|
| |
|
|
Kullanılmayan
misafir odalı evde aşk!
Cüneyt
ÜLSEVER |
|
|
|
Hemen
söyleyeyim:
Kullanılmayan misafir odalı evde aşk ancak kullanılmayan aşk olur.
Benim ve şu anda bu ülkeyi her kademede yöneten çapsız yöneticilerin
çocukluğunun geçtiği 1960'ların, yüzünü Batı'ya dönmüş ancak içten içe
komünist düzene özenmiş bürokrasinin kalesinde, yeni payitahtta, kısacası
Ankara'da her türlü moderniteye kucak açılmıştı.
Ancak, bir şartla! Kullanılmamak üzere!
* * *
Nasıl ki, modernite misafirlere ayrı bir oda ayrılmasını emrediyor ama bu
odanın nasıl kullanılacağı bilinmiyorsa, aşk da, filmlerde gördüğümüz,
hakkında işittiğimiz, ama nasıl kullanılacağını katiyen öğrenmeye cesaret
edemeyeceğimiz, ancak içimizi de çok ama çok gıcıklayan bir kavramdı.
Batı'da gençler ve hatta çocuklar önce aşık, sonra mutlu oluyorlardı. Bu
durumlarını da açıkça anlatıyorlardı.
'Aşk' kelimesi bizi de mest ediyor, heyecanımızı artırıyor, kalp
atışlarımızı azdırıyor, cinselliği bilmediğimiz için nedenini anlamadan bazı
organlarımızı harekete geçiriyordu. Hepsi iyiydi hoştu da, aşk yasaktı.
* * *
Aşkın özü sevgi! İnkar edemem, bize sevgiyi öğretiyorlardı.
Ama nasıl?
Kafamıza kaka kaka!
Mesela, bayrağı sevmek zorunda idik. Buna mecburduk! Cumhuriyeti kuranları o
kadar çok sevmek gerekiyordu ki, '10. Yıl Marşını' dinlerken ağlamamak kabul
edilemez bir davranıştı.
Ağlamayan yekten 'memleket sevmez!', addediliyordu.
Ayrıca, gitmesek de, görmesek de natürmort köyleri de sevmek zorundaydık. Ne
de olsa,o köyler bizim köylerimizdi.
Kafaları çalışmasa da, Ankara'daki bürokratlar olmasa kendileri için neyin
doğru olduğunu bilemeseler de, Ankara olmasa ya davulcuya, ya zurnacıya
kaçacak olsalar da, milleti de sevmek iyi bir şeydi.
Hatta milleti severken, onlara acımak daha da iyi bir şeydi.
Fikrini sormadığın sürece, yavru kedi sever gibi milleti sevmek gayet müspet
bir eylemdi.
Böyle yapanları da büyükleri severdi.
'Büyüklerimizi saymak, küçüklerimizi sevmek' zaten asli görevimizdi.
Tuttuğumuz takımı sevmenin de bir mahzuru yoktu.
* * *
Karşı cinsi sevmek?
Kurumsal olursa 'evet!'
Kızlar 'cici kız' olurlarsa ileride 'mahallenin mühendisi' -teknolojik
çağrışımı nedeni ile mühendislik modernitenin en makbul mesleği idi- ile,
oğlanlar da çok çalışır mühendis olurlarsa 'mahallenin en güzel kızı' ile
evlenebilirlerdi.
Ancak, bu beraberlik kurumsal bir beraberlikti. Nur topu çocuklar ve
kullanılmayan misafir odaları ile süslenecek bir kurum!
Biz oğlanlara öğretilen; 'o işi' düşündüğümüz kızlar ile evlenilmez,
evlenilecek kızlar ile ise 'o iş' düşünülmezdi.
Çocuğu da zaten leylek getirirdi.
Bebeğin kadının içinden çıktığını biliyordum, onun için leyleğin bebeği
oraya nasıl soktuğunu bir türlü çözemiyordum.
Yıllar sonra çözdüm, eğer bebeği leylek getirse idi, bizim haklarında 'o
işi' düşünemeyeceğimiz müstakbel eşlerimiz üzerinde 'o işi' leyleklerin
becermeleri gerekiyordu.
Açıkçası, 'o işi' 'cici kızlarla' biz yapamasak da, leylekler için bir
mahzur yoktu.
* * *
Bu iklimde!
Aşk ancak tabu olurdu.
Beceremeyeceğin kıza aşık olman bekleniyordu. Dolayısı ile aşk imkansız bir
tarihe erteleniyordu.
Aşk, içinde cinsellik olmayan bir sevgi idi.
!!!!!! Ne demekse?
Buna göre aşık olanlar sadece 'salak çocuklardı'.
O halde sadece başka salak çocuklar aşık olurdu.
Sen asla!
Haftaya: Tüm bunlara rağmen gri suratlı Ankara'da 'o işi' düşünemeyeceğim
'cici kıza' nasıl aşık oldum, neler hissettim?
|
|
|
|