Düne
kadar
Kuruyemiş
ve
Tombala
Yılbaşı gecelerinin vazgeçilmez ikilisiydi
Bayram sabahları el öperdik;
ya
bir şeker olurdu armağanımız,
ya
da bembeyaz bir mendil veya çorap içinde minicik harçlık,
Kuru
incir içine ceviz koyar, küçük ellerimizle,
Yafa
portakalları soyardık
Yerli Malı Haftalarında.
Berberlerde "Akbaba"
okunur, kayışlarda çelik usturalar bilenirdi.
"Arap
Mabel"
çiğner, topaç çevirir, misket oynardık, yukarı mahallede.
Mahalle mi kaldı ?
Basketbola başlamadan önce istop, dalya ve yakar topla oldu ilk
tanışmamız.
Beton mantarlar yokken sokaklarda,
mahalle aralarında capon kalesi maç yapılırdı.
Koskoca "
Balina"
küçücük gömlek yakasına nasıl girerdi, anlayamazdık.
Çözemezdik sihrini, masmavi
çivitin
bembeyaz çamaşırları lekelemeden yıkamasını
Gramofonlardan sonra pikaplarda dinledik taş plakları,
Sonra da 45'lilerde Barış Manço' nun "Dağlar
Dağlar"
ını,
Cem
Karaca' nın "Hudey
Hudey"
ini,
Berkant' ın "Samanyolu"
nu,
Radyo dinlerdik : ufkumuz gelişirdi :
"Bak
Bak"
Yüksek Kaldırımdaydı , bilirdik.
Hayat Mecmuasında
Hikmet Feridun Es ile dünyayı dolaşırdık, pasaportsuz, vizesiz
Türkiye' de 67 il vardı düne kadar: Zonguldak ' ta noktayı koyardık.
İş
Bankası kumbaraları ilk tasarruftu, ilk mülkiyet.
Konkensiz kadın günleri yaşanırdı: elişleri, dantelalar örülürken,
İnce
belli bardaklarda çaylar içilir,
Sohbet önce yakın çevreden başlar,
sonra ülke sorunlarına geçilirdi
İsimlerden sonra gelen "Bey"
ve "
Hanım"
takıları rahatsız etmezdi kulaklarımızı,
Yemek, beyaz örtülerin üzerinde, "Yıldız" porselen tabaklarda yenirdi
Komşu sadece dilde değil,
yüreğin içinde de vardı.
Evin
küçük kızı komşuya yollanır:
"
Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek" denirdi.
CINE
5 yoktu: Lacivert yaz akşamlarında, açık hava sinemalarında seyredilirdi
filmler.
Ayçekirdeği alınır, minder kiralanırdı.
Beş
dakika ara beklenirdi, "
Frigo Buz"
yemek için sabırsızlıkla.
Mobil telefonlar sadece James Bond filmlerinde vardı.
Jeton alıp, sıra beklerdik telefon etmek için.
İnsanlar daha mı az yorgundu ne ? Otobüslerde büyüklere ve hamilelere
yer verilirdi o zamanlar....
Tekel Birası
ve
Bafra Maden
delikanlılığa ilk merhaba idi.
Likör müydü ikram edilen, zarif kristal kadehlerde ?
Akide şekercimiz, macuncularımız,
Hacı
Bekir ve Mahdumları
nerede şimdi ?
"Yenice"
sigarasının ara kağıdına yapılırdı aylık bütçeler.
Kimliğini bir türlü çıkarmadığımız ve tabii bir türlü canlandırdığımız
"YUKİ"
ile şenlenirdi evler
Radyo Tiyatrosu, Onaltı Soru Bilgi Yarışması,
Brezilya dizileri gibi vazgeçilmezdi herkes için
Kupon, sertifika tasası olmadan, yalnız okunmak için alınırdı
gazeteler...
Kahve ise yüz gramla alınırdı, her dem taze...
Kuruş bir değerdi, Bir Lira vardı o zamanlar.....
Her
kış öncesi reçeller yapılır, turşular basılırdı evlerde
Gillette Contour yoktu:
JOB
kullanırdı,
NACET
kullanmayanlarımız.
Siyah okul önlükleri, beyaz kolalı yakalar hep geceden ütülenirdi.
Sevdaları ilden ile , gönülden gönüle taşırdı, posta kartlarımız,
mektuplarımız..
Sokak aralarında patates, soğan çığlıkları yerine
yoğurtçu çıngırakları
duyulurdu.
Ezanı hoparlörlerden dinlemez,
Dokuz kez düşünmeden söz söylemezdik.
Çocuklar oyun bile oynarlardı:
Toprağı saksıda değil, arsada bahçede tanırlardı...
Bir
garip Orhan Veli' ye bir garip tabelayı çok gördük: kaldırdık !
Çevre koruma örgütleri boy göstermemişti henüz;
çünkü
çevre
vardı....
10
kasımlarda gazeteler siyah manşet çıkar, fabrikalar sirenlerini çalardı.
Anayurt dörtbir yandan çelik ağlarla örülürdü.
Ankara' yı ziyaret eden dostlar Anıt Kabir' e götürülürdü.
Bildiğimiz en gizli şey "gizli
pençe",
konuştuğumuz dil Türkçe idi.
Tatil Programları yerine bayramlarda, Fener alayları yapılırdı cadde
cadde, sokak sokak
Kucak kucak çiçek toplanırdı anneler gününde..
Göğsümüz Cumhuriyetin tunç siperiydi
Turan Güneş' lerimiz, çocukları arkadaşımız olan
İhtilal Albaylarımız
vardı..
Milletvekilleri
milletin vekilleriydi o zamanlar....
Yeni
bir dünya kurulacak ve Türkiye o dünyada yerini alacaktı:
İnanırdık, inanmıştık saf Anadolu çocuğu olarak...
Ne
güzel yerdi Susurluk, yalnız ayranı meşhur olduğu zamanlarda,
Ne
güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla.
Geleceği, geçmişten kopmadan kuracağımızı sanırdık, düne kadar.
Yaşadığımız binlerce gerçek ve kurduğumuz binlerce düş vardı:
Savrulduk hepimiz bir yerlere, bağlarımız darmadağın,
Sadece elimizde bir avuç değerle...