümle arkadaşlara
selam.
Galatasaraylı Hasnun
Adresim: 7nci Fırka
Alay 19
Tab. 3 Bölük1 Birinci
Takım
Kumandanı Mehmet
Hasnun”
“Kardeşim Ali Sami,
Zığındere”den
25.3.1331
Geldim geleli size
ayriyeten mektup yazamadığımdan son derece müteessirim. Fakat hal ve mevkiin
icabatından olduğuna kanisiniz zanındayım.
İdman Alemi
nasıl,devam ediyor mu? Hokey ligi ne oldu? Zafer inşallah bizim taraftadır.
Buradaki yaptığımız
hakiki idmanda zafer daima bizde, orada da daim Galatasaray”da olmasını arzu
ediyorum.
Burada
tahtelbahirlerimiz (denizaltılarımız) “Majestic”, “Triumph” ve dün bir
diretnot batırdıkları gibi orada da Hüseyin, Celal Topa, Rıza Bey, Muzaffer
ve sair de hokeyde öylece kulüpleri mağlup etmeli. Gemiler gibi ortadan
kaldırmalı demek istiyorum. Topçularımız gülleri nasıl savuruyorlarsa.
Galatasaray”ın idmancıları da öylece futbolu, hokey topunu dost olan
muvakkat (geçici) düşmana-savurmalı.
Geçen gün
siperlerdeyiz, yanıma bir alman neferi geldi, biraz Fransızca biliyordu,
epey konuştuktan sonra Haydarpaşa Vapuru”nda görmüş olduğunuz Alaattin
Efendi Alman futbolcuya benden bahsetmeye başladı. Nihayet Galatasaray”ın
Yavuz Alman bahriyelileriyle oynadığımız oyunu söyledi ve gollerin üçünü
benim attığımı söyleyince, Alman mitralyöz neferi, -Midilli gemisinden-kızdı
ve beni yukarıdan aşağı biz süzdü. “Bu mu?” dedi. Alattin “evet” deyince
nefer bir şey bulamadı.
-
Biz
gemideyiz, onlar burada, bakalım o (yani ben) benim kadar yüzebilir mi dedi.
Biz de hak verdik.
Sonra da Beyoğlu”nda yaptıklarından bahsettik, iyi alay ettik.
Demek istediğim, nefer
mağlubiyetlerini ve Galatasaray”ın galibiyetlerini ta avcı hattından duymuş.
İstanbul”dan gelen
arkadaşlarından birinin ilk verdiği havadis bizim galibiyetimiz olmuş.
Mektubu götürecek olan
adam çadırın kapısında bekliyor. Onun için hitam ediyorum (bitiriyorum).
İdmancıların ve
Galatasaraylıların tümüne selam. Bizim Muzaffer’e ayrıca selam ederim –
bensiz ne yapıyor- ona söyleyin mektup yazsın.
Baki uhuvvet (ölümsüz
dostluk) kardeşim.
Hasnun Galib
Adresim: 7nci Fırka
alay 21
Bölük 7 takım
kumandanlarından
Mehmet Hasnun
Cevdet Bey’e, Bekir
Bey’e, Reşat Bey’e arzı ihtiram ederim (hürmet ederim).
Çanakkale”de Şehit
Düşen Galatasaraylılar
119
Ahmet Refik (18 Şubat 1915)
64
Yusuf Cemil (25 Nisan 1915)
238
Hasnun Galib (21 Haziran 1915)
666
Mehmet Nazmi (5 Temmuz 1915)
Vecdi (1915)
476
Mehmet Ali (19 Temmuz 1915)
252
Aziz Ulvi (19 Şubat 1915)
670
Mehmet Nüzhet (Ocak 1916)
519
Hüsamettin (1915)
169
Hasan Tahsin (22 Kasım 1915)
180
Cevdet (1915)
255
Edhem Mehmed (4 Temmuz 1915)
43
Besim İbrahim (1916)
472
Ahmed Refik (1916)
54
Agop Elmaysan (1918)

Tüm
bilgilerin oluşmasında emeği geçen Melih Şabanoğlu ile Selçuk Kumbasar
Kardeşlerime ve senelerdir bu anlamlı geziyi düzenleyen Galatasaraylılar
Derneği'ne içten teşekkürlerimi sunarım.

Küçük resimlerin üzerine tıklayarak
büyütebilirsiniz.