Seneler
Önceki Amatör Rehberlik Kursu tezim..

Kanuni
Sultan Süleyman kendi adına, ecdadının camileriyle ölçülemeyecek derecede
muhteşem bir ibadethane yapılmasını istemişti. Bu arzu üzerine Mimar Sinan
tarafından yapılan planı beğendi. Büyük mabet eski sarayın ( bugünkü
üniversite binasının olduğu yer ) kuzeyinde ve denize karşı bir tepe üzerine
inşa edilecekti. En mahir sanatkarlar ve mimarlar çağırıldı. Kayaya dayanak
ve temelleri tutturabilmek için üç yıl harcandıktan sonra inşaat bir yıl
için bırakıldı ve bunu takriben duvarların örülmesi başlanıldı. Nakkaş Sâi
Çelebi de temel atmayı Mimar Sinan’ ın ağzından şöyle kaydetmektedir.
O
dem tarh eyleyip Eski Sarayı
Süleymaniye’ ye urdum binayı...
Mimarbaşı
şaheserinin planını biri avlu, diğeri asıl camii ihtiva etmek üzere iki plan
üzerine çizmişti, avlunun dört köşesinde birer minare bulunuyordu. Bunlardan
camiye yakın olanlar diğerlerinden daha büyük ve üçer şerefelidir.
Minarelerin, toplamı on olan şerefeleri Kanuni Sultan Süleyman’ ın onuncu
hükümdar olduğuna işaretti.
Mimar Sinan
büyük eserini Ayasofya’ yı geçecek bir güzellikte inşa etmek niyetindeydi.
Ayasofya’ nın yanlarda dörder çapraz tonozla, Beyazıt Camiinde aynı
büyüklükte dörder kubbeyle desteklenmiş olmasına karşılık, Sinan bu yapıda
asıl kubbenin iki tarafına aynı büyüklükte olmayan dörder kubbe oturtmuştu.
Caminin iç
avlusuna 3 kapıdan girilmektedir. Bu kapıların en büyüğü ortadakidir ve
üstü Selçuk sanatını andıran bir mermer işçiliğiyle süslenmiştir.
Kitabesinde Kelime-i Tevhit yazılıdır. Avlunun ortasında dört tarafında pek
mahir işlenmiş tunç kafesli mermer bir şadırvan vardır. Camiye 5 kapıdan
girilir. Biri iç avluya açılan mermer, heybetli görünüşlü cümle kapısıdır.
Avlu cephesinde kitabeler bulunur. Diğerlerinin ikisi kuzeye, ikisi güneye
açılır; yani dış avluyla irtibatı sağlarlar.

Süleymaniye Camii ( Foto : Reşat Süthan )
Camide bütün
duvar yapısında iç ve dış bütün taşlar, yuvalarına kurşunla tespit edilmiş
olan demir kenetlerle birbirine tutturulmuşlardır. Bununla beraber camii
örten bütün kubbeler tuğladan yapılmıştır. Kubbeler kurşun levhalarla
örtülüdür. Bu levhalar merkezden çevreye doğru genişleyen üçgenler
şeklindedir.
Caminin içi
69 x 63 metrekarelik bir alanı kaplar. Ortada 32 pencereli bir ana kubbe (
çapı: 28 m. yüksekliği: 47 m.), ana kubbenin ön ve arkasında birer yarım
kubbe bulunur. Merkezi kubbeyi 4 büyük pilpaye taşır. Cami dörder kubbeli
iki küçük yan bölüm ile bir büyük orta bölümden meydana gelmiştir. Fakat
görünüş uzun mekandan çok enine bir mekandır; Sinan bunu, ortadaki geniş
aksın iki tarafına büyük kubbeler koyarak ve ince sütunlarla orta nefi yan
neflerle birleştirmek suretiyle elde edilmiştir. Orta bölüm bir merkezi
kubbeyle iki yarım kubbeden meydana gelmiştir. Merkezi kubbeyi taşıyan
pilpayeler arasındaki kemerler doğal olarak daha büyük, yan neflerdeki
kemerler ise daha küçük ve birbirine yakındır. Kubbeler içten düz görünür.
Bu da kubbelerin iç içe yapılmış olmasından kaynaklanır.

Süleymaniye Cami Planı ve oranları
Caminin
içine girildiği zaman ilk dikkati çeken şey genişlik ve kubbenin
yüksekliğidir. Sinan bu geniş sahada mükemmel bir akustik yaratmıştır; büyük
kubbenin bir tarafındaki en hafif ses diğer taraftan duyulur. Hızlı konuşmak
mümkün değildir. Sinan sesi aksettirebilmek için büyük kubbeyi de diğerleri
gibi çift yapmıştır, ayrıca kubbe katları arasına ağızları içeriye açık 64
küp yerleştirmiştir. Küplerin derinliği 50 cm., içeriye doğru açık olan
ağızları 5cm.dir. Küçük kubbelerin köşelerine ve stelaktitlerin altına da
küpler yerleştirmiştir. Caminin zemininde de sesi aksettirmeye yarayan
tuğladan yapılmış boşluklar vardır.
Caminin
mihrap ve minberi mermerdendir. İçerde ilk göze çarpan tezyinat mihrap
civarındadır. Mihrabı çeviren ve mihrabın üstündeki duvarları kaplayan
çiniler lacivert, açık mavi, kırmızı çiçeklerle süslüdür. ve XVI. yüzyılın
en güzel örneklerini teşkil eder. Cami içinde biri büyük diğeri küçük olmak
üzere iki adet vaaz kürsüsü vardır. Esas vaaz kürsüsü merkezi kubbeyi
taşıyan pilpayelerin mihrap tarafındakilerden soldakine yaslanır ve 7
kırmızı sütun üzerindedir. Sağdaki pilpayeye yaslanan 16 sütun üzerine
kurulmuş müezzin mahfili sonradan yapılmıştır. Hünkar mahfili ise mihrabın
sol tarafındadır ve porfir sütunlara oturur. Etrafı kafesli mermer şebekeyle
çevrilidir. Ayrıca camideki rahleler, yazma Kur’ anlar halılar, askılar bir
zamanlar göz alıcı bir güzellikteydiler.

Süleymaniye Cami Kubbesi
138
pencereden giren ışık akisleri çok iyi hesaplanmıştır. Sarhoş İbrahim isimli
sanatkarın döktüğü renkli camlardan her an içeriye mevsimlerin ve saatlerin
hüznü ve şevki akseder. “Allah gökleri aydınlatmıştır.” diyen “Nur Ayet’ i
“ Karahisarlı Şemsettin Ahmet Efendi’ nin elinden Süleymaniye kubbesinde
ebedi bir ışık dalgası halinde yerini almıştır. Büyük sanatkar bu çalışmanın
sonlarına doğru gözlerinden rahatsızlandığı için yazılarına talebesi Hasan
Çelebi devam etmişti.
Caminin
inşaatına yarayan malzeme İstanbul’ dan, civardan, imparatorluğun diğer
memleketlerinden getirilmiştir: Dört büyük mermer istinat sütunlarından biri
İskenderiye’ den, biri Balbek harabelerinden, biri Saray-ı Amire civarından
ve dördüncüsü de Kıztaşı mahallesinden alınmıştır. Evliya Çelebi 4 büyük
sütun hakkında şunları yazmaktadır.
“Caminin
sağında, solunda 4 adet somaki mermer sütunlar vardır ki her biri onar Mısır
hazinesi kıymet eder. Mısır diyarında bir kadim şehirden Nil ile
İskenderiye’ ye andan Karınca kaptan sal gemilere yükleyip muvafık eyyam ile
İstanbul’ da Unkapanı’na getirip ondan Vefa meydanı’ na, andan Süleymaniye
Caminde Karınca kaptan dört aded sütunları Süleyman Hana teslim ettikte:
“Karıncalar bu din çekmiş çekirgenin Süleyman’a size layık nemiz vardır,
kabul eyle fakirane” dedikte Süleyman Han hazzedip hizmeti karşılığında
Karınca Kaptan’ a Yılanlı Ceziresi sancağını ihsan eylemişti.”
Süleymaniye’
nin inşaatı 8 sene devam etmişti. İstanbul’ da Ayasofya’ yı geçecek bir
büyük camiin inşaası haberi İslam memleketlerinin ilgisini çekmişti;
temellerden sonra inşaatın durması ise İran Şahı Tahmasb Han’ a “ camiden
vazgeçildi “ diye duyurulmuştu. Bunun üzerine Şah derhal kıymetli mal ve
taşlarla dolu bir kutu hazırlayıp, elçisiyle bunları İstanbul’ a, Kanuni
Sultan Süleyman’ a göndermişti. Yazdığı mektupta:
“Mesmuumuz
oldu ki camii itmam etmeğe kudretiniz kalmayıp feragat etmişsiniz. Size,
dostluğumuza binaen bu kadar mal ve hazain ve bu kadar cevahir gönderdik. Bu
cevahiri satıp ve bu malı sarf edip camii itmam etmeye say ve ihtimam ediniz
ki bizim dahi hayratınıza hissemiz ola.”
Kanuni İran
elçisinin getirdiği mektuba hiddetlendi, getirilen malları elçinin önünde
dağıttırdı ve bir kutu mücevheri de Sinan’ a verip:
“Şahının
gönderdiği bu taşlar benim caminin taşları yanında kıymetsizdir. Tez bunları
sair taşlar içine koyup bina eyle” dediğini duyunca elçi Kanuni’ nin aklını
kaybettiğine hükmetti ve bu cevapla Revan’ a döndü. Sinan kıymetli taşları
sanatkarane bir şekilde bir minarenin taşları arasına koydu. Güneş ışığı
altında elmaslar parıldadığından bu minareye “Cevahir Minaresi” ismi
verildi. Bazı taşlar sıcaklığın şiddetinden bozulmuştur.
...Mimar
Sinan’ ı çekemeyenler camii inşaatının uzun sürmesini bahane ederek Kanuni’
ye sanatkarın ihmalinden , iyi çalışmadığından bahsetmişler :
“Kubbenin
durmasında şüphe vardır” demişlerdir. Bazıları da “Camiye gereklidir diye “
Sinan’ a bir de türbe başlatmışlardı. Bunun üzerine bir gün Kanuni Sultan
Süleyman inşaat yerine gitmiş, Mimar Sinan’ ı mihrab ve mihberin tamiriyle
meşgul bulmuştu. Kanuni Sinan’ a:
“Nıçin benim
camim ile mukayyet olmayıp, mühim olmayan nesneler ile tatilini evkat
eylersin ? Ceddin Sultan Mehmet Han mimarı sana numune yetmez mi? Bana bu
bina ne kadar zamanda tamam olur tiz haber ver, yoksa sen bilirsin !
demişti. Mimarbaşı şaşırmış, fakat sükunetle:
“ Saadetlü
padişahımın devletinde inşallahü teala iki ayda tamam olur.” cevabını
vermişti. Koca Sinan eserini iki ay sonra tamamlamış ve anahtarlarını
Kanuni’ ye teslim etmişti. Padişah camiin kapısını açmaya kimin layık
olduğunu Odabaşı’ fan sormuş, o da:
“ Padişahım
bence Mimar Ağa bir piri azizdir. Bu babda cümleden elyak ol emektar
kulundur.” diye cevap vermişti.
Peçevi’ ye
göre hezarı ikdam ve tab-ı zahmet-i besle tamamlanan ve 896.380
florin yani 537 yük 82.900 akçeye mal olan Süleymaniye Camii 16 ağustos 1556
günü ibadete açılmıştı. Kanuni Sultan Süleyman Süleymaniye harikasını inşa
eden sanatkara:
“Bu bina
eylediğin beytullahı sıdku safa ve dua ile sen açmak evladır” demişti; O gün
kapılar Sinan’ ın çevirdiği anahtarla ebedi Türk ve Müslüman nesillerinin
ibadetine açılmıştı.
Sinan adına
yazılmış diğer bir vesikada, tamamlanan büyük eser hakkında:
Cihan tamirine olmasa mimar
Yapılmaz yalnız taş ile duvar
Hususa şöyle bir mimarı âkil
Mühendisi nevfünun dindarı kamil
Veli Sultan Süleyman Camiinde
Her kısmın tamam etti bu fende
Bir edna sanatı ile bir tehaşi
Yıkıp dikti nice dikili taşı...
demektedir.
Bir sanatkarımız ise Süleymaniye’ yi şöyle tarif etmektedir:
“...Pir
olmuş fanilerin kavuklarını artık girecekleri toprağa ektikler bir yaşta
lâyemut ihtiyar kendi tabirince elinde demir asa kubbenin etrafında
pergafvar dönerek kudretini bina ettin. Türk isminin dini ve dünyevi
manasını zeval bulmaz bir kaside halinde göğün mavisiyle suyun mavisi
arasında terennüm ettin. Taşlar senin elinde kelimeler gibiydi. Onlardan
umulmadık manalar çıkardın, mermerleri kah olur inci dişler gibi
gülümsetirdin, kah olur fildişleri gibi oyma haline kordun. Kaya parçaları
sihrinin temasıyla zühd ve haşmeti ifade eder taklar olurdu. Sütunların
üstüne kıvrak kemerler kurdun ki hayali bir eklil gibi hafif
görünüyorlar... Işık ve ses emrine râm olmuştu. Hesaplı aydınlıklardan
duvarlara ruhani dalgalar serperdin. En kalın inşaa tabakalarına serin bir
hayal uçukluğu iare ederdin. Kubbeleri birer ud, birer tanbur kadar hisli
bir hale getirdin...”
Büyük
camilerin etraflarına Müslüman dininin güzel esaslarından ilham alan yardım
müesseseler, ilim ocakları inşa olunurdu. Bir cami yapılırken okuyacak
çocuklar, şifa bekliyen hastalar , uzak memleketlerde gelen seyyahlar, sıcak
günlerde cami etrafından geçecek yolcular, hamamlar, kütüphaneler, cami
hizmetinde bulunanlar ve onların günlük yiyecek ihtiyaçları düşünülürdü.
Ayrıca kalabalık bir cemaat günde beş vakit gelip gideceği için cami
etrafları bir çarşı halini de alırdı. Yüksek din ve tıp tedrisatı yapacak
medreselerde camilerin etrafında kurulurlardı. Bu maksatla Süleymaniye
Camiinin etrafına: İmaret, kervansaray, dar-üş şifa, tıp medresesi, diğer
medreseler, sübyan mektebi, dar-ül hadis mektebi, muallimhane ve dükkanlar
inşa olunmuştu.
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’
IN TÜRBESİ:
Mimar Sinan ‘ ın
Süleymaniye Cami yanında Kanuni Sultan Süleyman için yaptığı oktogonal
türbe, türünün şaheserlerinden biridir.
Türbenin
etrafı 29 sütunlu, üstü örtülü bir dehlizle çevrilmiştir. Kubbeyi ise
motiflerle süslü mermer bir bordür çevirmektedir. Türbenin giriş kapısı ise
fildişi kakmalı ve kabartma motiflerle süslü abanozdandır; bir kanadında “
La ilahe illallah” diğerinde ise “ Muhammed Resullüllah” yazılıdır.
Kapının iki yanında duvarlar nefis çini panolarla süslenmişlerdir. Bu iki
nefis panonun çinileri firuze mavi, koyu mavi, beyaz, kırmızı ve yeşil
renklerden yapılmış; ayrıca panoların etraflarına ayrı motiflerden çini bir
motif çekilmiştir. Panoların üst kısmında duvara altın yaldızlı yazıyla
ayetler yazılmıştır. İç duvarlar da nefis çinilerle döşenmiştir. Çinilerin
bittiği yerden itibaren duvarı koyu mavi zemin üzerine beyaz hatla ayetler
çevirmektedir.
Türbede 7
sanduka bulunmaktadır. Bunlar kapıdan girdikten sonra sağdan itibaren ll.
Ahmet’ in kızı Asiye Sultan, ll. Süleyman’ ın annesi Saliha Dilaşup Valide
Sultan, Kanuni’ nin kızı Mihrimah Sultan , Kanuni Sultan Süleyman, ll.
Süleyman, ll. Ahmet ll. Ahmet hasekisi Rabia Sultan’ a aittir.
HÜRREM SULTAN TÜRBESİ:
Kanuni' nin
türbesi yanında Hürrem Sultan’ ın türbesi vardır. Türbe, Sultan Süleymanınki
gibi sekiz köşelidir. Duvarları, insana bir bahar bahçesi hissi veren iç
açısı çinilerle döşenmiştir. Duvarlarda 7 pencere ile 8 mihrab şeklinde
girinti vardır. Pencere üzerindeki çini panolarda ayetler yazılıdır.
Türbenin kubbesi tamir görmüş ve devrinin kubbe tezyinatı kaybolmuştur. Önü
revaklı olan türbenin giriş kapısının iki yanı çini panolarla süslenmiştir.
Bu panoların üstünde gene çiniyle ; “Lailahe illallah Muhammeden Resululah
Süphanallah ve Elhamdülillah” yazılıdır.
Türbede
Hürrem Sultan’ dan başka ll.Selim Şehzadesi Mehmet ve Hatice Sultan kerimesi
Hanım Sultan yatmaktadır.
MİMAR SİNAN TÜRBESİ:
Süleymaniye’
deki Mimar Sinan türbesi eski Ağa kapısının karşısındaki köşe başındadır.
Burası kubbeli bir sebil ile türbeden meydana gelmiştir.
Sebilin iki
yanından üst kenarları oyma mermerden kornişli duvarlar uzanmaktadır. Bu
duvarlara mermer şebekelerle süslenmiş pencereler açılmıştır.
Mimar Sinan’
ın türbesi sağ tarafta demir parmaklı bir pencere arkasından bütün sade
güzelliği ve tevazu içinde görülmektedir. Bu pencerenin üstünde gene nakışlı
bir korniş, altındaki mermer kitabede ise sülüs hat ile üç satır halinde
Nakkaş Saf’ nin onbeş mısralık manzumesi vardır. Mimar Sinan’ ın
sandukasının baş ve ayak ucu yekpare mermerdendir.
Sinan’ ın
türbesinin avlusunda o devrin mezar taşları uslubunda kime ait oldukları
bilinmeyen, kitabesiz iki mezar bulunmaktadır.

Not: Mimar Sinan' ın türbesi sol alt köşede avlunun hemen
solundaki küçük üçgen yapıdır. Bu fotoğrafta da görüleceği üzere
avlunun üstündeki Süleyman Türbesi, Süleymaniye Camii ve Mimar Sinan' ın
türbesi Arapça yani soldan sağa yazılmış dilekçeyi andırır şekilde
düzenlenmiştir:
Yedi Düvelin ve Yedi denizlerin Haşmetmaabı Sultan
Süleyman Han,
Senin adına yaptığımız ve Allah' a adadığımız bu naçiz
mabedi kabul eyle.
Kulun Mimar Sinan
( Ahmet Okar' dan alınmıştır )
SÜLEYMANİYE CAMİİNDE GEÇMİŞ BAZI OLAYLAR:
Süleymaniye
de diğer büyük İstanbul camileri gibi asırlardır gelip geçmiş nesillerin
ibadetlerine sahne olmuş, büyük merasimler, hadiseler görmüştür. Osmanlı
hükümdarları birçok cuma namazlarını burada merasimle kılmışlar, nice meşhur
vaızler bu kubbe altında cemaate kendilerini şevkle dinletmişlerdir.
İstanbul’ a gelen yabancı hükümdarlar, elçiler, yazarlar, gezginler
Süleymaniye’ yi de gezmişler ve hayranlıklarını ifade etmişlerdir.
14 yaşında
Osmanlı tahtına çıkan 1. Ahmet, cülusundan bir ay sonra Süleymaniye
Camisinde cuma namazını kılmış ve o gece sünnet edilerek her
tarafta donanma şenlikler yapılmıştı. i
Külliyesiyle
geniş bir sahayı işgal eden Süleymaniye Camii’ nin etrafında zaman zaman
İstanbul’ un büyük yangınları geçmiş, camii etrafındaki bazı binaları
harabeye çevirmişti. Fakat 1659 bizzat camide tahribat yapmıştı. Bu arada
caminin dört minaresinin külahları da ateş almış ve bunlar akşam vakti büyük
birer mum gibi yanmıştı.
1603
kanunusanisindeki sipahi isyanında Süleymaniye devlet ricaline ve
yeniçerilere merkez olmuştu. Ülema, sipahilerin intizamsızlığından ve serkeş
hareketlerinden Kaymakam Saatçi Hasan Paşa’ ya şikayette bulunmuşlardı.
Kaymakam meseleyi III.Mehmet’ e açıklamış fakat neticede sipahiler Kaymakam
Saatçi Hasan Paşa’ yı istemediklerini tehditle ileri sürmüşlerdi. Kaymakamın
Yedikule’ ye kapanması , ulemadan bazılarının azledilmesi de hoşnutsuzluğu
yatıştıramamıştı. Yapılan ayak divanında sipahiler büyük memurların
yolsuzluklarından, bu yüzden devletin başına gelen felaketlerden,
Anadolu' daki şeriat hareketlerinden şikayet etmişlerdi. İş bu şikayetlerle de
kalmamış, asiler Macaristan seferlerinin kötü saydıkları sadrazamın katline
dair müftüden fetva da almışlardı. Bunun üzerine Sadrazam Yemişçizade Hasan
Paşa tebdil kıyafet ile saraydan çıkmış ve yeniçeri ağasına sığınmıştı.
Sadrazam buradan Hasan Beyzade vasıtasıyla vezirlere, şeyhlere, ulemaya,
cebeci ve topçu ağalarına tersane ileri gelenlerine mektuplar yazdırarak
kendisine yardım etmelerini istemişti. Bu mektuplarda gün doğmadan evvel
hepsinin silahlı adamlarıyla Süleymaniye Camiinde toplanmalarını
isteniyordu. Yeniçeriler sabahın erken saatlerinden itibaren cami avlusunda
toplanmışlar, sonra sadrazam yeniçeri ağasıyla beraber camiye gelmiş ve cami
kapısına çıkan merdivenlerin en yüksek basamağında durarak yüksek sesle bir
hattı humayun okumuştu. Bunda:
“Siz ki
yeniçeri kullarımsınız, berhudar olasınız. Nimetim sizlere helal ola, abai
kiram ve ecdad-ı ızam zamanlarından bu ana gelince sizden hıyanet ve habaset
ve hilafı rıza hareket sâdır olmamıştır. Daima rızayı şerif gözleyerek
vezir-i azama muin olup zorba eşkiyasının hakkından gelinmesine imdad ve
ikdam eyliyesiniz. Benim duayı hayrım ve hüsnü teveccühüm sizinle
beraberdir.”
Yeniçeriler bu iradeye itaat ettiklerini alkışlarla
belirtmişlerdi. Yeniçeriler müftünün derhal azlini istemiş, Hasan Paşa “ baş
ve göz üzerine ” diye cevap vermişti. Sadrazam bundan sonra ulema ile
vezirleri Süleymaniye’ de bir umumi meclise davet etmişti. Bu mecliste
zorbaların tımar ve zaametlerinin kaldırıldığına dair emirler yazılmıştı.
Yeniçerilerden bir kaç ağa Atmeydanı’ nda bulunan sipahilere gönderilerek
zorba başlarının teslimi istenilmiş, fakat asiler kimseyi teslim
etmeyeceklerini bildirmişlerdi. Bu esnada lll. Mehmet’ in, iki kapıcıbaşıyla
müftünün azlolunduğuna dair haberleri gelmiş, sadrazam müftülüğe tayin
edilen Mustafa Efendi’ yi tebrik etmiş ve kalkıp kendisini kadıaskerler
arasından alıp vezirlerin üst tarafında müftülük makamına oturtmuştu. Hasan
Paşa ayrıca şehir kapılarının kapanacağını ve eski müftünün Rodos’ a
sürüleceğini bildirmiş ve yeniçeri ağası maiyetine aldığı kuvvetlerle
sipahiler üzerine yürüyüp asileri dağıtmıştı. Ertesi gün elebaşılar
yakalanmış, hepsi idam olunarak fitnenin sonu alınmıştı...