[Yazarlar İndeksi]
[Erkeklerin Avantajlari] [Kadinların Avantajlari..] [Kadın Gözüyle Kadınlar] [Kadın gözüyle erkekler] [Kadinlar Üzerine] [Erkek Manifestosu] [Alinmasi Gereken Seminerler] [Türkler Lehine Yabancı Sözleri..] [Türk Toplumu Üzerine] [Bedeli Çanakkale' de...] [Doktorların Kaderi] [Ise Girememenin Garantili Yollari] [Tezat Atasözleri..] [Bir babanin ogluna ögütleri] [Düşünülesi Sözler...] [Birbirimizi Sevebilmek] [PC için Murphy Kanunlari] [Ünlülerin Sözlerinden..] [Nostalji] [Aldatan Kadın] [Neden Aldatır?] [Sevgililer Günü] [Ben hep bana söyleneni yaparım] [Aşık Olmazsanız..] [Duygusuz Yüzyıl] [Aptallığın Faydalar] [Aptallığın Yasaları] [Aşka aşık olmak] [Beyninizle mi sevişiyorsunuz] [Cici kızla yaşanmamış aşk] [Çocuk toplumlar] [Gençler duygularınızla yüzleşin] [Kendini sevmek] [Korkular] [Misafir odalı evde aşk] [Nasıl bir evde büyüdünüz] [Sevişmeyi bilmeyen] [Türk insanı AB’ye ne kadar hazır? ] [Öp Beni Kocaman] [Tarihte Değer yargıları] [Midillinin Gözleri] [Allah'tan Kadinim]

 

 

sdmenu.gif (328 bytes)      Nostalji

 
 

Mahallenin Çocukları

Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar:
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış. Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga etseler de kin tutmaz,her gün yeniden dünyalar kurarlarmış. Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.

O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş.
Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları.

Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV' yi, İnterneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu...
Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi.
Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları.

Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.
Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, aynı kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş kaybedince kapısı, Teksas'ı, Tommiks' i, Konyakcı' nın dişlerini...
İç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini. Üç korner bir penaltıyı.
Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını...
Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı...
Evlerin arkasındaki odun kömür depolarını.
Yakar topun yakışını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı.
Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı - ödleği.
Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtüözlüğünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paraları...
Açık hava sinemalarını, frigo buzu...

Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış.

Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin çocuklarının başlarına çok işler açmış.
Daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon,  köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan erken, herkes yüzünde soluk bir bakış,  içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile baş başa kalmış.
Çocukları mı? Çocukları şimdi koca koca apartmanların  arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar. Anneleri babaları onları çok seviyor.
Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor. Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria' dalar. Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor. Çocuklar trafik kaygısıyla, köşedeki markete dahi gönderilmiyor. Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane reytinglerini izliyorlar.
Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar. Seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.
Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98... Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor...

Ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukları...

 Can Yücel

 

Düne kadar Kuruyemiş ve Tombala

Yılbaşı gecelerinin vazgeçilmez ikilisiydi

Bayram sabahları el öperdik;

ya bir şeker olurdu armağanımız,

ya da bembeyaz bir mendil veya çorap içinde minicik harçlık,

Kuru incir içine ceviz koyar, küçük ellerimizle,

Yafa portakalları soyardık Yerli Malı Haftalarında.

Berberlerde "Akbaba" okunur, kayışlarda çelik usturalar bilenirdi.

"Arap Mabel" çiğner, topaç çevirir, misket oynardık, yukarı mahallede.

Mahalle mi kaldı ?

Basketbola başlamadan önce istop, dalya ve yakar topla oldu ilk tanışmamız.

Beton mantarlar yokken sokaklarda,

mahalle aralarında capon kalesi maç yapılırdı.

Koskoca " Balina" küçücük gömlek yakasına nasıl girerdi, anlayamazdık.

Çözemezdik sihrini, masmavi çivitin bembeyaz çamaşırları lekelemeden yıkamasını

Gramofonlardan sonra pikaplarda dinledik taş plakları,

Sonra da 45'lilerde Barış Manço' nun "Dağlar Dağlar" ını,

Cem Karaca' nın "Hudey Hudey" ini,

Berkant' ın "Samanyolu" nu,

Radyo dinlerdik : ufkumuz gelişirdi :

"Bak Bak" Yüksek Kaldırımdaydı , bilirdik.

Hayat Mecmuasında Hikmet Feridun Es ile dünyayı dolaşırdık, pasaportsuz, vizesiz

Türkiye' de 67 il vardı düne kadar: Zonguldak ' ta noktayı koyardık.

İş Bankası kumbaraları ilk tasarruftu, ilk mülkiyet.

Konkensiz kadın günleri  yaşanırdı: elişleri, dantelalar örülürken,

İnce belli bardaklarda çaylar içilir,

Sohbet önce yakın çevreden başlar,

sonra ülke sorunlarına geçilirdi

İsimlerden sonra gelen "Bey" ve " Hanım" takıları rahatsız etmezdi kulaklarımızı,

Yemek, beyaz örtülerin üzerinde, "Yıldız" porselen tabaklarda yenirdi 

Komşu sadece dilde değil, yüreğin içinde de vardı.

Evin küçük kızı komşuya yollanır:

" Bir maniniz yoksa annemler bu akşam size gelecek" denirdi.

CINE 5 yoktu: Lacivert yaz akşamlarında, açık hava sinemalarında seyredilirdi filmler.

Ayçekirdeği alınır, minder kiralanırdı.

Beş dakika ara beklenirdi, " Frigo Buz" yemek için sabırsızlıkla.

Mobil telefonlar sadece James Bond filmlerinde vardı.

Jeton alıp, sıra beklerdik telefon etmek için.

İnsanlar daha mı az yorgundu ne ? Otobüslerde büyüklere ve hamilelere yer verilirdi o zamanlar....

Tekel Birası ve Bafra Maden delikanlılığa ilk merhaba idi.

Likör müydü ikram edilen, zarif kristal kadehlerde ?

Akide şekercimiz, macuncularımız, Hacı Bekir ve Mahdumları nerede şimdi ?

"Yenice" sigarasının ara kağıdına yapılırdı aylık bütçeler.

Kimliğini  bir türlü çıkarmadığımız ve tabii bir türlü canlandırdığımız "YUKİ" ile şenlenirdi evler

Radyo Tiyatrosu, Onaltı Soru Bilgi Yarışması, Brezilya dizileri gibi vazgeçilmezdi herkes için

Kupon, sertifika tasası olmadan, yalnız okunmak için alınırdı gazeteler...

Kahve ise yüz gramla alınırdı, her dem taze...

Kuruş bir değerdi, Bir Lira vardı o zamanlar.....

Her kış öncesi reçeller yapılır, turşular basılırdı evlerde

Gillette Contour yoktu: JOB kullanırdı, NACET kullanmayanlarımız.

Siyah okul önlükleri, beyaz kolalı yakalar hep geceden ütülenirdi.

Sevdaları ilden ile , gönülden gönüle taşırdı, posta kartlarımız, mektuplarımız..

Sokak aralarında patates, soğan çığlıkları yerine yoğurtçu çıngırakları duyulurdu.

Ezanı hoparlörlerden dinlemez,

Dokuz kez düşünmeden söz söylemezdik.

Çocuklar oyun bile oynarlardı:

Toprağı saksıda değil, arsada bahçede tanırlardı...

Bir  garip Orhan Veli' ye bir garip tabelayı çok gördük: kaldırdık !

Çevre koruma örgütleri boy göstermemişti henüz;

çünkü çevre vardı....

10 kasımlarda gazeteler siyah manşet çıkar, fabrikalar sirenlerini çalardı.

Anayurt dört bir yandan çelik ağlarla örülürdü.

Ankara' yı ziyaret eden dostlar Anıt Kabir' e götürülürdü.

Bildiğimiz en gizli şey "gizli pençe", konuştuğumuz dil Türkçe idi.

Tatil Programları yerine bayramlarda, Fener alayları yapılırdı cadde cadde, sokak sokak

Kucak kucak çiçek toplanırdı anneler gününde..

Göğsümüz Cumhuriyetin tunç siperiydi

Turan Güneş'lerimiz, çocukları arkadaşımız olan İhtilal Albaylarımız vardı..

Milletvekilleri milletin vekilleriydi o zamanlar....

Yeni bir dünya kurulacak ve Türkiye o dünyada yerini alacaktı:

İnanırdık, inanmıştık saf Anadolu çocuğu olarak...

Ne güzel yerdi Susurluk, yalnız ayranı meşhur olduğu zamanlarda,

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla.

Geleceği, geçmişten kopmadan kuracağımızı sanırdık, düne kadar.

Yaşadığımız binlerce gerçek ve kurduğumuz binlerce düş vardı:

Savrulduk hepimiz bir yerlere, bağlarımız darmadağın,

Sadece elimizde bir avuç değerle...

 

Biz mi istedik yoksa hak mı ettik ?

bullet Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
bullet Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
bullet Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
bullet Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.
 
bullet En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
bullet Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
bullet Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
bullet Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
bullet Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
bullet Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
bullet Annelerimiz bu durumu bildiklerinden,
bullet kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
bullet Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
bullet Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
bullet Kısacacı evine girip gelen (ki sadece çişi gelen giderdi evine) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
bullet Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
bullet Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.
 
bullet Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
bullet Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
bullet Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
bullet kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
bullet Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
bullet onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
bullet en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
bullet Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
bullet Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
bullet Azar işitip, acillere taşınmazdık.
bullet Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
bullet Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.
 
bullet Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
bullet Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki..
bullet Komşumu tanımıyorum ama evinin camında temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
bullet Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
bullet Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
bullet hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
bullet Evlerimiz var içinde yaşayan yok.
bullet Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
bullet Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
bullet Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..
 
bullet Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
bullet Ben kapılarında '' vale '' lerin, '' bady '' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
bullet Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksitini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
bullet Benim değildir bu kültür.
bullet Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
bullet Nedir bunlar?
bullet Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
bullet Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
bullet İyi de neden böyle olduk ?
 
bullet Biz mi istemiştik?  Yoksa hak mı ettik?
bullet ya sizce ?


 
 

[Erkeklerin Avantajlari] [Kadinların Avantajlari..] [Kadın Gözüyle Kadınlar] [Kadın gözüyle erkekler] [Kadinlar Üzerine] [Erkek Manifestosu] [Alinmasi Gereken Seminerler] [Türkler Lehine Yabancı Sözleri..] [Türk Toplumu Üzerine] [Bedeli Çanakkale' de...] [Doktorların Kaderi] [Ise Girememenin Garantili Yollari] [Tezat Atasözleri..] [Bir babanin ogluna ögütleri] [Düşünülesi Sözler...] [Birbirimizi Sevebilmek] [PC için Murphy Kanunlari] [Ünlülerin Sözlerinden..] [Nostalji] [Aldatan Kadın] [Neden Aldatır?] [Sevgililer Günü] [Ben hep bana söyleneni yaparım] [Aşık Olmazsanız..] [Duygusuz Yüzyıl] [Aptallığın Faydalar] [Aptallığın Yasaları] [Aşka aşık olmak] [Beyninizle mi sevişiyorsunuz] [Cici kızla yaşanmamış aşk] [Çocuk toplumlar] [Gençler duygularınızla yüzleşin] [Kendini sevmek] [Korkular] [Misafir odalı evde aşk] [Nasıl bir evde büyüdünüz] [Sevişmeyi bilmeyen] [Türk insanı AB’ye ne kadar hazır? ] [Öp Beni Kocaman] [Tarihte Değer yargıları] [Midillinin Gözleri] [Allah'tan Kadinim]