Güneşin her ufukta
doğduğu gün : “Karanlıklara karşı zor bir savaşın sonunda ölüm bir kez
daha yenilmiştir” veya başka bir deyişle “Mısır topraklarında insan
ölüm sayesinde ölümsüzlüğe kavuşmuştur”. (1)
Yaşadığımız dünyamızda
ölümün bizi korkuttuğu gerçek değil midir ? Tekrar dirilme ve sonsuzluk
konularının da bu bağlamda tartışılmaları gerekmez mi ?
Şüphesiz günümüzde
teknik ve bilimde oldukça ileri safhadayız. Fakat düşünce konusunda acaba
aynı şeyi söyleyebilir miyiz ? Fikirleri irdeleme açısından neredeyiz ?
Ezoterik öğretilerin beşiği sayılan firavunların Mısırı’nı yeterince
irdeleyebildik mi ?
Binlerce sene boyunca
Abydos’ ta Osiris’in gizemleri kutlandı. Daha doğrusu, başka bir bilime yani
büyük sırra ulaşmış inisiyelerin gizemi kutsandı. Onlar Tanrı’ya
inanmıyorlardı, daha ilerisi Tanrıyı yaşıyor ve deneyimliyorlardı. Kutsal
bir kitapları yoktu, fakat daha önemlisi yani “Işığa değişebilme
formülleri” vardı.
Işık saçan olmak (akh),
yararlı olmaktı (akh) ve biz ışığı tanıyorsak, ışıkta bizi tanıyordu. (2)
Osiris öğretisi
sayesinde bir çok temel bilgilere ulaşan bu yaşam ve ölüm uzmanlarını
sorgulamamız uygun olmaz mı ? İşte yazımda bu gizemlerin önemine ve
güncelliğine değinmeğe çalışacağım.
Mısır maneviyatının
kaynağı sayılan piramit yazıtlarında şaşırtıcı bir cümle görüyoruz :
"Aslında insanlar
açısından ölümden uzak kalmak kötüdür." (3)
Gerçekte bir iyi ve
bir kötü ölüm vardır. Eski bir şiire göre iyi bir ölüm hastalıktan
iyileşmeğe veya uzun sürgün senelerinden sonra tekrar baba ocağına dönmeğe
benzer. Bir
hayat ağacının kalbinde şaheser bir Tanrıça olarak karşımıza çıkan ve Güzel
Batı diye anılan iyi ölüm günah işlememişlerin limanı olarak tarif
edilir. Bilge Petosiris iyi ölümü şöyle tanımlıyor :
“Ne mutlu oraya
varabilene. Oraya ulaşmak, ancak Maat kanunlarını tamı tamamına uygulayan
kalplere mahsustur. Burada zenginle fakir arasında bir fark yoktur.” (4)
Bu cümleler bize
ahiret gününde herkesin eşit olacağı zamanı hatırlatmıyor mu ?
Bu ölüm, bizim Ka’
mıza ( fani kişiliğimiz ve etrafımızdaki pisliklerden arındıktan sonra
yaratıcı gücün insanlara (söz) verdiği yaşam ) bir sevinç günü sunmaktadır.
Fakat bu işlemler
otomatik olarak herkesin başına gelebilir, çünkü bir başka ölüm şekli de
karşımıza çıkıp canımızı sıkabilir. Yazıtlar bilhassa “Ölüm
imparatorluğunda ikinci kez ölmemek gerekir” diye insanları uyarır.
İşte bu nedenle Osiris gizemlerine insiyasyon elzemdir. Çünkü Osiris tüm
ölüm çeşitlerini denemiş ve ve karısı izis ona tekrar dirilmenin gizemini
sunmuştur.
Örnek bir kraliyet
ailesi olarak Osiris ve İzis insanlığa güzel sanatları, bilimleri, ziraatı,
Maat kanunlarına uymayı öğretmişler, tapınakların kanunlarını ve ritlerini
oluşturmuşlar, kısacası barbarlığı medeniyete dönüştürmüşlerdir. “Bütünün
Sahibi”, “Hayatın Efendisi” olan Osiris, aynı zamanda “Durmaksızın İyilik
Yapan”dı. Bu yüzden, kardeşi Seth’in kıskançlığına neden olmuş ve Seth
tarafından öldürülmüştü.

Sağda: Ortada Şahin başlı Horus, Hayat
Anahtarları ( Ank ) ,
Solda: Yeşil Yüzlü yani tarım ve bereketi simgeleyen Osiris, iki yanında
Herşeyi Gören Göz
Mısır düşüncesinde
açıklık ve gerçek :
Fakat İzis bu kötülüğü
kabul edilmeyi red eder. Çünkü ilk bilgelerin şu sözlerini bilmektedir :
"Ölüm doğmuştu demek
ki ölüm de ölecektir. "
Buradan çok önemli
başka bir şey öğreniyoruz : Ölüm biz insanlar gibi yaşayan bir canlıdır.
Demek ki Dünya’nın ilerlemesinde yapıcı bir rol almaktadır. Ama en üstün güç
değildir. Var oluş öncesinde ölümden varlıklara erişemiyordu ve ölüm tersine
onların emri altında değil miydi ? (5).
Osiris hiçbir kötülük
yapmadığına göre İzis neden onun tüm bağlarını serbestleyemesin ? Dul İzis
bir konuda kendinden emindir :
"Ölüm
iyileştirilebilen bir hastalıktır."
Böylece Osiris’ in
parçalarını oluşturma mecburiyeti üzerine kurulu uzun ve zor bir görev
başlar. İzis, önce ölümün sonsuza dek dağıttığını düşündüğü kocasının
parçalarını bulur ve birleştirir. Mısır’ın her eyaletinde firavun Osiris’ in
vücudunun bir parçasını toparlar ve tapınak sahibesi anlamına gelen kız
kardeşi Nephtys ve öteki Dünya’nın yollarını en iyi bilen olan çakal başlı
Tanrı Anubis ile ilk mumyalamayı gerçekleştirir. Osiris’in mumyası
böylece ölümün üzerindeki ilk zafer etabını oluşturur. Artık Osiris
bir ceset değil, ışıktan bir vücut şekline dönmüştür ve gelecek yeniden
doğmanın desteğini oluşturmuştur. Osiris müritleri de aynı mumyalanma
safhasından geçerek büyük yolculuk için elzem olan mumyadan koruyucu zırhtan
olarak faydalanırlar ve bir değişim (transfigürasyon) geçirirler. Mumyalanma
bittiğinde artık ölü nihayet hareket edebilirdi çünkü ritüeli gerçekleştiren
rahipler, mezara konmadan önce onun gözlerini, ağzını ve kulaklarını
açmışlardı ! Yunan mitolojisindeki yorumuna bakarak mumyayı inert bir taş
olarak veya ölü deri yiyici gibi algılanmaması gerekir. Hiyerogrif yazısında
Neb ankh “Hayatın Sahibi” anlamına gelir. Zaten lahdin içinde bir
transmütasyon ( metamorfoz ) olmaktadır. Ayrıca Lahit tüm kainat boyunca
seyahat edebilecek bir gemi rolünü üstlenmektedir. Böylece mumya yani “Asil
Vücut” zaman ve mekan sınırlarını aşmaktadır.
Bu konuya değinmişken,
Siegfried Morenz açıklamasını hatırlayabiliriz: Hıristiyanlıkta tekrar
diriliş fikrini ne ilk Hıristiyanlar ne Yunanlar söylemişlerdir. Bence
Hristiyanlar eski Mısır mumyalarından esinlenmişlerdir.
İzis “Osiris’i
birleştirdim tüm organları ve kemiklerini topladım” demişti. Acaba hakikaten
yeniden diriliş mümkün müdür? Eski vücuttan aynı zamanda uzak, aynı zamanda
yakın olan bu yeni vücut gerçekten tekrar canlanabilir mi ?
Burada yine piramit
yazıtları hiç şüpheye yer bırakmıyorlar. “Sen ölü olarak yola çıkmadın,
sen canlı olarak yola çıktın... Hayatını yaşa ve ölümü ölme… Mezar senin
için açılıyor Lahit’in kapakları senin için çekiliyor, Göğün kapıların senin
için açıldı.” Ve meşhur Ölüler Kitabı (Asıl ismi Işığa Çıkma Kitabı)
tanrısal güç sayesinde kapalı olan gözlerin açıldığını, kıvrılmış ayakların
tekrar düzeltildiğini belirtiyor. Kalbim sayesinde bilincim tekrar yerine
geldi. Ölüm uykusundan sonra tekrar kurtuldum ve yine yaşıyorum (7) Buradaki
en önemli açıklama :
“Sen gittin ama geri
geleceksin”.
Burada bir parantez
açmak istiyorum : Eski Mısır’ da mumyalama sırasında burun deliklerinden
girilerek ölünün beyin ve beyinciği çıkartılırdı. Çünkü eski Mısır
firavunları zamanında beyinin önemsiz bir organ olduğu düşünülüyor ve akıl
ile zekanın kalbimizde olduğu sanılıyordu…
Bu formüllerle
donatılmış olan İzis Sözü, Ruh-ül Kudüs’ ü açığa çıkartıyor. Işık konuşuyor,
ölünün yararına olan “Eksiksiz Sözü” söylüyor, böylece mumyayı aydınlatan
bir güneş ışığı ortaya çıkıyordu.
İzis ile Osiris’in
ölümünden sonra tekrar birleşmelerini anlayabilmek için Abydos’un gizli
odalarını gezmek gerekir. Çünkü burada asıl hareketi yansıtan sahnelere
rastlanır. Bu sahnelerde sembolik olarak yani gerçekten ışığın ölüm
üzerindeki zaferi anlatılır. Mumyanın üzerine çömelen İzis artık bir kadın
değildir, ama bir yıldız ve şahindir. Osiris de artık bir insan değil, şekil
değiştirmiş bir vücuttur. Tabiat üstü, ruhani ve yıldızlara ait olan bu
birleşme ölünün kalbinde hayatı oluşturur ve oğulları Horus’ un doğumunu
meydana getirir. Firavunun koruyucusu olan Horus resimlerde tüm evreni
kaplayacak kadar büyük kanatlara sahip kozmik bir şahin şeklinde betimlenir.
Neden saklayalım ?
Osiris bilgilerini, işlendikleri taşlarda seyretmek, gerçeği öğrenmemize ve
bakışımızı değiştirmeye yetmiyor mu ? Kısaca Abydos öncesi ve Abydos sonrası
vardır veya başka bir deyişle bu vizyon öncesi ve bu vizyon sonrası vardır.
Osiris ölümünden sonra
ayağa kalkar ve bir sütun şeklinde dik durur. Bu sütunun ismi Djed’dir
ve dengeyi belirtir. Fani ile sürekli arasında titreşimler ve geçişler
mevcuttur; işte bu durumda bu sütun tüm kainatın ana merkezini belirtir ve
her şey onun etrafında gelişirdi. Djed kelimesi aynı zamanda “söylemek,
konuşmak, haber vermek” anlamına gelir. Osiris olgusu iletişim kurulamayan
bir mistisizm gibi ortaya çıkmaz, tam tersine ulaşılabilir, konuşulabilir
bir mistisizm olarak tanınır….. Aziz Yahya’nın İncil’inde prologu
hatırlayalım:
“Başlangıçta söz vardı …..” Bu cümle, bir Mısır yazıtının adaptasyonudur.
Yazıyla, heykelle, resimle veya sanatsal artistik herhangi bir yolla bir
gizemi tahrif etmeden sunmak Osiris Mitinin ve firavun medeniyetinin
temelini teşkil eder.
Sütun olarak Osiris,
Mısır’ın omurgasını içinde barındırır. (veya Osiris Mısır' ın omurgasıdır )
Alison
Roberts' in (8) açıklamasına göre tapınaklar, binalar, mezarlar,
kanallar, şehirler ve büyük, küçük tüm yapılar Osiris’ in üzerine
yapılmıştır. Piramit yazıtları uyarır : “Osiris piramittir”. Yani Gize veya
diğer piramitleri seyretmek mimari olarak Osiris’ i görmek anlamına gelir.
Erişilememiş birer sanat eseri olarak bu dev taştan yapılar, despotların
tarafından değil, fakat ölümün üzerine zaferin gücünü en kuvvetli şekilde
belirtme arzusu taşıyan firavun ve halkı tarafından gerçekleştirilmiştir.
Böylece, Osiris zamanı silmiyor mu ? veya en azından durdurmuyor mu ?
İsmi iki hiyerogliften
oluşan Güneş yani Ra (R ağız, sözün söylenme şekli; A açılmış kol yani
hareketin sembolü), hareket halindeki Kelam başka bir deyişle temel yapıcı
güçtür. Ra’ da bizi Osiris’ e götürür; çünkü gökte ışıyan Ra, yer altındaki
karanlıklarda dolaşan Osiris’ e karşı çıkmaz. Ölüler kitabında, Ra Osiris
ile tamamlanır denir. Ra Osiris’ e dayanır ve yaratıcı ışık yaratılanın
üzerinde yansır. Her ikisi de birbirinden ayrılmaz görünümdedirler. Osiris
ve onun rejenere olmuş gizli ışığından her sabah yeni bir güneş doğar.
“Gözün Makamı,
Kürsüsü” da adı verilen Osiris aynı zamanda güneşin gelecek yolculuğu
öncesinde yenilendiği zihinsel yeri belirtir. Osiris olmasaydı, Güneş doğuda
soğuk bir yıldız doğacak ve umutsuzluğu etrafa yayacaktı.
Gece olunca ay da
parlamayı geciktirmez. Burada yine Osiris gecenin güneşidir. Ay, bitmeyen
metamorfozların sembolüdür. Görünen ölüm, tekrar doğum, büyüme, gelişme,
küçülme, kısmi kaybolma, yenilenme bu devreleri yansıtır. Bu devinim aslında
pek fazla dikkatimizi çekmeyen güncel bir Osiris öğretisidir. Doğan güneş
diskine birleşmiş olan Ay-Osiris eksiksiz gözü (Oudjat) oluşturmuyor mu ?
Aynı zamanda toprak ve
gök olan Osiris, Ay’daki varlığından ve onun güneş ile kaynaşmasından tatmin
olmuyor ve kainatın aksının koruyucuları olan ve sönmeyen yıldızlarla da
birleşerek ölümsüzleri de idaresi altında tutmaktadır.
Abydos büyük mabedinin
yapımcısı ve 2. Ramses’in babası olan 1. Seth’ in lahiti üzerinde çok güzel
bir Osiris figürü bulunur: burada Osiris’ in vücudu, yönettiği kozmos
dairesi şeklindedir. Yeni bir çalışma (9) Osiris ile Zodyak işaretleri
arasında bağlantıyı göstermektedir. Sylvie Cauville:
“Osiris Tanrıların içindedir diye yazmaktadır; “O Nil’dir, O Mısır’dır, O
hayattır.” demektedir.
Peki tüm bu olayların
içinde biz garip ölümlüler neyiz ? Ölmüş ve tekrar dirilmiş olan Osiris’ in.
örneğini takip ederek, deneyimini yinelemeye ve bu prosesi tekrar yaşamaya
muktedir miyiz ?
Ne bilgi ne iyi niyet
yeterlidir. Bu kaliteyi iki mahkeme verebilir. Önce Osiris Rahip ve
Rahibelerinden oluşan bir insanlar mahkemesi sonra hem hayatın kanunu, hem
kainatın ahengi, hem doğruluk, hem adalet taşıyan Maat’ın bulunduğu ve
Osiris tarafından başkanlık edilen Tanrısal mahkeme. Bu birleşme hiçbir
hoşgörüyü kabul etmemektedir. Ve bizim yanımıza yerleştirilmiş olan tüm
hareketlerimizi ve varlığımızı görmektedir. Bazı hatalarımız affedilebilir.
Mesela, cimrilik, cinayet, kötülük, hayvanlara kötü davranma, ritüellerin
tam uygulanmaması, fakirlere yardım etmeme. Gerçeği yalana, doğruluğu
yanlışa, ışığı karanlıklara tercih edebiliriz. İyilik yapmak ahlakı
azaltmaz.
Burada karar verilmesi
gereken an gelmiştir : Osiris’in önünde kalbimizin tartılması. Bir
tek soru sorulur:
"Kalbimiz
Tanrıça Maat’ın deve kuşu tüyü kadar hafif mi olacaktır. Yoksa dengesiz
hareketlerimizden dolayı ağır mı olacaktır ?"
Saldırılara karşı
büyük Tanrı’nın mahkemesi hiçbir zaman affedici değildir. Ve cinayetlere
karşı da benzer duygular beslemektedir. Vicdan azabı ve üzüntüler boşunadır.
Demek ki hareketlerimizle biz kendi kendimizi ikinci ölüme mahkum
etmekteyiz. Ve ekolojik öğütücü olan vahşi canavar bizi yutacaktır. Eğer
doğru yolda isek, Göğe çıkacağız, dev ışıklı bir merdiven gibi bir piramit,
bir duman veya bir kırlangıç vücudunda “Gökte yaşanır; yer de var
olunur”. Gök Tanrıçası Nut Osiris ve inananlarını kendisine doğru
yükseltir, ışığa doğru yönlendirir ki orada ne korku ne kavga vardır. Çünkü
Ruh’un yolculuğu, Cennetin bulunması ve değişimler durmaksızın devam eder.
Bu şüphe götüren
deneylere hazırlanabilinir mi ? Eski Mısırlılar Osiris gizemlerine katılarak
ve anlamlarının içine girerek "evet" diyorlar. Abydos’da iki tamamlayıcı
şekil görülmekteydi. Tüm şehrin üzerinde gelişen bir seremoni ve çok az
sayıda erkek ve kadına nasip olan gizli ritüeller. Seremoni sırasında Osiris
yanlıları Tanrı’ nın kayığını taşıyorlar ve onu böylece sonsuzluk mekanına
götürüyorlardı. Buna karşılık Set yanlıları olayı bu şekilde görmüyor ve
saldırıyorlardı. Allah’ tan bu saldırı püskürtülüyordu. Yol açıldıktan sonra
önce Osiris’ in zaferi, daha sonra da Yeryüzünde dengeyi sağlamakla zorunlu
olan Horus’ un zaferi açıklanıyordu. Bu savaş kutsal bir ortamda bile hiçbir
zaman bitmiyor, hep devam ediyordu. Bu zafer sonucunda inisiye ışıktan
oluşturduğu kayığa binebilir, kürekleri kullanarak Cennetler arasında
gezebilirdi. Tabiatıyla bu gezinti, düşüncesel çok uzun bir tecrübe
gerekiyordu ki görünmeyen yolcudan bir ışık oluşsun. İşte bizim daha derine
giremeyeceğimiz tapınak içi ayinleri böyle gerçekleşiyordu.
Ana konu : Maddenin
düşünceye değişimi.