sdmenu.gif (328 bytes)   Gençler kendileri ile yüzleşmekten korkuyor   Cüneyt ÜLSEVER

 

 

 

Gençlerle dolu geçen son iki ayda, bana muazzam pozitif enerji aşıladıkları için kendilerine minnet borcu duyuyorum. Onlar sayesinde vücuduma tekrar adrenalin yükleniyor, heyecanım artıyor.

Ancak, onlara bir iki de sözüm var.

* * *

Ben onları, aklımın erdiği kadarı ile, 21. Yüzyıl'ın yetişkinleri olarak iki konuda uyarmak istiyorum.

a) Teknolojideki akıl almaz gelişmeler, 21. Yüzyıl'da bireysel seviyede, muazzam cesamette, sınır tanımaz ve acımasız bir rekabet ortamı yaratacaktır.

b) Herkesin ham bilgiye bedava ulaşabildiği bir ortamda insanlar arası farkı bilgiyi bilmek değil, bilgiyi yorumlamak doğuracaktır.

21. Yüzyıl'ın insanı olabilmek için, yorum becerisi yüksek bireyler (şahsiyetler) olabilmek gerekmektedir.

İstisnalardan özür dilerim!

Ancak, tüm üniversitelerde gördüğüm bazı ortak noktalar şunlar:

1) Gençler, kaçamayacaklarını bildikleri halde, rekabet ve birey (şahsiyet) kelimelerine büyük alerji duyuyorlar.

2) Üstelik bu iki kavram onlardan büyük özveri ve çaba istediği için, bu alanda kinetik enerjilerini esirgiyorlar, daha açık yazayım, tembellik ediyorlar.

Örneğin, bilgisayarlarda emirlerinde duran meslekleri ile ilgili bilimsel makaleleri çoğunluğu okumuyor. Onlara, dersleri ile ilgili kitaplar yetiyor, hatta fazla bile geliyor.

Galiba, hala bilgiyi bilmeyi uzmanlık sayıyorlar.

* * *

3) Küresel teknolojiyi yerelleştiriyorlar.

Evet, bilgisayar başında oldukça fazla zaman harcıyorlar ancak bu zamanı bilgiyi aramak uğruna değil, çat kapı gitmek yerine chat yaparak, porno sitelerine ulaşarak, sanal seksi deneyerek değerlendiriyorlar.

Sakın yanlış anlaşılmasın, bunların hepsi gerekli ama bilgisayar karşısında geçirilen zamanın optimum dağılımı olmalı.

4) Sonsuz sayıda kanalın emirlerinde olduğu bir dünyada sadece popüler yapımları seyretmeyi seviyorlar. Galiba, yetişkinler ile gençlerin program seçimlerinde büyük farklar yok. Onlar da bizler gibi dokümanterlere, ihtisas kanallarına, hatta klasik filmlere pek fazla yüz vermiyorlar.

* * *

5) Ülkenin nüfusunun yüzde 54'ünün 25 yaş altında olduğunu, kısacacı seçilme hakları gasp edilmiş sessiz çoğunluk olduklarının, ARI grubu gençleri hariç, büyük oranda farkında değiller.

6) Onlar da bizler kadar korkutulmuş bir kesim. Devletten, çevreden, aileden kokuyorlar. Bu konuda yiğitliğe toz kondurmasalar da böyleler.

7) İtiraz etmeleri gerektiği söylendiğinde, normal yurdum insanı gibi, onlar da sivil itaatsizlik eyleminden kaçmak için bahaneler arıyorlar.

8) Kaderlerini başkalarının çizdiğine inanıyorlar. Onlar da, babaları gibi medeti devletten umuyorlar, kötü giden işler için hep kendileri dışında birilerini - devleti, siyasileri, hocalarını, okullarını, ailelerini v.b.- suçlamak istiyorlar.

9) Muazzam azınlık bir bölümü, tıpkı bizim zamanında yaptığımız gibi, ne idüğü belirsiz, kerameti kendinden menkul şeyhlere müridlik yapmaya bayılıyorlar. Bunlar, ortaya çıktıkları her yerde kutsal kitaptan ezber okur gibi aynı kelimelerle ile zerre kadar kavrayamadıkları kavramlara saldırmaya bayılıyorlar.

Fotokopi ürünü gibi davranarak farklılaştıklarını zannediyorlar.

Bu çocuklara üzülüyorum.

* * *

10) Çoğunluk, kendi iplerini kendileri kesmek yerine, eleştirdikleri ebeveynleri gibi, bir kurtarıcı beklemeyi tercih ediyorlar.

11) Bireyselleşme iddiasında olan bir azınlık da şımarıklık ile şahsiyetli hareket etmeyi birbirine karıştırıyorlar.

12) Eleştirilmeyi, daha doğrusu kendileri ile yüzleşmeyi hiç ama hiç sevmiyorlar.

(Haftaya duygusal boyutta eleştiriler)