[Yazarlar İndeksi]
[Anasayfa] [Erkeklerin Avantajlari] [Kadinların Avantajlari..] [Kadın Gözüyle Kadınlar] [Kadın gözüyle erkekler] [Kadinlar Üzerine] [Erkek Manifestosu] [Alinmasi Gereken Seminerler] [Türkler Lehine Yabancı Sözleri..] [Türk Toplumu Üzerine] [Doktorların Kaderi] [Ise Girememenin Garantili Yollari] [Tezat Atasözleri..] [Bir babanin ogluna ögütleri] [Düşünülesi Sözler...] [Birbirimizi Sevebilmek] [PC için Murphy Kanunlari] [Ünlülerin Sözlerinden..] [Nostalji] [Aldatan Kadın] [Neden Aldatır?] [Orospu kimdir?] [Sevgililer Günü] [Ben hep bana söyleneni yaparım] [Aşık Olmazsanız..] [Duygusuz Yüzyıl] [Aptallığın Faydalar] [Aptallığın Yasaları] [Aşka aşık olmak] [Beyninizle mi sevişiyorsunuz] [Cici kızla yaşanmamış aşk] [Çocuk toplumlar] [Gençler duygularınızla yüzleşin] [Kendini sevmek] [Korkular] [Misafir odalı evde aşk] [Nasıl bir evde büyüdünüz] [Sevişmeyi bilmeyen] [Türk insanı AB’ye ne kadar hazır? ] [Öp Beni Kocaman] [Tarihte Değer yargıları] [Midillinin Gözleri] [Allah'tan Kadinim]

 

 

sdmenu.gif (328 bytes)      Nostalji

 
 

Mahallenin Çocukları

Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar:
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış. Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga etseler de kin tutmaz,her gün yeniden dünyalar kurarlarmış. Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.

O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş.
Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları.

Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV' yi, İnterneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu...
Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi.
Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları.

Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.
Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, aynı kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş kaybedince kapısı, Teksas'ı, Tommiks' i, Konyakcı' nın dişlerini...
İç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini. Üç korner bir penaltıyı.
Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını...
Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı...
Evlerin arkasındaki odun kömür depolarını.
Yakar topun yakışını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı.
Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı - ödleği.
Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtüözlüğünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paraları...
Açık hava sinemalarını, frigo buzu...

Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış.

Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin çocuklarının başlarına çok işler açmış.
Daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon,  köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan erken, herkes yüzünde soluk bir bakış,  içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile baş başa kalmış.
Çocukları mı? Çocukları şimdi koca koca apartmanların  arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar. Anneleri babaları onları çok seviyor.
Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor. Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria' dalar. Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor. Çocuklar trafik kaygısıyla, köşedeki markete dahi gönderilmiyor. Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane reytinglerini izliyorlar.
Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar. Seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.
Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98... Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor...

Ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukları...

 Can Yücel

 

Düne kadar Kuruyemiş ve Tombala

Yılbaşı gecelerinin vazgeçilmez ikilisiydi

Bayram sabahları el öperdik;

ya bir şeker olurdu armağanımız,

ya da bembeyaz bir mendil veya çorap içinde minicik harçlık,

Kuru incir içine ceviz koyar, küçük ellerimizle,

Yafa portakalları soyardık Yerli Malı Haftalarında.

Berberlerde "Akbaba" okunur, kayışlarda çelik usturalar bilenirdi.

"Arap Mabel" çiğner, topaç çevirir, misket oynardık, yukarı mahallede.

Mahalle mi kaldı ?

Basketbola başlamadan önce istop, dalya ve yakar topla oldu ilk tanışmamız.

Beton mantarlar yokken sokaklarda,

mahalle aralarında capon kalesi maç yapılırdı.

Koskoca " Balina" küçücük gömlek yakasına nasıl girerdi, anlayamazdık.

Çözemezdik sihrini, masmavi çivitin bembeyaz çamaşırları lekelemeden yıkamasını

Gramofonlardan sonra pikaplarda dinledik taş plakları,

Sonra da 45'lilerde Barış Manço' nun "Dağlar Dağlar" ını,

Cem Karaca' nın "Hudey Hudey" ini,

Berkant' ın "Samanyolu" nu,

Radyo dinlerdik : ufkumuz gelişirdi :

"Bak Bak" Yüksek Kaldırımdaydı , bilirdik.

Hayat Mecmuasında Hikmet Feridun Es ile dünyayı dolaşırdık, pasaportsuz, vizesiz

Türkiye' de 67 il vardı düne kadar: Zonguldak ' ta noktayı koyardık.

İş Bankası kumbaraları ilk tasarruftu, ilk mülkiyet.

Konkensiz kadın günleri  yaşanırdı: elişleri, dantelalar örülürken,

İnce belli bardaklarda çaylar içilir,

Sohbet önce yakın çevreden başlar,

sonra ülke sorunlarına geçilirdi

İsimlerden sonra gelen "Bey" ve " Hanım" takıları rahatsız etmezdi kulaklarımızı,

Yemek, beyaz örtülerin üzerinde, "Yıldız" porselen tabaklarda yenirdi 

Komşu sadece dilde değil, yüreğin içinde de vardı.

Evin küçük kızı komşuya yollanır:

" Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek" denirdi.

CINE 5 yoktu: Lacivert yaz akşamlarında, açık hava sinemalarında seyredilirdi filmler.

Ayçekirdeği alınır, minder kiralanırdı.

Beş dakika ara beklenirdi, " Frigo Buz" yemek için sabırsızlıkla.

Mobil telefonlar sadece James Bond filmlerinde vardı.

Jeton alıp, sıra beklerdik telefon etmek için.

İnsanlar daha mı az yorgundu ne ? Otobüslerde büyüklere ve hamilelere yer verilirdi o zamanlar....

Tekel Birası ve Bafra Maden delikanlılığa ilk merhaba idi.

Likör müydü ikram edilen, zarif kristal kadehlerde ?

Akide şekercimiz, macuncularımız, Hacı Bekir ve Mahdumları nerede şimdi ?

"Yenice" sigarasının ara kağıdına yapılırdı aylık bütçeler.

Kimliğini  bir türlü çıkarmadığımız ve tabii bir türlü canlandırdığımız "YUKİ" ile şenlenirdi evler

Radyo Tiyatrosu, Onaltı Soru Bilgi Yarışması, Brezilya dizileri gibi vazgeçilmezdi herkes için

Kupon, sertifika tasası olmadan, yalnız okunmak için alınırdı gazeteler...

Kahve ise yüz gramla alınırdı, her dem taze...

Kuruş bir değerdi, Bir Lira vardı o zamanlar.....

Her kış öncesi reçeller yapılır, turşular basılırdı evlerde

Gillette Contour yoktu: JOB kullanırdı, NACET kullanmayanlarımız.

Siyah okul önlükleri, beyaz kolalı yakalar hep geceden ütülenirdi.

Sevdaları ilden ile , gönülden gönüle taşırdı, posta kartlarımız, mektuplarımız..

Sokak aralarında patates, soğan çığlıkları yerine yoğurtçu çıngırakları duyulurdu.

Ezanı hoparlörlerden dinlemez,

Dokuz kez düşünmeden söz söylemezdik.

Çocuklar oyun bile oynarlardı:

Toprağı saksıda değil, arsada bahçede tanırlardı...

Bir  garip Orhan Veli' ye bir garip tabelayı çok gördük: kaldırdık !

Çevre koruma örgütleri boy göstermemişti henüz;

çünkü çevre vardı....

10 kasımlarda gazeteler siyah manşet çıkar, fabrikalar sirenlerini çalardı.

Anayurt dört bir yandan çelik ağlarla örülürdü.

Ankara' yı ziyaret eden dostlar Anıt Kabir' e götürülürdü.

Bildiğimiz en gizli şey "gizli pençe", konuştuğumuz dil Türkçe idi.

Tatil Programları yerine bayramlarda, Fener alayları yapılırdı cadde cadde, sokak sokak

Kucak kucak çiçek toplanırdı anneler gününde..

Göğsümüz Cumhuriyetin tunç siperiydi

Turan Güneş'lerimiz, çocukları arkadaşımız olan İhtilal Albaylarımız vardı..

Milletvekilleri milletin vekilleriydi o zamanlar....

Yeni bir dünya kurulacak ve Türkiye o dünyada yerini alacaktı:

İnanırdık, inanmıştık saf Anadolu çocuğu olarak...

Ne güzel yerdi Susurluk, yalnız ayranı meşhur olduğu zamanlarda,

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla.

Geleceği, geçmişten kopmadan kuracağımızı sanırdık, düne kadar.

Yaşadığımız binlerce gerçek ve kurduğumuz binlerce düş vardı:

Savrulduk hepimiz bir yerlere, bağlarımız darmadağın,

Sadece elimizde bir avuç değerle...

 

Biz mi istedik yoksa hak mı ettik ?

bullet Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
bullet Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
bullet Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
bullet Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.
 
bullet En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
bullet Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
bullet Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
bullet Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
bullet Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
bullet Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
bullet Annelerimiz bu durumu bildiklerinden,
bullet kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
bullet Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
bullet Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
bullet Kısacacı evine girip gelen (ki sadece çişi gelen giderdi evine) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
bullet Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
bullet Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.
 
bullet Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
bullet Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
bullet Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
bullet kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
bullet Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
bullet onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
bullet en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
bullet Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
bullet Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
bullet Azar işitip, acillere taşınmazdık.
bullet Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
bullet Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.
 
bullet Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
bullet Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki..
bullet Komşumu tanımıyorum ama evinin camında temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
bullet Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
bullet Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
bullet hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
bullet Evlerimiz var içinde yaşayan yok.
bullet Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
bullet Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
bullet Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..
 
bullet Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
bullet Ben kapılarında '' vale '' lerin, '' bady '' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
bullet Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksitini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
bullet Benim değildir bu kültür.
bullet Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
bullet Nedir bunlar?
bullet Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
bullet Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
bullet İyi de neden böyle olduk ?
 
bullet Biz mi istemiştik?  Yoksa hak mı ettik?
bullet ya sizce ?

 

GEÇMİŞE YOLCULUK  :)

* Çocuklar doğduğunda telefon başvurusu yapılırdı. ( Telefon sırası 8-10 yılda gelirdi.)
* Telefonun ve radyonun üzerine dantel örtü konurdu.
* Gazocağı ve tel dolabımız vardı. Annem, tıkanan gazocağını, ucunda kılcal tel olan bir aletle açmaya çalışırken habire söylenirdi.
*  Banyoda tuhaf bir soba vardı ve tuhaf bir yakacakla ısıtılırdı.
*  Banyomuz kurnalıydı, hamam tasımız vardı.
*  Plastikleri çıkmadan önce tuvalette takunya bulunur, ve herkesin ayağına olması için en büyük numara seçilirdi.
*  Okul kapısında ayva, Şam tatlısı, macun şeker, susamlı şeker, pamuk helva, kestane satılırdı. 5 kuruşa ince bir dilim Şam tatlısı alırdık.
* İlkokulda ABD yardımı sandviçler ve  balıkyağı hapları dağıtılırdı.
* Renkli  patiskadan dikilme  beli lastikli  külotlarımız vardı. Artık yünlerden örülen fanilalara, nazardan korunmamız için muska takarlardı!!
* Okul açılacağı zaman Sümerbank ayakkabıları alınır, çok sevdiğim modeller için de bayram beklemem söylenirdi.
* Bayramlarda, kıyafetlerimiz ve yeni ayakkabılarımız başucumuzda dururdu.Bazılarımız koynuna alır, yatardı.
* Uyduruk oyuncaklarımız vardı. Hatırlı bir kişiden çok güzel bir oyuncak araba veya bebek geldiği zaman, bozulmaması için kaldırılır, bize verilemezdi!! Biz ona o bize bakardık.
*İlkokulda sepet kadar kurdele takardık. Ne kadar kabarık ve büyük olursa o kadar makbuldü. 2 kafa gezerdik!!
* Babalarımızın gömlek yakaları, bizim okul yakalarımız pazar akşamları kolalanırdı.
* Genellikle herkes pazar günleri yıkanırdı!! banyo merasimle yanar, çamaşır değişilirdi!!
* Ecnebi filmlere aydın aileler , Türk filmlerine de fakirler ve eğitimsizler giderdi.
* Akşam 18.00 seansı tercih edilirdi.
* Filmler, sokak sokak dolaşan arabalardan bağırarak duyurulur, reklamı yapılırdı.
* Sokaklardan, yoğurtçu, yorgancı, kalaycı, dondurmacı, eskici, bileyici , sülükçü(!!) geçerdi.
* 25 kuruşa Bisiklet kiralar, ''şans kader  kısmet talih niyet 5 kuruuş'' diye bağıran ve yuvarlak delikleri kazıtarak ilkel piyango çektiren çocukların peşine Fareli Köyün Kavalcısı  gibi takılırdık
* Herkesin en güzel ve en büyük odası misafir odası olarak ayrılır, kapısı kapatılırdı. Sonra da tüm aile küçük bir odaya tıkılınır, hayat geçirilirdi.
* Radyo en kıymetli eğlencemizdi. Orhan Boran ve Yuki kaçırılmazdı. Uğurlugil ailesindeki Arap Bacı'ya herkes hayrandı.
* Radyo tiyatrosu sayesinde tüm klasikler ezberimize girmişti. Haluk Kurdoğlu, Semih Sergen ve Işık Yenersu' nun sesine aşıktım. Genellikle  Kerim Afşar, Tomris Oğuzalp esas oğlan ve esas kız olurdu.
* TS Müziğini kentliler, TH Müziğini de köylüler dinlerdi.
* İlkokulda okuma bayramı, kurdele  bilmezdik. Herkes okurdu, kimse de bayram etmezdi.
* Aşı olunacağı zaman tek iğne ile neredeyse koca  sınıf bitirilirdi. Aids henüz çıkmamıştı, eşcinsellik duyulmamıştı.
* İsveçli sarışın güzeller güzeli May Britt ile çirkinler kralı zenci Sammy Davis Jr evlendiğinde yer yerinden oynamıştı.
* Okulda, Kürt ,Türk, Ermeni, Yahudi, köylü, şehirli bilmezdik. Kimse kimseye böyle garip soru sormaz, merak dahi edilmezdi. Sadece  Alevi kelimesi fısıldanarak söylenirdi.
* Herhangi bir sebeple götürülen hediye paketini açmak , geleneklerimize aykırıydı , ayıptı. Misafir gidince ilk iş onu açmak olurdu.
* Misafirlikte ne kadar aç olursanız olun, ikram  tabağındakileri bitirmek de ayıptı. Görgülüler bir lokma mutlaka bırakır, görgüsüzler hepsini yerdi.
* Dondurma mayıs sonunda çıkar, annem temmuza kadar izin vermezdi.
* Sokakta oynarken en sevdiğimiz yiyecek, bir dilim taze ekmek üzerine sana yağı ve toz şekerdi.
* Kaçık çoraplar, çektirilmek için tuhafiyeciye götürülür, ertesi günü alınırdı.
*. Külotlu çoraptan önce tüm kadınlar jartiyer kullanır, yaşlılar, baldırlarına lastik takardı.
*  60 lı yıllarda evlenen her genç kızın çeyizinde mutlaka 1 adet baby doll bulunurdu..
*  Fotoğraflarda gülmek laubalilikti. Pek çok kişinin düğün resimleri cenaze törenlerini andırırdı. Ağır, vakur ve ciddi olmak önemliydi.
*  Anneler, vapurda, trende, otobüste rahatlıkla bebek emzirirlerdi.
*  Yazlık Sinemalara battaniye ve minderlerle gidilir, çekirdek çitlenirdi. Arada frigo buz satılırdı. Pahalı olduğu için babam almazdı.
* Çarşıda, pazarda anne ve babamızdan bir şey istemek ayıptı. Ancak sorulursa yanıtlardık. Canımız   istediği halde çoğunlukla da  red ederdik.
* Her gencin en kıymetli eşyası Dual pikaptı. Plak almak için harçlık biriktirirdik.
* Defter-kitap kaplama kağıtları ya kırmızı ya da mavi olurdu.
* Gazete kağıtlarından kese kağıdı yapar, undan yapılmış tutkalla yapıştırırdık.
* 'Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek '   bir teklif değil, bir kararın iletilmesi  gibiydi. Bu soruya 'hayır' demek mümkün değildi, adetlerimize göre ayıptı. Önemli bir program varsa (bilet, başka ziyaret vs) derhal iptal edilir, aile telaş yumağına dönerdi.

BİR TAKIM YOKLUKLAR İÇİNDE MUTLU VE UMUTLU İDİK...
 

RADYO KÜLTÜRÜMÜZE NE OLDU?

image00125.jpg

 

Her sabah uzun çarşıdan geçerken, çökelekçi dükkanının önüne geldiğimde şu radyo anonsunu duyardım:

“Saat 8. Demirbank iyi günler diler”

Çökelekçinin radyosu hep açık kalırdı. Haberleri hiç kaçırmaz, dinlerdi. “Saat 13. Burası Türkiye radyoları, şimdi haberler” diye anons yapıldığında beleşçi esnaf arkadaşları da, çökelekçinin önüne yığılır haberleri dinlerlerdi. Müşteri bile gelse;

“5 dakka bekle ciğerim. Şimdi acansları dinliyok” derdi…

Radyo…
Hangimizin radyo ile ilgili hatıraları yok ki?
Radyo; kültürümüzdü. Okulumuzdu. Eğlence kaynağımızdı.

Evimizdeki lambalı radyoyu hâla özlüyorum! Radyoyu açtığımızda ısınmasını beklerdik. Düğmesi ile istasyonu bulmaya çalışırken parazitli sesler gitsin diye radyonun üstüne, arkasına hafiften bir iki tokatta atardık! Radyo programlarından; radyo tiyatrosu, arkası yarın, Ankara radyosu ses sanatçıları ile Orhan Boran ve Yuki’ yi keyifle dinlerdik… Okulda öğretmenimiz bize mutlaka “çocuk saatini” dinlememizi tembihlerdi… Yaşam ile ilgili birçok şeyi buradan öğrenmiştim. Radyo reklamlarının bazılarını da unutamıyorum!

“Bir bilmecem var çocuklar!
Haydi haydi sor sor!
çayda kahvaltıda yenir!
Acaba nedir nedir?
Bisküvi denince akla…
Tamam şimdi buldum!
Hemen onun adı gelir!
ETİ ETİ ETİ”

“Önce güneş, hava, su
sonra bol gıda gelir.
Akşama babacığım, unutma
Ülker getir”

“şşt şşt gördün mü, kartopu alıp ördün mü?”

“mintaxla canım mintaxla… mintaxla canım mintaxla”

Hele bir reklam var ki, aklıma geldikçe gülerim. Ablam evlilik çeyizinin içinde mutlaka “zetina dikiş makinası da isterim” diye tutturmuştu!

“Her genç kızın rüyası, zetina dikiş makinesi”

Gece ise; Deniz kuvvetlerinden alınan bir bilgi denizcilere önemle duyurulurdu:
“Deniz kuvvetleri Komutanlığı, Seyir hidrografi ve oşinografi dairesi başkanlığından bildirilmiştir. Denizcilere 113 sayılı bildiri…”
ve, İstiklal Marşı ile radyo yayını kapanırdı…

Kıbrıs’ın “Bayrak” radyosunu unutmak mümkün mü? Türkiye radyolarında yayınlanmayan şarkıları, buradan dinlerdik…

Ülkemizde radyo yayınları 1927 yılında hizmete girmiştir. Kısa, orta ve uzun dalga üzerinden yayın yapan Türkiye Radyolarının önemli bir amacı da; Türk Devleti’nin sesini, Türkçeyi, Türk kültürünü, Türk müziğini, Orta Asya’dan Balkanlara, Kırım’dan Afrika’ya kadar taşımaktı…

TRT bu hizmeti 2008 yılına kadar başarıyla sürdürdü. 2008 yılında ne olduysa, devlet radyoları orta ve uzun dalga üzerinden yayın yapmayı sona erdirmiştir. Kapatılma sebebi ise duyduğumuza göre fazla enerji israfı oluyormuş!

Artık Kafkaslarda, İran’da, Orta Doğu’da, Orta Asya’da, Balkanlar’da, Avrupa’da, Afrika’da yaşayan Türkler; Türk Devleti’nin sesini duyamıyor, ancak televizyonlar ve internet aracılığıyla kültürel hiçbir değeri olmayan programları izliyorlar. Tabi ki, izleyen varsa!

Tüm Dünya’ya orta ve uzun dalga üzerinden yayın yapabilecek güçte radyolarımı geri istiyorum.

Ya siz?

 


 
 

[Erkeklerin Avantajlari] [Kadinların Avantajlari..] [Kadın Gözüyle Kadınlar] [Kadın gözüyle erkekler] [Kadinlar Üzerine] [Erkek Manifestosu] [Alinmasi Gereken Seminerler] [Türkler Lehine Yabancı Sözleri..] [Türk Toplumu Üzerine] [Doktorların Kaderi] [Ise Girememenin Garantili Yollari] [Tezat Atasözleri..] [Bir babanin ogluna ögütleri] [Düşünülesi Sözler...] [Birbirimizi Sevebilmek] [PC için Murphy Kanunlari] [Ünlülerin Sözlerinden..] [Nostalji] [Aldatan Kadın] [Neden Aldatır?] [Orospu kimdir?] [Sevgililer Günü] [Ben hep bana söyleneni yaparım] [Aşık Olmazsanız..] [Duygusuz Yüzyıl] [Aptallığın Faydalar] [Aptallığın Yasaları] [Aşka aşık olmak] [Beyninizle mi sevişiyorsunuz] [Cici kızla yaşanmamış aşk] [Çocuk toplumlar] [Gençler duygularınızla yüzleşin] [Kendini sevmek] [Korkular] [Misafir odalı evde aşk] [Nasıl bir evde büyüdünüz] [Sevişmeyi bilmeyen] [Türk insanı AB’ye ne kadar hazır? ] [Öp Beni Kocaman] [Tarihte Değer yargıları] [Midillinin Gözleri] [Allah'tan Kadinim]