| |
Türk Toplumu Üzerine Acı Gerçekler... |
|
| |
Prof. Dr. Mahmut Tezcan 'ın Türk toplumu irdelemesi
 |
Türk Toplumu
genellikle bencildir. |
 |
Bireyler
agressif ( yani saldırgan !! ) eğilim
taşır. |
 |
Türk kişiliğinin en
belirgin özelliklerinden birisi de güvensizliktir. |
 |
Plansızlık da biz de ağır basıyor:
genellikle uzak geleceğe ait planlar yapmayız, "
Hele o gün bi gelsin "
deriz.... |
 |
İhmalciyiz: hastalık iyice
ilerledikten sonra doktora gideriz. |
 |
Gururluluk ta
Türklere ilişkin bir özelliktir ( Gurur mu yoksa bir konuda fikrimiz
olmadığı halde kasılarak vaziyeti
idare etmeye mi çalışmak .... bi düşünün ...) |
 |
Fala, büyüye , nazara
inama, adak adama, kurşun döktürme gibi batıl
inançlar çoooook sıktır. |
 |
Türk halkı kadercidir. |
 |
İddiasızlık ve
kanaatkarlık. alçakgönüllü olmayı beraberinde getirmiştir. |
 |
Kıskançlık
da tipik özerlliklerimizdendir. |
 |
Ayrıca aşırı
meraklıyız. (
bakınız kadınlar
üzerine
) |

Özdemir İnce'nin 30 Nİsan
2000 tarihli Sabah gazetesindeki bir yazısı:
Türk Toplumunun dayanılmaz değişimi :
 |
Kentleşme, teknolojik
ilerleme, |
 |
İnternet ve sanal
iletişim, |
 |
büyük kentin
yalnızlaştırması, |
 |
büyük aileden çekirdek
aileye geçiş, |
nedeni ne olursa olsun şu gerçeği değiştirmiyor:
 |
Türk
Toplumu güler yüzlü olmayı, |
 |
Asansöre girdiğinde insanlara iyi günler demeyi, |
 |
Komşusuyla merhabalaşmayı, |
 |
Yolda
çarpıştığında özür dilemeyi, |
 |
Yol
verildiğinde teşekkür etmeyi unuttu. |
Yıllar önce Batı
ülkeleri için anlatılan " yolda hastalanıp yere düşsen kimse dönüp bakmaz"
tablosu büyük kentlerimiz için geçerli artık.
Yozlaşma o kadara hızlı gelişiyor ki yakında Batı toplumlarının bozuk
yapısını bile arayacağız gibi geliyor ...
(
Son paragraf Dr. Ahmet Girgin tarafından eklenmiştir...
) 
YABANCI
BASINDA TÜRK ERKEĞİ
 |
Türk
erkeği genellikle orta boylu, tıknaz, siyah saçlı, bıyıklı, esmer, pek sık
traş olmayan, göğsü ve bacakları kıllı bir tiptir. Yakışıklı ve çekici
değildirler.... |
 |
Türk
erkeği, evli ve 3,4 veya 5 çocuk sahibi, şehirde yaşayıp köyde çok
akrabası olan, az eğitim görmüş, alt-orta sosyo-ekonomik sınıfa mensup
biridir..... |
 |
Modası
geçmiş, şık olmayan giysiler içindedir. |
 |
Ya
arabası yoktur , ya da kullanılmış bir arabaya sahiptir;
|
 |
hem
arabasını , hem de karısını güvenilir olduğu için almıştır....... |
 |
Büyük
televizyonun yanında taşınabilir ufak bir televizyonu, transistorlu
radyosu, buzdolabı, işi için bir hesap makinesi, hançeri ve nargilesi
vardır. |
 |
Filtresiz sigara içer ( artık filtreli içiyor abartmayalım !! ) |
 |
Hiç
tatile çıkmaz, sadece düğün, nişan veya akrabaları için memleketine
gider.... |
Türkiye' liyse..... ((
 |
1...Kağıt mendili kumaş mendil gibi günlerce buruşuk
şekilde cebinde taşır. |
 |
2...Rüzgarlı havalarda küller uçmasın diye küllüğe su
koyar. |
 |
3...Serçe parmağını kulağına sokup iyice sallayarak
karıştırır. |
 |
4 ...Sakal tıraşı olduktan sonra kanayan yerlerine küçük
kağıtlar yapıştırır.. |
 |
5... TV kumandası , telefon gibi aletlerin üzerindeki
tuşların Türkçe'sini tercüme edip yapıştırır. (on-aç ; off-kapa ; redial-tekrar
ara ; volume-ses vb...) |
 |
6...Çayı soğumasın diye çay tabağının içine sıcak su
koyarak soğumasını önler. |
 |
7...Soba borusu aktığında yoğurt kaplarını telle soba
borusuna bağlar. |
 |
8...Nezle olunca tuvalet kağıdını uzun bir şerit yaparak
kullanır. |
 |
9..Diş fırçasıyla dişini fırçalamayıp da saçını boyar.
|
 |
10..Konuşma yeteneği olan hayvanlara ilk olarak küfür
etmesini öğretir. |
 |
11..Sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaşlarına
havlu tutturarak giymeye çalışıp bir de arkadaşlarına "bakmayın laf"
diye çıkışır. |
 |
12..Denize girip güneşlendikten sonra aşırı derecede
yanan sırtına yoğurt sürerek iyileştirebilir. |
 |
13..Dolmuşta veya otobüste bozuk paraları avucunda
toplayıp sikir sikir çevirip ses çıkartır. |
 |
14..Herhangi bir yere hesap öderken arkasına dönüp gizli
gizli para sayar. |
 |
15..Denizde "suyun altında nefessiz ne kadar
kalabiliyorum."diye deneme yapıp boğulma tehlikesi geçirir.
|
 |
16..Beton döktükten sonra bir sanat eserini
bitirmişçesine beton kurumadan tarih ve imza eder.
|
 |
17..Çorabının kirlenip kirlenmediğini anlamak için
burnuna götürerek kısa süreli koklar. |
 |
18..Simit yedikten sonra , masaya dökülen susamları
parmağının ucunu ıslatarak toplayıp yutar. |
 |
19..Daha birinci telefon zili çaldığında telefonun başına
dikilen ama açmak için ikinci kez çalmasını bekler.
|
 |
20..Bir dükkana girip , onun bunun fiyatını sorduktan
sonra "abi araba beş dakka dursun ,ben hemen gelicem " deyip ,2 saat
sonra gelir. |
 |
21..Gazete bayiinin önünde durup da asili olan gazeteleri
ayak üstü okur. |
 |
22..Cebinden çıkardığı paraların içinde en eskisini
özenle arayıp bulduktan sonra para üstü verir. |
 |
23..Kağıt paraların üzerine not alır; Paranın bir yüzüne
"tehlike anında arkayı çeviriniz" öbür yüzüne de "salak tehlike anında
dedik" yazarak eğlenir. |
 |
24..Gece aşırı nem ve sıcak olmasına rağmen , üzerine
örtmese de yanına yorgan alıp yatar. |
 |
25..Her yaz damdan düşer de damın kenarlarına dört sıra
tuğla örmez. |
 |
26..Çocuğu yanlışlıkla elini kestiği veya düştüğü için
ağladığında elini kesti veya düştü diye çocuğunu döver.
|
 |
27..Taksi tuttuğunda taksicinin yanına oturur Eğer üç
dört kişi taksi tutuyorsa , taksi parasını veren kişi ön koltuğa oturur.
|
 |
28..Kredi kartının işlevsel kısmı zarar görmesin diye
selobant yapıştırır |
 |
29...Denizdeyse çişini yapmak için denizden çıkma
zahmetine girmez. |
 |
30..Kaldırımda yürümeyip de cadde ortasında yürür ve
yanından hızla geçen arabaya da " Çarpsaydın bari ! " diye tepki
gösterir. |
 |
31..Adres tarif ederken kavga eder gibi bağıra bağıra el
kol hareketleriyle konuşur. |
 |
32..Alışveriş merkezlerindeki güvenlik kameralarında saç
tarar. |
 |
33..Kürdanla dişini karıştırıp önce çıkarıp bakar , sonra
tekrar ağzına koyar. |
 |
34..Ceket giyecekse gözükmez diye gömleğini ütülemez ,
kazağının altına giyecekse sadece gömleğin yakasını ütüler.
|
 |
35..Bir Türk esnafı , müşterisinden aldığı parayı önce
iki ucundan tutup iki defa gerginleştirir daha sonra da güneşe doğru
tutup bakarak kontrol eder. |
 |
36..Fayton , at arabası ve el tezgahına pompalı bisiklet
kornası takar. |
 |
37..Evinde bulunan saksıların dibini kül tablasi olarak
kullanır. |
 |
38..Dişlerini gazoz açacağı , fındık ve ceviz kıracağı
olarak kullanır. |
 |
39.. İşinde iyi olan birisini överken hakaretle iltifat
eder; (Şerefsizin oğlu ne iş yapmış be kardeşim, helal olsun)
|
 |
40..Aracın sinyal lâmbaları dururken kolunu çıkararak
"dönüyorum" hareketi yapar. |
 |
41..Yemeğin etini en sona bırakır.
|
 |
42..Trafik ışıkları kırmızıdan yeşile döndüğünde önündeki
herkesi salak sanarak kornaya basar. |
 |
43..Dişlerinin arasından "viij viij" diye ses çıkarır.
|
 |
44..TV'de film seyrederken filmin oyuncularıyla muhatap
olur; (dur oraya gitme öldürecekler seni)diye zıplar.
|
 |
45.. Kulağını kalem ya da örgü sisiyle karıştırabilir.
|
 |
46.. Arabasına öküz, köpek, horoz veya hindi sesli korna
taktırır. |
 |
47.. Gazete kağıdını en iyi şekilde kullanır.(Cam silme
bezi, külah, mendil, sofra bezi ) |
 |
48.. Denizde dikkat çekmemek için elbiseleriyle suya
girip, bütün dikkatleri üzerine çekebilir. |
 |
49..Plastik yoğurt kabini saksı yapar.
|
 |
50..Arabasının arkasına yazı yazar . (Rahmetli de
sollardı, tek rakibim THY, kır oyum ama para bende)
|
 |
51.. Uçakta bulunan tanıdıklarına uçak havalandıktan
sonra görünmeyeceğini bildiği halde el sallar. |
 |
52..Çiğnediği sakızı daha sonra çiğnemek üzere
kafasındaki tülbende yapıştırır. |
 |
53..Tek aptest ile beş vakit namaz kılmak için iki büklüm
kıvranır. |
 |
54..Desenlerini çok beğenerek aldığı mobilyayı üstünü
örterek kullanır.. |
 |
55..Geçirdiği bir trafik kazasından sonra kanlar içinde
çıkıp, çarpılmış arabasına üzülür. |
 |
56..Tüp kaçırıyor mu, kaçırmıyor mu diye kibrit yakıp
kontrol eder. |
 |
57..Kırmızı ışıkta durduğunuz için sizi azarlayabilir.
|
 |
58..Otoyolda, otomobilini gaz pedalına tuğla koyarak
kullanır. |
 |
59..Cola'yi çalkalayıp fışkırtarak asitsiz içmeyi akil
edebilir. |
 |
60..Elektronik hesap makinesini, uzaktan kumandasını
naylona sarıp, üzerine de ambalaj lastiği geçirir.
|
 |
61..Yeni otomobilini uzun süre koltuk ambalaj
naylonlarını çıkarmadan kullanır. |
TÜRKİYE AVRUPA
BİRLİĞİNE GİRERSE AVRUPA' DA NELER YAPAR?
1.. Serbest dolaşım çıkar . İyi bir eğitimi ve geçerli
bir işi olmayanların hepsi (İpini koparanlar) çil yavruları gibi
Avrupa'nın dört bir yanına dağılır .
2.. Hide Park'ta Türk usulü piknik yapar. (5 aile, 28 çocuk, kamyon,
kebap, rakı, çiğ köfte, pijama, atlet, ip, top, tüp, çaydanlık, buz
kabı, karpuz, tavla, okey, haşlanmış yumurta ve patates, pet şişe,
naylon poşet, arabesk, gürültü ve kavga)
3.. Versailles Sarayının önünde seyyar satıcılık yapar.(Salatalık,
lahmacun, simit v.s.)
4.. Wembley stadyumunun girişinde seyyar köfteci açar.
5.. Çocuklar trafik ışıklarında cam siler, mendil satar.
6.. Metro istasyonu girişlerinde kokoreç yapıp satar. Sakatat yasağını
takmaz. Kolluk kuvvetlerinden koşarak kaçar. Kaçamazsa rüşvet vermeye
çalışır.
7.. Louvre müzesinde kapkaççılık yapar.
8.. Champs Elysees Bulvarı'nda düğün konvoyu yapar.
9.. Çeşitli alanlarda mafyalar oluşturur. Devlet arazilerini Türklere
satar.
10.. Mafyadan aldığı arazilere gecekondu yapar. Gecekondularda inek,
koyun, tavuk ve kaz besler. Kurduğu mahalleyi kurtarılmış bölge ilan
eder.
11.. Yere tükürür. Kendini uyaran vatandaşı döver. Yakalandığında ise
polise sürekli "abi !" diye hitap eder.
12.. Galatasaray Avrupa kupalarında başarı elde ettiğinde kutlama
konvoyu yapar. Havaya ateş açar ve birkaç Avrupa vatandaşı için "Kim
vurduya" tur ayarlarlar.
13.. Sanki asırlardır oradaymış da diğerleri yeni gelmiş ve kendisini
rahatsız ediyormuş gibi davranır.
14.. Bir fast food'da yanındaki kız arkadaşına baktığından şüphelendiği
adamı döver.
15.. Yenebilecek her şeye içinde domuz eti oluğu şüphesiyle bakar.
16.. Avrupalı tüm kadınlara şırfıntı gözüyle bakar ve günde 25 kadına
sarkıntılık eder. Sonunda Avrupalı zannettiği bir Türk kızının
ağabeylerinden dayak yer. Yaraları iyileştikten sonra aynı kızla çıkmaya
başlar.
17.. Kızlar bir Avrupalı ile evlenebilmek için kırk takla atar. Babaları
izin vermeyince evden kaçar. Babaları polisi arar. Kız 18 yaşından büyük
olduğu için polis babayı pek sallamaz. Baba kendi işini kendi görmek
ister ve herifin kardeşini öldürerek kan davası çıkarmaya çalışır.
18.. Arabasıyla caddelerde turlarken İbo'nun kasetini yüksek sesle
çalarak kız tavlamaya çalışır.
19.. Evde bulgur pilavıyla beslenmeye çalışır ve tüm imkanlarını bir
Mercedes sahibi olmak için seferber eder.
20.. Türkiye'ye gelip geri dönerken bir minibüs dolusu besin maddesi
götürür. Sucuk ve pastırmaları halk sağlığına aykırılığı nedeniyle
gümrükte terk eder. Terk etmeden önce iki saat süreyle arbede çıkarır.
21.. Seyyar lahmacun sattığı mahalleye servis yapan pizza dağıtıcısını
döver. Olaya polis karışırsa başka bir gün tüm aşiretiyle gelip pizza
dükkanını dağıtır.
22.. Kurban bayramlarında kamuya ait yerlerde kurban keser. Kan gövdeyi
götürür.
23.. "Yok canım abarttın. Şu anda yurt dışında olanlar bu saydıklarının
çoğunu yapmıyorlar ki" diye milletini savunanlar, o günler geldiğinde
Türklerin Avrupa'da kanun, kitap dinlemeyecek kadar çoğunluk olacağını
göz ardı ederler.
24.. Türkiye'nin nüfusu 16 milyona İstanbul'un nüfusu 1 milyona düşer.
Refah seviyesi ve toplumsal kalite son haddine kadar yükselir. Kimse
kimsenin malına, namusuna yan gözle bakmaz. Türkiye'de kalmış olanlar,
dini bayramlarda ve yaz tatillerinde Avrupa'ya kaçarak Türkiye'nin
sakinleşmesini beklerler.
25.. Türkiye'de eğitim seviyesi %98 üniversite düzeyine yükselir.
İşsizlik kalmaz. İşçi ithaline başlanılır. Çevre kirliliği sıfıra düşer.
Sanat ve kültür yurdun her köşesine yayılır. Arabesk sanatçıları iş
alanlarını Avrupa'ya kaydırır. Turizm patlar.
26.. Ülkemiz temiz, sakin ve yaşanası bir memleket olur. Siyasi
tartışmalar konuşma platformunda kalır.
27.. Hayal gücü iyi çalışan okuyucular bir bu kadar daha madde üretir.
TÜRKLER TARAFINDAN İCAT EDİLMESİ BEKLENENLER :
01. Bitmeyen piknik tüpü
02. Sigara cepli çorap
03. Topuğu basık ayakkabı
04. Köpüklü su musluğu ve şampuan konulan şofben
05. Elektrik sayacı durduracağı
06. Döner pişiren mikrodalga
07. Laf atan korna
08. Minibüs arkasından para uzatmak için şoförün yanına kadar uzanan
demir
09. Güdümlü anne terliği
10. Kurban kesme makinesi
11. Basamakta durana çarpmayan otomatik kapı
12. Otobüste yan koltukta oturan kişinin gazetesini rahat bir şekilde
okuma
imkanı veren zoom'lu gözlük
13. Düğmesine basıldığında 'du-lu-luu' sesi veren akbil taklidi
anahtarlık
14. Ağza takılan ve dişlerle şişe kapağı açmayı kolaylaştıracak açacak
15. Polis kontrolünden 300 metre önce kendiliğinden takılan emniyet
kemeri
Biz
Türkler..
Aşağıdaki yazı kime ait bilmiyorum ama yıllardır anlatmaya çalıştığım
şeyi, bir Amerikalı bizleri çok iyi analiz ederek anlatmış. Dünya ile
bütünleşmek istiyorsak; dünyanın kurallarına göre hareket etmeli ve
onların anlayacağı dilde kendimizi anlatmalıyız. "Hemen her işte Türkiye
yalnız kalıyor, kimse bizi istemiyor, herkes düşman, bir tane bile
dostumuz yok" gibi saplantılardan ve Türkiye'nin her alanda tanıtımının
yeterince yapılamaması beceriksizliğinden de bu sayede kurtuluruz diye
düşünüyorum.
Kişi kendini yeterince anlatamıyorsa yada ifade edemiyorsa, ancak bunu
karşısındakini anlamaya çalışarak ve karşı tarafın anlayabilmesi için
anlatım dilini değiştirerek ifade edebilir. Empati'nin önemi sadece
bireyler için geçerli değildir. Ülkelerarası ilişkiler ile devletlerin,
kurum ve kuruluşların yapısını ve ayrıca toplumların neyi nasıl
algıladıklarını iyi analiz etmeniz gerekir.
Bireylerin vizyonu ne kadar gelişirse, o oranda (belki de daha fazla)
toplumun vizyonu da gelişir.
Sevgiyle kalın,
Dr.
Ahmet Girgin
AMERİKALI UZMAN GÖZÜYLE TÜRK STİLİ
Benim adım John Smith, ama bana Can Simidi diyorlar
buralarda. Bir iş teklifiyle, kentim Seattle ı bıraktım ve Türkiye ye
geldim. Seattle, Amerika nın kuzeyinde, iş ve kent yapısı olarak küçük
bir NewYork tur.
İyi bildiğim dört beş dilden biri Türkçe sayılır, iyi konuşurum, ama pek
yazamıyorum, imla hataları için beni forgive me- yani affedersiniz.
Türklerle anlaşmakta çok zorluk çekmiyorum, ama Türkleri ANLAMAKTA
zorluk çekiyorum. Yanlış anlamayın, öpüşerek selamlaşmaları ya da yerel
adetler dahil, anlamadıklarım, başka şeyler...
Teknoloji bölümüne yönetici olarak geldiğim şirkette ilginç şeyler
görüyorum. Örnek olarak, time management / zaman yönetimi semineri
düzenliyoruz şirkette. İlginç bir şekilde herkes zamansızlıktan şikayet
ederek gitmiyor seminere. Tıpkı hükümetiniz gibi enflasyonu düşüreceğiz
diyerek durmadan fiyatları increase yapıyorlar, nasıl diyorlar
artırıyorlar.
Enflasyonu indirmek için fiyatları artırmak pek rastlanmadık bir olay
dünyada. Şirketteki tek ilginç şey bu değil tabii ki.
İlk geldiğim gün iyice şaşırmıştım. Benimle global bir head hunter
-sizin burada beyin avcısı diyorlar- Seattle da görüştü. İşi, maaşı
anlattı ve böylece geldim. Utanmadan söyleyeceğim, ben dünyaca bilinen
birkaç projeye imza atmış, tanınmış bir uzman ve proje yöneticisiyim.
Uçaktan inince, şirketin görevlileri beni direkt olarak şirkete
götürdüler. Beni yönetim kuruluyla tanıştırdılar. Toplantı sürerken Mr.President
birden söz aldı, Başkan benim işimi nasıl yapmam gerektiği konusunda
uzun bir konuşma yaptı, açıkçası şok olmuştum. Şirketin başkanı madem bu
kadar bilgili ve uzmandı niçin beni taa Amerikalardan getirtmişlerdi?
Ayrıca presidentin başka işi yok muydu? Turkish stil iş anlayışı böyle
herhalde.
Kadınlara benziyor, mantığını anlamak için mantıklı düşünmek anlamsız.
Bir de takım çalışması çok garip. Hani İngilizler diyor ya "Deve, bir
takım tarafından tasarlanmış bir attır". Sanırım bu takımlardan çok var,
Türkiye de... Türkish stil "dram temler".
Herkes o kadar kendine odaklı ki, işleri kendi istediği tarafa
çekiyor, ortak inandıkları bir şeyleri, hedefleri yok. Gelecekle de pek
ilgilenmiyorlar, istedikleri tek şey bugünü olduğu gibi sürdürmek.
Haberlerde, iş dünyasında ve siyasetçilerde hep aynı söz "İSTİKRAR".
İstikrar, "in English stabilize" demektir ve herkesi korkutur. Bunu
anlıyorum işte, Türkler tarih boyunca korkusuz olmuşlar, korkusuzca
istikrar istiyorlar, bu onlar için bir challenge yani... nasıl diyorlar
meydan okuma...ama yine ilginç bir şekilde değişim istemiyorlar. Değişim
onlar için bir challenge değil.
Akdeniz-Mediterane Havası Dil kursuna giderken bütün dünyanın "Orta(med)Deniz-Mediterane"
dediği yere Türkler niçin "Ak Deniz" diyordu onu da anlamamıştım. Belki
de kuzeylerindeki denize Kara-deniz dediklerinden... Onlar için bir şey
kara ise diğeri de karadır, ara renkler ve ince ayrımlar pek olmuyor.
Türklerde... Belki de Mediterane havasından diyorlar Akdeniz! Akdeniz-
Mediterane de kıyısı olan bütün ülkelere bir rehavet hakimdir.
İtalya, Yunanistan, Fransa, Tunus, Cezayir ya da Türkiye nin kıyı
insanları nedense davranış olarak birbirine benziyor. Genelde az çalışıp
çok tüketiyorlar ya da uyuyorlar.
Türkler slang-argo da nasıl diyorlar işleri pek "sallamıyorlar".
Method, teknik ya da disiplin onlara yabancı kavramlar. Biz
Amerikalılarsa bunlar olmadan iş yapamayız. Bir işi başarmak için method
ve bilgi gerekir. Bu ikisi de yetmez, hard-working olmak yani çok
çalışmak gerekir. Türklerde bunu pek göremiyorum, ama yine de bir şeyler
üretiyorlar.
Son dönem
yönetim literatürü deneme ve hatalardan öğrenmeye çok yer veriyor. Belki
de Türkler sürekli bunu kullanarak survive ediyorlar, nasıl derler
ayakta kalıyorlar, ama pek öğrenmiş görünmüyorlar.
Herkes konuşuyor: Türkler bir işi kötü yapmaya karar verirlerse onun
üstüne çok konuşuyorlar. Örneğin, futbol kötü olsun istiyorlarsa,
onun üstüne çok konuşuyorlar, herkes konuşuyor, öğrendim ki ülke
Presidenti Demirel slogan koymuş "Konuşan Türkiye" diye. Şirkette de
başımıza geldi, örnek benim konumda. Herkes konuşuyor, ben susuyorum.
Herkes konuşurken uzman da konuşursa, herkes kendini uzman sanır çünkü.
Deprem sonrasında buradaydım. Herkes konuştu, ama hiçbir şey yapmadı.
İşte böyle, Türkler ilginç işte, çok konuştukları şeyi kesinlikle iyi
yapmıyorlar. Dünyada ise kamuoyunun gündemine gelen konular halledilir,
sanırım Türkler bir şeyi halletmek istemedikleri zaman hemen başlıyorlar
konuşmaya. Çok konuşulan konulardan biri de değişim.
Herkes birileri değişsin diyor ama kendisini değiştirmek isteyen henüz
görmedim.
Öyle
ilginç ki humor-fıkra gibi. Mesela bizim şirkette müşteri odaklılık
programları geliştiriyorlar, ama bütün çalışmaların odak noktası yine
bizim şirket. Örnek, broşürümüze bakıyorum, ilk sayfada patronun ve
diğer üst yöneticilerin resimleri. Eğer müşteri odak noktası olsaydı,
broşürün baş sayfalarına müşteri resimleri koyarlardı. Şirkette
müşterilerin beklemesine ayrılan yer altı metrekare, patronun odası yüz
elli metre kare. İşte size, Turkish stil müşteri odaklılık.
|
|
|
|