|
| |
| |
İŞTE BİZANS’TAN BİZE KALAN MİRAS |
|
| |
BİZANS,
sistemini meydana getiren kurumlardan bazılarını bizzat yaratmış,
bazılarını da kendisinden önce hüküm sürmüş olan Roma ve İran’daki
Sasani İmparatorluğu’ndan almıştı. Bizans’tan bize miras kalan birçok
âdet ve kurum arasında sadece Bizans’a ait olanların yanısıra, Roma’dan
ve Sasaniler’den gelenleri de vardı.
Meselâ çocuğumuzun
“tarihin ilk askeri müziği” olduğunu zannettiği mehterin daha eski
örneği, Roma’nın “lejyon bandosu” idi ve bu bando asırlar boyunca
vârolmuştu. Sasaniler dönemi İran’ının “Vazarbad”ı Bazans’ta
“Agoranomos1” olmuş, Selçuklular ile Osmanlılar’a “muhtesip” diye
geçmişti. Yine Sasaniler’in saray ahırları idarecisi “ahuramar dibher”
Bizans üzerinden bizde “emir-i ahur”, yani “mirahor”
haline gelmiş, “amarkâr”ı da yine Bizans yoluyla “defterdar”
yapmıştık.
İşte, Bizans’tan miras
olarak devraldığımız diğer bazı âdet ve uygulamalar:
 |
§
ÖLÜNÜN KIRK’I DUASI
: Eski Türklerde “üçler” , “yediler” ve “kırklar”
şeklinde kutsal sayılar vardır ancak bu sayılar genellikle mutluluk
kavramıyla ilgilidir ve cenazenin yedinci, kırkıncı ve elli ikinci
günleri yapılan okumalar bu eski inançlardan kalmadır. Sadece
Türkler’e mahsus olan ve Araplar’da bulunmayan kırkıncı gün duası,
Bizens’ın “thisera kontimeron munimosinon”u , “ilk sene-i
devriye” dediğimiz birinci yıl okuması ise yine Bizans’on
“etision minimosinın” udur. Anadolu’da ve Rumeli’de hüküm süren ve
ölünün ruhu için dini bir şiirden ibaret bulunan mevlidin okunması da
Selçuklular devrinden kalma bir kültür etkilenmesini andırır, zira
Osmanlı sınırları dışındaki Müslüman toplumlarda “mevlid”
kavramı yoktur. |
 |
§
SARAY TEŞKİLÂTI
: Osmanlı Devleti’nin İstanbul’un fethinden sonra
imparatorluk kimliği almasıyla temelleri Fatih tarafından
atılan saray protokolünün gerisinde, Bizans’ın karmaşık saray
sisteminin etkisi vardır. Harem ve haremağası teşkilâtının geçmişi de,
ortaya çıkmak için, saray konusunda rahmetli Prof. İsmail Hakkı
Uzunçarşılı’nın araştırmalarının üzerinden yarım yüzyıldan fazla
bir zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ yapılmamış olan yeni
incelemeleri bekliyor. |
 |
§
PADİŞAH ÜNVANLARI :
Osmanlı padişahlarının Fatih Sultam Mehmed’den
itibaren kullanmaya başladıkları “Sultân-ı Rum” ünvanı “Roma
İmparatoru” demektir ve “Roma” sözüyle kastedilen devlet,
Bizans’tır. Fermanlarda ve paralarda İstanbul’un cumhuriyete kadar
“Konstantiye” şeklinde geçmesinin sebebi de, budur. |
 |
§
MİMARİ :
Hiç inkâr etmeyelim: İmparator Jüstinyen’in
bundan 1500 yıl kadar önce inşa ettirdiği Ayasofya, özellikle de
Ayasofya’nın kubbe stili, Anadolu’daki ve Rumeli’deki hemen bütün
camilere modellik etmiştir. Hattâ Ankara’da Cumhuriyet’in ilâlından
neredeyse 50 sene sonra yaptığımız Kocatepe Camii’ne bile! |
 |
§
“EFENDİ” VE “ALAY” KELİMELERİ :
Ordudaki “alay” kavramının aslı,
Bizans imparatorlarının muhafız birliği olan “allagiyon” ;
günümüz Türkçesi’ nde sıkça kullanılan “efendi” sözü de yine
Bizans’taki hitap tarzlarından biridir. Buna karşılık Bizans’ın son
dönemlerinde kurduğu “İanitzaroi” isimli birlikler hem sistem,
hem de isim olarak ilhamını bizim Yeniçeriler’ den almıştır.
|
 |
§
TEKKELER VE TÜRBELER :
Özellikle İstanbul’da evliya türbesi olarak hâlâ
ziyaret edilen bazı yerler, aslında Bizans zamanından kalmış
mekânlardır. Meselâ Dolmabahçe’ deki Baba Sungur Tekkesi,
Bizanslı bir kahramanın mezarının üzerine kurulmuştur ve türbeyi
İstanbul’un Ortodoks halkı da ziyaret eder. |
Ve ufak bir hatırlatma: Chirac’ın “Bizans
çocukları” ibaresini kullanmasından sonra başlayan tartışmalar
sırasında Türkoloji’nin kurucularından olan rahmetli Fuad Köprülü’nün
çok öneli bir eseri, “Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine
Tesiri” isimli kitabı seneler sonra yeniden gündeme geldi. Bazı
yazılar “Köprülü, Bizans’tan pek bir şey almadığımızı söyleyebilmek
için meseleyi biraz abartmış” gibisinden sözler ettiler.
Köprülü’nün iyice
okunduğu takdirde abartmadığı, bambaşka bir şey söylediği görülür.
Rahmetli Üstad, Osmanlılar’ın bazı Bizans kurumlarından etkilendiklerini
ama bu etkilenmenin doğrudan değil dolaylı yoldan, meselâ Emevi ve
Abbasi devletleri kanalıyla yaşandığından bahsetmektedir.
Bir metin ile ilgili
olarak “abartı” gibisinden yakıştırmalara kalkışmadan önce, o
metinin anlayarak okunması şarttır !
Murat Bardakçı
|
|
|
| | |