Bu yazıyı yazmamın amacı bir dini, başka
bir dine üstün kılmak değildir. Yabancılarla birlikteliğim sırasında
onların daha çok fanatik Müslümanları örnek alarak dinimizden korkmaları
beni bu açıklamaları yazmaya yöneltti.
Aslında dinimiz diyorum, ama ilk bölümde de görüleceği üzere, bizim
dinimizin diğer semavi dinlere bir üstünlüğü yok; ama daha önce gelen
Kitaplar tahrif edildiği için bizim Kitabımız değer kazanıyor; çünkü
günümüze bozulmadan gelen tek Kitap O. Yoksa dinlerin hep temeli aynı.
Semavi dinlere baktığımız zaman temelde aynı konuların işlendiğini
görüyoruz; bu nedenle tek tanrılı dinler arasında ayırım yapmadan bütün
inananların dinine ortak bir isim bulmak istedim, fakat bulamadım. O nedenle
tüm tek tanrılı dinlere Hz. İbrahim’in dini demeyi uygun gördüm: neden mi?
Hem İbraniler, hem Hıristiyanlar ve hem de Müslümanlar bu değerli peygamberi
kabul ediyorlar, hem de Hz. İbrahim bu üç peygamberden önce yaşadığı için
dinler arasında bir ayrılık ve/veya bir ayrılık yapmamaya çalıştığımdan.
Çocukluğumuzda Kuran kursuna gittim. Ama ne ailemizde, ne de Kuran
kurslarında bize Kuran öğretilmedi, hatta bir tabu gibi odanın yüksek bir
köşesine konuldu, ellememizin bile yasak olduğu söylendi; zaten arapça olan
Kitap’tan baksak bile (okusak bile demiyorum! ) ne anlayabilirdik ki! İşte
bu kitabı yazmamın bir amacı da küçüklüğümüzde okumaya ve de ders almaya
başlamamız gereken Kitap’ın aslında ne kadar rahat anlaşılır, ne kadar kolay
olarak hayatımıza uygulanabilir olduğunu kalemim döndüğünce anlatmaya
çalışmaktır.
Zamanla tefsir edile edile
Allah’ ın kelamının üzeri kırk bohça ile
örtülmüştür; bu bohçaların içinde mezheplere göre ayrı tefsir bohçaları
vardır, fıkıh ilmini açıklayan ulemanın bohçaları vardır, hadisleri doğru
veya kulaktan duyma yorumlayanların bohçaları vardır. Böylece Hak Din’ i
yerine bize ulaşan -Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ ün belirttiği gibi- Diyanet'
tir yani asırlar boyu yapılan yorumların karışımı, bileşkesidir bize yön
vermeye çalışanlar. İşte günümüz aydının yapması gereken: çoğu lüzumsuz olan
bu bohçaları kaldırmak, saf ve temiz halde Hak Din’ ine erişmeye
çalışmaktır.
10 Şubat 1995 tarihli Hürriyet Gazetesinde Yaşar Nuri Öztürk şöyle
yazmaktadır:
“..... Kuran’ da yer alan prensip, kavram ve hükümlere yorum getirmek iman
sırrını zedelemez. Bu yorumlama keyfiyeti Kuran’ ın sadece sadece müsaade
konusu değil, emridir. O halde, bir konunun İslamiliğini vurgulayabilmek,
ona Kuran bünyesinde bir yer bulmayı gerekli kılar. Falan mezhebe, filan
bilgine göre demek yetmez. Hadis de -uydurma olmamak şartıyla- Kuran’ ın Hz. Peygamber eliyle yorumu olarak değer kazanmaktadır.”
Benim yapmaya çalıştığım ve çalışacağım işte bu .....
KURAN ÜZERİNE
Kuran’ın kelime anlamı okunan demektir (Karaa = okumak, toplamak). Demek ki Kur’an bizim çocukluğumuzda olduğu gibi güzelce kılıflanıp,
duvarın
üstündeki raflardan birine konulmak için değil, okunup ibret alalım diye
indirilmiştir. Şu aralar Cuma hutbelerinin sonunda söylenen bir ayet bunu
çok güzel özetliyor:
NAHL(16/70) SURESİ 90. AYET: (DİYANET)
Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin
işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar . O, düşünüp tutasınız diye size
öğüt veriyor.
Kuran klasik bir kitap değildir:
• Yazılışı nesir değildir
• Yazılışı şiir değildir
• Felsefe, sanat,hukuk, kural,mistisizm,metafizik içerir
• dinamiktir
Tevrat ve İncil’ de
olaylar belirli bir tarih sırası ile ve başlangıç, gelişme ve sonuç diye
sınıflandırabileceğimiz genel kompozisyon kaideleri içinde anlatılır.
Halbuki Kuran’ da genel bir tema vardır: Allah’ ın Resulü, insanların,
insanlara ve tek Tanrı’ya karşı ödevlerini anlatır. Bu vazifeleri daha
önceden yapan Hıristiyan din adamlarından da övgü ile bahseder:
MAİDE ( 5/110 ) SURESİ 82. AYET:(DİYANET)
İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak
Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi
bakımından en yakın olarak da “Biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulacaksın.
Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük
taslamazlar.
Bu anlatış içinde yeri geldikçe, eski peygamberlerin
başından geçen ve ibret alınması gereken olayları anlatır veya benzer olayın
anlatılan konu ile ilgili benzer taraflarını örnek olarak verir ; demek ki
Tevrat ve İncil’ de tarihi hikayeler gibi anlatılan konular, Kuran’ da
gerektiği yerde örneklerle bahsedilen dinamik bir anlatım tarzı içerir.
Örneğin doğru yoldan çıkmış toplulukların başına gelenleri anlatırken
"a" topluluğundan "z" topluluğuna kadar
örnekler verir; böylece aynı tema altındaki olayları birbirleri ile
bağlantılarını belirterek olayı daha dinamik ve açık-seçik bir şekilde
gözler önüne serer. Kuran’ ı okuyan, Tevrat ve İncil’ de olduğu gibi bir
romanı bitirdikten sonra Kitab' ı kapatmaz; kişi bölüm bölüm değişik
düşüncelere dalar, kendini tartmaya yönelir.
Aslında Kuran Allah katında Levh-i Mahfuz = Korunan Levha’ dan alınan
sözlerin derlemesidir.
BÜRUC (85/27) SURESİ 21-22. AYETLER (DİYANET)
Hakikatte o (Yalanladıkları, aslı) Levh-i Mahfuzda bulunan şerefli Kur’
andır.
Ve Levh-i Mahfuz’dan alınan Kuran hep korunmuştur, korunmaktadır:
HİCR (15/54) SURESİ 9. AYET:(DİYANET)
Kur’ an’ ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.
Ayet kelimesini Kuran’ daki belirli parçalar
için kullanırız; halbuki aynı zamanda "işaret", "iz", "kanıt", "belge" anlamına
gelir, hatta Ayetlerin içinde geçen ayet sözcüğü hep yukarıdaki anlamlarda
kullanılmıştır ve Yaratan ile yaratılan arasındaki ilişkide anlamlı olan her
şey için kullanıldığını düşünürsek birçok konunun daha rahat anlaşıldığını
görürüz:
BAKARA ( 2/92) SURESİ 164. AYET (DİYANET)
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında gece ile gündüzün birbiri peşinden
gelmesinde insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden
gemilerde, Allah’ ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı
suda yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında rüzgarları ve yer ile gök
arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum
için (Allah’ ın varlığını ve birliğini (ispatlayan ) birçok deliller vardır.
ZÜMER (39/59) SURESİ 52. AYET : ( DİYANET)
Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de
kısar. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır.
Ayrıca Allah Kuran’ da iki çeşit ayet olduğunu
belirtmektedir:
ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 7. AYET :( DİYANET)
Sana Kitab’ ı indiren O’ dur. Onun (Kuran’ ın) bazı ayetleri Muhkemdir
ki, bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de Müteşabihtir. Kalplerinde
eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu Tevil etmek için ondaki Müteşabih
ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun Tevilini ancak Allah bilir. İlimde
yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır,
derler. (Bu inceliği) ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.
Yukarıdaki ayette de anlaşılacağı üzere Kitap’ ın
temeli olan muhkem ayetler belirgindir ve onlardan herkes aynı anlamı
kolaylıkla çıkartır. Halbuki müteşabih ayetlerin anlamları, okuyan kişinin
bilgisine, zekasına ve dindeki kademesine göre genişler; değişir demiyorum,
bilhassa genişler diyorum çünkü örneğin bir babanın yaşı ilerledikçe
çocuklarına göre bilgi ve görgüsü arttığından baba aynı olayları çocuğuna
göre çok daha geniş açıdan görebilmektedir. Aynı şekilde dinamik bir
yazılıma sahip olan Kuran’ ı okuma ve anlamada daha ileri seviyeye gelmiş
olan kişiler müteşabih ayetlerde, ilerlemelerine göre, daha geniş ve derin
anlamlara ulaşabilirler. Bu ayetleri yorumlarken bazıları “Din akıldışı
konulara değiniyor” diye düşünebilmektedirler, halbuki din akıl üstüdür,
akıldışı değil:
Din akıl üstüdür, yani Allah’ ın bize yönelttiği sözlerde saklı olan
manaların bazılarını biz aklımızla çözemeyiz: çözemediğimiz bu açıklamalar
mantıksız demek değildir, bizim o güne kadar edindiğimiz bilgi ve kavrama
seviyemiz ile o sözleri algılayamıyoruz demektir. Ama zaman içinde giderek
algılanan konular artmakta, böylece daha önceden insanoğluna mantıksız gelen
konular bir bir mantıklı hale dönüşmektedirler; Bu yüzyıldan beri
algılayabildiğimiz konulara örnek olarak elektriği, radyo ve televizyon
dalgalarını verebiliriz; geçen yüzyıla geri dönebilsek ve televizyonumuzu da
yanımızda götürebilsek, acaba insanlar ne derlerdi ? Belki de bizi
büyücülükle suçlayıp engizisyon mahkemelerinde ölüme mahkum ederlerdi....
Geçen yüzyılda kavrayamadığımız bir konu, o yüzyılda yaşayanlara göre
mantıksız, gerçekleşmesi imkansız gibi görünmesi doğaldır; halbuki bunlar,
günümüz insanı için çok kolay anlaşılabilen konulardır, ama Kuran’ da
yazılan ve bizim aklımızın ermediği diğer bazı konulara bakarak, din
akıldışıdır diyebilir miyiz? Asla! Çünkü bir gün gelecek bugün
algılayamadığımız birçok konu aydınlığa kavuşacaktır; kavuşmayanlar da
olabilir, onların da mutlaka Allah katında açıklaması vardır, ama bizim
halen düşüncemiz üstündedirler.
MÜSLÜMANLIK VE
İSLAM ÜZERİNE
Müslüman ‘ın kelime anlamı teslim olanlar demektir. Tabiatıyla Kuran’ da
bahsedilen kişiler tek Tanrı’ya , Allah’a teslim olanlardır. Zaten Kuran’
da teslim olanlar sözü hemen her zaman “O’ na (Allah’ a) teslim
olanlardanız” diye geçer. Görüldüğü üzere Müslüman çoğul bir kelimedir ve
teslim olanlar anlamına gelmektedir; tekili ise Müslim: teslim olan, boyun
eğen demektir. Buradan da anlaşılacağı üzere dinimiz “Müslümanlık ”
Türkçe'mize tam tercüme edildiğinde dilbilgisi açısından tuhaf bir kelime
oluşturmaktadır: “ teslim olanlarlık". Çünkü çoğul “müslüman” sıfatına
“-lık” yapım ekini yamamış oluyoruz ; ve ne yazık ki bu ve buna benzer
yanlışların düzeltilmesi için Arapça bilen veya din konusunda bilgisi olan
veya Diyanet İşlerinden kimse bu basit konularda halkı aydınlatmak için
açıklama yapmıyor, toplumumuz da yanlışları yapmaya devam ediyor.
Müslüman kelimesini yanlış kullanmamıza ikinci bir örnek ise yukarda
yazdığım cümlenin sonu olabilirdi : “....toplumumuz da yanlışları
yapmaya devam ediyor.” yerine “........Müslümanlar da yanlışları yapmaya
devam ediyor.” deseydim, Türkçemize tam tercümede “......teslim olanlarlar
da yanlışları yapmaya devam ediyor.” gibi tuhaf bir cümle ortaya çıkacaktı!
Müslümanlığın din değil de, yalnız teslim olmak olduğunu, Allah’ a iman
edip inanmanın ayrı bir konu olduğu en güzel aşağıdaki ayette
belirtilmektedir:
HUCURAT (49/105 ) SURESİ 14. AYET:( DİYANET)
Bedeviler “İnandık dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama“ boyun eğdik”
deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’ a ve elçisine itaat
ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez çünkü Allah çok
bağışlayan çok esirgeyendir.
Yukarıdaki sözlerden de anlaşılacağı üzere dinimizi belirten doğru kelime
“Müslümanlık ” değil, “ İslam” dır. Çünkü “İslam” teslim olma demektir ve
tek Tanrı’ya teslim olma durumunu yansıtır. Kök olarak ta Silm ve selam
köklerinden gelir. Silm huzur, güven, barış, Selam ise mutluluk,
esenlik, güven anlamına gelir; demek ki İslam’ da Allah’ a teslim olma,
zorla bir teslim olmayı belirtmez, tam tersine Allah’ a teslim oluş,
mutluluğa, barışa, huzura erme arzusu vardır ve bu nedenle İslam zorlama
yoluyla bir teslim olmayı değil, esenliğe kavuşmak için teslim olmayı ifade
der.
Lügat anlamı ile bu iki kelimenin anlamı şöyle özetlenebilir :
İSLAM: sulh , selamet, kurtuluş, barışmak, teslim etmek, boyun eğmek,
ayıptan uzak olmak
SELAM : sulh ve esenlik dilemek, noksanlar ve ayıplardan güvenli
olmak
SELAMET : emin durumda bulunmak, ayıplardan kurtulmak, kusurlardan uzak
ve temiz kalmak
ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 19. AYET: (DİYANET)
Allah nezdinde hak din İslam’ dır. Kitap verilenler kendilerine ilim
geldikten sonradır ki, aralarında kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler.
Allah’ ın ayetlerini inkar edenler bilmelidirler ki Allah’ ın hesabı çok
çabuktur.
Zaten yukarda da belirttiğim üzere Kuran’da bahsedilen Müslüman, günümüzde
anladığımız anlamda İslam’ı kabul etmiş kişi değil, yukarıdaki iki ayette
belirtilen hangi dinden olursa olsun tek olan Allah’a teslim olan kişiler
demektir. Bunun diğer güzel bir örneği ise Musa’ nın kavmini Mısır’dan
çıkarmadan önce onlara söylediği ve Kuran’ da da belirtilen şu sözleridir:
YUNUS (30/84)SURESİ 84. AYET( DİYANET)
Musa dedi ki: Ey kavmim ! Eğer Allah’ a inandıysanız ve O’ na teslim
olduysanız sadece O’ na güvenip dayanın.
veya
HAC (22/88)SURESİ 78. AYET: (DİYANET)
Allah uğrunda, hakkını vererek cihat edin. O, sizi seçti; din hususunda
üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’ in dininde (de
böyleydi). Peygamberin size şahit olması için, sizin de insanlara şahit
olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda) gerekse bunda (Kuran’da) size “müslümanlar” adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekatı verin ve
Allah’ a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlanızdır. Ne güzel Mevladır, ne güzel
yardımcıdır !
TEK TANRI’YA İNANAN HERKES
EŞİTTİR
Semavi dinlere baktığımız zaman temelde aynı konuların işlendiğini
görüyoruz; tüm dinler iyilik yapmayı, kötülüklerden sakınmayı emrediyor: bu
nedenle tek tanrılı dinler arasında ayırım yapmadan bütün inananların dinine
ortak bir isim bulmak istedim ve Doğru Din anlamına gelen Hak Dini’ nde
karar kıldım. Kuran’ ın bazı surelerinde geçen Eskimez Din = Eskimeyen Din
sözlerini de Hak Dini sözünü çok sık tekrarlamamak için aynı anlamda
kullanmaya çalıştım, zaten görüşteki bu isimlerin çok büyük önemi yok, çünkü
şu veya bu isimli dinden bahsettiğimiz zaman konunun ancak dış görünümünü
değiştirmiş olacağız, yoksa içi / muhteviyatı hep aynı kalacak.
Tüm yabancılar, hatta bizlerin çoğu bile Müslümanlığın diğer dinlerden ayrı
bir din olduğunu, hatta diğer dinlere üstün olarak geldiğini düşünürüz.
Halbuki Kuran diğer dinlerde bozulma olduğu için Hak Dini’ ni düzeltmek
üzere indirilmiş, bu anlamda eski kitapların bir vurgulaması sayılabilecek
bir Kitaptır. Bu nedenle de müteaddit ayetlerde tüm tek tanrılı
peygamberlere inananların aynı değer de olduğunu, ahiret gününde hiç birinin
diğerlerinden ayrılmayacağını belirtir:
BAKARA (2 / 92) SURESİ 136. AYET :(DİYANET)
“Biz Allah’ a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve esbata
indirilene, Musa ve İsa’ ya verilenlerle Rableri tarafından diğer
peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin
inandık ve biz sadece Allah’ a teslim olduk” deyin.
ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 84 . AYET :(DİYANET)
De ki : Biz, Allah’a, bize indirilene, İbrahim,İsmail, İshak, Yakub ve Yakub
oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri
tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz
ancak O’ na teslim oluruz.
RÚM (30/84)SURESİ 30. AYET :(DİYANET)
(Resulüm!) Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere
yaratmış ise ona çevir. Allah’ ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru
din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.
RÚM (30/84) SURESİ 43 AYET.(DİYANET)
Allah katından, dönüşü olmayan bir gün (kıyamet günü) gelmeden önce yönünü o
gerçek dine çevir! O gün (insanlar ) bölük bölük ayrılacaklardır.
CASİYE (45/65 ) SURESİ 28. AYET:AHİRET (DİYANET)
O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır, (onlara şöyle denilir:) “Bir gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız.
İşte Hak Dini Adem’den bu yana tek Tanrılı Din’i
yaymaya çalışan tüm peygamberlerin ortak dinidir.
ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 85. AYETinde belirtilen İslam
aslında şimdi yeryüzünde yayılmış bulunan ve günümüzde Müslümanlık dediğimiz
İslam değil, açıklamaya çalıştığım ve bu nedenle Hak Dini dediğim dindir:
Kim İslam’dan gayrı bir din ararsa artık o, ondan asla kabul edilmeyecektir.
Ve o, ahirette hüsrana düşenlerdendir.
Kuran’ da bahsedilen Ehl-i Kitap sözü yalnız
Müslimleri değil, Kuran’ dan önce
indirilen tüm Kutsal Kitaplara inananları belirtmektedir yani İsrailoğullarını ve
Hristiyanları ve tüm tek Tanrı' ya inananları.
DİĞER KUTSAL KİTAPLAR
Kuran’ da insanlara indirildiği belirtilen Kitapların sayısı, -Hz. İbrahim’
e indirilen sayfaları saymazsak- dörttür;
A’ LA (87/8) SURESİ 18-19. AYETLER:(DİYANET)
Şüphesiz bu (anlatılanlar) önceki kitaplarda, İbrahim ve Musa’ nın
kitaplarında da vardır.
Ne yazık ki bunlardan ancak Kuran zamanımıza kadar
bozulmadan gelebilmiştir, zaten Allah Kuran’ın kendisi tarafından
korunduğunu Kitabında belirtmiştir:
( BÜRUC (85/27) SURESİ 21-22. AYETLER (DİYANET)
Hakikatte o (Yalanladıkları, aslı) Levh-i Mahfuzda bulunan şerefli Kur’
andır.
Ve Levh-i Mahfuz’dan alınan Kur’an hep korunmuştur, korunmaktadır:
HİCR (15/54) SURESİ 9. AYET:(DİYANET)
Kuran’ ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız. )
Diğer üçü ise zamanımıza kadar parçalı, kısmen
değişmiş olarak gelebilmiştir: bunlar Hz. Musa’ ya inmiş olan Tevrat, Hz.
Davud’ a inmiş olan Mezmurlar ve Hz. İsa’ ya inmiş olan İncil’ dir ve bu üçü
Kitab-ı Mukaddes olarak bilinir.
Hz. Musa’ya M.Ö. 14.yy.da indirilen Tevrat’ın ilk beş kitabının Hz. Musa
tarafından yazdığı kabul edinilebilinir, çünkü geriye kalan bölümü tarihsel
verilerle bağdaşmaz *(Bkz Ana Britannica / Musa). Bunun tümünün (Tekvin,
Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye) dahi Hz. Musa tarafından kaleme
alındığını kabul etsek bile, İbraniler başka bölümleri (Yeşu, Hakimler, Rut,
Samuel, Kırallar, Tarihler, Ezra, Nehemya, Ester, Eyub, Mezmurlar,
Süleymanın Meselleri, Vaiz, Neşideler Neşidesi, İşaya, Yeremya, Yeremya’nın
mersiyeleri, Hezekiel, Daniel, Hoşea, Yoel, Amos, Obadya, Yunus, Mika, Nahum,
Habakkuk, Tsefanya, Zekerya, Maliki) de ileri tarihlerde ana Kitaba
ekleyerek bir anlamda Allah’ın kelamını tahrif etmişlerdir: şüphesiz eklenen
bölümler iyiliğe, doğruluğa yöneltici kısımlardır, ama hiç kimsenin Allah’ın
kelamını değiştirmeye ve/veya ekleme yapmaya hakkı yoktur. İşte bu nedenle
İsa, bozulan Allah sözlerini düzeltmek amacı ile yine İbranilere elçi tayin
edilmiştir ve yol gösterici olarak İncil de Hz. İsa’ ya indirilmiştir.
Fakat İncil de, Hz. İsa’nın hayatı sırasında kaleme alınmadığından zamanla
değişikliklere uğramıştır. Hatta bu değişiklikler o kadar fazlalaşmıştır ki
4. yy.a kadar üçyüzden fazla İncil türemiştir.
M.S. 325 senesinde İznik’te toplanan ekümenik konsül bunları acımasızca
elemeye uğratarak geçerli İncilleri dörde indirmiştir. Bunlardan ilk
yazılanı Marcos’a aittir ve İsa’nın Çarmıha gerilişinden 40 yıl sonra ( Ana
Britannica : M.S. 65 ) kaleme alınmıştır. İkincisi Matta, üçüncüsü Luka
İncil’leri ise M.S. 80-90 yıllarında ve Yunanca yazılmışlardır.ve birçok
ortak özellikleri olan bu üç İncil’e Sinoptik İnciller denir . Anlaşılacağı
üzere en önce yazıldıkları varsayılan bu İnciller bile Hazreti İsa zamanında
kaleme alınmamışlardır. Daha değişik bir ifade ile yazılan Yohanna İncil’i
ile beraber dördüne Kanonik İnciller adı verilir. Bu ekümenik kurulda -daha
ileri sayfalar da genişçe bahsedeceğimiz- Barnabas’ ın yazdığı İncil tahrif
edilmiş olarak kabul edilmiş, bu nedenle ileri seneler de birçok tartışmaya
konu olmuştur.
Kuran’ da Hz. İsa’ dan Allah’ın kelamı olarak bahsedilir, çünkü O’ da diğer
peygamberler gibi Allah’ın kelamını sözlü olarak yaymak üzere yeryüzüne
gelmiştir ve O’ nun zamanında yaşayan Havarileri ağzından çıkanı, ya kağıda
dökmüşler veya akıllarında tutmaya çalışıp daha sonra katiplere
yazdırmışlardır; doğal olarak geçen zaman içinde, anlatan havariye ve yazan
kişinin yorumuna bağlı olarak Hz. İsa’ nın sözleri değişikliğe uğramıştır.
Bu nedenle Allah, Tevrat’tan sonra tahrif olan İncil’i de düzeltmek amacı
ile yeryüzüne Hz. Muhammed’ i elçi olarak atamış ve ondan önceki Kitaplarını
tasdik eder mahiyette Kur’an’ ı indirmiştir:
YUNUS (10/51) SURESİ 37 . AYET:(DİYANET)
Bu kur’ an Allah’ tan başkası tarafından uydurulmuş birşey değildir. Ancak
kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitab-ı açıklayandır. Onda şüphe yoktur,
o alemlerin Rabbindendir.
EN’AM ( 6/55) SURESİ 92. AYET(DİYANET)
Bu (Kur’ an ) Ümmü’ l- kura (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana
indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır.
Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya
devam ederler.
FATIR (35/43) SURESİ 31.AYET:(DİYANET)
Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı
olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden ) haberdardır ,
görendir.
FUSSILET ( 41/61 ) SURESİ 43. AYET(DİYANET)
(Resulüm!) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan
başka bir şey değildir. Elbette ki senin Rabbin,hem mağfiret sahibi hem de
acı bir azap sahibidir.
MÚMİNÜN (23/74) SURESİ 51-52-53. AYET :(DİYANET)
“Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın.Ben sizin
yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.”
“Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin Rabbinizim. Öyle ise
benden sakının “ (denildi).
Ne var ki insanlar kendi aralarındakilerini parça parça böldüler. Her grup
kendilerinde bulunan( fikir ve davranış)ile sevinip böbürlenmektedirler
Asırlar boyunca bir çok kavim yanlış yola sapmış ve
zaten peygamberler de bu toplulukları doğru yola sokabilmek maksadı ile
gönderilmişlerdir. Eski kavimlerden uzun uzadıya bahsetmemize gerek yok, ama
ilk başında İbranilere seçilmiş kavim diyen Allah :
CASİYE (45/65 ) SURESİ 16.AYET(DİYANET)
Andolsun ki biz, İsrailoğullarına Kitap, Hüküm ve Peygamberlik verdik.Onları
güzel rızıklarla besledik ve onları dünyalara üstün kıldık.
BAKARA 122. AYET (DİYANET):
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle aleme
üstün kılmış olduğumu hatırlayın.
MAİDE ( 5/110 ) SURESİ 12. AYET:(DİYANET)
And olsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. ( Kefil olarak)
içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben
sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlerime
inanır, onları desteklerseniz ve Allah’ a güzel borç verirseniz (ihtiyacı
olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) and olsun ki sizin
günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım.
Bundan sonra sizden kim inkar yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.
sonraları bu kavmin de doğru yoldan çıktığını
belirtiyor:
ŞÚRA (42/62 ) SURESİ 13. AYET:(DİYANET)
(Bu durumda) içim daralır, dilim dönmez;onun için Harun’ a da elçilik ver.
KASAS (28/49) SURESİ 76-82. AYETLER:(DİYANET)
Karun, Musa’ nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona
öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor
taşırdı. Kavmi ona şöyle demişti. Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.
Allah’ ın sana verdiğinden (O’ nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste;
ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de
(insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah,
bozguncuları sevmez.
Karun ise: O (servet) bana ancak kendimde ki bilgi sayesinde verildi,
demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha
çok taraftarı olan kimseleri helak etmişti; Günahkarlardan günahları
sorulmaz ( Allah onların hepsini bilir)
Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını
arzulayanlar: Keşke Karun’ a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o
çok şanslı! dediler.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size!
İman edip iyi işler yapanlara göre Allah’ ın mükafatı daha üstündür. Ona da
ancak sabredenler kavuşabilir.
Nihayet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’ a karşı
kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o kendini savunup
kurtarabilecek kimselerden de değildi.
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler. “Demek ki, Allah rızkı, kullarından
dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş
olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkarcılar iflah
olmazmış!" demeye başladılar.
devam edecek..