|
| |
|
|
Gençler
duygularınızla yüzleşin!
Cüneyt ÜLSEVER
|
|
|
|
Bizi kendi
duygularımızdan korkarak yetiştirdiler. Korkarım, biz de gençleri aynen
'kendinden korkan varlıklar' olarak yetiştiriyoruz.
Üstelik, onlar şimdi kızlı oğlanlı delikanlı dönemindeler.
Duygu dünyaları ve fiziki coğrafyaları alt üst oluyor.
Paramparça olup, yeniden inşa ediliyorlar.
* * *
Benim meramım, son iki ayda yakın ilişkide bulunduğum gençleri, gözlemlerime
dayanarak ve aklımın erdiği kadar, bazı konularda uyarmak.
Geçen hafta akıl kullanma ile ilgili gözlemlerimi yazmıştım.
Bu hafta sıra duygularda!
* * *
Muhakkak ki, şimdiki gençler karşı cinsle ilişkide bizim kadar banal
davranmıyorlar. Onlar çok daha doğallar. Biz karşı cinse bir şey söylemeden
evvel kırk kere düşünür, renkten renge girerdik. Onlar katiyen böyle
değiller.
* * *
Ancak, galiba onlar da bizim gibi, vücutlarının sesini dinleme konusunda
zayıflar.
Her şeyden önce 'vücut dilini' bilmiyorlar, dolayısı ile vücutları ile
yüzleşmeye hazır değiller.
-Kendimle yüzleşmeye nasıl başlayabilirim?, diye soran bir erkek gence:
-Soyun ve kendini aynada izlemeye başla!, dediğimde kıpkırmızı oldu.
* * *
Sanırım onlar da, 'vücut dili' ile 'akıl dilinin' farklı olduğunu
zannediyorlar.
Onlar da akıl ile duyguların farklı şeyler olduğunu düşünüyorlar.
Maalesef moderniteyi de salt aklı dinlemek ve vücudun çağrılarından kaçmak
olarak algılıyorlar.
Halbuki, adına ister ilahi denge deyin, ister doğal denge, bu muazzam
denklemde, her şey bir bütün ve hiçbir şey birbiri ile çelişmiyor. Üstelik
aklı da duyguları da aynı organ üretiyor:
Beyin!
* * *
Sadece, hem aklı, hem duyguları kullanırken, aşırıya kaçmak (ifrat)
gereksiz.
Gıdaları ele alalım. Vücudun kabul ettiği hemen hiçbir gıda zararlı değil.
Ancak, vücuda bir gıda türünü ihtiyaçtan fazla verdiğiniz zaman, o gıda
zararlı olabiliyor.
Ancak, aynı sorun akıl için de geçerli.
Sadece aklını dinlediğini zanneden bir genç de akıl kullanma konusunda
aşırıya kaçmış oluyor ve büyük bir ihtimalle kendisine zarar veriyor.
* * *
Akıl da, duygular da bir bütün; her iki gücünü birlikte geliştirmeyen
insanın da bütün insan olması, dolayısı ile 21. Yüzyıl'ın temel ölçü birimi
olan birey (şahsiyet) seviyesine ulaşması mümkün değil.
* * *
Türkiye'de amaçlı ama muazzam zararlı bir insan yetiştirme politikası var.
Bu politika evde de, işte de, devlette de aynen geçerli.
Bizi korkutarak adam ediyorlar!
Her yerde her şeyden korkmamız gerekiyor. Önce kokutuyorlar, sonra
korkuttuklarından bizleri kurtarıyorlar.
Böylece onlar meşruiyet kazanıyorlar, biz onlara muhtaç hale geliyoruz.
Önce 'öcü' kavramını yaratıp korkutuyorlar, sonra 'karşı cins', 'kötü
arkadaşlar', daha sonra 'zararlı düşünceler' kavramları ile korkutuyorlar.
Baksanıza şu rezalete; şimdi de AB'den korkutuyorlar.
-AB sizi ham yapar!
* * *
Korkuların temel amacı da insanı evvel emirde duygularından
uzaklaştırmaktır.
Kişiyi kendi iç sesini dinlemekten men etmektir!
İç sesini dinlemekten korkutmanın en güçlü yöntemi de, insanı temel
içgüdüsünden korkutmaktır: Cinsellik!
* * *
Korkutulmuş insan da iğdiş edilmiş insandır.
Artık, o 'bütün insan' olamaz!
Bütün insan olamayınca da birey (şahsiyet) olamaz.
Şahsiyet gelişmeyince de insan kendisi için ne istediğini bir türlü çözemez,
ona münasip görüleni sorgusuz-sualsiz, mutsuz olsa dahi, kabul eder. İşte
statükonun temel dengesi de buradadır. İğdiş edilmiş insan güruhları
yaratmak!
* * *
Gençler, bu kazığı bari siz yemeyin.
Evvel emirde kendi duygularınızla yüzleşin!
|
|
|
|