[Yazarlar İndeksi]
[Erkeklerin Avantajlari] [Kadinların Avantajlari..] [Kadın Gözüyle Kadınlar] [Kadın gözüyle erkekler] [Kadinlar Üzerine] [Erkek Manifestosu] [Alinmasi Gereken Seminerler] [Türkler Lehine Yabancı Sözleri..] [Türk Toplumu Üzerine] [Bedeli Çanakkale' de...] [Doktorların Kaderi] [Ise Girememenin Garantili Yollari] [Tezat Atasözleri..] [Bir babanin ogluna ögütleri] [Düşünülesi Sözler...] [Birbirimizi Sevebilmek] [PC için Murphy Kanunlari] [Ünlülerin Sözlerinden..] [Nostalji] [Aldatan Kadın] [Neden Aldatır?] [Sevgililer Günü] [Ben hep bana söyleneni yaparım] [Aşık Olmazsanız..] [Duygusuz Yüzyıl] [Aptallığın Faydalar] [Aptallığın Yasaları] [Aşka aşık olmak] [Beyninizle mi sevişiyorsunuz] [Cici kızla yaşanmamış aşk] [Çocuk toplumlar] [Gençler duygularınızla yüzleşin] [Kendini sevmek] [Korkular] [Misafir odalı evde aşk] [Nasıl bir evde büyüdünüz] [Sevişmeyi bilmeyen] [Türk insanı AB’ye ne kadar hazır? ] [Öp Beni Kocaman] [Tarihte Değer yargıları] [Midillinin Gözleri] [Allah'tan Kadinim]

 

 

sdmenu.gif (328 bytes)   Nasıl bir evde büyüdünüz? Cüneyt ÜLSEVER

 

 

 

Bir insanın yetişmesinde en önemli etken, muhakkak ki ailesidir.

Boşuna dememişler 'aileni söyle kim olduğunu söyleyeyim', veya 'anasına bak kızını al', 'armut ağacının dibine düşer'!

Muhakkak ki bu sözler bilimsel değil, abartılı, ancak doğruluk payı da taşırlar.

* * *

Geçenlerde bir arkadaşım ile konuşuyorduk:

-Ben kullanılmayan misafir odası evi çocuğuyum, deyiverdi.

Bu tarif beni çok etkiledi.

Ben de bu tarife doğrudan uyuyorum.

Ona göre kendisi 'ne kullanılan oturma odası çocuğu' (gelenekçi), ne de 'kullanılmayan misafir odası çocuğu' (modernist) olabilmiş. Tüm hayatı boyunca, ruhu aradaki 'koridorda' kalmış!

* * *

Ben de 'kullanılmayan misafir odası' olan bir evde büyüdüm.

Çocukluğumda, Ankara'nın Sıhhiye semtinde, İlkiz Sokak'ta bir apartmanın ilk önce giriş katında, sonra da beşinci katında oturduk. Buraya Samanpazarı' nda bulunan, benim doğduğum eski, dökük iki katlı bir evden taşınmıştık.

Biz üst katta oturuyorduk.

Şimdi de ev hayatından apartman hayatına geçiyorduk.

Cumbadan Rumbaya!

Köylülükten moderniyete!

* * *

Modernite eve önce bir buzdolabı olarak geldi. General Electric marka bu buzdolabı, satın alındığı 1957 yılından 1996 yılına kadar, tam 39 yıl, bir kez dahi tamirci yüzü görmeden, bize hizmet etti. Şimdi yad ellerde!

Ne yapar, ne eder artık bilmiyorum.

Eve buzdolabı geldiğinde, bazı komşularımız bizi ziyaret edip, buzdolabının ne menem bir şey olduğunu öğrenmek istemişlerdi.

* * *

Sonra bir oda ayrıldı. Bu oda zaten Samanpazarı' ndaki eve göre fazla bir oda idi. Diğer odadan buzlu camlı ve iki kapaklı kapı ile ayrılıyordu. Buranın adı 'salon' oldu.

-Misafir odası!

Anam tutturdu ve bu salona, daha doğrusu misafir odasına bir adet üçlü koltuk ve üç adet tekli koltuktan oluşan 'misafir odası takımı' alındı, daha doğrusu Samsun'da marangoz dedem tarafından üretildi ve Ankara'ya bize yollandı.

Tabii, sehpaları ile birlikte!

Kristal görüntüsü veren kesme camlı kocaman üç adet kül tablası, yine kesme cam sigaralığı, ayrıca yine kesme cam bir hazneye yerleştirilmiş çakmak da modernitenin, zengin olmadığın halde zenginmişsin gibi görüntü veren, göstergeleri idiler.

Bu hali ile modernite iyi bir şeydi, fakirler de kendilerini zengin hissedebiliyorlardı.

Ayrıca hayatımda ilk kez yere sarkan perdeleri, yine kristal görüntüsü veren avizeyi ben bu evde görmüştüm.

* * *

'Misafir odası' hazırlandı ve kullanıma kapatıldı!

Kirlenmesin ve toz tutmasın diye tüm yeni mobilyanın üzerine beyaz çarşaflar geçirildi ve oda iptal edildi!

* * *

Ben 6-7 yaşında bu odaya 'hayalet odası' adını koydum. Zira, mobilyaların üzerinde beyaz çarşaflar hayalet görüntüsü veriyordu.

Birkaç kez odayı işgal edip, hayaletçilik oynamaya kalktım. Komşu kızı ile saklambaç oynarken de bu örtülerin altına saklanıyordum. Zira o hayaletlere inanıyordu ve beni o odada aramaktan korkuyordu.

Ancak, komşu kızı değil de anama yakalanınca misafir odasının kapısı kilitlendi. Artık, sadece buzlu cam camekanın ardında buğulu görüntü veren beyaz eşyaları seyrederek ve daha çok hayalimi kullanarak 'hayaletçilik oynamaya' devam ettim.

'Misafir odası', adı üzerinde misafir gelince kullanılacaktı.

Kıymetli cinsinden olanı gelince!



Kullanılmayan misafir odası çocukları Cüneyt ÜLSEVER

Türkiye'de bugün etkin olan nesil 'kullanılmayan misafir odalı evlerde' büyüdü. Önceleri müstakil ve kágir evlerde oturulurdu, sonra 'apartman icat edildi' ve evlerde olmayan ancak apartmanlarda bulunan salonlar misafir odası oldular.

En pahalı eşyaların sergilendiği, eşyalar tozlanmasın ve kirlenmesin diye üstlerinin eski beyaz çarşaflarla örtüldüğü, çocuklar girmesin diye kapılarının kilitlendiği misafir odaları...

Kullanılmamak üzere kurulan misafir odaları!

Misafirleri, o da eve nadir gelen 'kıymetli' misafirleri, ağırlamak üzere kurulan misafir odaları...

Kıymetli misafirler 'vay be bunlar da moderen olmuşlar!', desinler diye kurulan misafir odaları...

* * *

1950-70 dönemi bugün Türkiye'yi her kademede yöneten insanların çocuk veya genç oldukları dönemdir.

Türkiye'nin her konuda 'iki arada bir derede' olmasının nedeni işte bu nesildir.

Zira, bu neslin kendisi bizzat 'iki arada bir derede' bir nesildir.

Bu neslin 'şehirli' olanları 'kullanılmayan misafir odaları' olan apartman dairelerinde büyümüşlerdir.

Onların döneminde 'modernleşmek isteyen-Batı gibi olmak isteyen Türkiye' oturma odasından çıkmış ama bir türlü 'misafir odasına' yerleşememiştir!

* * *

Oturma odasında döşekler -divan derdik- vardı. Saman veya yün döşekler üzerine duvara dayandırılarak üç-beş yastık konur, yastıklar ve yatak için aynı desen kumaştan döşemeler dikilir; gündüz misafirler bunların üzerinde oturtulur, akşam da üzerlerine bir çarşaf örtülerek yatak haline gelirlerdi.

Gece evde misafir varsa, onların öbür divana alınması ile bana açılan yatak içinde, başıma yorganı çekerek uyur gibi yaparak dedikodu dinlediğim çok olmuştur.

Yerde tahta kamyonumla oynarken, koltuklardan daha geniş oldukları için divanlarda ancak yarı yatar gibi oturan hanım misafirlerin açılan bacaklarını seyretmek ise ayrı bir keyifti.

* * *

Artık filmlerde mi görüldü, gidip görenler mi anlattı bilemem, birileri birilerine moderen Amerika ve Avrupa evlerinde birer misafir odası olduğunu anlattı.

Batı'ya benzeyeceğim diye canı çıkan Ankara'da bu haber önce dedikodu seviyesinde yayıldı, sonra moda oldu.

Babam devlet memuru idi ve Ankara'da yaşayan bir bürokratın modernleşmemesi düşünülemezdi.

Her türlü masraf göze alındı ve misafir odası kuruldu.

Kullanılmamak üzere!

Biz ve şehirleşen Türkiye döşekli-divanlı oturma odalarından çıktık ancak misafir odalarına giremedik.

Neden giremedik?

Nasıl kullanılacağını bilmiyorduk da ondan!

Siz şimdi 'misafir odasını kullanmayı bilmemek ne demek?', diye haklı bir sual soracaksınız.

Misafir odası elektronik bir alet değil ki!

Ancak, olaya kültürel boyutunda bakarsanız, tıpkı ne işe yaradığını bir reklamda gördüğünüz, özendiğiniz, satın aldığınız, eve getirip kutusunu açtığınızda ise nasıl çalıştırıldığını bilmediğinizi fark ettiğiniz, içindeki talimatı ise okuduğunuz halde anlamadığınız bir elektronik alet karşısında ne hissederseniz, büyüklerimiz de misafir odası karşısında benzer bir duyguya kapılmışlardı.

Bu misafir odası iyi bir şeydi de, nasıl kullanıldığını kimse bilmiyordu.

Kimse bilmediğini itiraf edemediği için de kimse kimseye 'yahu burada nasıl oturulur?', diye soramıyordu.

Nadiren misafir geldiğinde de bu odanın nasıl kullanıldığını bilinmediği için, doğumevinde bebek bekleyen 'baba adayları' gibi koltuklara iğreti ilişiyorlardı.

Sanki, rahatlayıp sırtını dayasan o saniyede koltuk kırılacak. Ev sahibesi:

-Gitti canım koltuk!, diye çığlık atacak.

Hanım da yetişecek:

-Herif, sana evde kaç kez tembih ettim, şu koltuğa oturmayı bir türlü öğrenemedin, diye azarlayacak.

Herkes içinden:

'Bu adamın modernleşmeye hiç niyeti yok!', diye kınayacak.

* * *

Kullanılmayan misafir odaları bu toprakların 200 yıllık serüveni sonunda ulaştığı yerdir.

Misafir odaları hevesle kurulmuş, ama nasıl kullanılacağı bilinmediği, bize ait olmadığı, alışık olmayan kıçta don durmadığı, içinde rahat edilmediği için bir türlü kullanılmamıştır.

Bugünkü yöneticiler, AB karşısında esas sıkıntının misafir odasında nasıl davranacaklarını bilmemeleri olduğunu, oturma odaları da çoktan iptal edildiği için artık oturulacak oda kalmadığını bir türü kabul etmiyorlar.



 

 

[Erkeklerin Avantajlari] [Kadinların Avantajlari..] [Kadın Gözüyle Kadınlar] [Kadın gözüyle erkekler] [Kadinlar Üzerine] [Erkek Manifestosu] [Alinmasi Gereken Seminerler] [Türkler Lehine Yabancı Sözleri..] [Türk Toplumu Üzerine] [Bedeli Çanakkale' de...] [Doktorların Kaderi] [Ise Girememenin Garantili Yollari] [Tezat Atasözleri..] [Bir babanin ogluna ögütleri] [Düşünülesi Sözler...] [Birbirimizi Sevebilmek] [PC için Murphy Kanunlari] [Ünlülerin Sözlerinden..] [Nostalji] [Aldatan Kadın] [Neden Aldatır?] [Sevgililer Günü] [Ben hep bana söyleneni yaparım] [Aşık Olmazsanız..] [Duygusuz Yüzyıl] [Aptallığın Faydalar] [Aptallığın Yasaları] [Aşka aşık olmak] [Beyninizle mi sevişiyorsunuz] [Cici kızla yaşanmamış aşk] [Çocuk toplumlar] [Gençler duygularınızla yüzleşin] [Kendini sevmek] [Korkular] [Misafir odalı evde aşk] [Nasıl bir evde büyüdünüz] [Sevişmeyi bilmeyen] [Türk insanı AB’ye ne kadar hazır? ] [Öp Beni Kocaman] [Tarihte Değer yargıları] [Midillinin Gözleri] [Allah'tan Kadinim]