|
Ansiklopedik Bilgiler İndeksi Atatürk'ün inanç Dünyası Atatürk'ün Bilgeliği ve Edebi Yönü Türkçe Yazım Kuralları Karlovy Vary Bedeli Çanakkale de ödenecektir Rakı ve Arak Çin Mutfağı Uzak Doğu Tanrıları Japon Gelenekleri Japon Kültürü Japon Yemekleri Eski Mısır' da Kedi Eski Mısır' da Mumyalama Hermes' in Kehanetleri Anadolu Medeniyetleri Dünyanın 7 Harikası Dünyanın yeni 7 Harikası Yunan Mitolojisi Fihristi Oluşum Mitolojisi Truva Efsanesi ve Savaşı Mitolojiden günümüze Örümcek Artemis Kültü Eski Yunanda Kadın Eski Yunanda Kadının Yaratılışı Platon: Devlet Arşimet ve Pi Sayısı Mafia Don Kişot ve Sembolizması Osmanlı Sultan Anaları Osmanlı Yöneticileri Osmanlıda Harem Osmanlı' dan oluşan Ülkeler Bizans'tan Bize Miras Sadaka Taşı Türk Batıl İnançları Şamanizm etkileri Süryaniler Barnabas İncili Üzerine Barnabas İncili Tam Metni Özgürlük Heykeli Murphy Yasaları Murphy Benzeri yasalar Lüzumsuz Bilgiler Lüzumsuz Bilgilerin Cevapları Lüzumlu ? Cinsel Bilgiler
| |
| |
Osmanlıda Harem |
|
| |
Hazırlayan: İbrahim Yılmaz
Haremin Gizemi
Osmanlı Devlet’ inde “harem” asıl
adıyla “Darüs-saade” yüzyıllar boyu merak konusu olmuştur. 16. yy.
itibariyle yüksek duvarlarla çevrili bir mekân ve içerisine de belirli
görevli erkeklerin dışında girişin yasak olduğu bir kurum. Bir de buna
içeride bulunan yüzlerce birbirinden güzel cariyeyi de eklediğimiz zaman
bu kurum tam bir sır küpüne dönüyor. Böyle gizemli bir durum karşısında
da birçok yazar çoğu zaman hayal ve fantezilerin süslediği bir yer
olarak lanse etmişlerdir bu kurumu.
Ülkelere hükmetmiş hükümdarların yaşadıkları sarayları görerek onların
nasıl bir yaşam sürdürdüklerini öğrenmek ister insanlar . Hele ki bu 3
kıtaya hükmetmiş Osmanlı padişahlarının hareminde yüzlerce kadının
bulunduğu saraylar söz konusu olduğunda merak duygusu bir kat daha
artar.
Osmanlı Sarayında
Harem
Harem, yani evde kadınların yaşadıkları bölüm geçmiş çağlarda da vardı.
Osmanlı haremi konusunda da akla ilk olarak hakkında çok az bilgi
bulunan Bursa Sarayı gelir. Böyle bir saray mevcut olmuştur fakat
haremiyle ilgili hiç bir bilgi yoktur. Oysaki Bursa kütüğü ve şeriye
sicillerinde, Bursa Sarayına ait pek çok bilgi vardır . Ancak görkemden
uzak saraylarda yaşayan Osmanlı beylerinin haremleri bu dönemde herhangi
bir Türk evindekinden pek farklı olmamalıdır .
Edirne Sarayı, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe ve Yıldız Sarayları ise
haremin hem mimari hem de kuralları açısından belli olduğu yerler olarak
süre gelmiş yerlerdir.
Haremde, merkezde padişah odası bulunur. Bunun etrafında ise valide
sultanlar, kadınlar, şehzadeler, ustalar, kalfalar ve cariyelerin
daireleri yer alır.
17.
yy.da veraset sistemi değişinceye kadar harem nüfusu az olarak kayıtlara
geçmiştir. Fakat şehzadelerin kafes usulüyle sarayda yaşamaya
başlamalarıyla bunların ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü hizmetkâr
cariyelerin de artmasıyla saray nüfusunda bir artış söz konusudur. 19.
yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Hanedan’la yakın ilişkisi olan
şair Leyla Saz, hatıratında, “Bazı Çerkez kadınlarının kızlarını padişah
haremi olup ihtişam ve elmaslar içinde hayat süreceğine dair ninnilerle
büyüttüklerini” ifade etmişti .
Belirtmek gerekir ki Osmanlı devlet teşkilâtında harem-i hümâyûn tabiri
hem haremi hem de enderunu içine alır. Enderun padişah, saray ve devlet
hizmetinde bulunacak erkeklerin, harem ise ikametgâh görevinin yanında
kadınların yetiştirilmesi için bir eğitim müessesesidir. Bu bakımdan
hareme yüksek dereceli kadınlar akademisi de denilebilir. Burada en alt
kademe olan cariyelikten ustalığa kadar bir terfi sistemi bulunmaktadır
.
Kölelik ve Cariyelik
Meselesi
Köle
tabiri ile cariye tabiri arasında hukuki bir muhtevâ itibariyle hiçbir
mana farklılığı yoktur . İslamiyet’te erkek köleye rakîk, abd, memlûk,
kadın köleyede rakîke, memlûke ve cariye gibi isimler verilmiştir.
Toplumuzda ise cariye denilmesiyle anlaşılan genel kanı Osmanlı
padişahlarının cinsel münasebette bulundukları haremdeki tüm kadınlar
anlaşılmaktadır. Fakat Osmanlı padişahların cariyelerinin hepsiyle böyle
bir münasebet bulunması söz konusu değildir. Zira onlar aynı zamanda
İslam halifeleridir ki Kur’an-ı Kerim’de “Sizden bekâr olanları,
kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin.
Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah
lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir ” denilerek padişahların tüm
cariyeleriyle cinsel münasebette bulunmadıklarına bir kaynak
gösterilebilir.
• Cariyeler
Osmanlı padişahları kuruluş devresinde bir politika gereği etrafındaki
beyliklerden veya hanedanlardan kız almış ve akrabalık ilişkisi
kurmuştu. Genişleme dönemine gelindiğinde ise artık Osmanlı
padişahlarının ve şehzadelerinin –II. Osman (1618–1622) ve Sultan
Abdülmecid (1839–1861) istisna olmak üzere- eşlerini cariyelerinden
seçmeleri adet haline geldi.
İlk
zamanlar savaş yapılan uluslardan cariyeler saraya alınmıştır . Öyle ki
genişleme döneminde çok fazla esir alınmasından dolayı güzel ve kusursuz
olanları hareme alınmış diğerleri satılmıştır. Duraklama devrine
geldiğimizde ise saraya esir alımında bu kaynağın kuruduğu
görülmektedir. Bunun yerine çok nadir olarak komutanlar tarafından esir
alınan kızlar saraya sunulmuştur. Bunların dışında saraya cariye
alımında devlet görevlilerinin yetiştirdikleri veya satın aldıkları
cariyeleri saraya sunmaları ve Gümrük Emini tarafından cariye alınıp
saraya sunulması söz konusuydu.
Genel olarak cariyeler 3 kısma ayrılırdı. Bunlar; hizmet için alınan
cariyeler ki saray hizmetlerini yerine getirmek için alınan genelde
yaşları büyük ve yüzüne bakılacak güzellikte olanlardı. Bu kişiler 9 yıl
hizmet gördükten sonra kalfa ve ustalar gibi isterlerse saraydan
ayrılabilirler, yani azatnameleri verilirdi . İkinci olarak satılmak
için alınan cariyeler vardı. Bunlar 5–7 yaşları arasındayken büyüdükçe
güzelleşeceği tahmin edilen kız çocuklarıydı. Bunlar yaşları ilerledikçe
güzelleşiyorlarsa bir müzik aleti çalması, güzel konuşması ve erkekleri
baştan çıkarma yöntemleri öğretilir ve satışa çıkarılırlardı. Genç
kadınlar sadece padişaha uygun cariyeler ve annesiyle diğer ileri gelen
harem kadınlarına nedimler sağlamak amacıyla değil, aynı zamanda
askerî/idarî hiyerarşinin tepesine yakın erkekler için uygun eş sağlama
amacıyla eğitilirlerdi . Üçüncü grubu ise odalık adını verdiğimiz
cariyeler oluşturuyordu ki bunlar cariyelerin en güzel ve en pahalı
olanlarıydı.
Bu
cariyeler saraya kontrol edilerek alınırlardı. Uykusu ağır olan, ayağı
kokan, horlayan kızlar saray haremine giremezdi.
Hareme alınan cariyelere ilk olarak fiziki özellikleri göz önüne
alınarak yeni isimler verilirdi. Bu isimler padişah tarafından verilir
ve bu isimlerin herkes tarafından bellenmesi ve akılda tutulması için
iğne ile göğüslerine iliştirilirdi. Hareme alınan cariyeler kalfalar
tarafından eğitilirlerdi. Müslüman oldukları için Kur’an okumak
mecburiyetinde idiler.
Hareme hizmetçi
statüsünde alınan cariyeler ve görevleri ise şunlardır:
• Kalfalar, Vazifeleri ve
Çırak Edilmeleri
Kalfa, saraylarda ve konaklarda hizmet veren cariyeler için kullanılan
bir tabirdir . Bunlar acemiliklerini atlatmış ve gerekli tecrübeye
ulaşmış kimselerdir. Güzelliklerine ve iş bilirliklerine göre hünkâr,
valide sultan, ikbal, haseki ve şehzade dairelerine hizmetçi olarak
verilirlerdi. Cariyelerinde eğitimleriyle ilgilendikleri için hepsi
okuryazar kimselerdi. Bununla birlikte padişah eğer bir kalfanın
ahlakını ve kendini beğenirse bu kalfayı kendisine haseki olarak
alabilirdi.
Kalfaların önemli görevlerinden biriside oda ve aş nöbetleriydi. Büyük
kalfa ağır işleri yapmazdı. Kalfalar yanındaki cariyelerle bir haftalık
daire nöbeti tutarlardı. Perşembe günü daireyi komple temizlerlerdi ve
buna Perşembe temizliği denilirdi. Cuma günü de nöbeti sırası gelen
kalfaya devreder, kendi sırası gelinceye kadar dinlenirdi.
Yine
bir hafta süre ile kalfalar aş nöbeti tutarlardı. Görevli oldukları
dairelerde yemekleri getiren tablakârlardan yiyecekleri alırlar ve
sofralara dağıtırlardı. Sofraları temizleme ve kapları yıkama işi ise
acemi cariyelerindi.
Padişah değişimiyle birlikte kalfalarda yeni padişahın kulları
olurlardı. Sadece haznedar usta ve kâtibeler saraydan ayrılırlar ve eski
saraya geçerlerdi. Kalfalar arasında padişahtan yüz görmeyenlerde eski
saraya gönderilirdi. Hizmet süresini tamamlayan kalfalarda eski saraya
gönderilirdi ancak bunların bir kısmı isterlerse sarayda kalabilirlerdi.
Acemilikten yetişmiş kalfalar dışarıya çıkmak ve evlenmek isterlerse,
onların istekleri göz önünde bulundurulurdu ve buna kalfaların çırak
edilmesi denirdi. Bayramlarda veya kandillerde bir kağıda “Kulun
istediği murâd, ihsân efendimizindir” diye yazar, altını imzalayıp
görünecek bir yere koyarlardı. Bir daha da efendisine görünmemek için
odasına kapanırdı. Bunun üzerine efendisi çeyizini yaptırır, gerekli
akçeyi verir ve uygun bir kısmeti çıkınca da evlendirirdi.
• Hünkâr
Kalfaları (Ustalar – Gedikli Cariyeler)
Haremin kadın personelinin yükselebileceği en yüksek makam padişahın
hizmetini görme makamıdır ki buna hünkâr kalfalığı veya ustalar, gedikli
cariyeler adı verilirdi. Bunlar padişahın günlük işleriyle uğraşırlardı.
Bu hünkâr kalfalarının da kendi aralarında işlerine göre rütbeleri
vardı. Bunları şu şekilde açıklayabiliriz.
a) Hazinedarlar
ve Hazinedar Usta:
Padişahın hususi ve şahsi
hizmetlerini gören kadınlara hazinedar denir. Hünkâr kalfaları tabiri
özellikle bunlar için kullanılır. Bunların reislerine Hazinedar Usta
veya Baş Hazinedar denilmekteydi. Haremdeki hizmetçi statüsündeki
kadınların başları da bu kimselerdir. Sade ve zarif giyinirlerdi .
Padişah haremde olduğu sürece bunlarda Hünkâr Dairesinde bulunurlardı.
Baş Hazinedar padişahın yanında oturabilirler, odaya girip
çıkabilirlerdi. Ancak diğer hazinedarlar ancak çağrılmayla padişahın
huzuruna gelebilirlerdi. Üçüncü, dördüncü ve beşinci hazinedarlar
kalfalarla padişah dairesinin önünde nöbet tutarlardı. Baş hazinedarda
haremdeki bütün hazinelerin anahtarı bulunurdu. Resmi günlerde
kendilerine has olan altın kordonla mühr-i hümayunu boyunlarına
takarlardı, bütün cariyelere kumanda ettiklerini ve Kurban bayramlarında
adına kurban olduklarını burada belirtirlerdi. Padişahların en yakınları
olması sebebiyle yeni bir padişahın gelmesiyle kendisine en yakın
olanları yeniden seçer eski hazinedarlar çırak edilirler veya eski
saraya gönderilirdi. Önemle belirtelim ki bazen bu haznedarlar ikballer
arasından seçilirlerdi .
b) Kethüdâ
Kadın:
Sultanla hiçbir aile bağı olmadığı halde kethüdâ hatun da 17. Yüzyılın
ikinci on yılına gelindiğinde harc-ı hassa defterlerinde aile eliti
arasında yer almıştı . Haremin teşrifatçısıdır. Yani haremdeki
düğünlerde ve bayramlarda yapılan bütün merasimleri o tertipler ve yer
gösterir. Gümüş bir asa taşıması onun görevini belirtir. Padişah
dairesindeki eşyaları mühürlemek için yanında mühr-i hümayun bulundurur.
c)
Çaşnigîr Usta: Sofra hizmetlerini gören ustalara verilen addır. Emri
altında çalışan cariyeler ve kalfalar vardır. Sultana ve şehzadeye
hazırlanan yemeklerin zehirli olup olmadıklarını kontrol etmek için
yemeği ilk olarak bunlar tadardı.
d) Çamaşır Usta:
Saray çamaşır ve yatak takımlarına
bakan ustaya verilen addır. Emrinde çalışan kalfa ve cariyelere de
çamaşır kalfaları adı verilirdi. İlk olarak çamaşırcı kadına Yavuz
Sultan Selim döneminde rastlanmıştır .
e)
İbriktar Usta: Önceleri şehir suyu olmadığı için leğen ve ibrik
takımlarına bakan, padişahın elini yüzünü yıkamasına, ona havlu
tutulmasına ve abdest almasına yardımcı olanlara ibriktar ve reislerine
ibriktar usta denilirdi.
f) Kahveci Usta:
Haremde kahve işleriyle meşgul olan
kişilere verilen addır. Padişah kahvecilerinin alametleri ve göğsüne
taktıkları nişanları vardı.
g) Kilerci Usta:
Padişahın kilerine ve kiler
takımlarına bakan kalfaların reislerine denilirdi. Kilerci usta,
çeşnigir usta ile padişah yemek yerken hizmet ederdi.
h) Kutucu Usta:
Padişahın, ailesindeki kadınların
hamamlarda yıkanmalarına yardımcı olan ustalara denilmektedir.
i) Külhancı
Usta:
Harem içerisinde bulunan hamamların yakılmasını ve temizlenmesini
üstlenen kalfalara verilen addır.
j) Kâtibe Usta:
Haremin disiplinini, düzenini
sağlayan amire Kâtibe veya Kâtibe Usta denilir. Bunların sayısı beştir.
Haremin eskilerinden ve gözü açıklarından seçilirlerdi.
Bütün bu ustaların yanı sıra haremde hasta olan cariyelere bakan
Hastalar Ustası; bunun yardımcısı olan Hastalar Kethüdası; doğum ve
çocuk düşürme işlerine bakan ebeler; Padişahın kızlarına ve
şehzadelerine süt emzirmek için getirilen Dayeler ve padişahın
çocuklarına bakan dadılar vardı.
Bu
usta adıyla anılan kalfaların tamamı uzun entari giyerlerdi ve her
birinin yeteri kadar maaşları vardı.
Padişahın Ailesi
• Valide Sultan
Haremin yöneticisi daima padişahın annesi olan valide sultandı . Valide
sultanın herkesten üstün konumu harem kurumunun esasıydı . Haremde
padişah ailesinin en önemli ve en güçlü kadını olan valide sultan
Osmanlı Devlet tarihinde en yüksek maaşlı kişiydi. Bu konuda Nurbanu
Sultan’ın yani III. Murad’ın validesinin maaşının günlük 2000 akçe
olduğu hatta III. Mehmet Nurbanu sultanın gelini ve halefi Safiye Sultan
için bunu günlük 3000 akçeye çıkardığı Leslie P. Peirce’ nin eserinde
belirtilmiştir. Aynı dönemde bir şeyhülislamın günlüğünün 750 akçe
olduğu göz önüne alınırsa valide sultanın önemi biraz daha anlaşılmış
olacaktır.
• Sultan Kızı ve
Şehzade
Osmanlı padişahlarının kızlarına, ilk zamanlarda Selçuklu geleneğine
uyularak Hatun denilmekteydi. Fatih döneminden itibaren Sultan, ismi
bilinmeyenlere ise Devlet Hatun ve Sultan Hatun deniliyordu. Doğumları
özel bir törenle olur ve bu vesileyle 3-5 tane hayvan kurban edilirdi.
Kendilerine bir daire hizmetine kalfalar ve cariyeler verilirdi. Bunlara
dadıları ve anneleri aracılığıyla dini ve ahlaki bilgiler verilirdi.
Fakat sultanların haremde statüleri pek fazla değildi. Sarayda önemli
bir rol oynaması ve böylelikle kabul görmesi ancak yüksek mevkide bir
devlet görevlileriyle evlenmeleriyle olurdu. Evleninceye kadar sultanlar
günlük 100 akçe evlendikten sonra günde 300 – 400 akçe alırlardı.
Şehzadelerin I. Ahmet dönemine kadar sancakta bulunması vesilesiyle
eşleri ve anneleri onlarla birlikte sancakta bulunurlardı. Ancak kafes
sistemine geçilmesiyle birlikte şehzadeler haremde kafes adı verilen
odalarında yaşamaya başladılar. Bunlar da kız kardeşleri sultanlar gibi
günlük 100 akçe alırlardı ve emirleri altında cariyeler vardı.
Padişahın Eşleri
ve Karı – Koca Hayatı Yaşadıkları
• Gözdeler,
Peykler ve Has Odalıklar
Genellikle kadın efendilerin yani hasekilerin seçildiği ikballer, has
odalık, peyk veya gözde adı ile anılan cariyeler arasından seçilirlerdi.
II. Mustafa döneminden önce hasekiler direk olarak bu cariyeler
arasından seçilirlerdi. Padişahlar başkalarıyla evli olmayan ve istifraş
yani yataklı hakkı kendinde olan cariyeleriyle karı – koca hayatı
yaşayabilirlerdi ki bu İslam hukuku dâhilinde olan bir şeydir.
Padişahın odalıklarını yani cinsel münasebette bulunmak için cariye
seçimi konusunda birçok görüş vardır. Ancak bu görüşler bazı tarihçiler
tarafından oldukça abartılmıştır. Mesela padişahın önüne cariyelerin
gelip oynadıkları ve padişahın beğendiği cariyenin önüne mendil atması
gibi hayal ürünü olan şeylerdir. Ancak bunun aslı padişahın beğendiği
cariyeyi haznedar ustaya söylemesidir.
• İkballer
Has odalık olarak alınan veya yetiştirilen cariyelerden padişah
münasebette bulunanlar ikbal adını alırlardı. Genellikle padişahların
çocuk sahibi olmadığı kişiler olan ikballer, gebe kaldıklarında, ölüm,
boşanma vb sebeplerle terfi ederler kadın efendilik derecesine kadar
yükselebilirlerdi. İkballer, hanım veya hanımefendi diye çağrılırlardı.
Baş ikbal, ikinci ikbal, üçüncü ikbal dördüncü ikbal şeklinde giderdi.
19. yy. da ise ikballerin haremin sayılı kadınları arasına geldikleri
görülmektedir. Bu ikballerin bir diğer özelliği ise padişahın tahta
çıktıktan sonra aldıkları hanımları olmalarıdır.
İkballik müessesesi Osmanlı tarihinde II. Mustafa ile başlamaktadır ve
ismi de Şahin Fatma Hanım’dır. Daha sonra bazı padişahlarında ikballeri
olmuştur ancak bunların sayısı aynı anda 4’ü geçmemiştir. Bu ikballerin
hizmetlerine bakan özel cariyeleri vardı.
• Haseki
Hasekiler yani kadın efendiler, Osmanlı padişahlarının nikâh akdi
olmadan karı – koca hayatı yaşadıkları cariyeleriydi. Padişahların
birden fazla hasekisi olabiliyordu. Bu hasekilerden en gözdesi
genellikle en büyük erkek çocuğun yani veliahttın annesi oluyordu. Bu
kişiye Baş Haseki deniyordu. Yeni kadın efendi alındığında kendisine
ayrı bir oda tahsis edilir, elbiseler ısmarlanır, haznedar usta ve
kalfaları tarafından saray âdetleri öğretilirdi . Maaş ölçütleri de
dikkate alındığında haseki harem-i hümayunda valide sultandan sonra en
büyük statüye sahipti . Haseki bir köle yani bir cariyeydi. Ancak aldığı
maaş bakımından sarayda padişahın kız kardeşlerinden, halalarından ve
hanedanın sultan kızlarından daha yüksek bir mevkideydi. Bunun sebebi
ise potansiyel olarak bu hasekilerden birinin valide sultan adayı
olmalarıydı. Bununla birlikte kural şuydu; bir kere haseki olunca hep
haseki kalınırdı. Zira standart günlük 1000 akçe olan haseki maaşını II.
Osman’ın hasekisi Ayşe, padişahın ölümünden sonra geçen 18 yıl boyunca
bu maaşı almaya devam etmiştir. 17. yy. ortasına doğru ise hasekilerin
önemini yitirdiği aldıkları maaşlardan belli olmaktadır.
Maalesef Osmanlı Devletinin duraklama ve gerilemesinde bu haseki
sultanların yani kadın efendilerin rolü de hiç göz ardı edilemeyecek bir
konudur. Nitekim tarih Hürrem, Safiye ve Kösem Sultanların acı ama
gerçek entrikalarıyla doludur. Padişahların ordu başında sefere
çıkmamasının sebepleri de bu kadın efendilerdir.
Padişahın haseki sıfatı taşımayan cariyeleri de mevcuttu. Ancak bunlar
hasekilere nispeten daha az maaş alırlardı ve sarayın elit kısmı olarak
görülmezlerdi. Zaten az öncede belirttiğimiz gibi hasekilik statüsü 17.
yy. ortasına doğru önemini kaybetmeye başlamıştı ve bu zamandan sonra
maaşlarda da bir eşitliğin tam olmasa da yaşandığını söylemek mümkündür.
Bu dönemden sonra ise haremde önem kazanan kısım ikballer olacaktır.
Haremin Erkek
Personeli
Haremin erkek personeli de mevcut idi ve bunların ortak özellikleri
hadım edilmiş olmalarıydı. Hadım etmek çocuk yaşta yapılan bir şeydi ve
böylece üretkenlik gibi cinsel karakterlerin ortaya çıkması
engellenecekti. Hadım kelime anlamı olarak “cinsiyet bezi çıkarılmış ya
da burularak erkekliği giderilmiş kişi”dir . Lakin İslam hukukunda hadım
edilme konusu hiçbir şekilde caiz değildir. Hadım etme usulleri hakkında
birkaç görüş ortaya atılmıştır. Bunlardan birisi cinsel organın
kesilmesi, bir diğeri ise cinsellik bezlerinin kesilmesidir. Fakat
hayaları veya erkeklik uzuvları kesilen hadımların, tamamında olmasa
bile bir kısmında, sonradan erkeklik uzvunun yeniden geliştiği ve hatta
cinsi hayata hazır hale geldiği de araştırmaların ve tarihi olayların
ortaya koyduğu bir gerçektir .
Osmanlı haremine alınan hadım erkek hizmetçiler iki gruba ayrılırdı.
Bunlardan:
Birincisi;
Ak hadımlardır.
İslam hukukunda hadımlık yasak olduğu
için bunlar başka milletlerden alınan hadım esirlerden sağlanıyordu.
1582’ de kara ağalar gelene kadar ak hadımlar kızlar ağası olarak görev
yapmışlardır. Padişahın mâbeyn daireleri ve harem dairesini korumak ve
gerekli hizmetlerini görmek asli görevleriydi.
İkicisi;
Kara hadımlardır.
Ak hadımların bulunmasındaki zorluk
ve bunların kara hadımlara göre daha dayanıksız olmasından dolayı kara
hadımlar daha fazla tercih edilmişlerdir. Bu yüzden kara hadımlar için
hareme bir ocak kurulmuş ve kara ağalar ocağı adı verilmiştir.
Sarayda ki haremağalarının en büyüğü ve reisine Kızlar Ağası veya Bab’üs-Sa’âde
Ağası denilirdi. Derece olarak sadrazam ve şeyhülislamdan sonra gelirdi.
En önemli görevleri ise, padişahın haremini korumak, harem için gerekli
olan cariyeleri temin etmek, haremde bulunan cariye ve hadımların terfi
ve cezalandırma işlemlerini padişaha arz etmek ve surre alaylarını
düzenlemek, haremin bütün harici ihtiyaçlarını harem ağalarına
yaptırmak, kendine bağlı bulunan personelin tayinlerini yapmaktır .
Harem ağaları
görevlerine göre şu şekilde aktarılabilir:
a) Saray Ağası:
Ak hadım ağasıdır. Kızlar ağasının
birinci yardımcısıdır. Hazinedar başı eğer ak ağa ise ondan sonra
gelirdi. Sarayın temiz tutulması ve tamirinden sorumluydu.
b) Saray
Kethüdası:
Kapıyı bekleyen ak hadımların idare ve güvenliğinden doğrudan
sorumluydu. Saray ağası ve kethüdası zenci hadım ağalarında olmayan
görevlerdi.
c) Baş Kapı
Gulamı:
Haremde zenci hadımağalarında kızlar ağasından sonra gelen makam
sahipleriydiler.
d) İkinci Baş
Kapı Gulamı:
Baş kapı gulamının yardımcısıdır.
e) Ortanca:
Binbaşı rütbesindeki ağa demekti.
f) Nöbetçi
Kalfa:
Umum
nefer oğlanlarının zabiti ve sorumlusu idi.
Bununla birlikte valide sultan ağaları ve şehzadelerin muhafızı olan
ağalar, saray kadınlarının namaz kıldıkları mescidin imamı ve müezzini
olan ağalar da itibarlı ağalardandı. Haremdeki cami ve mescitlerin imam
ve müezzinleri dahi harem ağalarından seçilirdi. Haremin masraflarına
bakan haznedar ağa, oda lalası, valide sultan ağa, hazine kethüdası ve
vekili de ağaların ileri gelenlerindendir.
Harem ağaları arasında yer alan önemli bir grup da musahiblerdir. Baş,
ikinci ve üçüncü musahibler adıyla bizzat padişahlar tarafından tayin
edilen bu insanlar, padişahların odaları önünde nöbet tutarlar ve
sultanın emirlerini harem halkına duyururlardı.
Sonuç olarak:
Harem sadece bir ev olarak görülmemelidir. Harem bir eğitim kurumudur
aynı zamanda ve bazı yazarların dediği gibi sadece cinsel muhabbete
dayalı bir yer değildir.
Kullanmış Olduğum Kaynaklar
Kaynakça
AFYONCU Erhan, “Harem”, National
Geographic, Ağustos 2006.
AKGÜNDÜZ Ahmet, “Bir Aile ve Hizmet Müessesi Olarak Osmanlı’da Harem”,
Türkler C.X, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002.
AKGÜNDÜZ Ahmet, Tüm Yönleriyle Osmanlı’da Harem, Timaş Yayınları,
İstanbul 2007.
ATASOY Nurhan, Harem, Promete Kültür Yayınları, İstanbul 2001.
EREN
Mehmet Ali, “Fanteziden Gerçeğe Harem”, Aksiyon Dergisi 42. Sayı., 23
Eylül 1995
OK
Sema, Haremağaları, Kamer Yayınları, İstanbul 1997.
PEIRCE P. Leslie, Harem-i Hümayun, Çev. Ayşe Berktay, Tarih Vakfı Yurt
Yayınları, İstanbul 2002.
ŞİMŞİRGİL Ahmet, “Osmanlı’da Harem”,
http://www.turksultans.com
ULUÇAY Çağatay, Harem II, Türk Tarih
Kurumu Yayınları, Ankara 1992.
http://www.diyanet.gov.tr
|
|
|
| | |