Karlsbad 1918
METIN
ERKSAN
Atatürk,
1. Dünya Savaşı sırasında; ağır bir böbrek hastalığı nedeniyle tehlikeli
bir biçimde bozulan sağlığına kavuşmak için 1 Haziran/28 Temmuz 1918
arası önce Viyana'da sonra Karlsbad'da tedavi olmuştur. Karlsbad bir
hastane ve termaloji şehridir. Bugün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde
bulunan ve adı Karlovy Vary olan Karlsbad, o sıralar
Avusturya/Macaristan İmparatorluğu sınırları içindedir. Atatürk ''Karlsbad
Hatıraları'' nı 30 Haziran/28 Temmuz arası bu şehirde yazmıştır.
Atatürk'ün kendi el yazısıyla Osmanlıca ve Fransızca yazdığı ''Karlsbad
Hatıraları'' 6 defter oluşumunda 156 sayfadır. ''Karlsbad
Hatıraları'' günlük anılar ve düşüncelerden oluşur. Atatürk ''Karlsbad
Hatıraları'' nı şu düşünceler ve saptamalar ile bitirir.
''Karlsbad'da
gecen günlerimin hatıratını tümüyle ve olduğu gibi bu defterlere
yazamadım. Bunun iki nedeni var. Birincisi; gereği kadar yazı yazmak
için yeterli zamanım olmadı. İkincisi; her düşündüğümü, her yaptığımı,
yani bütün gizli düşüncelerimi (esrarı fikriyemi) ve hayatımı bu
defterlere nasıl emanet edebilirdim. Hatta bu yazdıklarımı bile bir gün,
ihtimal pek yakın bir günde mahvetmeyecek miyim... Şimdiye kadar hep
böyle olduğu içindir ki yazılmış (mazbût) toplu bir hatıratım
(hatırayı-mecmuam) yoktur''.
Atatürk'ün ''Karlsbad Hatıraları'' nı yazdığı defterleri
tarihbilimci Prof. Dr. Afet İnan 1930 yılında Atatürk'le birlikte
yaptıkları tarihbilim çalışmaları sırasında, Atatürk'ün Çankaya'daki
eski Cumhurbaşkanlığı Konutu'nun kütüphanesinde bulur, okur ve
defterleri Atatürk'e gösterir. Atatürk duygulanır. Ancak gelecekte
yayımlanmak üzere, hatıralar üstünde düzeltmeler yaparak, saklaması için
A. İnan'a geri verir. Türk ve Atatürk tarihinin bu çok önemli ve çok
değerli belgesi Atatürk'ün isteğiyle yok olmaktan kurtulur.
Ataturk'ün 7 Temmuz 1918 günü ''Karlsbad Hatıraları'' na
yazdıklarının küçük bir ayrıntısını; hem Atatürk'ün düşünce yapısını
anlamak için, hem ''İç ve Dış Siyasal ve Askeri Olayların Çok Duyarlı
Olduğu Bugünlerde'' olayları doğru değerlendirmek için bir kez daha
bilmekte yarar vardır.
Atatürk
Karlsbad'da daha önceden tanıştığı ünlü gazeteci Hüseyin Cahit (Yalçın)
(1874-1957) Bey'e rastlar. Birden bir anısını hatırlar ve defterine
yazar. 24 Temmuz 1908'de Hürriyetin ilanından sonra bir Yunan
gazetesinde Türk Ordusu'nu çok ağır biçimde aşağılayan bir yazı
yayımlanmıştır. Devlet, hükümet ve o zamanki Türk basını bu ağır
aşağılamaya hiçbir tepki göstermemiştir. Yalnız H. Cahit Bey bu ağır
aşağılamaya, bir yazısıyla karşılık vermiştir. Bu nedenden ötürü 3.
Ordu'ya bağlı Türk subayları Selanik Orduevi'nde H. Cahit Bey'e bir
''Altın Kalem'' armağan etmek için bir tören düzenler.
Bu töreni
düzenleyenlerin başında Atatürk'ün Harbiye'den sınıf arkadaşı olan,
emekli yüzbaşı Tahsin Bey vardır. Tahsin Bey Selanik'te ''Silah'' adında
bir gazete yayımlamaktadır. Tahsin Bey'in ünlü takma adı ''Silahçı
Tahsin'' dir. O sırada kıdemli yüzbaşı olan Atatürk Yunanlı yazarın
yazısını okumamıştır.
Görkemli
törende Silahçı Tahsin Bey, Yunanlı yazar hakkında; küfürlü, aşağılayıcı
ve çok coşkulu bir konuşma yapar. Atatürk Silahçı Tahsin Bey'in
konuşmasını beğenmez. Atatürk; törende bulunan 3. Ordu Komutanı'ndan
izin alarak bir konuşma yapar. Konuşmanın bir bölümü şöyledir:
''Tahsin
Bey, eğer bir Yunan gazetesinde Türk Ordusu'nu aşağılayan bir yazı
yayımlanmışsa, bu ağır aşağılamayı Hüseyin Cahit Bey'in bu yazıya
karşılık bir yazı yazması kapatamaz. Sorunu ciddi olarak çözümlemek
gereklidir. Devletimizin bu konuda resmi bir karşılık vermesi
zorunludur. Bu girişimin dışında Türk Ordusu'nun üzüntüsünü ve tepkisini
göstermek için, Hüseyin Cahit Bey'in yazısının hiçbir önemi yoktur.
Olağanüstülük şöyle olur. Örneğin; sizin gibi kahraman bir ordu üyesi
kalkıp Atina'ya gider. Bu gidisi hem kişisel olarak yaparsınız, hem Türk
Ordusu'nun aşağılanmayı kabul etmeyen bir üyesi olarak yaparsınız.
Atina'da Türk Ordusu'nu aşağılayan yazıyı yazan yazarı ve bu yazıyı
yayımlayan gazetenin sorumlu yazı isleri müdürünü bulursunuz. Bu
kişileri ''Düelloya'' davet edersiniz. Yazar ve sorumlu yazı işleri
müdürü düello davetinizi kabul etmezlerse, onları orada Atina'da
oldurursunuz. Sonra gider polise teslim olursunuz. Böylece hem Türk
Ordusu'nun şeref ve onurunu kurtarırsınız, hem bu yolda her çeşit sonuca
katlanırsınız.''
METIN ERKSAN