
Muzaffer Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve
Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda
bulunuyorlarsa da 1915 Nisan ’ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren
kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar “ hiç mesabesindeydi.”
Çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas, Irak, ve Filistin
cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri
aldılar. Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. Alay ’ın
kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı.
Bunlar ise ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit
mübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de
bunları kaybedilecek vakit vardı. Her şey “itimat” ile yürürdü. Muzaffer
açıkgözlü ve becerikli İstanbul çocuğu olduğundan Karargah, gerekli
malzemenin temin ve mübayaasına onu memur etti. İcap eden paranın
kendisine itası içinde Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir
tezkereyi eline verdiler.
O
yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı.
Bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer
aradı,uğraştı,nihayet Karaköy’ de bir Yahudi de istediklerini buldu.
Fiyatlar pek fahişti , ama yapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı.
Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki
tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı b,r
kaymakam Yarbay ’ın huzurundadır. Kaymakam uzatılan tezkereyi okudu.
Karşısında hazırolda duran ihtiyat zabitine baktı. İsteyeceği paranın
miktarını sormadan ,”Ne alınacak” dedi. “ Oto kamyon lastiği” cevabını
verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı :
“ bana
bak oğlum! Ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı
bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git,
insanı günaha sokma para mara yok!...
Muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin ( bugünkü hukuk
fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını
düşünüyordu. Malzemelere Alay ’ın ihtiyacı vardı. Elindeki( Almanların
verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi.
Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisi bulur alır diye
görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş
dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...
Muzaffer bunları düşüne düşüne Beyazıt Meydanı’na vardı birden durdu.
Kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.
Doğru
tüccar Yahudi’ nin yanına gitti:
“
Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek, ezandan sonra gelip malları
alamam. Gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapur
Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için sabah ezanında
geleceğim malları mutlaka hazır edin...”
Tüccar
“peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti.
“Altın
para vermiyorlar kağıt para verecekler”
Yahudi
yine “peki” dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından
sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı.
Ortalık henüz ışıyordu. Tüccar malları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin
yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer
bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci
’ye yollandı. Malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az
sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.
Üç gün
sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na
gitti. Bozmadılar zira elindeki para sahte idi.
Muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin basımında kullanılan kağıdın aynını
Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini
mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek
nefasette taklit bir para yapmıştı. Tüccara verdiği ve yutturduğu para
buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu
ibare bulunuyordu: “ Bedeli Dersaadet’ te altın olarak tesviye
olunacaktır.” Muzaffer, yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek
şöyle yazmıştı:
“
Bedeli Çanakkale ‘de altın olarak tesviye olunacaktır.”
Onun
burada altın dediği Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha
kıymetli kanı idi.
Sahte
paraya gelince...
Yahudi
tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi
bilinemez. Ancak olay bütün İstanbul’ da yayıldı. Dünyada emsali olmayan
ve olmayacak olan bu hadise Şehzade Halim Efendi ’nin kulağına kadar
gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük
taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif
sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip,
İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz
parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.
Tüm Şehitlerimizin ruhları şad
olsun