Bizi kendi
duygularımızdan korkarak yetiştirdiler. Korkarım, biz de gençleri aynen
'kendinden korkan varlıklar' olarak yetiştiriyoruz.
Üstelik, onlar şimdi kızlı oğlanlı delikanlı dönemindeler.
Duygu dünyaları ve fiziki coğrafyaları alt üst oluyor.
Paramparça olup, yeniden inşa ediliyorlar.
* * *
Benim meramım, son iki ayda yakın ilişkide bulunduğum gençleri, gözlemlerime
dayanarak ve aklımın erdiği kadar, bazı konularda uyarmak.
Geçen hafta akıl kullanma ile ilgili gözlemlerimi yazmıştım.
Bu hafta sıra duygularda!
* * *
Muhakkak ki, şimdiki gençler karşı cinsle ilişkide bizim kadar banal
davranmıyorlar. Onlar çok daha doğallar. Biz karşı cinse bir şey söylemeden
evvel kırk kere düşünür, renkten renge girerdik. Onlar katiyen böyle
değiller.
* * *
Ancak, galiba onlar da bizim gibi, vücutlarının sesini dinleme konusunda
zayıflar.
Her şeyden önce 'vücut dilini' bilmiyorlar, dolayısı ile vücutları ile
yüzleşmeye hazır değiller.
-Kendimle yüzleşmeye nasıl başlayabilirim?, diye soran bir erkek gence:
-Soyun ve kendini aynada izlemeye başla!, dediğimde kıpkırmızı oldu.
* * *
Sanırım onlar da, 'vücut dili' ile 'akıl dilinin' farklı olduğunu
zannediyorlar.
Onlar da akıl ile duyguların farklı şeyler olduğunu düşünüyorlar.
Maalesef moderniteyi de salt aklı dinlemek ve vücudun çağrılarından kaçmak
olarak algılıyorlar.
Halbuki, adına ister ilahi denge deyin, ister doğal denge, bu muazzam
denklemde, her şey bir bütün ve hiçbir şey birbiri ile çelişmiyor. Üstelik
aklı da duyguları da aynı organ üretiyor:
Beyin!
* * *
Sadece, hem aklı, hem duyguları kullanırken, aşırıya kaçmak (ifrat)
gereksiz.
Gıdaları ele alalım. Vücudun kabul ettiği hemen hiçbir gıda zararlı değil.
Ancak, vücuda bir gıda türünü ihtiyaçtan fazla verdiğiniz zaman, o gıda
zararlı olabiliyor.
Ancak, aynı sorun akıl için de geçerli.
Sadece aklını dinlediğini zanneden bir genç de akıl kullanma konusunda
aşırıya kaçmış oluyor ve büyük bir ihtimalle kendisine zarar veriyor.
* * *
Akıl da, duygular da bir bütün; her iki gücünü birlikte geliştirmeyen
insanın da bütün insan olması, dolayısı ile 21. Yüzyıl'ın temel ölçü birimi
olan birey (şahsiyet) seviyesine ulaşması mümkün değil.
* * *
Türkiye'de amaçlı ama muazzam zararlı bir insan yetiştirme politikası var.
Bu politika evde de, işte de, devlette de aynen geçerli.
Bizi korkutarak adam ediyorlar!
Her yerde her şeyden korkmamız gerekiyor. Önce kokutuyorlar, sonra
korkuttuklarından bizleri kurtarıyorlar.
Böylece onlar meşruiyet kazanıyorlar, biz onlara muhtaç hale geliyoruz.
Önce 'öcü' kavramını yaratıp korkutuyorlar, sonra 'karşı cins', 'kötü
arkadaşlar', daha sonra 'zararlı düşünceler' kavramları ile korkutuyorlar.
Baksanıza şu rezalete; şimdi de AB'den korkutuyorlar.
-AB sizi ham yapar!
* * *
Korkuların temel amacı da insanı evvel emirde duygularından
uzaklaştırmaktır.
Kişiyi kendi iç sesini dinlemekten men etmektir!
İç sesini dinlemekten korkutmanın en güçlü yöntemi de, insanı temel
içgüdüsünden korkutmaktır: Cinsellik!
* * *
Korkutulmuş insan da iğdiş edilmiş insandır.
Artık, o 'bütün insan' olamaz!
Bütün insan olamayınca da birey (şahsiyet) olamaz.
Şahsiyet gelişmeyince de insan kendisi için ne istediğini bir türlü çözemez,
ona münasip görüleni sorgusuz-sualsiz, mutsuz olsa dahi, kabul eder. İşte
statükonun temel dengesi de buradadır. İğdiş edilmiş insan güruhları
yaratmak!
* * *
Gençler, bu kazığı bari siz yemeyin.
Evvel emirde kendi duygularınızla yüzleşin!
Gençler
kendileri ile yüzleşmekten korkuyor
Cüneyt ÜLSEVER
Gençlerle
dolu geçen son iki ayda, bana muazzam pozitif enerji aşıladıkları için
kendilerine minnet borcu duyuyorum. Onlar sayesinde vücuduma tekrar
adrenalin yükleniyor, heyecanım artıyor.
Ancak, onlara bir iki de sözüm var.
* * *
Ben onları, aklımın erdiği kadarı ile, 21. Yüzyıl'ın yetişkinleri olarak iki
konuda uyarmak istiyorum.
a) Teknolojideki akıl almaz gelişmeler, 21. Yüzyıl'da bireysel seviyede,
muazzam cesamette, sınır tanımaz ve acımasız bir rekabet ortamı
yaratacaktır.
b) Herkesin ham bilgiye bedava ulaşabildiği bir ortamda insanlar arası farkı
bilgiyi bilmek değil, bilgiyi yorumlamak doğuracaktır.
21. Yüzyıl'ın insanı olabilmek için, yorum becerisi yüksek bireyler
(şahsiyetler) olabilmek gerekmektedir.
İstisnalardan özür dilerim!
Ancak, tüm üniversitelerde gördüğüm bazı ortak noktalar şunlar:
1) Gençler, kaçamayacaklarını bildikleri halde, rekabet ve birey (şahsiyet)
kelimelerine büyük alerji duyuyorlar.
2) Üstelik bu iki kavram onlardan büyük özveri ve çaba istediği için, bu
alanda kinetik enerjilerini esirgiyorlar, daha açık yazayım, tembellik
ediyorlar.
Örneğin, bilgisayarlarda emirlerinde duran meslekleri ile ilgili bilimsel
makaleleri çoğunluğu okumuyor. Onlara, dersleri ile ilgili kitaplar yetiyor,
hatta fazla bile geliyor.
Galiba, hala bilgiyi bilmeyi uzmanlık sayıyorlar.
* * *
3) Küresel teknolojiyi yerelleştiriyorlar.
Evet, bilgisayar başında oldukça fazla zaman harcıyorlar ancak bu zamanı
bilgiyi aramak uğruna değil, çat kapı gitmek yerine chat yaparak, porno
sitelerine ulaşarak, sanal seksi deneyerek değerlendiriyorlar.
Sakın yanlış anlaşılmasın, bunların hepsi gerekli ama bilgisayar karşısında
geçirilen zamanın optimum dağılımı olmalı.
4) Sonsuz sayıda kanalın emirlerinde olduğu bir dünyada sadece popüler
yapımları seyretmeyi seviyorlar. Galiba, yetişkinler ile gençlerin program
seçimlerinde büyük farklar yok. Onlar da bizler gibi dokümanterlere, ihtisas
kanallarına, hatta klasik filmlere pek fazla yüz vermiyorlar.
* * *
5) Ülkenin nüfusunun yüzde 54'ünün 25 yaş altında olduğunu, kısacacı seçilme
hakları gasp edilmiş sessiz çoğunluk olduklarının, ARI grubu gençleri hariç,
büyük oranda farkında değiller.
6) Onlar da bizler kadar korkutulmuş bir kesim. Devletten, çevreden, aileden
kokuyorlar. Bu konuda yiğitliğe toz kondurmasalar da böyleler.
7) İtiraz etmeleri gerektiği söylendiğinde, normal yurdum insanı gibi, onlar
da sivil itaatsizlik eyleminden kaçmak için bahaneler arıyorlar.
8) Kaderlerini başkalarının çizdiğine inanıyorlar. Onlar da, babaları gibi
medeti devletten umuyorlar, kötü giden işler için hep kendileri dışında
birilerini - devleti, siyasileri, hocalarını, okullarını, ailelerini v.b.-
suçlamak istiyorlar.
9) Muazzam azınlık bir bölümü, tıpkı bizim zamanında yaptığımız gibi, ne
idüğü belirsiz, kerameti kendinden menkul şeyhlere müridlik yapmaya
bayılıyorlar. Bunlar, ortaya çıktıkları her yerde kutsal kitaptan ezber okur
gibi aynı kelimelerle ile zerre kadar kavrayamadıkları kavramlara saldırmaya
bayılıyorlar.
Fotokopi ürünü gibi davranarak farklılaştıklarını zannediyorlar.
Bu çocuklara üzülüyorum.
* * *
10) Çoğunluk, kendi iplerini kendileri kesmek yerine, eleştirdikleri
ebeveynleri gibi, bir kurtarıcı beklemeyi tercih ediyorlar.
11) Bireyselleşme iddiasında olan bir azınlık da şımarıklık ile şahsiyetli
hareket etmeyi birbirine karıştırıyorlar.
12) Eleştirilmeyi, daha doğrusu kendileri ile yüzleşmeyi hiç ama hiç
sevmiyorlar.
(Haftaya duygusal boyutta eleştiriler)