|
Türkiye' nin demokratikleşme surecindeki şu günlerde "
İnsan Hakları " sık olarak tartışılmaktadır. Bu yazıda " İnsan Hakları"
üzerinde düşünce jimnastiği diyebileceğim bazı fikirlerden söz etmek
istiyorum.
Fransız ihtilalinin
sembolleri :
 |
Kardeşlik |
 |
Eşitlik |
 |
Özgürlük
dir. |
Önce Eşitlik, sonra
Özgürlükten sıra ile bahsetmeye çalışacağım; ama isterseniz önce eşitliği
diyalektik açıdan inceleyelim ve bunun içinde eşitliğin karşıtı olan
Eşitsizlik' ten söz ederek işe başlayalım.
Aslında herkesin hakkı
aynı olsa idi veya başka bir deyiş ile herkes diğer herkesin haklarına saygı
gösterse idi, burada tartışacak bir konu olmayacak idi ! Demek ki insanlar
arasında genel manada bir eşitsizlik mevcuttur ve bu eşitsizliğin başlangıcı
üzerine Jean-Jacques Rousseau " İnsanlar arasındaki eşitsizliğin menşei
üzerine söylev" veya kısaca " Eşitsizlik Üzerine Söylev " adlı eserinin 2.
bölümünde şöyle demektedir :
" Bir toprağı ilk olarak çevirip " burası benimdir " demeye
cesaret eden ve çevresinde buna inanacak kadar budalalar bulan adam, uygar
toplumun kurucusudur. "
Şimdi bu ağır cümleyi
açıklamaya çalışalım:
Diğer kişilerden daha güçlü ve zorba biri çıkmış ve bu toprak benimdir
demiş, böylece ilk eşitsizlik oluşmuştur !
Yani ilk eşitsizlik
bir mülkiyet sahiplenmesi ile başlamıştır; şimdi günümüze dönelim ve Levent'
te bizim oturduğumuz siteden arka tarafa bir göz atalım : gördüğüm bir dizi
gecekondu .......yani eşitsizliğin başladığı günden bu yana tarifte pek
değil, hatta hiç değişiklik olmamış....işte bazı kişiler " bu toprak
benimdir " demiş ve oraya, sizin benim hakkım olan topraklara bir ev
kondurmuş ; demek ki eşitsizlik hala aynı hızı ile devam ediyor....
İlk mülkiyete zorla
sahip olan kimseye kimse karşı çıkmamış; yani kişi istediği gibi zorbalığını
sürdürmüş. Peki bugün bu kişilere kimse karşı çıkıyor mu ?; Hayır !! yani
yazarın deyimi ile budalalar yani dünya kuruluşundan bu yana toplum hiç bir
şey söylemiyor ve böylece eşitsizlik artarak sürüp gidiyor......
Bu kişiye Jean-Jacques
Rousseau uygar toplumun kurucusu adını veriyor, çünkü yazara göre eğer
hayvanlar gibi yaşadığımız mağaralardan çıkmasaydık bunlar başımıza
gelmeyecekti...
Bakın yazar paragrafa
nasıl devam ediyor :
" Eğer başka biri bu
zorbaya karşı çıkıp toprağını çevrelediği kazıkları çekip atarak ya da
hendeği doldurarak öteki insanlara , " bu adamı dinlemeyiniz, meyvelerin
herkesin olduğunu ve toprağın hiç kimsenin olmadığını unutursanız
mahvolursunuz " diyebilseydi, insanlığı ne kadar suçlardan , savaşlardan,
yoksulluktan ve acılardan korumuş olurdu."
Bu bölüme daha fazla
girmeden şimdi kitabının ilk bölümüne dönelim: burada yazar iki çeşit
eşitsizlikten söz ediyor :
 |
Doğal eşitsizlik |
 |
Siyasal eşitsizlik |
Doğal eşitsizlik
Darwin' in belirttiği gibi Doğa' nın tabii seçiminin bir başka şekilde
izahıdır ve kuvvetli olan ne yazık ki diğerlerini yenecektir..
Hepimiz Lafontaine' in
çocuklar için yazdığını düşündüğümüz , ama aslında büyüklerin en az küçükler
kadar ders alması gerektiği gereken hikayelerinden birini sizlere anımsatmak
istiyorum:
Kurt ile Kuzu masalı:
Hani kurt ile kuzu
aynı dereden su içerler, kuzu yemek isteyen kurt kuzuya bir bahane olsun
diye" suyumu bulandırıyorsun " der , halbuki suyun kaynağına kurt daha
yakındır, yani bulandırsa bulandırsa kurt kuzunun suyunu bulandırmaktadır,
küçük kuzucukta bunu söyler, ama güçlü ve zorba olan kurt sonunda kuzcuğu
yer : Lafontaine o fabl' ini şöyle bitirir:
" güçlü her zaman
haklıdır "
; aslında tam fransızca tercümesi daha da güzeldir :
" güçlünün yorumu
her zaman en iyisidir !! "
işte doğal
eşitsizliğin bir başka örneği !
Jean-Jacques Rousseau
' a göre Doğal eşitsizlik sağlık ve beden güçlerinin eşitsizliğidir ve
gerçek bir eşitsizlik değildir ; başka bir söyleyiş tarzı ile gerçek
eşitsizlik uygarlıkla başlamaktadır !... ve ne yazık ki onunla devam
etmektedir.
Yazar Söylev' ini şu
sözlerle bitirir: " Eşitsizlik, doğal değildir, gücünü insan aklının
gelişmesinden almakta ve sonunda mülkiyet yasaları ile gelişmektedir."
Diğer bir eseri olan "
Toplumsal Antlaşma " da ise Jean-Jacques Rousseau insanda doğal olarak var
olan iyiliğin karmaşık toplumsal koşullar yüzünden yok olup gittiğini
savunur ve böylece oluşturduğu yurttaşların eşit hak ve mecburiyetlere sahip
olduğu bir ülke fikri o zamanlar yeni A.B.D. anayasasını hazırlayanları çok
etkiler.
İsterseniz konumuzdan
hafif bir sapma yaparak New York' un girişindeki şehrin amblemi olan
Hürriyet Abidesi ' nden bahsedelim: bu abideyi kimler yapmıştır ?
Amerikalılar mı? Hayır
!
Paris yakınlarında
Fransızlar yapmış, sonra parça parça Amerika' ya götürerek Amerikalılara
hediye etmişlerdir. Zaten şu anda bile anıtın küçük bir kopyasını Seine
Nehri üzerinde görebilirsiniz..
Jean-Jacques Rousseau
daha sonra yapıtını Voltaire' e göndermiştir.
Dilerseniz burada da
bir küçük parantez açalım : bilindiği gibi Voltaire Fransız ihtilali
sırasında karşısındakilere :
" Söylediklerinizin
hiç birine katılmıyorum; ancak onları söyleyebilme hakkını savunmak için
hayatımı vermeye hazırım ! "
diyen kişidir.
" İnsanlar henüz
yeterince akıllanmadılar. Tüm dinleri hükümetlerden ayırmanın şart olduğunu
henüz bilmiyorlar; insanların mutfaklarında yemek pişirme yöntemine
karışmayan devlet, dinlerine de aynı şekilde karışmamalıdır; insanlar demek
zevklerine göre yemek yedikleri gibi kendi tarzlarında Tanrı ' larına dua
edebilmelidirler; yasalara uyma koşulu ile, mide ve vicdan özgürlüğüne sahip
olmalıdırlar. " savını koruyan kişidir.
Buna karşılık
ölümünden önce günah çıkartmak isteyen papazı kovan kişide O' dur; Çünkü
Allah' a inanmasına rağmen kilisenin işleyişini yanlış bulmakta idi:
" Kültüne şerefsizlik
getirilebilecek batıl itikatlar ve fanatizme rağmen, Ulu Varlığı sevmek ve
O' na hizmet etmek gerekir." diyen kişidir.
Görüldüğü gibi
Voltaire dili sivri bir düşünürdür ve yıldızı romantizmin kurucusu olan
Jean-Jacques Rousseau ile hiç barışmayacaktır.
İşte Jean-Jacques
Rousseau yapıtını Voltaire' e gönderince şu yanıtı alır:
" Yapıtınızı aldım.
Teşekkür ederim. İnsanlara ne olduklarını söyleyerek onları
sevindiriyorsunuz ama, düzeltmiyorsunuz. Bilgisizliğimiz ve güçsüzlüğümüz
yüzünden bizi hoşnut eden toplumumuzun kusurları öyle güçlü sözlerle
anlatılamaz. Bizi yeniden hayvan yapmak için kimse bu kadar kafa
patlatmamıştır. Yapıtınızı okuyan , elinde olmadan , dört ayakla yürümek
isteği duyuyor. Bu huyu bırakalı altmış yıldan çok olduğu için kendi payıma
imkansızlığı görüyor, bu doğal gidişi sizden ve benden çok hak edenlere
bırakıyorum. Eğer gelişmeden ve bunun sonucu olan sanatlardan yakınması
gereken biri varsa o da ben olmalıyım. Kötülüğe kullanıldığı halde sanatları
sevmek gerektir, kötülükler bulunduğu halde toplumu sevmek gerektiği
gibi......."
Görüldüğü gibi bu iki
büyük düşünür eşitlik - eşitsizlik sorununa cevap bulamadıkları bir durumda
benim gibi basit birinin çalışmaları tabiatıyla sonuçsuz kalacaktır.
İsterseniz birazda
özgürlükten bahsedelim.
Özgürlük iki çeşittir:
 |
Kişisel Özgürlük |
 |
Milli Özgürlük |
Bir çok felsefe
kitabında Kişisel Özgürlük şöyle tarif edilir:
Özgürlük, mecburiyet
yokluğudur.
Doğru; Özgürlükte
mecburiyet yoktur, ama biri hariç : başkasının özgürlüğünü kısıtlamama
mecburiyeti! Eğer daha ilerde de değineceğimiz üzere özgürlüğümüz bir
başkasının özgürlüğünü kısıtlıyorsa tanım eksik kalıyor demektir.
Örnek olarak bir
işsizi alalım :
İşsiz fabrika veya
işyerinin saatlerine uymak zorunda değildir, günlük yaptırımların altına
ezilmez; fakat parasızlığın, sefaletin mecburiyetine katlanmak zorundadır;
İş arama özgürlüğü vardır; ama işverenlerin de onu kabul etmeme özgürlükleri
saklıdır.
Kişisel Özgürlük' ten
Milli Özgürlük' e geçiş için de aynı işsiz örneği ile devam edelim:
Görüldüğü gibi özgürlüğün sosyal yönü kişinin rahatı ile ilgilidir; bir
memlekette sefalet hüküm sürdükçe o millet özgür olamaz; çünkü bir çok
konuda daha zengin, dolayısı ile daha güçlü milletlere boyun eğmek
zorundadır
İsterseniz Konfiçyus'
un bir sözü ile Eşitlik ve Özgürlük konusunda bir denge sağlamaya çalışalım:
" Sana yapılmasını
istemediğini sen başkasına yapmadığın zaman Özgürlüğe sahip olacaksın"
Bu da bizim
atasözlerimizden :
" Sana yapılmasını
istemediğini sen de başkasına yapma ! " ya ne kadar benziyor değil mi?
Eşitlik olabilmesi
için ilk şart özgürlüktür, ama en önemlisi özgürlüğünüzden başkalarına
dağıtabilme olgunluğuna ve dolayısı ile mutluluğuna erişme mertebesine
çıkmış olabilmektir.....
Zaten başkasının
eşitliğini bozmamaya gayret gösterdiğimiz zaman, özgürlük , kimseyi rahatsız
etmeden kendi başına oluşuyor, veya başka bir deyim ile başkasının
özgürlüğüne saygı saygı gösterdikçe eşitlik hiç bozulmuyor.
Eşitlik konusunda
yapmaya çalışmamız gerekenlerden bir kaç öneri ile yazımı noktalamak
istiyorum:
Bizler, yalnız kendi
hatalarımızı görüp düzeltmekle kalmamalı, aynı zamanda yaşadığımız toplumun
kanunlarını unutmadan eşitsizliklere karşı koyarak bireylerin mutluluğu için
çalışmalıyız
 |
Önce yakın
çevremizin, sonra tüm dünyanın problemleri ile yorulmadan, bıkmadan
ilgilenmeliyiz |
 |
İnançlar arasında
sevgi bağları kurarak mutlu bir toplum yaratılmasına katkıda bulunmalıyız |
 |
Kendimize ve diğer
bireylere karşı saygımızı korumalıyız |
 |
Özgürlük ve sonra
toplumun yaşam seviyesini arttırmak için çalışmalıyız |
 |
Özgür düşünce için,
bağnazlıkla savaşmalıyız |
 |
Millete karşı
ödevlerimizi eksiksiz yerine getirmeliyiz ki toplum da bireylerine
karşılığında yükümlülüklerini yerine kolaylıkla getirebilsin. |
Yukarda sıralamaya
çalıştığım ana noktalar insanlar arasında Eşitliğin oluşabilmesi ve dengede
kalabilmesi için şarttır ve Eşitlik, Kardeşlik ve Özgürlük birbirlerini hem
tamamlamakta, hem de içiçe geçerek birleşmektedirler.
Dr. Ahmet GİRGİN
15 Ekim 1995
FAYDALANILAN KAYNAKLAR
:
1. ROUSSEAU, Jean-Jacques
: Discours sur L'origine de L'Inegalité parmi les Hommes, Librairie Hachette
2. ROUSSEAU, Jean-Jacques
: Contrat Social, p: 90, Edition Aubier
3. HANÇERLİOĞLU,Orhan
: Düşünce Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993
4. DICTIONNAIRE DE
PHILOSOPHIE, Larousse
|