|
|
Aldatan Kadın..
Kocasından
büyük bir skandalla boşandı... Kocasının bir başka kadınla ilişkisi
gazete sayfalarında öyle bir yer aldı ki, adam elaleme rezil rüsva
oldu...
Aldatılan kadındı ve sonuna kadar haklı göründü...
Oysa aldatılırken aynı zamanda aldatıyordu...
Aldattığını çok başka yerlerden ben biliyordum ama kocası zinhar
bilmiyordu...
Aldatan bir erkek olarak karısından boşandı...
Aldatan bir erkek olarak mal bölüşümü yapmak zorunda kaldı...
Aldatan bir erkek olarak hafızalara yazıldı...
Oysa gerçek hem aldatan ve aldatılan olduğuydu...***
Aldatan erkek hikayelerinin, aldatılan kadın kahramanları öykülerinin
birçoğunda esasen aldatan bir de kadın vardır...
Kadın erkek kadar aptal ve kendini gösterme heveslisi
olmadığından, ihanetini kendi içinde sadece bir iki kadın arkadaşıyla
paylaşarak yaşar...
Karda yürür izini belli etmez, kendi aldattığı için de erkek
aldatmalarına karşı aşırı duyarlı olur...
Zekası olgunlaşmamış erkekler, bir kadın üzerlerine çok düştü
mü, onu deli gibi kıskandı mı, “beni aldatıyor mu?” diye sordu mu,
kadının onlar için deli divane olduğunu sanırlar...
Oysa deli divane olmanın nedeni bir ego meselesidir ve bunun aşkla bir
ilgisi yoktur...
Kadın aşkın ötesinde “egosu yaralanmasın” diye erkek
aldatmalarına karşı sürekli tetikte bir panter edasındadır...
Esasen, erkeğin üzerine çok düşen, “aman aldattı mı?” acaba diye her
daim şüphe altında içi içini kemiren kadınlar, sonunda kendileri
erkeklerini aldatırlar...
Egolarının yaralanmasından ürktükleri için, kendileri karşılarındakini
yaralarlar...
İhtimal dahilindeki bir aldatmanın, rövanşını kendileri gerçekten
aldatarak alırlar...
Kadın aldatmaları erkek aldatmalarından çok daha komplike ve
çok daha derindir...
***
Erkek sevgilisini ya da eşini biraz da annesi gibi gördüğünden,
dayanamaz hafiften çıtlatır, esasen ne kadar çapkın olduğunu...
İçten içe, karısı ya da sevgilisi tarafından bir iki kez yakalanmayı
bile içinden geçirir...
Erkeklik gururu okşanacaktır...
Ne kadar çapkın ve vazgeçilmez bir erkek olduğu ispatlanacaktır...
Onun için erkek salaklıklarında, karda yürüyerek hafif iz bırakma genel
bir trenddir...
Kadın da bu izi sürer ve kolayca erkeği yakalar...
Oysa kadın aldatmaları, iz bırakmak için yapılmaz...
Kadın kendi keyfi ve kendi intikamı için bunu
yapar, paylaşımını da arkadaşıyla sağlar...
Aldattığını konuşup, kankansıyla kıkırdaşması kadın için yeter de
artar, salak gibi kocaya sinyal çakıp hayatı zindan etmenin alemi
yoktur...
Sürekli aldatıldığını söyleyen kadınların hayatlarında
aldatmalar vardır...
Bazen geçmişlerinde bazen bugünlerinde, aldatılma korkusuna
karşı aldatmayla cevap verme eğilimi hakimdir...
***
Hayatta erkeğine en düşkün görünen kadınların aslında en büyük
ihanetleri yapabilen kadınlar olduğunu gördüğümde bir yaşıma daha
girdiğimi farketmiştim...
O zaman kadın aldatmalarının erkek aldatmalarından çok
daha komplike olduğunu anlamıştım...
Ne zaman büyük bir erkek ihanetiyle karşılaşsam, elimde değil hemen
aldatılan kadına dikkatimi yöneltirim...
Sanki işin içinde başka bir şeyler var gibi hissederim...
Ne zaman bir kadın, “beni aldatıyor, beni aldatıyor” diye yakarıyorsa,
elimde değil yine hayatın bana öğrettiklerini gözümün önüne getiririm...
Ne enteresandır ki, hayatın bana öğrettiği örneklerde hiç boş yok,
hepsinin altında çok derin başka şeyler var...
Aldatan erkek portreleri ile karşılaştığınızda, aldatılan kadını mutlaka
izleyin...
Çok şeyler bulacaksınız o kadında...
Çok başka kişiler göreceksiniz fotoğrafta...
Çok başka siluetler vardır etrafta...
Çok gizli detaylar vardır henüz ortalığa yansımamakta...
Kim bilir neler hissedeceksiniz aldatılan kadının esasen aldatan
kadın olduğunu anladığınızda...
Kadın aldatmaları
Erkek dünyaları kendine konsantredir ve kadınlarla ilişkileri kendi
açısından görür...
Oysa kadınlar erkeklerle ilişkilerini üç ana noktada sorgularlar...
Bu noktalar çok tehlikelidir ve erkekler açısından hemen hemen hiç
bilinmemektedir...
Kadınların ilişkilerini sorguladıkları ve kendi başlarına eyleme
geçtikleri günlerde, erkekler kendi dünyalarında hiç ilgilenmedikleri
bir bilmecenin çok uzaklarında, kendi havalarında muhtemelen futbol
maçları izlemektedir...
***
Kadının erkekle ilişkisini sorguladığı 3 ana dönem
vardır ve üç dönemde de kadın erkeğini aldatmayla burun burunadır...
1) Kadının erkeğiyle ilişkisini sorguladığı birinci dönem, "Bir şeyler
iyi gitmiyor ama ne?" diye sorduğu dönemdir...
Esasen bir kadın için erkeğiyle ilişkisinde hiçbir zaman hiçbir
dönem işler tamamıyla iyi gitmez, mutlaka birileri çelmeler ama bu söz
ettiğim her zamanki dönem değildir...
Kadın erkekle yaşamını sürdürmekte, ama ya kimya, ya psikoloji, ya
aşırı kıskançlık, ya hırboluk, ya aile, ya karşı sülale mutlaka bir
tersliğin izlerini yaşamaktadır...
Bir türlü karar vermek zorundadır, "Evet deyip kaderine razı mı
gelecektir?.. Hayır deyip gidecek midir?.."
Böyle anlarda, erkek hiç oralı değildir...
Esasen durumun farkında da değildir...
O ilişkisi sürüyor zannetmektedir...
Kadın bugünlerde çoğunlukla ona eskiden şefkat göstermiş, hakkında
kötü anı biriktirmemiş, insan olarak güvendiği ama fazla da bir şey
beklemediği bir eski sevgiliye yelken açar...
***
Onda biraz kadınlığını yaşar, şefkatli kollarda
nekaheti hisseder, egosunun yaralarını sarar bir taraftan da "erkeğini
sevip sevmediğini çek eder..."
Sınama amaçlı bu aldatmada kadın, "güvenli" (safe) diye nitelediği bu
aldatmanın ertesinde, erkeğine karşı aynı duyguları hissedip
hissetmediğini sorgular...
Hissediyorsa mesele yoktur alt tarafı eski sevgiliyle olunmuştur,
hissetmiyorsa yavaş yavaş ilişkiyi kesme zamanı gelmiştir...
***
2) Kadının ilişkiyi ikinci sorgulama dönemi bitişe
çok yakın dönemdir...
İlişki ha bitti ha bitecek gibidir...
Ya başka bir haspa ortaya çıkmış, erkeğin aklını
başından almış, ya eski bir uzatmalı yeniden masaya pey sürmüş ya da
herifçioğlu artık çekilmez bir hale bürünmüştür...
Her üç halde de kadın için tehlike çanları çalmaktadır...
Hızlı hareket etmek zorundadır...
Bir şeyleri ya yedeklemeli ya da kırılan egosunu mutlaka bir
şekilde tamir etmelidir...
Böyle durumlarda, önce eskide kalan güvenli sevgili yaraları kısa
süreli iyileştirecektir...
Dışarıda, var olandan daha iyisi göze kestirilecek ve mümkünse irtibat
tesis edilecektir...
Böyle anlarda kadın ikinci aldatma vakasıyla karşı karşıyadır...
Eski, güvenilir ve şefkatli sevgili bir süreliğine iyi gelir...
Uzun vadeli arayışlar ise keskinleştirilir...
Yenisiyle hemen aldatmaya girişilmemelidir...
Aksi halde oyun başlamadan bitecektir...
***
3) İlişkinin bitmesinden hemen sonra kadın
davranışları:
Eğer yeni bir potansiyel aday belirlenememişse,
durum vahimdir...
Şefkatli eski sevgili kadını uzun süre tatmin etmeyecektir...
Çünkü nihayetinde onunla hayat bir şey vaat etmemektedir...
Etseydi zaten vakti zamanında duhul gerçekleşecekti...
Yenisine yönelmek için eskinin kafadan silinmesi gereklidir...
Böyle dönemlerde kadın, eskisine "basacak" bir adayı bulamazsa,
kafasından eskinin izlerini silemeyecektir...
Yeni ilişkiye girdiği erkeğin eskiden daha kötü olmasını
hazmedemeyecektir...
En zik zak ilişkileri, en bunalımlı günleri ve geceleri, en ipe sapa
gelmez erkeklere sınırlı denemeleri yaşadığı dönemdir...
***
Üç dönemin üçü de kadının aldatmalarla burun buruna olduğu
dönemlerdir...
Erkekler bu üç dönemin üçünün de farkında değildir...
Onlar anneleri gibi sevgililerinin evde kendilerini beklediğine
zannetmektedir...
Oysa hayat, annenin evinden çok uzaklarda kadınsı bir intikamın
gerçekliğinde kora kor bir savaşın göbeğinde sürmektedir
Ayrıldığın kadın...
O kadınla
konuşmaya başladığımda, bir kadının bir erkek hakkında bu kadar şeyi bu
kadar rahat bilebileceğini tahmin etmiyordum...
"Erkek bir kadına ayrılsa bile yeniden dönebilir... Dönemediği tek durum,
kendisinden sonra bir başka erkekle beraber olduğunu bilmesidir...
Kendisinden önceki erkekler çok bir şey ifade etmeyebilir... Ama kendisinden
sonraki erkek çok şey ifade edecektir... Bir daha eski sevgiliye dönüş
mümkün olmayacaktır..."
Nasıl da biliyordu, erkeğin en önemli sırlarından birini...
O kadar biliyordu ki, şunu bile söylemekten çekinmiyordu:
"Erkek arkadaşımla aram bozulduğunda, bir süre hiçbir erkekle, beraber
olamayacak durumda olduğumu söylerdim... Mesaj erkek arkadaşıma gittiğinde,
mutlaka beni arardı..."
Bir zamanlar, içine aldığı, sahiplendiği "benim" dediği kadının, bir
başkasıyla olacağından ölesiye korkmak ...
En önemli malvarlığını kaybedecekmişcesine korkmak...
Anneni bir başkasına kaptıracakmışcasına korkmak...
Kadının geçmişinden değil, geleceğinden korkmak...
Bir erkeğin ayrıldığı sevgilisini en fazla bir başkasıyla beraber olana
kadar severdi...
Bir başka erkekle çıkmaya başladığını öğrendiğinde ilişkiyi, kalbinde ve
kafasında bitirirdi...
Oysa kadın, ayrıldığı erkekle ilişkisini, mutlaka bir başka kadın yokken,
erkek çaresizken sonlandırırdı...
Kadın, ayrıldığı erkek ancak bir başka cazip kadınla beraber olursa harekete
geçerdi...
Kadın için başka kadınlar tarafından beğenilmeyen erkek, bir daha hiç
aranmaya gerek olmayan erkekti... Ne zaman ki, çok güzel ve alımlı kadınlar
erkeği beğenirlerdi, o zaman eski sevgilinin kıymeti anlaşılır, yeniden
peşinden koşulurdu...
Erkek için, kesin bitiş nedeni olacak olay, kadın için başlama noktasıydı...
Kadın sahiplenmiyordu... Kadın sahipleniliyordu...
Kadın erkek tarafından sahiplenildiği için, "sahip" kaybettiği şeyin yani
kadının sonsuz acılarını yaşıyordu...
Oysa kadın sahip arıyordu...
Yeni bir sahiple olabilir mi diye deniyor, olduğu zaman mutlu olmadığında
ise sonsuz derecede mutsuz oluyordu...
Yeni sahibi denedikten sonra, eski sahibe dönmesi imkanı kalmıyordu...
Oynanan tam bir kumardı...
Kazandın mı mutluluk kadehlerinin tokuşturulacağı, kaybettin mi, hayat boyu
içinde derin bir sızı bırakacak olan bir kumar...
Çoğu kadın, belki sevgiliden daha iyisi olur duygusuyla o kumarı
oynuyordu...
Kazanırsa, geçmişe dönmeyi aklına getirmeyecekti...
Ama ya kaybederse...
O zaman, o aradaki kumarlardan hiç söz etmek istemeyecekti... O kumarlardan
söz edildiğinde hep üzülecekti...
Şansını kaybettiğine hükmedecekti... Konuyu değiştirecekti...
Kadının intikamı, acıydı... Çok can acıtırdı...
Kadın bu en değerli joker kartını her zaman elinde tutardı... Erkek bu silah
karşısında genellikle çaresizdi...
Bir başka erkeğe gittiği zaman da yapabileceği bir şey yoktu...
Kadın gittikten sonra, diğer erkekle savaşmazdı, savaşamazdı...
Teslim olurdu...
Kendini bilenleri o gün seslerini çıkarmazdı... Beklerlerdi...
Kadının pişman olacağı günü beklerlerdi...
"Keşke, o adamla ya da adamlarla olmasaydım" diyeceği günü beklerlerdi...
O gün gelirse, işte o gün erkek kadın karşısındaki intikam yemeğini yerdi...
Soğuk bir şekilde, hem de tek başına...
Reha Muhtar
28.11.2006
Günaydın,
hâlâ gitmedin mi sen?
Beklediğim değil, beklemediğim oldu...
Kadınlar değil, erkekler ses verdi...
İstanbul'un tüm zamparaları "Helal olsun" dedi...
Müthiş kadınlar karşısında müthiş akıl oyunlarıyla,
müthiş yenilgiler tadanlar, yazımı kurtuluş
manifestosu sandılar...
"Biz de 'Günaydın gittim ben' deriz,
onlar da günün aydın olmayacağını
görür" dediler...
Yazımdan rehabilite oldular... İçlerinde kalan intikamlarına
ilaç buldular...
Afiyetle okurken, üzerine kahve içtiler.
Sabahın köründen maillerimi kilitlediler...

Tüm kadınlar oyuncudur...
Ama bazı kadınlar daha fazla oyuncudur...
Bu gerçeği ahir ömürlerinde idrak eden erkek cinsinin, ilaç
niyetine okudukları yazımdan rehabilite
olmasından mutlu oldum.
Ama çocuk ruhlarını bildiğimden, kurnazlıklarını
sezdiğimden, her daim oportünizm ve eyyamcılıktan
beslendiklerinden emin olduğumdan, "Günaydın gittim
ben" diyeceklerine hiç ikna olmadım...
Kadınların yazıdan korktuğunu fark etsem de, aslında
çocuk ruhlu erkeklerde korkulacak bir
durumun olmadığını bilip gülümsedim...

Bu yazıyı da, kendilerine verilmiş bir taktik
yazısı olarak alacaklarından şüphe etmedim...
Yarın çıkıp, yanındaki kadına "Giderim bak ha"
deyip, iyice rezil rüsva olacaklarından zerrece kuşku
duymadım...
Kadına edilen "gidiyorum bak haa" sözleri aslında
hâlâ gitmiş değilim anlamını da içerir...
Akıl oyunlarında, erkekleri alt eden
müthiş kadınların, bu detayı atlaması
zaten mümkün değildir...
Fransızlar "Şeytan ayrıntıda gizlidir" derler, bu
da onun gibi bir şeydir...
"Günaydın gittim ben" diyebilmek, bir erkeklik
hesaplaşmasıdır...

Kadın bir erkeğin gittim demekle gitmeyeceğini
bilir...
Ruhunu bir yere yaslamadan, tek başına
gidemeyeceğini anlar...
Erkeğin gittiğini ciddiye alması için erkeği dinlemez
kadın...
Erkeğin gittiğini ciddiye alması için, kadın kokusu
arar kadın...
Eğer etrafta kadın kokusu varsa, gerçekte erkek
gitmektedir...
Aksi halde tamamen sallamaktadır... Etrafta dolaşıp
bir süre sonra kör kütük kapıya dayanacaktır...
"Seni aslında çok seviyorum" nameleri
atacaktır...
Annesinin dizinin dibi gibi, sevgilinin dizinin
dibinde huzur arayacaktır...
Onun için kadın etrafta sanal
değil, gerçek bir kadının varlığı
hissetmedikçe, erkek sallamalarından
etkilenmez...
Atıp tutmasına alışık olduğu erkeğin, zırvalarına mahal
bırakmaz...
Kadın bir kadın kokusu arayacaktır...
Bulursa irkilecek, sonsuz dertlere gark
olacaktır...
Bulmazsa rahatlayacak, delinin her zamanki
zırvalarına verecektir...
Her halükarda, o zırvayı da intikamsız bırakmayacaktır...
Sallama dönemlerinin geçiştirilmesiyle, intikam dönemleri
gelecektir...
Öyle boş sallama neymiş, bir güzel
gösterilecektir...

Yazımdan rehabilite olan erkek cinsine
bir tavsiyem olacak...
Bilmelisiniz ki bir yazı okumakla, günaydın
gittim ben denmez...
Bunu derseniz ertesi gün, "Günaydın döndüm ben"
dersiniz...
Her halükarda rezil rüsva olursunuz...
İntikamı çok acı alınır...
Hayata toptan küsersiniz...
Üzerinizden tank geçmişe döner tamamen pasifize
olursunuz...
Kadının, en çok terk edilmekten korktuğu
doğrudur...
Bu en büyük korkuyla oynarsanız, durumunuz
anlatamayacağım ölçüde vahim olacaktır...
"Günaydın gittim ben" diyebilmek,
"Hayatta tek başına kalsam da
yaşayabilirim" demekle eşdeğerdir...
Herkese, her zaman tavsiye edilebilir bir
ilaç değildir...
Reha Muhtar
|
Reha Muhtar
|
| |
Bir erkeğin
kadının ihanetini kabullendiği an...
KADINLARA GÜVENMEYEN BAUDELAIRE’İN AŞKI...
Onu dünyaya getirdiklerinde babası 60 annesi 26 yaşındaydı...
Anneyle baba arasında 34 yıl gibi büyük bir yaş farkı vardı...
6 yaşında babasını kaybetti...
Annesine karşı aşırı bağlandı...
Genç ve dul anne, babasının ölümünden kısa bi süre sonra
evlendi...
Annesine tutkundu...
kısa bir süre sonra evlendiğini görünce şöyle dedi annesi için:
“Benim gibi bir oğlu olan kadın bir daha evlenmemeliydi...”
***
Freud Oidipus kompleksinde çocukların, karşı cinsteki ebeveyni
sahiplenmek için, hemcinsi olan ebeveyni saf dışı etme
dürtülerini anlatır...
Erkek çocuk anneyi sahiplenmek için babayı, kız çocuk babayı
sahiplenmek için anneyi saf dışı bırakmaya çalışır...
Baudelaire ise bu rekabeti öz babasında değil, annesinin
evlendiği üvey babada yaşadı ve annesini hiç affetmedi...
Sonraki yıllarda ise hayatındaki kadınlara hiç güvenmedi...
“Sanırım yaşantım başından beri lanetli... Ve hep de lanetli
kalacak...”

Böyle diyordu gençliğe ilk adım atığı günlerde...
***
Şiir sanatının modernizmin öncüsü olarak geçti dünya edebiyat
tarihine Baudelaire...
Ancak affedemediği annesinin hatırası ona ileriki yıllarda
kadınlarla ilgili şöyle düşündürecekti:
“Kadınlar hep yanlış yapan, yalnız bırakan, ne zaman terk
edip gideceği belli olmayan yaratıklardır.... İki tür kadın
önerebilirim... Yosmalar, ya da aptal kadınlar...”
Cinselliği de yara almıştı ünlü şairin annesiyle ilişkilerindeki
arızalı geçmişten...
Sevişmenin “işkenceyi yada ameliyatı andırdığını” söylüyordu...
Aşk bir trajediydi ona göre...
Sevişmedeki inlemeler de bu trajedinin belirtileri..
Dev kadın şirinde şu mısralar bir kadınla sevişmesini
anlatır:
***
“Tek isteğim şimdi, bir gece
ulaştık mı zevk sathına,
Vücudunun saltanatına
Doğru tırmanmak sinsice,
Bir yara açıp geniş, derin
O şaşıra kalmış böğrüne,
Acı vermek için göğsüne, tenini incitmek için,
Ve, ne estiren tat, değil mi,
Yavrum! o en güzel, en parlak
Yeni dudaklardan akıtmak,
Aşılamak sana zehrimi!”
***
Aşkı ve cinselliği günah ve trajedi gördüğünden mi bilinmez,
Baudelaire düşündüğünü hayatında kendine çeker ve bir fahişeyle
beraber olduktan sonra frengi kapar...
Annesine duyduğu intikam kadını şöyle tanımlatır Baudelaire’e:
“Kadın ruhu bedenden ayırmayı bilmez... Kadın açtır yemek
ister... Kadın susuzdur içmek ister...
Şehvetten kudurmuştur, perişan olmak ister... Ona yakışan da
budur...”
***
Anneye ve kadınlara kaşı bütün bu travmalarına rağmen,
Baudelaire hayatının kadınıyla 21 yaşında karşılaştı...
Jeanne Duval Domonikli Yahudi bir melezdi...
“Hayvanca zevklere düşkülüğüyle”, şairin fantazyalarını ve
bedenenini tutuşturan dolgun ve dik göğüsleriyle, parlak siyah
saçlarıyla, dolgun ve dik göğüsleriyle kimi zaman bir fahişe
kimi zaman da bir melektir Baudelaire için...
KADIN BAUDELAIRE’İ ALDATINCA...
Duygusuz, eğitimsiz ve entelektüel kabiliyetleri olmayan bir
kızdı Jeanne...
Baudelaire’i parası için seviyordu...
Oysa bütün dağınıklığına ve aykırılığına karşın, Baudelaire ona
aşıktı...
Annesinden aradığı şefkati onda buluyordu...
Sevgi arayışını ve sevilme ihtiyacını bu kadın tatmin
ediyordu...
Jeanne Duval isimli melez kadın, şair için vazgeçilmez bir tutku
aline gelmişti...
Jeanne Duval kendisini gözünü kırmadan başka erkeklerle hatta
kadılarla aldatıyordu...
Ama Budelaire kadından bir türlü vazgeçemiyordu...
Aldatmalarından büyük acı duyuyor, kadını kapı dışarı ediyor,
sonra yeniden bir araya geliyordu...
***
Bir erkeğin en zayıf yeri değil miydi, “anne şefkatinin
yerine koyduğu alternatif kadından vazgeçmeme...”
Aslında vazgeçemediği onu aldatan, yada onu onun kadar sevmeyen
kadın değildi...
Vazgeçemediği, göbek bağını kesemediği anne şefkati ve
özlemiydi...
25 yıl boyunca yani hayatın sonuna kadar o kadından vazgeçemedi
Baudelaire...
Dünyanın en ünlü şairlerinden birisi olan Baudelaire aile
tarafından kendi kendini idare edemeyecek birisi oldu
gerekçesiyle sürekli velayet altında tutuldu...
Babasından kalan mirası sefahat içinde yiyor diye, bir noterin
velayeti sağlandı...
Üvey babasını hiçbir zaman sevmedi. Annesini hiçbir zaman
affetmedi...
Kendisine şehvet, annesinden eksik kalan şefkat ve sevilme
ihtiyacını veren Jeanne’ dan onu defalarca aldatmasına rağmen
hiç vazgeçemedi...
Kendisinin ufak bir ki ilişkisi oldu...
Ancak o kadınlara hiç güvenmediği için ve bir gün onların onu
bırakacağını düşündüğü için, bir kez birlikte olduktan sonra
onlardan kaçtı..
46 yaşında öldü...
Paris Montparnasse’ daki mezarlıkta nefret ettiği üvey babasının
yanında yatıyor...
***
Büyük yaratıcıların çoğunluğunda olduğu gibi, “kadınlarla iyi
yaşayamadığı için iyi şiirler yazdı...”
Dominikli melezle şehvetli gecelerden, Madam Sabatier’ le
buluşmalardan, Marie Daubrun’ la yakınlaşmalardan kedisine fazla
bir şey kalmadı...
Bütün kadınlardan şiirlere bir şeyler kaldı, kendine değil...
Bir de çocukluk günlerini anlatırken annesi içi yazığı iki
sözcük kaldı kendinden yadigar...
Gerçekleşmeyen bir hayalin, trajedilerle bezenmiş kırık bir
öyküsüydü o sözler:
“Daime sende yaşıyordum. Yalnız benimdin anne...”
http://haber.gazetevatan.com/haber.vatan?detay=bir-erkegin-kadinin-ihanetini-kabullendigi-an&Newsid=321905&Categoryid=4&wid=136
|
|
|