New York’taki
Özgürlük Heykeli’nin parasını Sultan Abdüláziz ödemişti
http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~28@sid~9@nvid~432622,00.asp
Murat BARDAKÇI
ABD Başkanı George W. Bush’un gelişi, bana New York’un sembolü sayılan
‘Özgürlük Heykeli’nin pek bilinmeyen macerasını hatırlattı.
Heykel, 19. yüzyılın ortalarında Türk toprağı olan Mısır’a dikilmesi
maksadıyla Fransızlar tarafından hazırlanmış ama sonradan yaşanan bazı
şanssızlıklar yüzünden Mısır yerine Amerika yolunu tutmuştu. İşin daha
da garip tarafı, heykelin masraflarının büyük kısmının, zamanın
hükümdarı Sultan Abdüláziz tarafından bizzat ödenmiş olmasıydı.
‘NEW York’ dendiği zaman, çoğumuzun hatırına ilk önce
Manhattan’daki gökdelenler ve şehrin hemen önündeki adada yükselen,
kaidesiyle beraber tam 93 metrelik ‘Özgürlük Heykeli’ gelir.
1880’li senelerde Fransa’da yapılan Özgürlük Heykeli’nin masraflarının
büyük kısmının bizden çıktığını, projesinin New York’a değil, o yıllarda
Türk toprağı olan Mısır’a dikilmek üzere hazırlandığını ve son anda
yaşanan bir talihsizlik neticesinde Amerika’ya gittiğini bilir misiniz?
İşte, kaçırılan bu fırsatın kısa öyküsü:
19. asırda Osmanlı İmparatorluğu’nun toprağı olan Mısır, yüzyılın ilk
yıllarından itibaren Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın soyundan gelen
‘Hıdiv’ unvanlı valiler tarafından idare ediliyordu ve
içişlerinde bağımsız hale gelmişti. Mısır valileri, sadece yabancı
memleketlerle imzaladıkları anlaşmalarla mali protokolleri padişaha
tasdik ettirmekle yükümlüydüler ve İstanbul, bu gibi talepleri
genellikle her zaman yerine getiriyordu.
Mısır Valisi Said Paşa’nın Fransız mühendis Ferdinand de
Lesseps’e 1854’te hazırlattığı ve Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine
bağlayacak olan Süveyş Kanalı projesi de onaylaması için Osmanlı
hükümdarına sunulmuştu. Projenin arkasında Fransa vardı ama İngiltere,
Akdeniz’deki ve Hindistan’daki hákimiyetini sona erdirebilecek olan
böyle bir hazırlığa karşı çıkıyor ve zamanın hükümdarı Sultan
Abdüláziz’i, projeyi reddetmesi için devamlı bir baskı altında
tutuyordu.
Said Paşa, İstanbul’un tasdikini beklemedi ve 1854’ün 30
Kasım’ında Fransız mühendise projenin hayata geçirilmesi için gerekli
şirketin kurulması iznini verdi. Fransız sermayesiyle kurulan şirketin
hisse senetlerinin tamamı satılınca İngiltere, Sultan Abdüláziz’e
daha da fazla baskı yapmaya başladı ve hükümdar, Mısır Paşası’nın
projesini 12 yıl boyunca onaylamadı.
Mısır tarafı ise, İstanbul’un tasdiki gelmeden işe başladı ama Said
Paşa 1863’te birdenbire ölüverdi. Yerine geçen İsmail Paşa
ise Fransız değil, İngiliz taraftarıydı, bu yüzden iktidarının ilk
yıllarında projeye gereken önemi vermedi ama daha sonraki senelerde
Kanal’ın Mısır’a nasıl bir hayati değişiklik getireceğini farkedince işe
o da dört elle sarıldı. Kazılar neredeyse tamamlanmak üzereyken Fransız
hükümeti, Sultan Abdüláziz’e İngilizler’den daha fazla baskı
yapmaya başladı. Sultan Abdüláziz, 1866’nın 19 Mart’ında
yayınladığı fermanla Kanal’a izin verirken Kanal Şirketi ile Said
ve İsmail Paşalar arasında varılan anlaşmaları onayladı, üstelik
Mısır’ın kanal inşaatı için yaptığı dış borçları de devlet garantisi
altına aldı ve kendisi de Kanal Şirketi’nin hisselerine oldukça yüksek
bir mebláğ yatırdı.
ASYA’NIN IŞIĞI OLACAKTI
Said Paşa ile kanalın mühendisi olan Ferdinand de Lesseps
arasında 1854’te varılan anlaşmanın çok ilginç bir maddesi vardı:
Kanal’ın Akdeniz’e açıldığı yere dev bir heykel dikilecekti. Heykel,
firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklinde olacak ve
elinde ‘Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini’ sembolize eden bir
meşale tutacaktı. Sultan Abdülaziz’in ödediği paralar arasında
yapılacak olan heykelin masraflarının bir bölümü de vardı.
Paşa ve mühendis, eseri Fransa’nın tanınmış heykeltraşlarından olan
Frederic Auguste Bartholdi’ye sipariş ettiler, hatta bir hayli avans
da ödendi ve Bartholdi işe başladı. Dikileceği yerde monte
edilecek şekilde parçalar halinde hazırlanan heykel birkaç sene sonra
tamamlanmış, kanalın Akdeniz’e açıldığı yerde birkaç hafta içerisinde
yerleştirilebilecek hale getirilmiş ve Marsilya’dan bir gemi ile Mısır’a
nakledilmesinin hazırlıklarına bile girişilmişti.
Ama, Said Paşa’dan sonra Mısır’ın başına geçen İsmail Paşa,
Müslüman bir memlekette böylesine büyük bir heykelin dikilmesinin halk
arasında hoşnutsuzluk yaratacağını düşündü ve mühendis Ferdinand de
Lesseps’e, heykelin Mısır’a getirilmemesi talimatını verdi.
Mühendis’in Paşa’yı ikna çabaları neticesiz kaldı. Süveyş Kanalı 1869
Kasım’ında dünyanın dört bir tarafından gelen davetlilerin katıldığı
büyük ama ‘heykelsiz’ törenlerle açıldı. Bartholdi’nin
eseri ise, Mısır’da bu yaşananlardan sonra Paris’te bir depoya kondu ve
tozlanmaya terkedildi.
O yıllarda dünyanın bir başka tarafında, Fransa ile Amerika Birleşik
Devletleri arasında büyük bir muhabbet yaşanıyor ve taraflar
birbirlerine jest üstüne jest yapıyorlardı.
HEYKEL, AMERİKA YOLUNDA:
Paris’te kurulan Fransız-Amerikan dostluk grubunun lideri olan
Edouard Rene Lefebvre de Laboulaye, Fransız Hükümeti’ni
Amerikalılar’ın Fransa’nın dostluğunu daima hatırlamaları için bir
hediye gönderilmesi konusunda ikna etti ve hediyenin devásá bir heykel
olması kararlaştırıldı. Heykel bir elinde hukuku simgeleyen bir kitap
tutacak, diğer elinde de ‘dünyayı aydınlatan özgürlüğün sembolü’
olan bir meşale taşıyacaktı.
Sipariş gene aynı heykeltraşa, Frederic Auguste Bartholdi’ye
verildi. Bartholdi’nin eseri zaten hazırdı, senelerden beri bir
depoda beklemedeydi ve tek eksiği üst kısmında, yani elleriyle
kollarında ve yüzünde bazı değişiklikler yapılmasıydı.
Amerikalılar heykelin New York’un hemen girişinde bulunan ufak adalardan
birine yerleştirilmesine karar verdiler. Bartholdi, kaidenin
yerini görmek için New York’a gitti ve Paris’e dönüşünde yeniden işe
başladı. Bakır ve çelikten yaptığı heykelin mühendisliği ilgilendiren
taraflarını Paris’e kendi adıyla anılan bir kule dikmiş olan Gustave
Eiffel ile beraberce çalışarak tamamladı ve 1884 Haziran’ın ilk
günlerinde eserini Fransız hükümetine teslim etti. Bartholdi
heykelin yüzünü tamamen değiştirmiş ve metale annesi Charlotte’in
siluetini işlemişti. Birbirine monte edilecek şekilde yapılmış 350
parçadan oluşan heykel ‘İsere’ adındaki bir Fransız gemisine
yüklendi ve 4 Kasım 1885 günü New York’a ulaştı.
New York’ta, bu arada heykelin kaidesinin yapımı için bir bağış
kampanyası başlamış, ilk bağışı Macar göçmeni olan, New York’ta
‘World’ adında bir gazete çıkartan Joseph Pulitzer yapmış ve
kaide için 100 bin dolar vermişti. Macar göçmeni gazeteci, daha sonra
gazetecilikte dünyanın en büyük ödülü sayılan ‘Pulitzer’in de
isim babası olacaktı.
Kaidenin inşasından sonra sıra heykelin dikilmesine ve resmi açılışa
geldi. Bartholdi, New York’a yanına bu defa Süveyş Kanalı’nın
mühendisi ve heykelin fikir babası olan Ferdinand de Lesseps’i de
alarak gitti ve 1886’nın 25 Ekim’inde yapılan törende eserinin açılışını
bizzat yaptı.
Siz bu yazdıklarımı okuduğunuz sırada, ABD Başkanı George W. Bush
İstanbul’da olacak. ‘Özgürlükler Ülkesi’nin başkanının gelişi
bana ‘Özgürlük Heykeli’nin pek bilinmeyen bu macerasını
hatırlattı, heykelin öyküsünü Mahmut Esat Ozan’ın yaptığı ve
Şeyma Arsel’in bana gönderdiği bir çalışmadan özetledim.