|
| |
|
|
Aşkın
kendisine aşık olmak
1
Cüneyt ÜLSEVER |
|
|
|
21. Yüzyıl'ın
gerektirdiği şekilde birey (şahsiyet) olabilmek demek;
bilgi-teknolojisindeki devrim sayesinde ulaşım maliyeti sıfıra yaklaşan
bilgiye artık herkes ulaşabileceği için, onu diğerlerinden farklı
yorumlayabilecek donanımı kazanmak demektir.
Bunun için de gerekli kazanımlar;
a) bilgiyi analiz etmeyi öğrenmek,
b) ancak analiz sonucu ulaşılan sonuçtan sürekli şüphe duymak,
c) böylelikle tek-doğru olmadığını kavramak,
d) buna göre de başkalarının aynı ham bilgiden farklı analiz sonuçları
çıkarabileceğini hazmetmektir.
* * *
Ayrıca birey olabilmek için duygu-akıl ikilemi olmadığını,
duygunun ve aklın aynı organda, beyinde üretildiğini, kalbin
sadece aptal bir kas olduğunu; biri olmadan diğerinin üretilemeyeceğini
kavramak gerekiyor.
Bu saptama çok önemli zira; 21. Yüzyıl'da, 19. Yüzyıl'dan devşirdiği teba/güruh
kıvamından, iki safha birden aşmak ve hem 20. Yüzyıl'ın gerektirdiği
vatandaş olmayı, hem de son yüzyılın talebi birey (şahsiyet)
seviyesine ulaşmayı aynı anda şiar edinecek Türk insanı evvel emirde
duygularından korkmamayı öğrenecek.
* * *
Bize güruh/teba olmayı öğretenler, duygularımızdan korkmayı, onları
inkar etmeyi, onlardan kaçmayı öğrettiler.
Öyle öğrettiler, zira bizlerin birbirimizden farklı olmamızdan ödleri
kopuyordu.
Halbuki, duygularınızla yüzleşmeden, onlarla yaşamayı öğrenmeden, onlardan
hedef almayı beceremeden, analiz yaparken onları kullanmadan diğerlerinden
farklı bir birey/şahsiyet olmamız mümkün değil.
Gelecek haftalarda korku, endişe, sevinç, huşu, haz, ızdırap gibi çeşitli
duyguları irdeleyeceğim ama geçen hafta başladığım üzere, bana göre ana
duygu olan aşkı öne alıyorum.
Zira, insanoğlunda ve dahi tabiattaki tüm canlılarda en büyük itici güç
cinselliktir ve dolayısı ile onun insanda mükemmeliyet kazandığı
aşkı en ön plana almak gerekiyor.
* * *
Geçen hafta da söyledim; iddiam en az bir kez aşık olmadan 21. Yüzyıl'a
giremeyeceğimizdir.
En az bir kere aşık olmamış insanın kendisi ile tanışmış olması mümkün
değildir.
Zira;
Aşk çırılçıplak kaldığı halde insanın kendisinden zerre kadar
utanmamasıdır.
Aşk, sokakta çıplak yürürken değil bundan utanmak, tersine zevk
duymaktır.
Aşk, vücudu güzel olduğu için gurur duymak değil; şişmiş göbek, sarkmış
memeler, dökülmüş saçlar, selülitli bacaklara rağmen kendini beğenmektir.
Aşk kişinin gönül aynasında kendi kendisi ile yüzleşmesidir.
Kendinizle tanışmak için en az bir kez riske girip, en az bir kez aşık
olmanız gerekiyor!
* * *
Aşk, hayatında hiçbir kan bağı olmadığı halde, başkasının hal-i pür
melalini merak etmek, bu yüzden tasalanmak, üzüntü duymak, bir başkası
için hal çaresi aramaktır.
Aşk sevinç kadar üzüntü, haz kadar azap, gülmek kadar ağlamak, kazanmak
kadar kaybetmektir.
Hatta aşk galibiyet değil, mağlubiyettir!
Bunun için güzeldir, bunun için öğreticidir, kendi kendimizle yüzleşmemizi
sağlar.
Galip gelen mağrur olur, mağlup olan kendisi ile yüzleşir.
Aşk akıl ile duygunun ortak eylemidir.
Bana sakın sadece duygulara bağlı aşktan bahsetmeyin; o tutkudur!
Akıl da işin içinde derken, illa ki rasyonel tavırdan bahsetmiyorum.
Sırf akla dayanan ve adına rasyonel tavır dediğimiz davranış şekli
aşkı zerre kadar tanımayan biçarelerin önerdiği ve kutsadığı tavırdır.
Siz aşık olduğunuzda onlar sizi rasyonel bulmayacaklardır.
Bırakın, öyle bulsunlar!
Zaten, siz bu fark yüzünden farklı olacaksınız.
Siz de onlara sorun;
İnsanın bütününe hitap etmeyen tavır rasyonel olabilir mi?
Duygulara-beynin bir bölümüne-uymayan tavır nasıl beynin eseri olabilir?
Aşk en büyük orgazmdır.
Vücudunun her zerresini, daha ileri gidelim organlarının-başta beyin-tümünü
benimsemediğiniz bir insan da sizin orgazm olmanızı sağlayabilir.
Ancak; uçuramaz, uçursa dahi ya bu bir kereye mahsustur, ya da uçuş süresi
kısadır!
İnsan uçarken kendinin farkına varır.
Zira o anda diğer bütün hayvanlardan hiçbir farkı kalmamıştır!
|
|
|
|