Yukarıda
görüleceği üzere K,T,B harfleri arasına konulan sesli harflerle bir çok
kelime türetilmiştir. Ama tüm kelimeler birbirleri ile bağlantılıdır. Aynı
şekilde en altta gördüğünüz iki kelime M ile başlamasına rağmen K,T,B
harflerini içermekte, dolayısıyla diğerleri ile edilgen olarak ilinti
kurulmaktadır. Yani " kitabı
veya mektubu
katip
yazar, mektepte
okutulur..."
Bazı başka
örnekleri de H,K,M veya Ş,R,B veya H,L,F veya H,F,Z
köklerinden de gösterebiliriz.
h-k-m: ḥākeme(حَكَمَ)[hükmetti], ḥakem(حكم)[hakem],
ḥākim(حاكم)[hakim, yargıç], ḥukm(حكم)[hüküm], muḥākamat(محاكمة)[muhakeme],
maḥkūm (محكوم)[mahkum, suçlu], maḥkamat(محكمة)[mahkeme]
ş-r-b: şeribe(شَرِبَ)[içti], şarāb(شراب)[şarap],
şerbet(شربة)[şerbet], şurup, maşrūbāt(مشروبات)[meşrubat], maşrabat(مشربة)[maşrapa]
h-l-f: halef(خلف)[halef, ardıl], halife(خليفة),
hilafet(خلافة), muhalif(مخالف)[muhalif, karşıt], ihtilaf(إختلاف)[ihtilaf,
anlaşmazlık]
h-f-z: hafız(حافظ),
hafıza(حافظة)[hafıza,zihin,akıl], muhafız(محافظ)[muhafız,koruma],
mahfuz(محفوظ)[mahfuz, koruma kabı],
muhafaza(محافظة)[muhafaza,koruma,saklama]
Türkçe'mize en çok yabancı kelime Arapça' dan girmiştir: 6.500!
Dilimizdeki k, m ve t ile başlayan kelimelerin %90'ı
arapça kökenlidir!
Diğer bir
konu ise bazı kelimelerin bize geçerken anlamlarının bozulmuş olmalarıdır.
Örneğin aşağıdaki yazıda bahsedilen "Kafir" kelimesi aslında
"dinsiz, zındık"
anlamına gelmez. Kelime anlamı "örten" demektir. Şimdi dinsiz ile örten
arasındaki bağıntıyı nasıl yaparız diye düşündüğünüzü görür gibi oluyorum :)
Geçen günlerde Pendik grubunda tartıştığımız gibi anlatmaya çalışayım:
Bildiğiniz gibi pis araplar çölde büyük abdestlerini yaptıkları zaman
calabalarını (giydikleri entari) kaldırırlar, kumun üzerine def-i hacet
yaparlar sonrada elleri ile çıkarttıkları malzemenin üzerini kumla
örterler. İşte kafir diye nitelenen kişi, bu örtme işlemini yapandır. Din de ise
kafir, din gerçeğini yalan, yanlış bilgilerle örten ve böylece hakiki dindar
kişilerin bu bilgilere ulaşmasını engelleyendir. Yani takiyye yapan kafirin
en alasıdır. Son cümlemi anlayan anlamıştır. Hatta bu son gruba kafirler
anlamına gelen tam arapçası ile "küffar veya kafirun" denir.
Son
olarak da "Salad" kelimesine kısaca değineyim. Salad kesinlikle namaz demek
değildir. Salad ibadet ile dua karışımı olup, Allah'a yönelmek demektir.
Yani yalnız ezberlenmiş ve manası bilinmeden namazda tekrarlanan sureler ile
Salad yapılamaz.....
Kuran klasik bir kitap değildir:
• Yazılışı nesir değildir
• Yazılışı şiir değildir
• Felsefe, sanat,hukuk, kural,mistisizm, metafizik içerir
• dinamiktir
Tevrat ve İncil’ de
olaylar belirli bir tarih sırası ile ve başlangıç, gelişme ve sonuç diye
sınıflandırabileceğimiz genel kompozisyon kaideleri içinde anlatılır.
Halbuki Kuran’ da genel bir tema vardır: Allah’ ın Resulü, insanların,
insanlara ve tek Tanrı’ya karşı ödevlerini anlatır.
Bu anlatış içinde yeri geldikçe, eski peygamberlerin
başından geçen ve ibret alınması gereken olayları anlatır veya benzer olayın
anlatılan konu ile ilgili benzer taraflarını örnek olarak verir ; demek ki
Tevrat ve İncil’ de tarihi hikayeler gibi anlatılan konular, Kuran’ da
gerektiği yerde örneklerle bahsedilen dinamik bir anlatım tarzı içerir.
Örneğin doğru yoldan çıkmış toplulukların başına gelenleri anlatırken
"a" topluluğundan "z" topluluğuna kadar
örnekler verir; böylece aynı tema altındaki olayları birbirleri ile
bağlantılarını belirterek olayı daha dinamik ve açık-seçik bir şekilde
gözler önüne serer. Kuran’ ı okuyan, Tevrat ve İncil’ de olduğu gibi bir
romanı bitirdikten sonra Kitab' ı kapatmaz; kişi bölüm bölüm değişik
düşüncelere dalar, kendini tartmaya yönelir.
Ayet kelimesini Kuran’ daki belirli bölümler
için kullanırız; halbuki aynı zamanda "işaret", "iz", "kanıt", "belge" anlamına
gelir, hatta Ayetlerin içinde geçen ayet sözcüğü hep yukarıdaki anlamlarda
kullanılmıştır ve Yaratan ile yaratılan arasındaki ilişkide anlamlı olan her
şey için kullanıldığını düşünürsek birçok konunun daha rahat anlaşıldığını
görürüz:
BAKARA ( 2/92) SURESİ 164. AYET (DİYANET)
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında gece ile gündüzün birbiri peşinden
gelmesinde insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden
gemilerde, Allah’ ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı
suda yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında rüzgarları ve yer ile gök
arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum
için (Allah’ ın varlığını ve birliğini (ispatlayan ) birçok deliller vardır.
ZÜMER (39/59) SURESİ 52. AYET : ( DİYANET)
Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de
kısar. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır.
Ayrıca Allah Kuran’ da iki çeşit ayet olduğunu
belirtmektedir:
ALİ İMRAN (3/94) SURESİ 7. AYET :( DİYANET)
Sana Kitab’ ı indiren O’ dur. Onun (Kuran’ ın) bazı ayetleri Muhkemdir
ki, bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de Müteşabihtir. Kalplerinde
eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu Tevil etmek için ondaki Müteşabih
ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun Tevilini ancak Allah bilir. İlimde
yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır,
derler. (Bu inceliği) ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.
Yukarıdaki ayetten de anlaşılacağı üzere Kitap’ ın
temeli olan muhkem ayetler belirgindir ve onlardan herkes aynı anlamı
kolaylıkla çıkartır. Halbuki müteşabih ayetlerin anlamları, okuyan kişinin
bilgisine, zekasına ve dindeki kademesine göre genişler; değişir demiyorum,
bilhassa genişler diyorum çünkü örneğin bir babanın yaşı ilerledikçe
çocuklarına göre bilgi ve görgüsü arttığından baba aynı olayları çocuğuna
göre çok daha geniş açıdan görebilmektedir. Aynı şekilde dinamik bir
yazılıma sahip olan Kuran’ ı okuma ve anlamada daha ileri seviyeye gelmiş
olan kişiler müteşabih ayetlerde, ilerlemelerine göre, daha geniş ve derin
anlamlara ulaşabilirler. Bu ayetleri yorumlarken bazıları “Din akıldışı
konulara değiniyor” diye düşünebilmektedirler, halbuki din akıl üstüdür,
akıldışı değil:
Din akıl üstüdür, yani Allah’ ın bize yönelttiği sözlerde saklı olan
manaların bazılarını biz aklımızla çözemeyiz: çözemediğimiz bu açıklamalar
mantıksız demek değildir, bizim o güne kadar edindiğimiz bilgi ve kavrama
seviyemiz ile o sözleri algılayamıyoruz demektir. Ama zaman içinde giderek
algılanan konular artmakta, böylece daha önceden insanoğluna mantıksız gelen
konular bir bir mantıklı hale dönüşmektedirler; Bu yüzyıldan beri
algılayabildiğimiz konulara örnek olarak elektriği, radyo ve televizyon
dalgalarını verebiliriz; geçen yüzyıla geri dönebilsek ve televizyonumuzu da
yanımızda götürebilsek, acaba insanlar ne derlerdi ? Belki de bizi
büyücülükle suçlayıp engizisyon mahkemelerinde ölüme mahkum ederlerdi....
Geçen yüzyılda kavrayamadığımız bir konu, o yüzyılda yaşayanlara göre
mantıksız, gerçekleşmesi imkansız gibi görünmesi doğaldır; halbuki bunlar,
günümüz insanı için çok kolay anlaşılabilen konulardır, ama Kuran’ da
yazılan ve bizim aklımızın ermediği diğer bazı konulara bakarak, din
akıldışıdır diyebilir miyiz? Asla! Çünkü bir gün gelecek bugün
algılayamadığımız birçok konu aydınlığa kavuşacaktır; kavuşmayanlar da
olabilir, onların da mutlaka Allah katında açıklaması vardır, ama bizim
halen düşüncemiz üstündedirler.
devam
edecek..