|
|
Sevişmeyi
bilmeyen sevmeyi bilebilir mi?
Cüneyt ÜLSEVER |
|
|
|
Madem bu
ülkede her şeyin baştan aşağı değişmesini istiyoruz, gelin her türlü ama her
türlü tabuyu ve garabeti ameliyat masasına yatıralım.
Değişimi sadece Ankara'daki çapsız siyasilerin değişmesi olarak anlama
sığlığından ve basitliğinden de kurtulalım.
Daha öteye gidelim, kabahati hep başkasında arama ucuzluğunu da elimizin
tersi ile itelim.
Kendi kendimizi irdeleyelim.
Kendi kendimizi ameliyat edelim.
Biraz acıyacak ama sonra daha sağlıklı olacağız.
* * *
Tezimi baştan ortaya koyayım:
Kadın veya erkek, fark etmez; çoğunluğumuz sevişmeyi bilmiyoruz. Cinselliği
tanımıyoruz!
Sevişmeyi bilmeyen de sevmeyi bilmez.
Hemen itiraz etmeyin, yatakta mekanik olarak ne yapmamız gerektiğini
bilmediğimizi iddia etmiyorum.
Nüfus nasıl olsa çoğalıyor!
Vücudumuzun biyolojik tepkilerinden de bahis etmiyorum.
Sağlıklı her insan çeşitli enzimleri üretmeye veya tüketmeye hazırdır. Hatta
tabiatın bu harika dengesi her türlü mahlukat için geçerlidir.
Sevmekten kastım da 'almak/kendine benzetmek/kendini çoğaltmak için sevmek'
değil.
Tabii ki evladımızı, büyüklerimizi, akrabalarımızı, arkadaşlarımızı,
eşimizi, sevgilimizi seviyoruz veya öğrendiğimiz şekilde sevdiğimizi
zannediyoruz.
Ancak, büyük bir ihtimalle bu 'almak için sevmek'!
Hemen diyeceksiniz ki:
'Almadan vermek Allah'a mahsustur!'
Bu deyiş çok doğru bir noktaya parmak basıyor.
Ancak biz bu deyişe:
'Vermeden almak da Türk'e mahsustur!', diye garabet bir içtihat ilave
etmişiz.
Hayatın esas tadı alma-verme fiillerinin eşitlendiği noktada çıkar.
Fakat bu 'ticaret' ancak ve ancak önceden hesap edilmeden dengeye oturduğu
zaman hayatın tadı doyulmaz bir keyfe bürünür.
Hesaplı sevgi sevgi değildir, hesaplı sevişme de evlilik/üreme/boşalma
olabilir ama katiyen sevişme değildir.
* * *
Bizim kültürümüzde her türlü sevgi kutsanır, hatta zorlanır.
Toprağımızı severiz, bayrağımızı severiz, küçüklerimizi severiz,
büyüklerimizi severiz-yok onları sayarız!-, arkadaşlarımızı severiz, kediyi
severiz, köpeği severiz, çiçeği severiz; ancak eşimiz veya sevgilimiz ile
illah 'seviyeli bir birliktelik yaşarız'.
Daha öteye gidelim; 'o biçim kadınları beceririz' ama sevgilimiz veya
eşimizle 'kutsal ittifak içindeyizdir!'
Oğlan 10 yaşına gelir ve hala sorar:
'Anne beni leylek mi getirdi?'
'Hayır oğlum! Sen deve yükünde geldin!'
* * *
Şimdi düşünün, sevgi güzel bir şey diye kabul ediyoruz. Ancak, sevginin ruh
ile maddeyi buluşturan, kadını erkeği tek bir organda; 'beyinde'
birleştiren, neredeyse insanı bir süre kendi olmaktan çıkarıp sanki
kavradığımız fizik dünyanın ötesine taşıyan, bir nevi transta yaşanan şekli
olan sevişmeyi ayıp, tabu, ahlaksız, namussuz, yakışıksız sayıyoruz.
Bu temel bir çelişki değil mi?
Bu tabu, bu yasak bizi Ankara'daki yasaklardan daha beter tutsak kılan bir
yasak da değil mi?
Vicdan ve fikir özgürlüğü kadar bu özgürlüğe de ihtiyacımız yok mu?
* * *
Sakın bana 'ahlaktan' bahsetmeyin.
Sorarım, hayatında hiç başka erkekle sevişmemiş ancak mecburi bir
evlilikle-genellikle ekonomik güdülerle-bir erkeğin koynuna görevini yapmak
ve ona bir evlat verip, sözleşmeye bir düğüm daha atmak üzere giren kadın mı
daha ahlaklıdır, yoksa aralarında hukuki bir sözleşme olmadığı halde bir
erkeği hiç bir umarı olmadan, sadece sevmek için seven bir kadın mı daha
ahlaklıdır?
'İçinde ruhi evlilik olmayan hukuki evlilik' mi daha ahlaklıdır?' yoksa
'İçinde hukuki evlilik olmayan, ruhi evlilik mi daha ahlaklıdır?'
İkisi bir arada ise, hiçbir itirazım yok.
Ne olur, insanca bir mutluluğu yakalamış çiftler beni yanlış anlamasınlar.
Benim itirazım severmiş gibi yaparak yaşanan tatsız, tuzsuz hayata!
Böyle bir yaşamı hiç itiraz etmeden yaşayanlara.
Cinselliği 'almadan vermem' kıvamında yaşamaya!
Evindeki yatağa dahi: 'ulan parasını verdim, bari tadını çıkarıp, karının
yardımı ile kendime keyifli bir mastürbasyon yaptırayım!', diye giren
erkeğe!
Veya:
Kocasının 10 yıllık koynuna 'herifi memnun edersem, belki bana o zamazingoyu
da alır' diye giren kadına!
Yine yanlış anlaşılmak istemem:
Parası ile hovardalık yapan erkeğe veya mesleği fahişelik olan kadına da
katiyen bir itirazım yok!
* * *
Bu hamur daha çok su kaldırır!
Birkaç hafta bu konuda yazacağım!
|
|
|
|