|
| |
|
|
Türk insanı AB’ye ne kadar hazır? (VII)
Cüneyt
ÜLSEVER |
|
|
|
 |
| |
Türk insan sermayesi ile Avrupa insan sermayesi
arasındaki en temel fark 'düşünce sistematiğinde'.
Bunun en belirgin olduğu alan da 'çözüm üretme'.
Demek istediğim,
Türk insanı:
Olguları kendi lehine çevirme, ters olgulardan sıyrılma, düşünce
dünyasında hayal ederek ve bunu hayata uygulayarak ileri adım atma,
çetrefil meselelerden kurtulma, mümkünse meseleleri lehine çevirme,
kısaca, çözüm üretmek konusunda Avrupa insanına göre temel
bir fark gösteriyor.
Avrupa insanı çözümü kendinde arıyor.
Türk insanı çözümü kendi dışında arıyor.
*
Hayat bir mücadele alanı. Hepimiz ama hepimiz var olma
mücadelesi vermek zorundayız.
Beleş ekmek yok!
Zaten insanoğlu da tarihsel gelişimi içinde olguları kendi lehine
çevirme, ters olgulardan sıyrılma, düşünce dünyasında hayal ederek
ve bunu hayata uygulayarak ileri adım atma, çetrefil meselelerden
kurtulma, mümkünse meseleleri lehine çevirme konusunda hep ileriye
doğru adım atıyor. İlerlemenin temel güdüsü çözüm üretme, hayatı
kolaylaştıma!
Araştırma-geliştirme, bilimsel buluşlar hep hayatı kolaylaştırma,
hayat meselelerine çözüm oluşturma uğruna yapılıyor.
Çözüm üretme güdüsü sayesinde teknolojiden yararlanıyor, ömrümüzü
uzatıyor, bir sürü hastalığı yeniyor, daha sağlıklı ve kaliteli
yaşıyoruz.
Bu nimetlerden Türk insanı da faydalanıyor.
Ama bilim ve teknolojinin ürettiği çözümler Türk insanına nerede ise
hep ama hep dışarıdan geliyor.
Başkaları çözüm üretiyor, biz ücreti karşılığı faydalanıyoruz.
*
Bu durum günlük hayat için de geçerli. Avrupalı kendi kendine
çözüm üretmek için eğitiliyor ve çok erken yaştan itibaren kendi
yarasını kendi sarmaya başlıyor.
Avrupa insanı mikro aile düzeninde yaşıyor. Çocuklar evi çok erken
yaşta, 18'inde terk ediyorlar.
Ayrı yaşamaya başlıyorlar.
Kendi çözümlerini kendileri üretmek zorunda kalıyorlar. 18 yaşında
bir Avrupalı artık yalnız bir bireydir. Geçimini kendi
sağlayacak, eğitim sorununu kendi çözecek, tercihlerini kendi
yapacak, karşılaştığı her meseleyi kendi çözecektir. Avrupa insanı
yalnızdır ama kendi tercihleri, kendi beğenileri olan bir bireydir.
*
Biz nasıl gelişiyoruz?
Meselelerimizi önce aile, sonra aşiret, sonra öğretmen, sonra
komutan, en son da devlet çözüyor!
Mutlu bir Türk insanı hep bir yolunu bulup, meselerini başkalarına
çözdüren insandır.
Bize hayatta seçim yapmak, sorumluluk almak, riske girmek, tek
başına kalmak hiç ama hiç öğretilmiyor. Kaçımız istediğimiz okulda
okuduk, istediğimiz mesleği edindik, istediğimiz işte çalışıyoruz?
Samimi olalım, kaçımız istediğimiz insanla evlendik?
İstediğimizi zannettiklerimiz gerçekten kendi tercihlerimiz miydi?
*
Hep başkalarının güdümünde yaşamış insan da meseleler karşısında
da ister istemez 'otoriteye' başvuracaktır. Bu konuda ülke fikir
birliği içindedir de! Kimi Allah'a, kimi devlete sığınır ama mutlaka
kendi dışında, kendinden üstün saydığı bir 'makama' başvurur.
Türkiye kendi eli ile seçtiği, kendisine hizmet etmeye memur
insanlara bile 'baba' diyebilen nadir ülkelerdendir.
*
Çözüm üretme alanında zaaflarımızı irdeleme çabası burada
bitmez.
Haftaya devam!
|
|
|
|
|