Petra
Dünyanın yeni yedi harikasından biri olan Petra hakikaten görülmeye
değer.
Harabelere inmek için jeolojik devirlerde oluşmuş olan 2 km’ lik bir fay
hattını yürümeniz gerekiyor bu yarığa “siq” adını veriyorlar.
Petra’ ya ilk geldiğimiz akşam 1500 mum ışığında bir gece gezisi yaptık.
Aslında fikir çok basit: 1000-1200 mumu yolun ve yarığın sağına ve
soluna koymuşlar. Mumu kese kağıtlarının içinde diyelim bu loş
aydınlıkta, yıldızların altında ve yer yer yarığın azameti altında
ezilerek, birazda huşu içinde 2 km’yi yürüyerek iniyorsunuz. Aşağıdaki
hazine alanına da 300-500 kadar mumu yerleştirmişler, orada
kilimlerin üzerine oturtuyorlar sizi. Daha sonra Petra’ nın ana tapınağı
olan ve Musa’nın hazinelerinin saklandığı zannedilen Hazine
binasının önünde, mumların ışığı altında önce ud müziği dinliyorsunuz,
sonra hazine binasından dışarı doğru çıkan flüt nağmelerinin esiri
oluyorsunuz. Bu basit fakat etkileyici gösterinin ederi 12 €, yani
mumların dışında hiçbir masrafı olmayan basit bir gösteri için sizden 20
YTL alıyorlar. Ben çok takdir ettim. Biz buna benzer bir gösteriyi
Kapadokya’da yapsak, eminim çok daha etkileyici olur...

Ertesi sabah aynı yolu gündüz gözüyle indiğiniz zaman daha çok
etkileniyorsunuz. Yarığın katmanları arasındaki demir okside bağlı
kızıllık sizi sarıp sarmalıyor. Bu gezi için de orada bir mafya oluşmuş.
At binmek isteyenlere at kiralıyorlar. Geceden yorulmuşlara ise iki
kişilik ilkel at arabaları öneriyorlar; at arabasına iki kişi binmenin
maliyeti de 20 € yani 10 dakikalık iniş ve 10 dakikalık çıkış için
sizden Avrupa’ da faytona bineceğiniz ücreti istiyorlar. Aşağı yaya
indiniz ve yoruldunuz, yukarı çıkmak isterseniz de at arabasının fiyatı
gene aynı 20 € ! Bir kere ellerine düşmüşsünüz onların; Nuh diyor,
Peygamber demiyorlar...
Hazine binasının ön yüzü çok etkileyici: Çünkü bu bina bildiğimiz
yapılar gibi temelden yukarıya yapılmamış, kayanın içinde yukarıdan
aşağıya oyularak meydana getirilmiş. En üstte bir küre var. Bu küre,
içinde Musa’nın altınlarının bir kısmının olduğu düşünen hazine avcıları
tarafından parçalanmış. Onun altında Mısır’ın etkisi görülüyor: Tam
ortada tanrıça İsis’ in
heykeli var. Daha aşağıda ise sağda ve solda Herkül kabartmalarını
görebilirsiniz. Tabi burada düşünülmesi gereken sanatkarın bir hata
yaptığı anda kayanın içinde oyduğu heykelin yanlış parçasını yerine
koyamamasıdır...

Daha sonra vadinin aşağısına doğru giderek eskiden ölülerinin gömüldüğü
mezarları ve yaşadıkları kaya içi evlerini, hatta kayadan oydukları bir
amfi tiyatroyu da görebilirsiniz. Yalnız bu gezinin bilhassa yaşlılar
için yorucu olduğunu bilmeniz gerekir.
Vadi
Rum
Bir çok ülkede olduğu gibi burada da çölü pazarlıyorlar. İlk çölü gören
için çok etkileyici olabilir. Ama Dubai ve Sharm el Sheikh’ten sonra
buraya çölden çok, ben bozkır adı verebilirim. Ciplerde yolu bilen
şoförler sizi gezdiriyor. Fakat üstü açık ciplerin oturma yerleri
yanlamasına olduğu için çok rahatsız bir yolculuk olacağını hatırlatmam
gerekir. Mümkünse oranın en iyi arabası olarak nitelendirdikleri
klimasız Nissan
Patrollere en fazla 4 kişi binmenizdir.

Çöldeki bir başka yarıkta ise, size Aramice olduklarını söyledikleri
yazıtlar göstereceklerdir. Fakat hemen yanına bazı Arapça yazılarda
kazımışlar ve bunları da size Aramice gibi yutturabilirler. Dikkat
ettiğiniz zaman farkı mutlaka göreceksiniz.
Gezinin sonunda güneşin batışını gösteriyorlar. Ama bence bizim
memleketimizde, mesela Akdeniz’de veya Efes Harabelerinde güneş buradan
on kere, yüz kere daha güzel batıyor. Hatta Nemrut dağında Antiochos’ un
mezarının olduğu tepede güneşin doğuşunu görebilirseniz, çölde güneş
batışı sizin için bir mana ifade etmeyecektir.
Akşam yemeğini Bedevi çadırlarında yiyebilirsiniz. Turistler için çok
güzel hazırlanmışlar. Sizlere sebzesiyle etiyle bir cins kuyu kebabı
sunuyorlar. Ve kebabı kuyudan çıkartırken, sanki kurban bayramında
olduğu gibi Tanrı’ya şükranlarını belirtmek istercesine Allah-u Ekber
“Allah En Büyüktür” diye bağırıyorlar. Gene de çok titiz kişiler, bedevi
çadırlarında, fazla temizliğe riayet edilmediğini bilmeleri gerekir.
Madaba
Bu küçük kasabada onarılmış bir tek kilise var. O kilisede de bir tek
mozaik var, ama kutsal toprakları çok güzel betimliyor. İsa’nın ailesinin
olduğu Nasıra kasabasını, doğduğu Betlehem’i, Kudüs’ü, Ölü Deniz’i hatta
Petra’ nın içinde bulunduğu İdol Krallığını görebiliyorsunuz.

Mont Nebo
Tevrat ve Kuran’a göre Musa’nın kutsal toprakları gördüğü ve öldüğü
düşünülen tepe 2000 yılında Francisken Papazlar tarafından onarılmış.
Eğer buraya sabah saatlerinde çıkabilirseniz aşağıdaki ölü denizi, hatta
açık havada Kudüs’ü bile görebiliyorsunuz; insan kutsal topraklardan
hakikaten çok etkileniyor...
Ölü Deniz

Ölü Deniz, 25 km uzunluğunda, doğusunda Ürdün, batısında İsrail olan ve
Akdeniz’den 400 m. aşağıda bir göl. Lut Gölü adı ile de anılıyor. Sebebi
ise, kutsal kitaplara göre, yaptıkları sapkınlıklardan dolayı Tanrı
tarafından cezalandırılan Lut Kavminin yaşadığı bölgenin hemen Ölü
Deniz'in güney batısında olması..
Ölü deniz dünyanın en tuzlu gölü: yani Akdeniz’de 1 litre suda 3 gr tuz
var iken, Ölü Deniz’ de 1 litrede 30 gr su var; diğer bir deyişle
Akdeniz’ in 10 katı: bu denizde yüzemiyorsunuz, ancak yüzer gibi
yapıyorsunuz. Çünkü yüzen bir gemi misali su sizi kaldırıyor. Tabi
gözünüze de dikkat etmeniz lazım. Gözünüze bir damla tuzlu su kaçarsa
bir saat kıvranıyorsunuz. Bu yüzden, gözüne tuz kaçanların, hemen
müdahale ederek gözlerini yıkayabilmeleri için otellerin sahillerinde
ellerinde her daim su şişesi olan kurtarıcıları mevcut...
Ölü Denizin çamurunda magnezyum, potasyum, kükürt gibi maddeler olduğu
için gelen turistler burada çamur banyosu da yapıyor. Fakat çamur
herkese yetmeyeceğinden Ürdünlüler de, İsrailliler gibi uyanık
davranmışlar ve çamurun içine güneş yağı eklemişler. Onun için avucunuza
aldığınız bir damla çamur bile bütün vücudunuza yetiyor ! Tabi daha
sonra çamurdan kurtulmak isteyenler ölü denizde yıkanınca da, çamur
testilerinin etrafındaki suyun yüzeyinde bir yağ tabakası oluşuyor...
Tüm büyük otel zincirleri de burada büyük tesisler yapmışlar. Gelen
turistler hem dinleniyor, hem de spa merkezlerine yüzlerce Euro
bırakıyorlar. Ama giderken mutlaka sinek koruyucu kreminizi yanınızda
götürün, yoksa ölü denizin azgın sinekleri size bir dakika bile rahat
vermezler...

Not:
Küçültülmüş resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.