-Tam Metin-
Mesih Denilen, Allah'ın Dünyaya Gönderdiği
Yeni Peygamber İsa'nın Gerçek Kitabı: Havarisi Barnabas'ın Anlatımına
Göre; Mesih denilen Nasıralı İsa'nın havarisi Barnabas, yeryüzünde
oturan herkese barış, huzur ve teselli diler. Pek sevgili, yüce ve ulu
Allah, büyük öğretme ve mucizeler merhametinden şu son günlerde
peygamberi İsa Mesih aracılığıyla bizi ziyaret etmiştir. Şeytan
tarafından aldatılan pek çokları, dindarlık maskesi altında en dinsiz
akideyi vaaz ederek, Allah'ın oğlu demekte, Allah'ın sonsuza değin
emrettiği sünnet olmayı red etmekte ve her türlü kirli etin yenmesine
izin vermekte olduğundan, bunlar arasında bulunan, kendinden üzüntü
duymadan söz edemediğim Pavlus da aldatılmıştır. Kurtulasınız, şeytan
tarafından aldatılmayasınız ve Allah'ın hükmü önünde hüsrana
uğramayasınız diye İsa ile yaptığım konuşma ve görüşmelerde gördüğüm ve
duyduğum gerçeği yazıyorum. Bu nedenle, sana yazdığımın aksine yeni
akideyi vaaz edecek herkese dikkat et ki, ebedi kurtuluşa eresin. Yüce
Allah seninle olsun, seni şeytan'dan ve her şerden korusun. Amin.
1. Melek Cebrail'in Bakire Meryem'e
İsa'nın doğuşunu bildirmesi
Bu son yıllarda, Yahudi (-İsrail
oğulları-) kavmi' nin Davud soyundan Meryem adında bir bakire, Allah'ın
gönderdiği melek Cebrail tarafından ziyaret edildi. Günahsız, ayıpsız,
namazı kılıp oruç tutarak tam kutsal bir hayat süren bu bakire bir gün
yalnızken odasına melek Cebrail girdi ve «Allah seninle olsun, ey
Meryem» diye onu selamladı. Bakire, meleği görünce ürktü; fakat melek
şöyle diyerek onu rahatlattı; «Korkma Meryem; çünkü sen, seni kalp
gerçeğiyle kanunlarına göre yürüsünler diye İsrail halkına göndereceği
bir peygamberin annesi seçen Allah'ın rızasına erdin.» Meryem cevap
verdi: «Şimdi ben, hiç bir erkek bilmediğimi görüp dururken, nasıl oğlan
dünyaya getireceğim?» Melek cevap verdi: «Ey Meryem; insan yokken insan
yaratan Allah, senden de erkek olmadan insan meydana getirmeye
kadirdir. Çünkü O'nun için hiç bir şey imkan haricinde değildir.»
Meryem cevap verdi: «Allah'ın her şeye
kadir olduğunu biliyorum; öyleyse iradesi yerine gelecektir.» Melek
cevap verdi: «Şimdi peygambere yüklü oldun; Adını İsa koyacak ve onu
şaraptan, kuvvetli içkiden ve bütün temiz olmayan etlerden koruyacaksın,
çünkü çocuk Allah'ın kutsal bir (-kuludur.-) Meryem, tevazuuyla başını
eğerek şöyle dedi: «Allah'ın hizmetçi kuluna bak, dediğin gibi olsun.»
Melek gitti ve bakire Allah'ı tesbih ve ta'zim etti: «Ey kalbim,
Allah'ın büyüklüğünü bil ve ey ruhum, Kurtancım Allah'ı çok sev; çünkü,
O kız hizmetçisinin alçak gönüllülüğünü öylesine saydı ki, bütün
milletlerce kutsanacağım; çünkü Kadir Olan beni yüceltti, O'nun kutsal
adını tesbih ederim. Çünkü, O'nun rahmeti, nesilden nesile Kendisi'nden
korkanlar için yayılır. O Kadir Olan elini güçlü kıldı ve kalbinin
tasavvurunda gururu dağıttı. Güçlü olanı oturduğu yerden indirdi ve
aşağıda olanı yükseltti. Aç olanı güzel şeylerle doyurdu ve zenginleri
eli boş gönderdi. Çünkü, O, İbrahim ve oğluna verilmiş sözleri sonsuza
değin tutar.»
2.Cebrail'in Bakire Meryem'in
hamileliğiyle ilgili olarak Yusuf'a yaptığı hatırlatma.
Allah'ın iradesini öğrenen Meryem, yüklü
olduğundan kendine saldırırlar ve zina suçlusu sayarak taşlarlar diye
insanlardan korkup, dindar, takva sahibi, namaz ve oruçla Allah'a ibadet
eden ve bir marangoz olarak ellerinin yaptığı ile geçinen bir adam
olduğundan, ayıpsız yaşantılı Yusuf adında kendi soyundan bir yoldaş
seçti.
Bakire, bildiği böyle bir adamı yoldaşı
olarak seçti ve îlâhî teklifi ona açtı. Dindar bir adam olan Yusuf
Meryem'in hamile olduğunu anlayınca, Allah'tan korkup, ondan ayrılmayı
düşündü. Bak ki, uyurken, «ey Yusuf, neden kadının Meryem'i bırakmayı
düşünüyorsun?» diye Allah'ın meleği tarafından uyarıldı (ve şöyle
denildi.) : «Bil ki, ona ne olmuşsa, hepsi Allah'ın iradesiyle olmuştur.
Bakire, bir çocuk dünyaya getirecek, adını İsa koyacaksın; şaraptan,
kuvvetli içkiden ve her türlü temiz olmayan etten onu uzak tutacaksın,
çünkü o, annesinin rahminden Allah'ın kutsal bir (kuludur). O, - Juda'yı
(Yehuda) kalbine döndürsün İsrail kavmi Musa'nın Kanunu'nda yazılı
olduğu gibi, Rabb'in kanunu yolunda yürüsün diye İsrail halkına
gönderilen Allah'ın bir peygamberidir. O, Allah'ın kendine vereceği
büyük güçle gelecek, büyük mucizeler gösterecek ve bu sayede pek çok
insanlar kurtulacaktır.» Uykudan uyanan Yusuf Allah'a şükretti ve bütün
içtenliğiyle Allah'a ibadet ederek, ömrü boyunca Meryem'in yanında
kaldı.
3. İsa'nın harika doğuşu ve Allah'ı Öven
meleklerin görünüşü
Bu sıralar, Kayser Avgustos'un buyruğuyla,
Yahudiye'de Hirodes hüküm sürüyor ve Arma ve Sayfa şehirlerinde de
Pilotus vali bulunuyordu. Bütün dünya kütüklere kayıt yaptırmakta
olduğundan, herkes kendi memleketine gidiyor ve kayıt için kendi
kabileleriyle kendilerini takdim ediyorlardı. Bu nedenle Yusuf Sezar'ın
buyruğuna göre kayıt yaptırmak için, Beytlehem'e (burası, Davut soyundan
gelme olduğundan kendi kentiydi) gitmek üzere kadını hamile Meryem'le
birlikte Galile'nin bir kenti olan Nasıra'dan ayrıldı. Beytlehem'e varan
Yusuf burası çok küçük ve yabancılarla dolu bir kent olduğundan, kalacak
yer bulamayıp, kent dışında bir çobanın sığınağı olarak yapılan bir
odayı tuttu. Yusuf burada kalırken, Meryem'in de doğum günleri gelmişti.
Bakire oldukça parlak bir nurla kuşatıldı ve hiç sancısız çocuğunu
doğurdu, kucağına alıp kundağına sardı ve yemliğe yatırdı; çünkü odada
hiç yer yoktu. Bir çok melek, Allah'ı takdis edip, Allah'tan
korkanlara salât ve selam getirerek sevinç içinde odaya geldiler.
Meryem ve Yusuf Rabb'e İsa'nın doğumundan dolayı hamd ve senada
bulundular ve sonsuz bir neşe ile çocuğu doyurdular.
4.Meleklerin İsa'nın doğuşunu çobanlara
bildirmesi ve çobanların da çocuğu gördükten sonra bunu ilân etmeleri.
Bu sırada, adetleri üzere çobanlar
sürülerine bakıyorlardı. Ve dikkat et ki, içinden Allah'ı takdis eden
bir meleğin göründüğü oldukça parlak bir nur sardı onları da. Çobanlar,
bu ani nur ve meleğin görülmesi nedeni ile korkuya kapıldılar; bunun
üzerine Rabb'in meleği şöyle diyerek onları rahatlattı: «Bakın, size
büyük bir müjde veriyorum, çünkü, Davud'un kentinde Rabb'in peygamberi
olan bir çocuk doğdu; İsrail'in ailesine büyük kurtuluş getirir. Çocuğu
Allah'ı ta'zim eden annesi ile birlikte yemlikte bulacaksınız.» Ve o
bunları söyleyince, hayırlı istekleri olanlara selâm ederek, Allah'ı
ta'zim eden pek çok melekler geldiler. Melekler gidince, çobanlar
birbirlerine şöyle dediler:. «Beytlehem'e kadar gidelim ve Allah'ın
meleğin aracılığıyla bize bildirdiği kelimeyi görelim.» Beytlehem'e yeni
doğan bebeği aramaya pek çok çobanlar geldi ve kent dışında, meleğin
sözlerine göre, yemlikte yatan yeni doğmuş çocuğu buldular. Ona saygı
gösterip, annesine gördüklerini ve duyduklarını bildirerek ellerinde
olanı verdiler. Meryem bütün bunları kalbinde tuttu ve Yusuf da (aynı
şekilde) Allah'a şükretti. Çobanlar sürülerinin başına döndüler ve ne
büyük bir şey görmüş olduklarını herkese söylediler. Ve böylece tüm
Yahudiye tepeleri haşyetle doldu ve herkes içinden söyle diyordu: «Bu
çocuk acaba ne olacak»
5. İsa'nın sünnet olması
Musa'nın kitabında yazıldığı gibi, Rabb'ın
kanununa göre, sekiz gün dolduğu zaman, çocuğu alıp, sünnet etmesi için
mabede götürdüler. Çocuğu sünnet ettiler ve Rabb'in meleğinin çocuk ana
rahmine düşmeden önce söylediği gibi, İsa adını verdiler. Meryem ve
Yusuf, çocuğun pek çoklarının kurtuluşuna ve pek çoklarının da helakine
neden olacağını seziyorlardı. Bundan dolayı, Allah'tan korkuyorlar ve
çocuğu Allah korkusuyla koruyorlardı.
6. Yahudiye'nin doğusundaki bir yıldızın
yol göstermesiyle gelip, İsa'yı bularak, saygı ve hediyeler sunan üç
müneccim.
Yahudiye kralı Hirodes'in egemenlik
günlerinde, İsa'nın doğumu sırası doğu bölgelerinde üç müneccim gökteki
yıldızlan gözlüyorlardı. Nihayet kendilerine çok parlak bir yıldız
göründü; bunun üzerine, aralarında karar vererek önlerinden giden
yıldızın kılavuzluğunda Yahudiye'ye geldiler ve Kudüs'e varıp
Yahudilerin kralının nerede olduğunu sordular. Hirodes bunu işitince
korktu ve bütün kenti tedirginlik kapladı. Bunun üzerine, Hirodes
kâhinleri ve yazıcılar (kâhinler-yazıcılar: Yahudi din adamları)
toplayarak, «Mesih nerede doğması gerekir?» diye sordu.
«Beytlehem'de doğması gerekir. Çünkü
Peygamber tarafından şöyle yazılmıştır: « Ve, sen Beytlehem, Yehuda
reisleri arasında küçük değilsin, çünkü senden kavmim İsrail'e önder
olacak bir lider gelecektir» diye cevap verdiler.
Hirodes bunun üzerine müneccimleri
toplayarak, gelişlerini sordu. Doğuda kendilerini bu tarafa getiren bir
yıldız gördüklerini ve hediyelerle gelip, yıldızın bildirdiği bu yeni
Kral'a tapınmak istediklerini söylediler.
Ardından Hirodes şöyle dedi: Beytlehem'e
gidin ve bütün dikkatinizle çocuğu araştırın; bulduğunuz zaman gelin ve
bana söyleyin, çünkü, ben de seve seve gelecek ve ona secde edeceğim. Ve
o yalandan böyle konuştu.
7. Müneccimlerin İsa'yı ziyareti ve
İsa'nın rüyalarında yaptığı uyarıyla kendi memleketlerine dönüşleri.
Müneccimler Kudüs'ten ayrıldılar ve bir de
ne görürsün, kendilerine doğrudan görünen yıldız önleri sıra gitmiyor
mu? Yıldızı gören müneccimleri sevinç kapladı. Ve böylece Beytlehem'e
gelip, şehir dışında, yıldızın İsa'nın doğmuş olduğu hanın üstünde
durduğunu gördüler. Bunun üzerine müneccimler o tarafa yönelip, içeri
girerek çocuğu annesi ile birlikte buldular ve önünde eğilip saygı
gösterdiler. Ve müneccimler üzerine altm ve gümüşle baharat saçarak
gördükleri her şeyi Bakire'ye anlattılar. Sonra uykularında çocuk
tarafından Hirodes'e gitmemeleri için ikaz edildiler. Bu nedenle,
müneccimler bir başka yoldan kendi memleketlerine dönüp, Yahudiye'de ne
gördülerse hepsini yaydılar.
8. İsa Mısır'a götürülüyor Ve Hirodes
suçsuz çocukları katliamdan geçiriyor.
Müneccimlerin dönmediğini gören Hirodes
kendisi ile alay edildiğini sanarak doğan çocukları öldürmeye karar
verdi. Ama bak ki, uykusunda Yusuf'a Rabb'in meleği göründü ve
«Çabuk kalk ve çocuğu annesi ile birlikte alıp Mısır'a git, çünkü
Hirodes onu öldürmek istiyor» dedi. Yusuf büyük bir korkuyla uyanıp,
Meryem ve çocuğu alarak Mısır'a vardı ve müneccimlerin kendisi ile alay
ettiklerini sanarak, Beytlehem'de bütün yeni doğan çocukları öldürmek
için askerlerini gönderen Hirodes ölünceye kadar orada kaldı. Askerler
Beytlehem'e gelip Hirodes'in emri üzerine orada bulunan tüm çocukları
boğazladılar.
Böylece, peygamberin şu sözleri yerine
gelmiş oldu: «Roma'da figan ve büyük ağlamalar var Rahel oğullan için
yas tutar, fakat ona teselli verilmez, çünkü onlar yoktur.»
9. Yahuda'ya dönen İsa, oniki yaşına
gelmiş olup, muallimlerle harikulade tartışmaya giriyor.
Hirodes ölünce bak ki, Rabb'in meleği
rüyada Yusuf'a göründü ve şöyle dedi: «Yahudiye'ye geri dön, çünkü
çocuğun ölmesini isteyenler ölmüş bulunuyor.» Yusuf, Meryem'le yedi
yaşma girmiş olan çocuğu alarak Yahudiye'ye geldi; bu kez, Hirodes'in
oğlu Arhedous'un Yahudiye'de egemen olduğunu duyup, Yahudiye'de
kalmaktan korkarak Galile'ye gitti; ve Nasira'da yerleşmek üzere
ayrıldılar.
Çocuk insanlar önünde ve Allah'ın önünde
kerem ve hikmet içinde büyüdü. Oniki yaşına gelen İsa, Musa'nın
kitabında yazılı bulunan Rabb'in kanununa göre ibadet etmek için
Meryem ve Yusuf ile Kudüs'e geldi. İbadetleri bitince İsa'yı kaybederek
ayrıldılar, çünkü yakınlarıyla eve döneceğini sanıyorlardı. Bu nedenle
Meryem, yakınları ve bildikleri arasında İsa'yı aramak için Yusuf ile
Kudüs'e geri geldi. Üçüncü gün, çocuğu mabedde muallimler arasında,
kanunla ilgili tartışma yaparken buldular. Herkes sorduğu sorulara ve
verdiği cevaplara şaşırmıştı ve şöyle diyorlardı: «Bu kadar küçük olduğu
ve okuma bilmediği halde, bunda böyle bir akide nasıl bulunabilir?»
Meryem onu azarlayarak şöyle dedi: «Oğul,
bize yaptığını görüyor musun? Bak, baban ve ben seni üç gündür yana
yakıla arıyoruz.» İsa şöyle cevap verdi: «Allah'a hizmetin baba ve
anneden önde gelmesi gerektiğini bilmiyor musunuz?» Sonra İsa annesi ve
Yusuf ile birlikte Nasıra'ya gelip, tevazu ve saygı ile onlara tabi
oldu.
10. İsa otuz yaşında iken Zeytinlik
dağında, mucize olarak melek Cebrail'den İncil'i alıyor.
Otuz yaşına gelmiş olan İsa, kendisinin
bana söylediğine göre, annesi ile zeytin toplamak için Zeytinlik Dağı'na
çıktı. Sonra öğleyin dua ederken, «Rabb, rahmetle...» sözlerine
geldiğinde, çevresini oldukça aydınlık bir nur ve sonsuz sayıda,
«Allah'ı tesbih ve ta'zim ederiz» diyen melekler sardı. Melek Cebrail
ona, ışıldayan bir aynaymış gibi bir kitap sundu. İnsanın kalbine inen
bu kitapta, Allah'ın neler yaptığının, neler dediğinin ve neler irade
buyurduğunun bilgisini aldi; öyle ki, «İnan Barnabas, her peygamberlikte
her peygamberi öylesine biliyorum ki, söylediğim herşey şu kitaptan
geliyor» şeklinde bana anlattığı gibi herşey açık ve çıplak önüne kondu.
Bu vahyi alan ve İsrail Oğullan'na
gönderilen bir peygamber olduğunu anlayan Isa herşeyi annesi Meryem'e
anlattı ve Allah'ın şanı için büyük eziyetlere katlanması gerektiğini ve
kendisine hizmet için daha fazla yanında kalamayacağını söyledi. Bunun
üzerine Meryem şöyle karşılık serdi: «Oğul, sen doğmadan önce herşey
bana anlatıldı, Allah'ın yüce adını tesbih ve tazim ederim.» İsa hemen o
gün peygamberlik görevini yapmak üzere annesinden ayrıldı.
11. İsa, mucizevî bir şekilde bir
cüzzamlıyı iyileştiriyor ve Kudüs'e gidiyor.
Kudüs'e gitmek için dağdan inen İsa, ilâhi
ilhamla kendisinin peygamber olduğunu bilen bir cüzzamlıya rastladı.
Gözyaşlarıyla kendisine, «İsa, sen Davud oğlu, bana merhamet et» diye
yalvaran cüzzamlıya İsa şöyle cevap verdi: *Sana ne yapıvermemi
istersin, kardeş?» Cüzzamlı cevap verdi: «Rabb (Rabb=Efendim anlamında
kullanılıyor), bana sıhhat ver.» İsa azarlayarak şöyle dedi: «Aptalsın
sen; seni yaratan Allah'a dua et, o sana sıhhat verecektir; çünkü ben de
senin gibi bir insanım.» Cüzzamlı cevap verdi: «Rabb, senin bir insan
olduğunu biliyorum, fakat Rabb'ın kutlu bir insanı. Dolayısıyla, Allah'a
sen dua et ve O bana sıhhat versin.» Sonra İsa, iç çekerek şöyle dedi:
«Rabbim, Kadir olan Allah, kutsal peygamberlerinin aşkı için, bu hasta
adama sıhhat ver.» Ardından, bunları söyledikten sonra, hasta adama
Allah adına elleriyle dokunarak şöyle dedi: «Ey kardeş, sıhhat bul.»
Ve, bunu deyince cüzzam kayboldu, öyle
ki, cüzzamlının derisi bir çocuğunki gibi oldu. İyileştiğini gören
cüzzamlı yüksek sesle bağırdı: «Allah'ın üzerinize gönderdiği peygamberi
almak için, ey İsrail kavmi, bu yana gelin!» İsa ona rica ederek, şöyle
dedi: «Kardeş, sus bir şey söyleme.» Fakat, İsa rica ettikçe o daha
çok bağırıyordu : «Peygamberi görün! Allah'ın kutsal kulu'nu görün. Bu
sözler üzerine, Kudüs'ten çıkanların çoğu koşarak geri döndüler ve İsa
ile birlikte Kudüs'e girerek, Allah'ın İsa aracılığıyla cüzzamlıya
yaptığını anlattılar.
12. İsa'nın Allah'ın adı konusunda halka
ilk verdiği akideyle ilgili harika vaazı.
Tüm Kudüs şehri bu sözlerle çalkalandı ve
hep birden, İsa'yı görmek üzere ibadet için girdiği mabede koşuştular ve
sıkışık bir biçimde oturdular. Bunun üzerine kâhinler İsa'ya ricada
bulundular: «Bu insanlar seni görmek ve işitmek isterler; bu nedenle şu
en yukarı çık ve Allah'ın sana verdiği kelimeleri Rabb adına konuş!»
Sonra İsa yazıcıların şimdiye kadar konuşageldikleri yere çıktı. Ve
susulması için bir işaret yapıp, konuşmaya başladı: «Rahmet ve
iyiliğinden, yarattıklarını kendisini yüceltsinler diye yaratmak dileyen
Allah'ın kutsal adını tesbih ederim. Kulu Davud'a «velilerin parlaklığı
içinde Zühre yıldızından önce seni yarattım» diyerek konuştuğu gibi,
dünyanın kurtuluşu için göndermek üzere her şeyden önce tüm velilerin ve
peygamberlerin ihtişamını yaratan Allah’ın Kutsal adını tesbih ederim.
Kendisine hizmet etsinler diye melekleri yaratan Allah’ın kutsal adını
tesbih ederim. Ve saygı duyulmasını irade ettiğine saygı duymayan
şeytanı ve peşinden gidenleri cezalandıran ve yoksunluğa iten Allah'ı
tesbih ederim, insanı yeryüzünün çamurundan yaratan ve işlerinin başına
gönderen Allah'ın kutsal adını tesbih ederim. Koyduğu kutsal kuralı
çiğnediği için insanı cennetten çıkaran Allah'ın kutsal adını tesbih
ederim. Merhametiyle, insan soyunun ilk anne, babası olan Adem ve
Havva’nın göz yaşlarına bakan Allah'ın kutsal adını tesbih ederim.
Adaleti ile kardeş katili Kabil'i cezalandıran, yeryüzüne tufan
gönderen, üç şerli kenti yakıp yıkan, Mısır'a azap eden Firavun’u Kızıl
Deniz’de boğan, kendi kullarının düşmanlarını dağıtan, kâfirleri azapla
cezalandıran ve tövbe edip doğru yola girmeyenlerin cezasını veren
Allah'ın kutsal adını tesbih ederim. Yarattıklarına rahmetiyle bakan ve
bu nedenle önünde doğruluk ve takva ile yürüsünler diye kutsal
peygamberlerini gönderen; kullarını her kötülükten koruyup, kurtaran ve
babamız İbrahim ile oğluna sonsuza değin söz verdiği gibi, bu toprağı
kullarına veren Allah'ın kutsal adını tesbih ederim. Sonra, kulu Musa
aracılığıyla, şeytanın bizi aldatmaması için bize kutsal kanununu verdi
ve bizi bütün diğer kavimlerin üstüne çıkardı. «Fakat kardeşler, bugün,
günahlarımızdan ötürü ceza görmememiz için ne yapıyoruz?»
Ve ardından Isa Allah'ın sözünü
unuttuklarından ve kendilerini boş şeylere verdiklerinden dolayı halkı
şiddetli azarladı; Allah'a hizmeti bırakıp, dünyalık hırsları için
çalışan kâhinleri azarladı; Allah'ın kanununu bırakıp, boş akideler vaaz
ettiklerinden dolayi yazıcıları azarladı; kendi gelenekleri ve
yaptıklarıyla Allah’ın kanununu bir hiç duruma düşürdüklerinden dolayı
muallimleri azarladı. Ve insanlara karşı öyle hikmetli sözler söyledi
ki, en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes, merhamet için haykırarak ve
İsa’ya kendileri adına dua etmesi için yalvararak ağladı; yalnız, o gün,
kâhinlere, yazıcılara ve muallimlere karşı bu şekilde konuştuğu için
İsa'ya karşı nefret duyan kâhinler ağlamadı. Ve onu öldürmeyi
düşündüler, fakat onu Allah'ın bir peygamberi olarak kabul etmiş bulunan
halktan korkarak hiç bir söz söylemediler. İsa ellerini Rabb Allah'a
açarak dua etti ve halk ağlayarak «amin, amin» dedi. Dua bitince Isa
kürsüden indi ve o gün ardından gelen pek çok kişi ile birlikte
Kudüs'ten ayrıldı. Ve kâhinler İsa hakkında aralarında kötü kötü
söyleştiler.
13. İsa’nın dikkat çekici korkusu, duası
ve melek Cebrail'in harika biçimde onu rahatlatması.
Birkaç gün sonra, ruhunda kâhinlerin
arzularını sezen İsa, dua etmek için Zeytinlik Daği'na çıktı. Ve bütün
geceyi ibadetle geçirerek, sabah olunca şöyle dua etti:
«Ey Rabb'im, biliyorum ki, yazıcılar
benden nefret ediyor ve Ferisîler, beni, senin kulunu öldürmeyi
düşünüyorlar; bu bakımdan Rabb'im, Kadir ve Rahim Allah, merhamet et ve
bu kulun dualarını duy ve beni onların tuzaklarından kurtar, çünkü benim
kurtuluşum Sende’dir. Ey Rabb'im, sözünü söyle, çünkü Senin sözün
sonsuza değin sürecek olan gerçektir.»
Isa bu sözleri söyleyince, bak ki, onu
melek Cebrail gelip dedi: «Korkma ey İsa, çünkü senin giysilerini
koruyan bir milyon melek vardı. Gökler üstünde ve sen her şey yerini
buluncaya ve dünya sonuna yaklaşıncaya kadar ölmeyeceksin.»
İsa yere kapanıp, «Ey Rabb'im Allah, Senin
bana olan merhametin ne büyüktür; senin bana bahşettiğin bütün bu şeyler
karşısında ben Sana ne vereceğim Rabb'im» dedi.
Melek Cebrail cevap verdi: «Kalk İsa ve
Allah'a bir tanecik oğlu İsmail'i Allah'ın sözünü yerine getirmek için
kurban etmek isteyen İbrahim'i ve oğlunu bıçak kesmeyince bir koyun
kurban etmesini bildiren benim sözümü hatırla. Sen de böyle yapacaksın
Ey Allah'ın kulu İsa.»
İsa cevap verdi: «Başım üstüne, fakat
kuzuyu nerede bulacağım? Görüyorum ki, param yok ve çalmak da meşru
değil.»
Bunun üzerine, Cebrail kendisine bir koyun
gösterdi ve İsa her zaman şanı Yüce Allah'ı hamd ve tesbih ederek onu
kurban etti.
14. Kırk günlük oruçtan sonra İsa Oniki
Havari' yi seçiyor.
İsa dağdan inip, yalnız başına geceleyin
Erden'in karşı yakasına geçti ve kırk gün, kırk gece hiç bir şey
yemeden, sürekli Rabb'e Allah'ın kendilerine göndermiş olduğu halkının
kurtuluşu için niyazda bulunarak oruç tuttu. Ve kırk günün sonunda aç
bir insandı. Sonra, şeytan göründü ve pek çok sözlerle onu iğfal etmeye
çalıştı. Fakat İsa, Allah'ın sözlerinin gücü ile onu def etti. Şeytan
çekilip gittikten sonra melekler gelip, İsa'nın ihtiyaç duyduğu şeyleri
kendisine verdiler. Kudüs bölgesine dönen İsa'yı halk yine coşkun bir
sevinçle karşıladı ve ona kendileri ile kalması için ricada bulundular;
çünkü onun sözleri yazıcılarınki gibi değildi; bir güç taşıyor ve kalbe
dokunuyordu. İsa, Allah'ın kanunu üzerinde yürümek için kendilerine
dönen insanların çokluğunu görünce dağa çıktı ve bütün gece orada kalıp
dua ve ibadette bulundu; gün başlayınca dağdan inip, Havariler diye
adlandırdığı, aralarında çarmıha gerilip öldürülen Yahuda'-nın da
bulunduğu oniki kişi seçti. Adları budur: Balıkçı iki kardeş Andreas ve
Simun Petrus, vergi mültezimi Matta ve bu kitabı yazan Barnabas,
Zebedi'nin oğulları Yuhanna ve Yakup, Tomas Taddeus ve Yahuda,
Bartolomeus ve Filipus, Yakup ve hain Yahuda îskariyot. Bunlara her
zaman ilâhî sırlan açıklardı; fakat zekâtları toplayıp dağıtmakla
görevlendirdiği Yahuda îskariyot her şeyin onda birini çalardı.
15. İsa'nın bir evlenme töreninde suyu
şarap yapan mucizesi.
Gül bayramı yaklaştığında, bilinen zengin
bir adam İsa'yı ve şakirtlerini annesi ile birlikte bir evlenme törenine
davet etti. İsa da davete gitti ve ziyafet sırasındalarken şarap
yetmedi. Annesi İsa'ya usulca seslendi: «Şarapları kalmadı.» İsa cevap
verdi: «Bana ne bundan, anneciğim?» Annesi, hizmetçilere İsa ne
buyurursa itaat etmelerini emretti. Orada, İsrail kavmi âdetine göre,
ibadet için temizlikte kullanılmak üzere altı su küpü bulunuyordu. İsa,
«Bu küpleri suyla doldurun» dedi. Hizmetçiler de dediğini yerine
getirdiler, İsa onlara, «Allah'ın adıyla, yemek yiyenlere içmeleri için
verin» dedi. Hizmetçiler, bunun üzerine tören sahibine (küpleri)
götürdüler ve azar duydular: «Ey işe yaramaz hizmetçiler, neden şarabın
daha iyisini şimdiye kadar bekletirsiniz?» Çünkü onun İsa’nın
yaptıklarından hiç haberi yoktu.
Hizmetçiler cevap verdiler. «Ey efendimiz,
burada Allah'ın kutlu bir kişisi var, o suyu şarap yaptı.» Törenin
sahibi hizmetçilerin sarhoş olduklarını sandı Fakat İsa’nın yanında
oturanlar tüm olan biteni gördüklerinden, sofradan kalkarak saygılarını
sundular: «Kuşkusuz sen Allah'ın bir mukaddesisin, Allah'tan bize
gönderilen gerçek bir peygambersin.»
Ardından şakirtleri ona inandılar ve
çokları kendinden geçerek şöyle dediler: «İsrail kavmine rahmeti ile
davranan ve Yahuda'nın ailesini sevgiyle ziyaret eden Allah'a hamd
olsun, onun kutsal adını tesbih
ederiz.»
16. İsa'nın havarilerine kötü yaşantıdan
kurtulmakla ilgili olarak verdiği harika ders.
Bir gün İsa şakîrdlerini çağırarak dağa
çıktı ve orada oturunca, şakirdleri yanına geldiler ve ağzını açıp
onlara şunları öğretti: «Allah'ın bize bahşettiği nimetleri büyüktür. Bu
nedenle, gerçek bir kalple ona hizmet etmemiz gerekir. Ve mademki yeni
şarap yeni kaplara konuyor ve öyle de, eğer benim ağzımdan çıkan yeni
akideyi alacaksanız, sizin de yeni adamlar olmanız gerekmektedir. Hemen
size söylüyorum ki, nasıl bir kişi gözleri ile göğü ve yeri bir arada
göremezse, Allah'ı ve dünyayı sevmek de işte böyle imkânsızdır.
«Ne kadar akıllı olursa olsun, hiç kimse,
birbirine düşman iki efendiye hizmet edemez; çünkü biri seni severse,
diğeri senden nefret edecektir. İşte, ben size gerçekten söylüyorum ki,
Allah'a ve dünyaya bir anda hizmet edemezsiniz, çünkü dünya yalancılık,
aç gözlülük ve eza ile cefa doludur. Bu bakımdan, dünyada rahat edemez,
ancak zulüm ve yenilgi görürsünüz. Dolayısıyla, Allah'a hizmet edin ve
dünyayı hakir görün. Benden ruhlarınız için sekinet elde edeceksiniz;
sözlerime kulak verin, çünkü size doğruyu söylüyorum.» «Gerçekten, bu
dünya hayatına ağlayanlara ne mutlu, çünkü onlar rahata ereceklerdir.»
«Dünyanın zevklerinden gerçekten nefret eden yoksullara ne mutlu, çünkü
onlar Allah'ın hükümdarı olduğu ülkenin zevklerini bol bol
tadacaklardır.» «Gerçekten, Allah'ın sofrasından yiyenlere ne mutlu,
çünkü onlara melekler hizmet edecektir.» «Siz hacılar gibi yolculuk
ediyorsunuz. Bir hacı, yolu üzerindeki saraylar, tarlalar ve başka
dünyalık şeylerle eğler mi kendini? Emin olun ki, hayır! Ama o, yolu
üzerinde kullanışlı ve işe yarar olan hafif ve para eder şeyleri taşır.
Bu, şimdi size bir örnek olmalıdır. Ve eğer bir başka örnek daha
isterseniz, anlattıklarımın hepsini yapasınız diye onu da vereyim.»
«Dünyalık arzulan kalbinize ağırlık etmeyin.
Şöyle diyerek:» «Bizi kim giydirecek?»
Veya «Bize kim yemek verecek?» Rabbımız Allah'ın, Süleyman'ın tüm
ihtişamından daha büyük bir ihtişamla giydirip beslediği çiçeklere,
ağaçlara ve kuşlara bakın ve O sizi yaratıp kendi hizmetine çağıran,
kadınlar ve çocuklar dışında sayıları altıyüzkırkbine varan kulları
İsrailoğulları' na çölde kırk yıl gökten kudret helvası indiren ve
giysilerini eskiyip yok olmaktan koruyan Allah, sizi beslemeye de
kadirdir. Size söylüyorum, gök ve yer tükenecek; yine de O'nun
Kendi'nden korkanlara olan rahmeti tükenmeyecektir. Fakat dünyanın
zenginleri, zenginlikleri içinde aç ve sonludurlar. Geliri artıp duran
bir zengin vardı ve şöyle derdi: «Ne yapayım ey ruhum? Çiftliklerimi
yıkacağım, çünkü onlar küçüktür; yeni ve daha büyüklerini yapacağım,
böylece sen zafer kazanacaksın ey ruhum!» Vah zavallı adam! O gece
ölüverdi. Yoksulları düşünmeliydi. Ve bu dünyanın haksız
zenginliklerinin sadakasını alanlarla sadakalarıyla arkadaş olmalıydı;
çünkü onlar gök sultanlığında hazineler getirirler.
«Söyleyin bana lütfen, paranızı bankaya,
bir bankere, verseniz, o da size verdiğinizin on katını, yirmi katını
verse, böyle bir adama her şeyinizi vermez misiniz? Fakat size
söylüyorum, Allah sevgisi uğruna ne verir ve ne harcarsanız, geri yüz
katını ve sonsuz bir hayatı alacaksınız. Allah'a hizmet etmekle ne kadar
sevinmeniz gerektiğini görün
işte.»
17. Bu bölümde mü'minin gerçek inancı
açıkça algılanıyor.
İsa bunu deyince, Filipus cevap verdi:
«Allah'a hizmet etmeye razıyız, ama Allah'ı bilmek de istiyoruz.» Çünkü
İşaya peygamber «Cidden sen gizli bir Allah'sın» demiş ve Allah kulu
Musa'ya «Ben neysem oyum» demişti.
İsa cevap verdi: «Filipus; Allah,
kendisi olmadan hiçbir hakkın olmadığı bir Hakk'tır; Allah Kendisi
olmadan hiçbir şeyin olmadığı Varlık'tır; Allah Kendisi olmadan yaşayan
hiçbir şeyin olmadığı bir Hayat'tır. Öylesine büyüktür ki, her şeyi
doldurur ve her yerdedir. Tektir, O'nun hiç bir dengi yoktur. Ne
başlangıcı vardır, ne de sonu olacaktır. Fakat her şeye bir başlangıç
vermiş ve her şeye bir de son verecektir. Ne babası vardır, ne de
annesi; ne oğlu vardır, ne kardeşi; ne de yoldaşı. Ve Allah'ın hiç bir
bedeni yoktur. Bu bakımdan yemez, uyumaz, ölmez, yürümez, kımıldamaz,
fakat insandaki gibi olmayan sonsuz bir hayatı vardır. Çünkü cismanî
değildir, bileşik değildir, maddî değildir, en sâde özdendir. O
kadar iyidir ki, iyiliği sever yalnızca; öylesine âdildir ki,
cezalandırdığı ve bağışladığı zaman, «Bu neden böyle?» denemez. Kısaca,
sana diyorum ki Filipus, burada yeryüzünde O'nu göremez ve tam olarak
bilemezsin de; fakat melekûtunda O'nu ebedî göreceksin, orada tüm
mutluluğumuz ve ihtişamımız bulunur.».
Filipus cevap verdi: «Üstad, siz ne
söylüyorsunuz? İyi biliyorum ki, İşaya'da Allah'ın babamız olduğu
yazılıdır; bu durumda, nasıl olur da, O'nun hiç bir oğlu bulunmaz?» İsa
cevap verdi: «Peygamberler için yazılmış pek çok kıssalar vardır, bu
nedenle, harflere değil, manaya bakmalısın. Allah'ın dünyaya gönderdiği
sayıları yüzyirmidört bine varan tüm peygamberler kapalı konuşmuşlardır.
Fakat, benden sonra bütün peygamberlerin ve kutsal kişilerin ulusu
gelecek ve peygamberlerin söyledikleri tüm şeylerin karanlığı üstüne
ışık dökecektir, çünkü O, Allah'ın Elçisi'dir.» Ve İsa bunu
söyledikten sonra iç çekerek, şöyle dedi: «Ey Rabbım Allah, İsrail
kavmine merhamet et ve sana gerçek bir kalble hizmet edebilmeleri için
İbrahim'e ve zürriyetine acıyarak bak.» Şakirdleri cevap verdiler: «
Âmin, ya Rabb, Ey Allah’ımız!» İsa dedi: "Size ciddî olarak söylüyorum
ki, yazıcılar ve muallimler, Allah'ın kanununu, Allah'ın gerçek
peygamberlerinin aksine sahte kehanetleriyle boş ve anlamsız yaptılar;
bu nedenle, Allah, İsrail kavmine ve bu imansız nesle gazap etti.
Şakirdleri bu sözler üzerine ağlayarak, şöyle dediler: «Merhamet et ey
Allahımız, mabet üzerine ve kutsal şehir üzerine merhamet et ve Senin
kutsal ahdini hakir görmeyen milletleri ondan nefret ettirme.» İsa cevap
verdi: «Âmin, ey babalarımızın Allah’ı Rabbimiz.»
18. Burada, Allah'ın kullarına dünyanın
zulmettiği ve Allah'ın korumasının onları kurtardığı anlatılıyor.
İsa bundan sonrada şöyle dedi: «Siz beni
seçmediniz, fakat benim havarilerim olasınız diye ben sizi seçtim. Eğer,
dünya sizden nefret ederse, o zaman benim gerçek havarilerim
olacaksınız; çünkü dünya her zaman Allah'ın kullarının düşmanı
olmuştur. Dünyanın boğazladığı kutsal peygamberleri hatırlayın; İlya
zamanında bile Cizebel tarafından onbin peygamber katledilmiş, o kadar
ki, yoksul İlya güç belâ gizlenerek kurtulabilmiştir. Ve, yedi bin
peygamber oğlu da Ahab tarafından katledildi. Ah, Allah'ı tanımayan
şerli dünya! Sen korkma, çünkü başındaki saçlar o kadar çok ki,
bitmeyecektir. Dikkat et, tek bir tüyleri bile Allah'ın iradesi olmadan
düşmeyen serçelere ve diğer kuşlara bak. Hem sonra Allah, kuşlara,
uğruna her şeyi yarattığı insandan daha mı çok dikkat edecektir? Hiç
mümkün müdür ki, kendi oğlundan daha çok ayakkabılarına bakan bir insan
bulunsun? Kuşkusuz ki, hayır. Şimdi, kuşlara bile bakarken, Allah'ın
seni terk edeceğini ne kadar da az düşünmen hiç düşünmemen gerekiyor. Ve
ben neden kuşlardan söz ediyorum? Bir ağacın yaprağı bile Allah’ın
iradesi olmadan düşmez. «Bana inanın, çünkü size gerçeği söylüyorum ki
eğer sözlerime kulak verirseniz, dünya sizden çok korkacaktır. Çünkü
eğer o kötülüklerinin açığa çıkmasından korkmuyorsa, o zaman sizden
nefret etmeyecektir; fakat açığa çıkmasından korkuyor, bu nedenle de,
sizden nefret edecek ve size zulüm edecektir. Eğer, sözlerinizden
dünyanın hiç hoşlanmadığını görürseniz, onu kalpte tutmayın, fakat
Allah’ın sizden daha büyük olduğunu göz önünde tutun; kim dünyanın
sevmediği ve hakir gördüğü böylesi bir akla sahipse, onun akıllılığı
delilik kabul edilir. Eğer Allah sabırla dünyaya katlanıyorsa, o zaman
sen de onu kalbine mi yerleştireceksin? Ey yeryüzünün tozu ve çamuru!..
Sen sabrınla ruhuna sahip olacaksın. Bu bakımdan, eğer bir kimse,
yüzünün bir tarafına bir yumruk vuracak olsa, ona vurması için öbür
yanını teklif et. Kötülüğe karşılık verme, çünkü en kötü hayvanlar böyle
yapar; fakat kötülüğe iyilikle karşılık ver ve senden nefret edenler
için Allah'a yalvar. Ateş ateşle söndürülmez, ama suyla söndürülür: îşte
böyle, size diyorum ki, kötülüğün üstesinden kötülükle değil, aksine
iyilikle geleceksiniz. Güneşi iyilerin ve kötülerin birlikte üzerine
doğuran ve yağmuru da aynı şekilde yağdıran Allah'a bakın. Evet, işte
herkese iyilik yapmanız gerekiyor; çünkü kanunda öyle yazılıdır.
«Kutsal ol, çünkü senin Allah'ın olan Ben kutsalım; temiz ve pak ol,
çünkü Ben temiz ve pakım ve kâmil ol, çünkü Ben kâmilim.». Size cidden
söylüyorum ki, bir hizmetçi efendisini memnun etmek için çalışır ve
efendisini memnun etmeyecek herhangi bir giysi de giymez, sizin,
giysileriniz iradeniz ve sevginizdir. Bakın, Allah'ı, Rabbımızı razı
etmeyecek bir şeyi istememeye ve sevmemeye dikkat edin. Emin olun ki,
Allah dünyanın debdebesinden ve şehvetlerinden nefret eder, bu bakımdan
siz de dünyadan nefret edin.
19. İsa, ihanete uğrayacağını haber
veriyor ve dağdan inerken on cüzzamliyi iyileştiriyor.
İsa, bunları söyledikten sonra Petrus
Simon cevap verdi: «Ey muallim bak ki, biz senin arkandan gelen her şeyi
terk ettik, şimdi bize ne olacak?»
İsa cevap verdi: «Kuşkusuz Hüküm Günü'nde
yanıma oturacak ve oniki İsrail kabilesine karşı şahitlik edeceksiniz.»
Ve bundan sonra İsa iç çekerek şöyle dedi: «Ey Rabbım, nasıl şeydir bu?
Ben oniki tane havari seçtim ve içlerinden biri bir şeytandır.» Bu söz
üzerine havariler üzüntülerinden sapsarı kesildiler: ve gizlice yazan
not alan gözyaşlarıyla İsa'ya sordu: «Ey muallim, şeytan beni aldatacak
ve sonra ben tart mı edileceğim?» İsa cevap verdi: «Bu kadar üzülme,
Barnabas, çünkü Allah'ın dünyayı yaratmadan önce seçtikleri helak
olmayacaktır. Sevin, çünkü senin adın hayat kitabında yazılıdır.» İsa
şöyle diyerek havarilerini rahatlattı: «Korkmayın, çünkü benim
kötülüğümü isteyecek olan benim sözüme üzülmez, çünkü onun içinde îlâhî
duygu yoktur.
Bu sözleri üzerine, seçilenler
rahatladılar. İsa dualarda bulundu ve şakirdleri de, « âmin, âmin, kadir
ve rahim olan Rabbimiz Allah» dediler. Duasını bitirdikten sonra İsa,
havarileriyle birlikte dağdan indi ve uzaklardan «İsa, Davud'un oğlu,
bize merhamet et!» diye bağıran on tane cüzzamlıya rastladı. İsa onları
yanına çağırdı ve şöyle dedi: «Benden ne diliyorsunuz, ey kardeşler?»
Hep birden bağırdılar: «Bize sıhhat ver!»
İsa cevap verdi: «Ah, ne kadar
zavallısınız siz, aklınızı öylesine yitirmişsiniz ki, «bize sıhhat ver!»
diyorsunuz. Benim de sizin gibi bir insan olduğumu görmüyorsunuz. Sizi
yaratan Allah'ımıza seslenin: ve kadir ve rahim olan O sizi
iyileştirecektir.» Cüzzamlılar gözyaşlarıyla cevap verdiler: «Senin de
bizim gibi insan olduğunu biliyoruz, fakat yine de, Allah'ın kutsal bir
insanı ve Rabb'ın bir peygamberi; bu nedenle, Allah'a sen dua et kî, O
bizi iyileştirsin.» Bunun üzerine, havariler İsa'ya rica ettiler: «Rab,
onlara merhamet et.» Sonra, İsa derin bir iç geçirdi ve Allah'a
yalvardı: «Kadir ve rahim olan Rabbim Allah, kuluna merhamet et ve
sözlerini duy: ve babamız İbrahim aşkına ve senin kutsal vadin için bu
adamların isteklerine rahmetinle davran ve onlara sıhhat bahşet.»
Ardından İsa bunları söyleyince cüzzamlılara döndü ve şöyle dedi: Gidin
ve Allah'ın kanununa göre kâhinlere görünün. Cüzzamlılar ayrıldılar ve
yolda giderken temizlendiler. Bunun üzerine, içlerinden biri iyi
olduğunu görünce İsa'yı bulmak için geri döndü; kendisi bir îsmailî idi.
İsa'yı bulunca önünde eğilip saygı gösterisinde bulunarak şöyle dedi:
«Bildim ki, sen Allah'ın bir mukaddesisin» ve teşekkür ederek kendini
hizmetçi edinmesi için yalvardı. İsa cevap verdi: «On kişi
temizlenmişti; dokuzu nerede?» Ve temizlenene dedi:
«Ben kendime hizmet edilsin diye değil,
hizmet etmek için geldim. Haydi, evine git ve evdekilerin de İbrahim'e
ve oğluna verilmiş sözlerin Allah'ın sultanlığı ile birlikte yaklaşmakta
olduğunu öğrenmeleri için, Allah'ın sende neler yaptığım anlat.»
Temizlenen cüzzamlı ayrıldı ve kendi oturduğu bölgeye gelince Allah'ın
İsa aracılığıyla kendinde neler yaptığını anlattı.
20. İsa'nın denizde gösterdiği mucize ve
İsa, bir peygamberin nerede kabul gördüğünü bildiriyor.
İsa Galile denizine gitti ve bir gemiye
binerek Nasıra'ya doğru yola çıktı. Bu sırada denizde büyük bir fırtına
başladı. O kadar ki, gemi nerede ise batacaktı. Ve İsa geminin
pruvasında uyuyordu. Havariler yanına yaklaşarak uyardılar. «Ey muallim,
kurtar kendini, helak oluyoruz!» Ters taraftan esen kuvvetli rüzgâr ve
denizin kükremesi nedeniyle büyük bir korkuya kapılmışlardı. İsa uyandı
ve gözlerini gökyüzüne dikerek dedi: «Ey Elohim Sabao (Çoğul kipi,
orjinal dilde saygı ifadesi olarak kullanılmaktadır, Türkçedeki 'Siz'
gibi), kullarına merhamet et.» İsa bunu demişti ki, birden rüzgâr durdu
ve deniz sakinleşti. Bunun üzerine denizciler korkuya kapılarak dediler:
«Kimdir bu, deniz ve rüzgâr kendisine itaat ediyor?» Nasıra kentine
gelince denizciler, İsa ne yaptıysa hepsini yaydılar. Bunun üzerine
İsa'nın kaldığı evin çevresine şehirde oturanların hemen hemen hepsi
yığıldı. Ve yazıcılarla fakihler kendilerini O'na takdim ederek dediler:
«Denizde ve Yahudiye'de yaptıklarını işittik; bu nedenle burada kendi
memleketinde de bize bazı işaretler ayetler göster.» İsa cevap verdi:
«Bu imansız nesil bir işaret ister, fakat bu onlara gösterilmeyecek.
Çünkü hiç bir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. İlya zamanında
Yahudiye'de pek çok dullar vardı. Fakat emzirilmesi için hiç birine
gönderilmedi. Saydalı bir dula gönderildi. Elişa zamanında ise
Yahudiye'de pek çok cüzzalı vardı. Ama, yalnız Suriyeli Naaman
temizlendi.» Bunun üzerine şehir halkı kızarak O'nu yakaladılar ve
aşağıya atmak için bir uçurumun tepesine götürdüler, fakat İsa
aralarından geçip giderek onlardan ayrıldı.
21. İsa bir deliyi (cin çarpmış)
iyileştiriyor ve domuzlar denize atılıyor. Ardından Kenânîler'in kızını
iyileştiriyor.
İsa Kefernahum'a gitti ve şehre
yaklaştığında, bak ki kabirlerden cinlere tutulmuş birinin çıkıp
geldiğini ve ne yapılırsa yapılsın hiç bir zincirin kendisini
zaptedemediğini ve adama büyük zarar verdiğini gördü. Cinler ağzıyla
bağırdılar: «Ey Allah'ın mukaddesi, vaktinden önce bizi incitmek için
neden gelirsin?» ve kendilerini fırlatıp atmaması için yalvardılar.
İsa, kaç tane olduklarını sordu: Cevap
verdiler: Altıbinaltıyüzaltmışaltı.» Havariler bunu duyunca korktular.
Ve İsa'ya gitmesi için ricada bulundular.
Sonra Isa dedi: «Sizin îmanınız nerede?
Cinlerin gitmesi gerekir, benim değil. Cinler, bunun üzerine
bağırıştılar : «Çıkacağız fakat bize izin ver de şu domuzların içine
girelim. Deniz kenarında Kenanîler'e ait onbin kadar domuz otluyordu.
İsa dedi: «Çıkın ve domuzların içine girin.»
Büyük bir gürültüyle cinler domuzların
içine girerek, onları baş aşağı denize düşürdüler. Bunun üzerine
domuzlara bakanlar şehre kaçarak, İsa'nın yaptığı her şeyi anlattılar.
Bunun üzerine, kent halkı hemen ileri çıkıp, İsa'yı ve iyileştirilen
adamı buldu. Halk korkuya kapıldı ve İsa'ya sınırlarının dışına
çıkmasını rica ettiler. İsa, buna uyarak onlardan ayrıldı ve Sur ve
Sayda bölgelerine gitti. Ve işe bakın, İsa’yı bulmak için memleketinden
ayrılan Kenanî bir kadın iki oğluyla birlikte gelmiyor mu? İsa'nın
havarileriyle birlikte karşıdan geldiğini görünce, bağırdı: «İsa,
Davud'un oğlu, kızıma merhamet et, cinler kendisine işkence ediyor!»
İsa, bir kelimeyle olsun cevap vermedi:
çünkü onlar sünnet olmayan insanlardandı. Havarilerin acıma duyguları
harekete geçip, dediler: «Ey muallim, onlara acı! Bak, nasıl da ağlayıp
çığrışıyorlar!»
İsa cevap verdi: «Ben ancak İsrail kavmine
gönderildim.» Bunun üzerine, kadın iki oğluyla birlikte İsa'nın önüne
gelip, ağlayarak dedi: «Ey Davud'un oğlu, bize merhamet et.» İsa cevap
verdi; «Ekmeği çocukların ellerinden alıp, köpeklere vermek doğru
değildir.» Ve İsa bunu, onların temiz olmaması nedeniyle söyledi. Çünkü
onlar, sünnet olmayan insanlardandı.
Kadın cevap verdi: «Ey Rab, köpekler,
sahiplerinin sofralarından düşen kırıntıları yerler.» İsa, kadının
sözüne hayran kalarak, dedi: «Ey kadın, senin İmanın çok hoş.» Ve
ellerini gök yüzüne kaldırıp, Allah'a dua etti ve ardından dedi: «Ey
kadın, kızın kurtulmuştur, var, huzurla yoluna git.» Kadın ayrıldı ve
eve döndüğünde, kızını Allah'ı tesbih ederken buldu. Bunun üzerine şöyle
dedi:'«Bildim ki, İsrail kavminin Tanrı'sından başka Tanrı yoktur.»
Ardından, tüm yakınları, Musa'nın kitabında yazılan kanuna göre Allah'ın
kanununa teslim oldular.
22. Sünnet olmayanların zavallı hali.
Havariler, o gün İsa'ya şunu sordular: «Ey
muallim, neden o kadına, onların köpek olduğu şeklinde cevap verdin?»
İsa cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki,
bir köpek, sünnetsiz bir adamdan daha iyidir.» Buna havariler üzülerek,
dediler: «Bu sözler ağır, onları kim kabul edebilecek?»
İsa cevap verdi: «Eğer siz, ey budalalar,
aklı olmayan bir köpeğin sahibi için neler yaptığını düşünürseniz, benim
dediklerimin doğru olduğunu göreceksiniz. Söyleyin bana, köpek
sahibinin evini koruyup, soyguncuya karşı hayatını ortaya koymaz mı?
Kesinlikle, böyle. Fakat ne görür karşılığında? Dayak, incinme, azıcık
ekmek ve yine de sahibine daima neşeli bir yüz gösterir. Doğru değil
mi?»
«Evet, muallim, doğru» diye cevap verdi
havariler. Ardından İsa dedi: -Şimdi düşünün, Allah insana neler veriyor
ve Allah'ın, kulu İbrahim'e verdiği söze itibar etmemekte, onun ne kadar
haksız olduğunu görün. Filistinli Calut karşısında İsrail kralı Saul'e
Davud'un dediklerini hatırlayın «Rabbım! Senin kulun Senin kulunun
sürüsüne bakarken, kurt, ayı ve arslanlar gelip, kulunun koyunlarını
yakaladı; bunun üzerine, kulun gidip onları öldürerek, koyunları
kurtardı. Ve işte onlara (ayı, arslan, kurt) benzemekten başka nedir bu
sünnetsiz adam? Bu bakımdan kulun, İsrail'in Tanrısı Rabb adına gidecek
ve Allah'ın kutsal milletine küfreden bu necisi öldürecek.»
Sonra havariler dediler: «Söyle bize ey
muallim, ne sebeple insanın sünnet olması gerekir?»
İsa cevap verdi: «Allah'ın İbrahim'e olan
şu emri yetsin: «İbrahim, kendinin ve evinde, bulunanların ön derisini
al sünnet et; bu seninle Benim aramda ebedî bir ahiddir.»
23. Sünnetin menşei, Allah'ın İbrahim'le
ahidleşmesi ve sünnetsizlerin lanetlenmesi.
Ve bunu dedikten sonra, Isa seyretmekte
oldukları dağın yanına oturdu. Ve havarileri sözlerini dinlemek için
yanına geldi. Sonra İsa dedi: «ilk insan Âdem, şeytanın kandırması ile
Allah'ın yasakladığı yemeği Cennet'te yiyince, derisi ruhuna isyan etti;
bunun üzerine yemin edip dedi: «Vallahi seni keseceğim!» Ve bir kaya
parçası bulup, taşın keskin kenarıyla kesmek için derisini ele aldı;
bunun üzerine Cebrail tarafından azarlandı. Ve cevap verdi: «Onu
keseceğim diye Allah'a yemin ettim: Asla bir yalancı olmayacağım!»
«Ardından, Melek ona derisinin fazla
kısmını gösterdi ve o da bunu kesti. İşte, bundan böyle nasıl herkes
derisini Âdem’in derisinden aldı.
İse, öyle de Âdem’in bir yeminle söz
verdiği şeyi yerine getirmekle yükümlüdür. Âdem bunu oğullarına
uyguladı ve bu sünnet zorunluluğu nesilden nesile süregeldi. Fakat
İbrahim'in zamanında yeryüzünde yalnızca birkaç kişi vardı sünnetli.
Çünkü şu puta tapıcılık yeryüzünde pek yaygındı. Bunun üzerine, Allah
İbrahim'e sünnetle ilgili gerçeği söyledi ve bu ahdi yaptı. «Derisini
sünnet ettirmeyecek kişiyi, ebediyen kullarım arasından atacağım.»
Havariler İsa'nın bu sözleri üzerine
konuşmasının ciddiyet ve ateşinden dolayı korkuyla titrediler. Sonra İsa
dedi: «Korkuyu, ön derisini sünnet ettirmeyene bırakın, çünkü o,
Cennet'ten mahrumdur.» Ve İsa bunu deyip ardından da şöyle konuştu: «Pek
çoklarının ruhu Allah'ın hizmetine hazırdır, fakat beden zayıftır. Bu
bakımdan Allah'tan korkan insan bedenin ne olduğuna, nereden geldiğine
ve neyde yok olacağına bakmalıdır. Yeryüzünün çamurundan Allah bedeni
yarattı. Ve ona bir iç üflemeyle hayat nefesini üfledi. Ve bu nedenle,
beden Allah'ın hizmetinden geri kaldığı zaman, bu dünyada ruhundan
nefret ettiği kadar, sonsuz hayatta onunla birlikte olacağı düşünülerek
çamur gibi atmalı ve çiğnenmelidir.
«Şimdiki halde bedeni, arzuları ortaya
koyuyor bütün iyiliklerin amansız düşmanıdır o, çünkü tek başına günahı
arzulayan odur. «İnsan, bir düşmanını tatmin etmek uğruna, Allah'ın,
Yaratıcı' sının rızasını bir kenara mı atmalıdır? Buna dikkat edin,
bütün veliler ve peygamberler, Allah'a hizmet için bedenlerinin düşmanı
olmuşlardır. Bu nedenle de, Allah'ın kulu Musa'ya verilen kanuna karşı
gelmemek ve gidip sahte ve yalancı tanrılara hizmet etmemek için,
tereddüt etmeden ve severek ölüme gitmelidir.
«Dağların çöllük yerlerine kaçıp, yalnızca
ot yiyen ve keçi derisi giyen İlya'yı hatırlayın. Ah, kaç gün ağzına
yiyecek, içecek bir şey almadı! Ah, ne kadar da dayandı, sabretti! Ah,
ne yağmurlar ıslattı onu ve yedi yıl necis îzabel'in acımasız
zulümlerine tahammül etti! «Arpa ekmeği yiyen ve kaba giysileri giyen
Elİsa'-yı hatırlayın. İşte size söylüyorum ki, bedeni terketmekten
korkmayan bu zatlardan krallar ve prensler şiddetle korkuyorlardı.
Bedenin terkedilmesi için bu kadarı yetmelidir size ey insanlar. Taş
türbelere bakarsanız, bedenin ne olduğunu bilirsiniz.»
24. Bir İnsanın ziyafet ve çok yemekten
nasıl kaçması gerektiğine dair ilgi çekici örnek.
Bunu söyledikten sonra İsa ağladı ve dedi:
«Bedenlerinin hizmetçisi olanlara yazıklar olsun, çünkü onlar, öbür
hayatta günahlarının azabından başka kesinlikle hiç bir iyilik
görmezler. Size anlatıyorum ki, yiyip içmekten başka hiç bir şey
düşünmeyen zengin bir obur vardı ve her gün görkemli, ziyafetler
verirdi. Lazarus adında yoksul bir adam dururdu kapısında; yaralarla
kaplıydı bedeni ve oburun sofrasından düşen ekmek kırıntılarını seve
seve almaya razıydı. Fakat bunları bile vermiyordu kimse ona; tersine
herkes alay ediyordu kendisiyle.
Ona yalnızca köpekler acıyordu da,
yaralarını yalıyorlardı. Gün geldi, yoksul adam öldü ve melekler onu
babamız İbrahim'in kucağına taşıdılar. Zengin adam da öldü, onu da
cinler şeytanın kucağına taşıdılar. Evet, şimdi azabın en büyüğüne maruz
kalan bu adam gözlerini kaldırınca uzaktan Lazarus'u İbrahim'in
kucağında gördü. Gördü de bağırdı: «Ey baba İbrahim, bana merhamet et de
Lazarus'u gönder. O bana bu alev içinde azap gören dilimi serinletmek
için bir damla su getirebilir belki.»
»İbrahim cevap verdi: «Oğul, hatırla ki
sen öbür hayatın tadını aldın, Lazarus ise kötülüklerini tattı; bu
bakımdan şimdi sen azapta olacaksın, Lazarus nimetler içinde.
«Zengin, adam yeniden bağırdı: «Ey baba
İbrahim, evimde üç kardeşim var. Lazarus'u gönder de onlara benim ne
kadar işkence çektiğimi anlatsın, belki tövbe ederler de buraya
gelmezler.»
İbrahim cevap verdi: «Onların Musa'sı ve
peygamberleri var, onlan dinlesinler.»
Zengin adam cevap verdi: «Hayır baba
İbrahim; ama bir ölü kalkar varırsa inanırlar.»
İbrahim cevap verdi: «Musa'ya ve
peygamberlere inanmayan, kalkıp gitseler bile, ölülere de inanmazlar.»
«Görün işte,» dedi İsa, «sabreden ve
gerekli tek arzusu bedenden nefret etmek olan yoksulların kutsanıp
kutsanmadığını! Başkalarını, bedenleri solucanlara yem olsun diye mezara
götürenler ve gerçeği öğrenmeyenler ne kötüdür! Gerçekten öylesine
uzaktalar ki, büyük büyük evler yapıp, büyük akarlar satın alırlar ve
böbürlene böbürlene ömür sürerek, ölmeyecekler gibi yaşarlar burada.»
25. Kişi bedeni nasıl hakir görmeli ve
dünyada nasıl yaşamalı.
Sonra, bunları yazan dedi: «Ey muallim,
sözlerin doğru; bunun için biz peşinden gelmek uğruna her şeyden geçtik.
Ama bedenimizden nasıl nefret etmemiz gerektiğini bize söyle; çünkü
kişinin kendini öldürmesi meşru değil, yaşamak için de, bedene
yiyeceğini vermemiz gerekiyor.»
İsa cevap verdi: «Bedenini bir at gibi
tut; o zaman güven içinde yaşarsın. Şöyle ki, bir ata yemek ölçüyle
verilir ve ölçüsüz çalıştırılır, istediğiniz gibi yürümesi için
gemlenir, herhangi birini incitmesin diye bağlanır, kötü bir yerde
tutulur ve itaat etmediği zaman dövülür;, ve sen de Barnabas, işte böyle
ol ve o zaman daima Allah'la yaşarsın. «Ve benim sözlerime alınmayın,
Davud peygamber de, itirafta bulunurken aynı şeyi yapmış ve şöyle
demişti: «Ben sizin önünüzde bir atım ve daima sizinle beraberim.»
«Şimdi söyleyin bana, az ile yetinen mi
daha yoksuldur, yoksa çok şeyi arzulayan mı? Bakın, size diyorum ki,
dünyanın sağlam bir aklından başka hiç bir şeyi olmasa, kimse kendisi
için bir şey biriktirmez, her şey ortak olurdu. Fakat bu durumda onun
deliliği biliniyor, ne kadar çok biriktirirse, o kadar çok arzu duyuyor.
Ve biriktirdikçe biriktiriyor, çünkü başkalarının bedeni rahatı aynı
şekilde biriktirmeyi gerekli kılıyor. Bu bakımdan, bırakın, tek bir ip
size yetsin, kesenizi fırlatıp atın, hiç bir cüzdan taşımayın,
ayağınızda sandal olmasın ve «bize ne olacak» diye düşünmeyin, aksine,
Allah'ın iradesini yerine getirme düşüncesi içinde olun; O, hiç bir
eksiğiniz olmayacak şekilde ihtiyaçlarınızı karşılayacaktır.
«Bakın, size söylüyorum, bu hayatta
biriktirdikçe biriktirmek, öbüründe hiç bir şey bulamamanın kesin
kanıtıdır. Kudüs'ü vatan edinen, Samiriye'de evler yapmaz, çünkü, bu
şehirler arasında düşmanlık vardır. Anlıyorsunuz değil mi?» «Evet» diye
cevap verdi havariler.
26.Kişi Allah'ı nasıl sevmeli. Ve bu
bölümde, İbrahim'in babasıyla harika mücadelesi yer alıyor.
Sonra İsa dedi: «Seyahat etmekte olan bir
adam vardı ve giderken, beş paraya satılacak olan bir tarlada bir hazine
buldu. Bunun üzerine hemen bu tarlayı satın almak için pelerinini sattı.
İnanır mısınız buna?
«Havariler cevap verdiler: «Buna
inanmayacak olan delidir.»Bunun üzerine İsa dedi: «İçinde sevgi
hazinesinin yattığı ruhunuzu satın almak için, duyularınızı Allah'a
vermezseniz deli olursunuz; çünkü sevgi, hiç bir şeyle mukayese edilemez
bir hazinedir. Allah'ı seven içindir Allah ve kimin Allah'ı varsa her
şeyi vardır.» Petrus cevap verdi: *Ey Rab(Ey Saygıdeğer Efendim
anlamında), kişi, gerçek bir sevgiyle Allah'ı nasıl sevmelidir? Siz bize
söyleyin,» Isa cevap verdi: «Bakın, size söylüyorum ki, kim, Allah
sevgisi uğruna babasından ve annesinden ve kendi hayatından ve
çocuklarından ve karısından nefret etmezse, böyle bir kişi, Allah
tarafından sevilmeye değer bulunmaz.» Petrus cevap verdi: «Ey Rab,
Musa'nın kitabındaki Allah'ın kanununda şöyle yazılıdır: «Babana çok
saygı göster ki, yeryüzünde fazla yaşayabilesin.» Ve şöyle devam eder:
«Babasına ve annesine itaat etmeyen oğula lanet olsun.» Bu bakımdan
Allah, böyle itaatsiz bir oğulun, halkın gazabıyla şehir kapısı önünde
taşlanmasını emretmiştir. Böyleyken, şimdi siz bize nasıl baba ve
anneden nefret etmeği emrediyorsunuz?» Isa cevap verdi:. «Benim her
sözüm doğrudur, çünkü benim değil, beni İsrail kavmine gönderen Allah'ın
sözüdür.
Bu bakımdan size diyorum ki, sahip
olduğunuz ne varsa, hepsini size bahşeden Allah'tır; o halde, -hediye mi
daha kıymetlidir, yoksa hediyeyi veren mi? Başka şeylerle birlikte,
baban ve annen Allah'a hizmette önünde engel oluyorlarsa, bırak o
düşmanları. Allah, İbrahim'e «Babanın ve yakınlarının evinden
uzaklaş, sana ve soyuna verdiğim ülkeye gel ve yerleş» demedi mi? Allah
bunu neden dedi; yalnızca, İbrahim'in babası sahte tanrılar yapıp
tapınan bir put yapıcı olduğu için değil mi? Bu nedenle, aralarında,
babanın oğlunu yakmayı isteyecek kadar düşmanlık vardı.»Petrus cevap
verdi: «Dediklerin doğrudur; şimdi sizden, İbrahim'in babasıyla nasıl
alay ettiğini bize anlatmanıza rica ediyorum.»
Isa cevap verdi: «İbrahim, Allah'ı aramaya
başladığında yedi yaşındaydı. Bir gün babasına, «baba, insanı kim
meydana getirdi?» diye sordu. Aptal baba cevap verdi: «insan; ben seni
meydana getirdim, beni de babam meydana getirdi.». İbrahim cevap verdi:
«Öyle değil, baba; çünkü ben yaşlı bir adamın ağlanarak, «Ey Allah'ım,
neden bana çocuk vermedin?» dediğini duydum.». Babası cevapladı:
«Doğrudur oğlum, Allah, insana insan meydana getirmesi için yardım eder,
fakat başka türlü müdahalesi olmaz. İnsanın sadece Allah'a dua etmesi ve
O'na kuzu ve koyun vermesi gerekir, o zaman Allah da kendisine yardım
eder.»
İbrahim cevap verdi: «Kaç tane Allah
vardır, baba?» Yaşlı adam cevapladı: «Sonsuz sayıda, oğlum.» Sonra
İbrahim dedi: «Ey baba, eğer ben bir tanrının dediklerini yapar ve
diğeri de, kendisinin dediklerini yapmadığım için benim kötülüğümü
isterse, o zaman ben ne yapacağım? Her ne durumda olursa olsun,
aralarında anlaşmazlık çıkacak ve tanrılar birbirleriyle
savaşacaklardır. Ya, benim kötülüğümü isteyen tanrı, benim kendi tanrımı
öldürüverirse, ben o zaman ne yapacağım? Belli ki, beni de öldürecektir
o.» Yaşlı adam gülerek cevap verdi: «Ey oğul, korkma, çünkü hiç bir
tanrı, bir diğer tanrı üzerine savaş açmaz; mabette büyük tanrı Baal'ın
yanısıra bin tanrı daha var ve yetmiş şu yaşıma geldim, bir tanrının
diğerine vurduğunu görmüş değilim. Hem, herkes aynı Tanrı' ya ibadet
etmez ki, biri birine, diğeri diğerine ibadet eder.» İbrahim cevap
verdi: «O zaman, aralarında barış var herhalde?» Babası dedi: «Evet
var.» Ardından İbrahim dedi: «Ey baba, tanrılar neye benzerler?» Yaşlı
adam cevap verdi: «Budala, her gün bir tanrı yapıyor ve ekmek almak için
başkalarına satıyorum; sen ise, hâlâ tanrıların neye benzediğini
bilmiyorsun!» O sırada bir put yapmaktaydı. "Bu" dedi, «palmiye
odunundan, şu zeytin ağacından, şu küçük olan ise fildişinden; bak, ne
kadar da güzel! Canlıymış gibi görünmüyor mu? Mutlaka görünüyor, sadece
nefesi eksik!»
İbrahim cevap verdi: «Yani, tanrıların
nefesi yok mu, baba? Öyle de, nasıl nefes veriyorlar? Ve kendileri
cansızken, nasıl can veriyorlar? Belli baba, bunlar tanrı değil.» Yaşlı
adam bu sözlere kızarak, şöyle dedi: «Eğer anlayacak yaşta olsaydın,
kafanı bu baltayla kırardım. Ama rahat ol, çünkü anlayacağın yok!»
İbrahim cevap verdi: «Baba, eğer tanrılar insanlara yardım ediyorsa, o
zaman, nasıl olur da insan tanrı yapabilir? Ve eğer tanrılar odundansa,
o zaman, odun yakmak büyük bir günahtır. Fakat söyle bana baba, sen
nasıl bu kadar çok tanrı yapmış bulunuyorsun da, dünyanın en güçlü
insanı olasın diye, pek çok çocuk meydana getirmen için neden tanrılar
sana yardım etmedi?» Oğlunun konuştuklarını dinlerken, babanın sabrı
taşma noktasına gelmişti. Oğul yine devam etti: «Baba, dünyada hiç
insanın bulunmadığı zaman oldu mu?» «Evet» diye cevap verdi yaşlı adam,
«Neden soruyorsun?» «Çünkü» dedi İbrahim, «îlk tanrıyı kimin yaptığını
öğrenmek istiyorum da.» «Şimdi evimden defol!» dedi yaşlı adam, «Beni
bırak da, şu tanrıyı çabucak yapayım ve bana bir şey söyleme; çünkü
acıkınca ekmek istiyorsun, lâf değil.» îbrahim dedi: «Güzel bir tanrı
gerçekten, onu istediğin gibi kesiyorsun da, kendisini korumuyor!»
Sonunda yaşlı adam kızarak dedi: «Bütün dünya onun bir tanrı olduğunu
söylüyor, sen, deli herif ise, değil diyorsun. Tanrılarıma yemin ederim
ki, bir adam olmuş olsaydın, seni öldürebilirdim!» Böyle deyip, yumruk
ve tekmelerle İbrahim'e girişti ve onu evden kovaladı.»
27. Bu bölümde, insandaki gülmenin ne
kadar uygunsuz olduğu açıkça görülür: Ve, İbrahim'in fetaneti:
Havariler yaşlı adamın deliliğine güldüler
ve İbrahim'in fetanetine şaşıp kaldılar. Fakat İsa onları susturarak,
dedi: «Şu andaki gülme, gelecekteki ağlamanın bir habercisidir» diyen ve
«Gülmenin olduğu yere gitmeyecek, fakat ağlanılan yerde oturacaksınız,
çünkü bu hayat acı ve ızdırap içinde geçer» şeklinde devam eden
peygamberi unuttunuz.» Sonra, şöyle dedi İsa: «Musa'nın zamanında,
Allah'ın Mısır'da pek çok kişiyi, başkalarına gülüp eğlendiklerinden
dolayı, çirkin hayvanlar haline getirdiğini bilmiyor musunuz? Ne olursa
olsun, sakın kimseye gülmeyin, çünkü hiç kuşkusuz karşılığında
ağlarsınız.»
Havariler cevap verdi: «Yaşlı
adamın deliliğine gülmüştük.» Bunun üzerine Isa dedi: «Bakın, size
diyorum ki, herkes kendi gibi olanı sever ve ondan zevk alır. Bu
nedenle, eğer deli değilseniz, deliliğe gülmezsiniz.»
Cevap verdiler: «Allah bize merhamet
etsin.» İsa dedi: «Âmin.»
Ardından Filipus dedi: «Ey Rab, nasıl oldu
da, İbrahim'in babası oğlunu yakmak istedi?» Isa cevap verdi: «Bir gün,
İbrahim oniki yaşındayken, babası kendisine dedi; «Yarın bütün
tanrıların bayramıdır; bu nedenle, büyük mabede gidecek ve tanrım büyük
Baal'e bir hediye götüreceğiz. Ve, sen de kendin için bir tanrı
seçeceksin, çünkü, bir tanrı edinecek yaştasın artık.» İbrahim kurnazca
cevap verdi: «Hay hay, ey benim babam.» Ve, sabahleyin erkenden,
herkesten önce mabede gittiler. Fakat İbrahim eteğinin altında gizlice
bir balta taşıyordu. Gelip, mabede girdiler; kalabalık arttığından,
İbrahim mabedin karanlık bir bölümünde bir putun arkasına gizlendi.
Babası, mabedden çıktığında, İbrahim'in kendinden önce eve gittiğine
inanıyordu. Bu nedenle onu aramak için geride kalmadı.
28.
«Herkes mabedden ayrılınca, din
adamları mabedi kapatıp gittiler. Sonra, İbrahim baltayı alarak, büyük
put Baal'ın dışında bütün putların ayaklarını kesti. Eski ve parçalı
olduklarından, düşüp parçalanan heykellerin meydana getirdiği
harabeliğin ortasında kalan Baal'ın ayaklarına baltayı koydu. Bundan
sonra mabedden çıkan İbrahim'i bir takım kimseler gördüler ve mabedden
bir şeyler çalmaya gitmiş olabileceği kuşkusuna kapıldılar. Önüne engel
koyup, mabede vardılar ve tanrılarının parça parça edilmiş olduğunu
görünce, yas ederek bağırdılar! «Çabuk gelin ey ahali, tanrılarımızı
öldüreni öldürelim!» Birden, din adamlarıyla birlikte oraya onbin kişi
üşüştü ve İbrahim'e, tanrılarını niye kırıp parçaladığım sordular.
İbrahim cevap verdi: «Aptalsınız siz! Bir
insan tanrı mı öldürürmüş? Onları öldüren büyük tanrıdır. Ayaklarının
yanındaki baltayı görmüyor musunuz? Belli ki, hiç arkadaş istemiyor.»
«Sonra, İbrahim'in babası geldi, oğlunun tanrılarına karşı söylediği
sözleri düşünüyordu ve İbrahim'in putları parçaladığı baltayı tanıyarak,
bağırdı: «Tanrılarımızı öldürmüş olan bu hain benim oğlumdur, çünkü bu
balta benimdir!» Ve oğluyla aralarında olup geçen her şeyi oradakilere
anlattı. Hemen, bir odun toplayıp yığdılar; İbrahim'in ellerini ve
ayaklarını bağlayıp, odunların üzerine koydular ve altımdaki odunları
ateşlediler. «Ama hayır; Allah, melekleri aracılığıyla ateşe, kulu
İbrahim'i yakmamasını emretti. Ateş şiddetle parladı ve İbrahim'i ölüme
mahkûm edenlerden ikibin kişiyi yaktı, İbrahim Allah'ın meleği
tarafından, kendini taşıyanı görmeyen babasının evinin yakınına
götürülüp, serbest olduğunu gördü ve böylece ölümden kurtuldu.»
29.
Sonra, Filupus dedi: -Allah'ın kendisini sevenler üzerine rahmeti
büyüktür. Anlat bize Rab, İbrahim Allah'ın bilgisine nasıl vardı?» İsa
cevap verdi: «İbrahim, babasının evine yaklaşınca, eve girmekten korktu;
evden biraz uzağa gidip, bir palmiye ağacının altına oturdu ve burada
kendi kendine dedi: «Hayat sahibi ve insandan daha güçlü bir tanrı var
olmalı, çünkü insanı o meydana getiriyor ve insan, tanrı olmadan insan
meydana getiremez.» Sonra, çevresine yıldızlara, aya ve güneşe baktı ve
onların tanrı olduklarını düşündü. Fakat, onların hareketlerinde
değişken olduklarını görünce, şöyle dedi: «Bu tanrı hareket etmemeli ve
bulutlar onu gizlememeli; yoksa, insanlar hiç olacak.» Bu şekilde
kararsız dururken, «İbrahim!» diye çağırıldığını işitti, çevresine
bakındı ve dört bir yanda kimseyi göremeyip, şöyle dedi: *Adım
İbrahim'le çağırıldığıma eminim, ama!.» Ardından, aynı şekilde iki defa
daha «İbrahim» ismiyle çağırıldığını duydu. Cevap verdi: «Beni kim
çağırıyor?» Sonra, şöyle dendiğini duydu: «Ben, Allah'ın meleği
Cebrail'im.» Bunun üzerine, İbrahim korkuya kapıldı; fakat melek onu
rahatlatarak, dedi: «Korkma, İbrahim, çünkü sen Allah'ın dostusun; bu
nedenle, insanların tanrılarını parçaladığın zaman, meleklerin ve
peygamberlerin Tanrı'sını seçmiştin; öyle ki, adın hayat kitabında
yazılıdır.» Ardından, İbrahim dedi: *Ben meleklerin ve kutsal
peygamberlerin Tanrı'sına hizmet etmek için ne yapmalıyım?»,
Melek cevap verdi: «Şu çeşmeye git ve
yıkan, çünkü Allah seninle konuşmayı irade ediyor.» İbrahim cevap verdi:
«Şimdi, nasıl yıkanmam gerekiyor?» Bunun üzerine melek, güzel bir genç
suretinde geldi, ona ve çeşmede yıkanıp, dedi: «Sen de, sırayla böyle
yap, ey İbrahim.» İbrahim yıkanınca, melek dedi : «Şu dağa çık, çünkü,
Allah seninle orada konuşmayı irade eder.» «Melek böyle deyince, İbrahim
dağa çıktı ve dizleri üstüne oturup, kendi kendine dedi: «Meleklerin
Tanrısı benimle ne zaman konuşacak?» Yumuşak bir sesle çağırıldığını
duydu: «İbrahim!» İbrahim cevap verdi: «Beni kim çağırıyor?» Ses cevap
verdi: «Ben senin Tanrınım ey İbrahim.» İbrahim korkuya kapılarak,
yüzünü toprağa sürdü ve dedi: «Toz ve kül olan senin kulun, seni nasıl
duyabilir?» Sonra, Allah dedi: «Korkma, kalk, ben seni kullarım için
seçtim ve seni kutsamak, seni büyük bir ümmet haline getirmek istiyorum.
Bu nedenle, babanın ve yakınlarının evinden ayrıl ve sana ve soyuna
vereceğim ülkeye gelip, yerleş.»
İbrahim cevap verdi: .«Her istediğini
yaparım, Rabbım; fakat başka bir tanrının beni incitmemesi için beni
koru.»
Sonra, Allah şöyle konuştu: «Ben tek olan
Tann'yım ve benden başka tann yoktur. Yıkan da benim, yapan da; ben
öldürürüm ve ben hayat veririm; Cehennem'e atarım, oradan çıkarırım da
ve kimse benim elimden kurtulamaz.» Ardından, Allah ona sünnet ahdini
verdi ve işte böyle babamız İbrahim Allah'ı tanıdı.» Isa bunlan
söyleyip, ellerini kaldırdı ve dedi: «Yücelik, şan ve şeref sanadır, ey
Allah. Sana olsun!»
30.
İsa, kavmimizin bir bayramı olan Gül Bayramı'na yakın Kudüs'e gitti.
Yazıcılar Ferisî'ler bunu duyunca, onu konuşmasında yakalamak için
müşavere ettiler. Bunun üzerine, ona bir fakih gelerek, dedi: «Muallim,
sonsuz hayatı elde etmek için ne yapmalıyım?» İsa cevap verdi: «Kanunda
ne şekilde yazılıdır?» Kışkırtıcı şöyle cevap verdi: «Allah'ın Rabb'ı
ve komşunu sev. Allah'ı her şeyin üstünde, bütün kalbinle ve düşüncenle,
komşunu da kendin gibi seveceksin.» İsa cevap verdi: «Güzel cevapladın.
Bu nedenle git ve böyle yap, derim ve o zaman sonsuz hayatı elde
edersin.» Adam dedi: «Benim komşum kimdir?» İsa, gözlerini kaldırarak,
cevap verdi: «Bir adam Kudüs'ten çıkmış, lanetle yeniden yapılan bir
şehre, Eriha'ya gidiyordu. Bu adam yolda eşkıya tarafından yakalandı,
yaralandı ve soyuldu, bundan sonra, şakiler onu yarı ölü bir durumda
bırakarak çekip gittiler. Yolu bu yere düşen bir kâhin yaralı adamı
görüp, selâm vermeden geçip gitti. Aynı şekilde, hiç bir şey demeden bir
Levili de geçip gitti. Aynı yere bir Samiriyelinin yolu düştü; yaralı
adamı görünce merhamete geldi ve atından inip, yaralı adamı yanına aldı
ve yaralarını şarapla yıkadı, üzerlerine merhem sürdü, yaralarını sarıp,
rahatlattı ve kendi atına bindirdi. Sonra, akşamleyin hana
vardıklarında, onu han sahibine emanet etti. Ertesi gün, uyandığında
han sahibine şöyle dedi: «Bu adama bak, ne tutarsa sana ödeyeceğim.».
Ve hasta adama han sahibi için dört altın vererek, şöyle dedi: «Geçmiş
olsun, üzülme; ben hemen dönüp, seni kendi evime götüreceğim». «Şimdi
söyle bana» dedi İsa, «bunlardan hangisi komşuydu?». Fakih cevap verdi:
«Merhamet gösteren.» Ardından, Isa dedi: «Doğru cevap verdin; işte, sen
de git ve böyle yap.» Fakih şaşırmış bir halde çekip gitti.
31. "Kayser'in Olanı Kayser'e, Allah'ın
Olanı Allah'a Verin!"
Sonra, İsa'ya Ferisîler yaklaşarak
dediler: «Muallim, Kayser'e vergi vermek caiz midir?» İsa, Yahuda'ya
dönerek, dedi: «Para yar mı yanında?» Ve eline bir kuruş alarak,
Ferisîler'e döndü ve dedi; «Bu parada bir resim var; söyleyin bana,
kimin resmidir o?» Cevap verdiler: «Kayser'in.» «Öyleyse verin» dedi
İsa, Kayser'in olanı Kayser'e, Allah'ın olanı Allah'a verin.» Şaşkınlık
içinde çekip gittiler. Ve bak ki, bir yüzbaşı yaklaşıp, dedi: «Rab,
oğlum hastadır; yaşlılığıma acı!» İsa cevap verdi: «İsrail'in Allah'ı
Rabb sana acır!» Adam gidiyordu; Isa ardından seslendi: «Beni bekle,
evine gelip, oğlun için dua edeceğim.»
Yüzbaşı cevap verdi: «Rab, sen, Allah'ın
bir peygamberi evime gelecek kadar değerli biri değilim ben, oğlumun
iyileşmesi için söylediğin söz yeter bana; çünkü senin Tanrın,
meleğinin uykumda bana söylediği gibi, seni her hastalığın hekimi
yapmıştır.»
Isa hayrete düştü ve kalabalığa dönerek,
dedi: *Şu yabancıya bakın, onun imanı, İsrail kavminde gördüğüm
imanların hepsinden daha fazla.» Ve yüzbaşıya dönerek, dedi: «Selâmetle
git, çünkü Allah, sana verdiği büyük imandan dolayı oğluna sıhhat
bahsetmiştir.» Yüzbaşı yoluna gitti ve yolda, oğlunun nasıl iyileştiğini
bildiren hizmetçileriyle karşılaştı. Adam karşılık verdi: «Hangi saatte
ateş kendisini terk etti?» Dediler: «Dün, altıncı saatte ateş
kendisinden ayrıldı.» Adam, İsa'nın, «İsrail'in Allah'ı Rabb sana acır»
dediği zaman oğlunun sıhhatine kavuştuğunu anladı. Bunun üzerine, adam
bizim Allah'ımıza inandı ve evine girip, «Yalnızca İsrail'in Allah'ı,
gerçek ve yaşayan Allah vardır» diyerek, bütün kendi tanrılarını parça
parça etti. Bundan sonra da, dedi: «İsrail'in Allah'ına ibadet etmeyen
kimse benim ekmeğimden yemeyecek.»
32.
Kanunda uzmanlaşmış biri, İsa'yı, denemek için akşam yemeğine çağırdı.
İsa havarileriyle birlikte geldi; onu denemek için pek çok yazıcı da
evde bekliyordu. Havariler, ellerini yıkamadan sofraya oturdular.
Yazıcılar, bunun üzerine İsa'ya seslendiler: «Neden havarilerin ekmek
yemeden önce ellerini yıkamamakla, büyüklerinin geleneklerine dikkat
etmiyorlar?» «Siz yazıcılar ve Ferisîler, başkalarının omuzlarına
taşınamaz yükleri yükler, fakat kendiniz, bu esnada tek parmağınızla
olsun, onları kımıldatmak istemezsiniz. «Size söylüyorum, size, her şer
dünyaya, sözde büyükler sebep gösterilerek girmiştir. Söyleyin bana,
büyüklerin kullanmasıyla değil de, kim sokmuştur puta tapıcılığı
dünyaya? Bir kral vardı, Baal adındaki babasını aşırı derecede seven.
Ve, babası ölünce, oğlu, kendini teselli etmek için, babasına benzeyen
bir heykel yaptırıp, şehrin pazar yerine diktirtti. Ve bu heykele onbeş
gez bir uzunluk birimi yaklaşanın güven içinde olacağı ve her ne olursa
olsun, onun incitilmeyeceğine dair bir emir çıkardı. Bundan böyle bütün
kötüler ve suçlular, oradan gördükleri yarar nedeniyle, heykele güller
ve çiçekler sunmaya başladılar ve kısa bir zaman sonra, sunulan bu
şeyler paraya ve yiyeceğe dönüştü. O kadar ki, onurlandırmak için ona
tanrı dediler. Adetten kanuna dönüşen şu şeye bakın, o kadar ki, Baal
putu dünyanın her tarafına yayıldı; ve Allah buna ne kadar üzüldüğünü
peygamber İşaya'ya bildirdi: «Gerçekten benim kullarım bana boşuna
tapınıyor, çünkü onlar, kulum Musa aracılığıyla kendilerine verilen
benim kanunumu hükümsüz kılıp, büyüklerinin geleneklerine
uymaktadırlar.» «Size diyorum, temiz olmayan ellerle ekmek yemek, bir
insanı kirletmez, çünkü, insanın içine giren insanı kirletmez, insanı
insandan çıkan şeyler kirletir.. Bunun üzerine, yazıcılardan biri dedi:
«Eğer ben domuz eti veya bir başka temiz olmayan et yersem, benim
vicdanımı kirletmezler mi?» İsa cevap verdi: «İtaatsizlik insanın içine
girmez, insandan, kalbinden dışarı çıkar ve bu nedenle, yasaklanmış
yemeği yerse, kirlenmiş olur.» Ardından, fakihîlerden biri dedi:
«Muallim sanki İsrail kavminin putları varmış gibi, verdin puta
tapıcılık aleyhinde konuştun ve bize haksızlık etmiş oldun.» İsa cevap
verdi: «Bugün İsrafil halkında odundan heykeller olmadığını ben de pek
ala biliyorum; fakat etten heykeller var.» Bütün yazıcılar buna kızarak
cevap verdi : «O halde, biz de puta tapıcılardan mı oluyoruz?» İsa
cevapladı: «Size diyorum ki, hükümde, «tapınacaksınız» demiyor,
«Allah'ınız Rabbı bütün ruhunuzla, bütün kalbinizle ve bütün
düşüncenizle seveceksiniz» diyor. Doğru değil mi bu?» «Doğru» dediler
hepsi birden.
33.
Sonra, İsa dedi: «Şüpheniz olmasın ki, kişinin seveceği ve uğruna her
şeyden geçeceği tek şey Allah'dır. Ve bundandır ki, zanînin hayalinde
zina, pis boğaz ve sarhoşun hayalinde kendi bedenî ve dünyaperestin
hayalinde altın ve gümüş ve bunun gibi, her bir diğer günahkârın
hayalinde kendi günah düşüncesi yatar.» Ardından, kendini davet etmiş
olan dedi: «Muallim, en büyük günah nedir?» İsa cevap verdi: «Bir evi,
en kötü şekilde harabe haline getiren nedir?» Herkes sustu ve İsa
parmağıyla temele işaret ederek, dedi: «Eğer yıkıma temel yol açarsa, bu
durumda evi yeniden yapmak gerekir; fakat her bir bölüm yıkıma yol
açarsa, o zaman onarmak imkânsızlaşır. İşte, size diyorum ki, puta
tapıcılık en büyük günahtır. Çünkü kişiyi tümüyle inançtan ve sonunda
Allah'tan yoksun hale getirir; böylece, kişide hiç bir manevî duygu
görülemez olur. Bunun dışında her günah, merhamet olunma ümidi
bırakabilir insanda ve bundan dolayı diyorum ki, puta tapıcılık en büyük
günahtır.» Herkes, İsa'nın sözlerine şaşakaldı, çünkü hiç bir şekilde
karşı çıkamayacaklar mı anlamışlardı. Sonra İsa devam etti: «Allah'ın
sözlerini ve Musa ile Yuşa' nın kanunda neler yazdıklarını hatırlayın, o
zaman, bu günahın ne kadar ağır olduğunu göreceksiniz. Allah, İsrail
kavmine şöyle demişti: «Gökte olanlardan ve göğün altında olan şeylerden
kendinize putlar yapmayacaksınız, yerin üstünde olan şeylerden ve yerin
altındakilerden de yapmayacaksınız; suyun üstünde olanlardan ve suyun
altındaki şeylerden de yapmayacaksınız. Çünkü sizin Tanrınız benim,
güçlü ve gayyûrum, bu günahın öcünü babalardan ve dördüncü batma
varıncaya kadar çocuklarından bile alırım.» Kavminiz buzağıyı yaptığı ve
ona tapındığı zaman, Yuşa ve Levi kabilesinin kılıcı çekip, Allah'tan
merhamet dilenmeyenlerden yüzyirmidörtbin kişiyi nasıl öldürdüğünü
hatırlayın. Ah, puta tapıcılar üzerine Allah'ın korkunç, ne korkunç
cezası!»
34.
Kapıda, sağ eli, kullanılamayacak biçimde büzülmüş biri dikildi. Bunun
üzerine, İsa kalbini Allah'a vererek dua etti ve ardından dedi:
«Sözlerimin doğru olduğunu öğrenmen için diyorum ki: Allah'ın adıyla, ey
adam, sakat olan elini aç ve uzat!» Adam, elini, sanki hiç sakatlık
görmemiş gibi tümüyle açtı. Sonra, Allah korkusuyla yemeye başladılar.
Ve, bir miktar yedikten sonra, İsa yine dedi: «Bakın, size söylüyorum;
bir şehri yakmak, orada kötü bir adet bırakmaktan daha iyidir. Çünkü
böyle bir şey olursa, Allah, kötülükleri yok edici, kılıcı ellerine
teslim ettiği yeryüzünün hükümdarlarına ve krallarına gazap eder.»
Ardından İsa dedi: «Bir yere çağırıldığınızda, en yüksek yerde oturmamak
aklınızda olsun ki, ev sahibinin daha büyük bir dostu geldiğinde size,
«Kalk ve aşağı otur!» deyip utandırmasın. Bunun yerine, gidip, en altta,
oturun ki, sizi davet eden gelip, «Kalk arkadaş, gel şuraya, yukarı
otur!» desin. Böyle, büyük onur kazanırsın; çünkü kendini yükselten kim
olursa olsun, alçaltılır ve kendini alçaltan da, yükseltilir. «Bakın,
size söylüyorum, şeytan başka bir günahından dolayı değil, gururu
yüzünden lanete uğradı. İşaya Peygamber de onu şu sözleriyle azarlar:
«Meleklerin güzeli olup, şafak gibi parlarken, nasıl oldu da gökten
atıldın, ey iblis? Seni yere gönderen, gururundan başkası değildir!»
«Bakın, size söylüyorum, eğer insan acınacak hallerini bilse, burada,
yerde daima ağlar ve kendisini en düşük, her şeyin gerisinde görür. İlk
insanı karısıyla birlikte, Allah’tan merhamet dilenerek, yüz yıl durup
dinlenmeden ağlatan başka bir neden yoktu. Çünkü gururları yüzünden
nereye düştüklerini gerçekten biliyorlardı.» Isa bunları deyip, Allah'a
şükretti ve o gün, gösterdiği mucizelerle birlikte, İsa'nın ne yüce
sözler söylediği Kudüs'ün her tarafında öylesine yayıldı ki, halk kutsal
adını tesbih ederek, Allah'a şükretti. Fakat O’nun büyüklerin
gelenekleri aleyhinde konuştuğunu anlayan yazıcılar ve kâhinler daha
büyük bir kinle yanip tutuştular. Ve Firavun gibi kalplerini
sertleştirdiler; bu nedenle, O'nu öldürmek için fırsat aradılarsa da
bulamadılar.
35.
Isa Kudüs'ten ayrılıp, Erden'in ötesindeki çöle gitti ve çevresinde
oturan havarileri İsa'ya dedi: «Ey muallim, bize şeytan'ın nasıl gurura
kapıldığını anlat, çünkü biz onun itaatsizliği dolayısıyla düştüğünü ve
insanı daima kötülüğe ittiğini anlamış bulunuyoruz.» İsa cevap verdi:
«Allah, bir yeryüzü kütlesi yaratıp, başka bir şey yapmadan onu yirmi
beş bin yıl bekletince, meleklerin başı ve bir hoca olan şeytan sahip
olduğu büyük anlayışla, bu yeryüzü kütlesinin Tanrısı'nın,
peygamberlikle işaretlenmiş yüz kırk dört bin insan ve ruhunu öteki her
şeyden altmış bin yıl önce yaratmış olduğu Allah'ın Elçisini yeryüzüne
getireceğini biliyordu. Bu nedenle kızıp, «Bakın, bir gün Allah bu
yeryüzüne bizim saygı göstermemizi irade edecek. Bu bakımdan, bizim ruh
olduğumuzu ve dolayısıyla böyle bir şeyin uygun olmayacağını düşünün»
diyerek melekleri kışkırttı. «Bu şekilde, pek çoğu Allah'ı bıraktı,
Bunun üzerine, bütün meleklerin toplandığı bir gün Allah dedi: «Beni
Rabb kabul eden her biriniz, hemen bu yeryüzüne saygı göstersin.»
«Allah'ı sevenler baş eğdiler, fakat şeytan, kendi düşüncesinde
olanlarla birlikte dedi: «Ey Rabb; biz ruhuz ve bu nedenle, bizim bu
çamura saygı göstermemiz adilâne hak değildir.» şeytan böyle deyince,
çirkin ve korkunç görünüşlü oldu ve ardından gidenler de çirkinleşti;
isyanlarından dolayı, Allah kendilerinden yaratırken verdiği güzelliği
çekip aldı. Bunun üzerine, kutsal melekler başlarını kaldırınca,
şeytan'ın ve takipçilerinin ne korkunç birer canavar olduklarını görüp,
korkuyla yüzlerini yere attılar. «Sonra şeytan dedi: «Ey Rabb, beni
haksız olarak çirkinleştirdin, ama ben buna razıyım, çünkü ben senin
yapacağın her şeyi hükümsüz kılmak istiyorum.» Ve, diğer şeytanlar da
dediler: «O'na Rabb deme ey İblis, çünkü Rabb sensin.» Bundan sonra
Allah, şeytan'ın peşinden gidenlere dedi: Tövbe edin ve beni Rabbiniz,
Yaratıcınız olarak tanıyın.»Cevap verdiler: «Biz Sana saygı
gösterdiğimiz için tövbe ediyoruz, çünkü sen adil değilsin; ama şeytan
adil ve suçsuzdu ve bizim Rabbimizdir. Buna karşı Allah dedi: «Ayrılan
benden ey lânetliler, artık sizin üzerinize hiç rahmetim, yok.» «Ve
ayrılırken şeytan yeryüzü kütlesine tükürdü ve bu tükürüğü melek Cebrail
bir kısım toprakla birlikte kaldırdı ve işte bundan insanın karnındaki
göbeği meydana geldi.»
36.
Havariler, meleklerin baş kaldırışına şaşıp kaldılar. Sonra Isa dedi:
«Bakın, size söylüyorum ki, ibadet etmeyen şeytan'dan daha kötüdür ve
daha büyük eziyet çekecektir. Çünkü şeytan’ın önünde kovulmadan önce hiç
bir korkma örneği yoktu ve Allah onu tövbeye çağıracak hiç bir peygamber
de göndermiş değildi; ve insan şimdi, Allah böyle dediği için, benden
sonra gelecek ve belki de benim yolunu hazırladığım Allah'ın Elçisi
dışında bütün peygamberler gelmiş bulunuyor. Ve insan, diyorum ki,
Allah'ın adaletinin sonsuz örneklerini görmüş olmasına rağmen, hiç Allah
yokmuş gibi korkusuz, keyfince yaşar. Davud Peygamber'in şu sözü ne
güzel örnek: «Aptal olan içinden 'Allah yoktur' der. Bu nedenle o sefil
ve iğrençtir, hiç bir iyiliği yoktur.» «Durmadan ibadet edin ey
havarilerim ki, kazanasınız. Çünkü, arayan bulur, kendine açana kapı
açılır ve isteyen alır. Ve ibadetinize çok konuşmaya bakmayın, çünkü
Allah, Süleyman'a, «Ey kulum, bana kalbini ver» dediği gibi, kalplere
bakar. Bakın, size söylüyorum, münafıklar, halk kendilerini görsün ve
veli sansın diye şehrin her yanında ibadet üstüne ibadet ederler;
fakat kalpleri kötülük doludur; bu nedenle de, içlerinde olan
dillerinde değildir. İbadetinizi, Allah'ın kabul etmesini istiyorsanız
(kalpten) yapmanız gerekir. Şimdi söyleyin bana: İlk önce, kime
gideceğine ve ne yapacağına karar vermiş olandan başka kim gidip, Romalı
valiyle veya Hirodes'le konuşur? Emin olun ki, hiç kimse ve eğer insan
insanla konuşmak için böyle davranırsa, Allah'la konuşmak, kendisine
verdiği her şey için şükredip, günahları için merhamet istediğinde ne
yapmalıdır? «Size söylüyorum ki, pek az kişi gerçekten ibadet eder ve bu
nedenle şeytan diğerleri üzerinde güç sahibidir. Çünkü Allah, kendisini
dudaklarıyla yüceltenleri istemez; mabette dudaklarıyla merhamet
isterken, kalplerinden adalet diye haykıranları istemez. İşaya
peygambere dediği gibi: «Beni gücendiren şu insanları benden uzaklaştır,
çünkü onlar dudaklarıyla beni yüceltir, ama kalpleri benden uzaktır.»
Bakın, diyorum ki, düşünmeden kayıtsızca ibadet etmeye kalkan Allah'la
alay eder. Şimdi, kim sırtını dönerek Hirodes'le konuşmaya gider ve onun
önünde, ölesiye nefret ettiği vali Pilatus'u övebilir? Kuşkusuz, hiç
kimse. Hiç hazırlıksız ibadet etmeye kalkanın hali de bundan hiç aşağı
değildir: Sırtını Allah'a döner ve yüzünü şeytan'a vererek, onu över de
över. Çünkü kalbinde kötülük aşkı yatar ve bundan tövbe de etmez.
«Eğer, sizi inciten biri, dudaklarıyla «bağışlayın» derken, elleriyle
size bir yumruk atarsa, onu nasıl bağışlayabilirsiniz? İşte böyle de,
dudaklarıyla «Rabb, bize merhamet et» derken, kalplerinde kötülük aşkı
taşıyanlara ve yeni yeni günahlar işlemeyi düşünenlere Allah merhamet mi
edecek?»
37.
Havariler, İsa'nın sözleri üzerine ağlayarak, ona yalvardılar: «Rab,
bize dua etmeyi öğret.» İsa cevap verdi: «Romalı vali sizi öldürmek
niyetiyle yakalarsa, ne yaparsınız düşünün de, duaya kalktığınızda aynen
böyle davranın. Ve sözleriniz şöyle olsun: «Ey Allah'ımız Rabb, kutsal
ismin yücelsin; melekûtun gelsin. İraden her zaman yerine gelsin; gökte
yerine geldiği gibi, yerde de gelsin; bize her gün için ekmek rızık ver;
bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de günahlarımızı
bize bağışla ve bizi iğvalara kapılıp azap çektirme; bizi her şerden
koru, çünkü yalnızca Sen, ebede kadar izzet, azamet ve kudret sahibi,
bizim Allah'ımızsın.»
38.
Sonra, Yuhanna cevap verdi: «Muallim, Allah'ın Musa aracılığıyla
emrettiği şekilde biz de yıkanalım.» İsa dedi: «Benim kanunu ve
peygamberleri yok etmek için geldiğimi mi sanıyorsunuz? Bakın, size
diyorum ki, Allah'ın varlığına inandığınız gibi inanın, ben bunları
yıkmak için değil, gözetmek için geldim. Çünkü her peygamber,
Allah'ın kanununu ve Allah'ın diğer peygamberler aracılığıyla söylemiş
olduğu her şeyi gözetmiştir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah vardır ve
diridir ki, en küçük bir hükmü yerine getirmeyen, kim olursa olsun,
Allah'ı razı etmek şöyle dursun, O'nun melekûtunda en küçük bir şey
olur. Çünkü orada hiç bir payı yoktur. Hattâ size söylüyorum ki,
Allah'ın kanununun tek bir hecesi, en ağır günahı göze almadan
çiğnenemez. Fakat ben, Allah'ın İşaya peygamber aracılığıyla bildirdiği
şu sözlere uymanızın gerekli olduğunu aklınıza havale ediyorum : «Yıkan
ve temiz ol, düşüncelerini benim gözlerimden uzaklaştır.» «Bakın, size
söylüyorum ki, kalbi kötülükleri seven insanı denizlerin tüm suyu
yıkamayacaktır. Ve yine size söylüyorum ki, yıkanmayan abdest kimse
ibadetiyle Allah’ı razı etmek şöyle dursun, ruhuna puta tapıcılığa
benzer günah yükleyecektir.» Bana gerçekten inanın; eğer insan Allah'a
gerektiği gibi ibadet edecek olsa, istediği her şeyi elde eder.
İbadetiyle Mısır'a gazap eden kamçı vuran Allah'ın kulu Musa’yı
hatırlayın. Kızıl Deniz'i yardı da, Firavun ve ordusu orada boğuldu. —
Güneşi durduran Yuşa'yı hatırlayın, sayısız Filistin askerini korkudan
titretmişti; gökten ateş yağdıran İlya'yı, ölü bir adamı mezarından
kaldıran Elişa'yı ve ibadet ve dua ile istedikleri her şeyi elde eden
daha başka pek çok kutsal peygamberleri hatırlayın. Fakat bunlar kendi
kişisel amaçları için değil, yalnız Allah ve Allah'ın şanı için
çalıştılar.»
39. Âdem’in Yaratılışı Ve İlk Sorusu ve
Duası
Sonra Yuhanna dedi: «Güzel konuştun ey
muallim, fakat insan gururuyla nasıl günah işledi, tam bilemiyoruz.» İsa
cevapladı: «Allah şeytan'ı kovup, melek Cebrail de şeytan'ın tükürdüğü
yeryüzü kütlesini temizleyince, Allah yaşayan her şeyi, hem uçan ve hem
yürüyen ve hem de yüzen hayvanları yarattı ve dünyayı içinde bulunan her
şeyle süsledi. Birgün şeytan cennetin kapılarına yaklaşıp, otlayan
atları gördü ve onlara, eğer yeryüzü kütlesi bir ruh olacak olursa,
kendilerine eziyet verici bir iş düşeceğini bildirdi; bu nedenle de, bu
yeryüzü parçasının hiçbir şeye yaramayacak şekilde çiğnemeleri
faydalarına olacaktı. Atlar ayaklandılar ve hemen zambaklarla güller
arasında uzanan o yeryüzü parçasını çiğnemeye giriştiler. Bunun üzerine
Allah, Cebrail'in kütle üzerinden almış olduğu şeytan'ın tükrüğünün
bulunduğu kirli yeryüzü parçasına ruh verdi ve havlayan köpekler ortaya
çıkınca korkuya kapılan atlar kaçtılar. Bundan sonra Allah, tüm kutsal
melekler «Senin kutsal adını tesbih ederiz ey Rabbimiz Allah» diye
söyleşirken, insana ruhunu verdi. «Ayağı üstüne kalkan Âdem, havada
güneş gibi parlayan bir yazı gördü: «Allah'tan başka ilâh yoktur ve
Muhammed Allah'ın Rasulû'dür.» Bunun üzerine Âdem ağzını açarak, dedi:
«Şükür sana ey Allahım Rabb, bana hayat nimeti verdin; fakat senden bana
söylemeni diliyorum: Bu, «Muhammed Allah'ın elçisidir» sözlerinin mesajı
ne anlama geliyor? Benden önce yaratılmış başka insanlar mı vardı?»
«Bundan sonra Allah dedi: «Tabii, ey kulum
Âdem. Sana diyorum ki: îlk yarattığım insan sensin. Ve senin görmüş
olduğun, yıllar sonra dünyaya gelecek, benim rasulûm olacak ve her şeyi
kendisi için yarattığım oğlundur. Geldiği zaman dünyaya ışık verecektir;
ruhu, ben herhangi bir şey yaratmadan altmışbin yıl önce semavî bir nur
içine konmuştur.»
Âdem Allah’a şöyle yalvardı: «Rabbim, bu
yazıyı el parmaklarımın tırnakları üzerinde bana bahşet.» Sonra Allah,
ilk insana başparmakları üzerinde bu yazıyı verdi. Sağ elin başparmak
tırnağı üzerinde, «Allah'tan başka ilâh yoktur*, sol elin başparmak
tırnağı üzerinde de, «Muhammed Allah'ın Rasulû'dür.» Sonra, babaca bir
sevgiyle ilk insan bu sözleri öptü ve gözlerini ovarak dedi: «Senin
dünyaya geleceğin gün mübarek olsun.» Allah insanı yalnız görünce dedi:
«Onun yalnız kalması iyi değildir.» Bu nedenle onu uyuttu ve kalbinin
yakınından bir kaburga kemiği alarak, yerini etle doldurdu. Bu kaburga
kemiğinden Havva'yı yaratıp, onu Âdem’e eş olarak verdi. Bu ikisini
Cennetin efendileri olarak yerleştirdi. Ve kendilerine şöyle dedi:
«Bakın, size yemek için her meyveyi veriyorum, yalnız elmalar ve mısır
hariç»; ve bunlarla ilgili olarak dedi: «Ne olursa olsun, bu meyvelerden
yememeye dikkat edin, yerseniz kirlenirsiniz ve öyle ki, sizi burada
tutarak azap etmem; buradan sürer çıkarının ve büyük eziyetler
çekersiniz.»
40.
Bunları öğrenen şeytan, kızgınlığından
deli oldu Ve Cennet'in kapısına yaklaştı. Orada, deve gibi ayakları ve
her yanında bir ustura gibi kesilmiş ayak tırnaklan olan korkunç bir
yılan nöbet bekliyordu. Düşman ona dedi: ««Bi zahmet et, beni Cennet'e
koyuver!» Yılan cevap verdi: «Allah bana seni çıkarmamı emretmişken, ben
nasıl seni içeri almak zahmetine katlanırım?» şeytan karşılık verdi:
«Allah'ın seni ne kadar çok sevdiğini görüyorsun ki seni insan denilen
bir okka çamurun başında nöbet tutman için Cennet'in dışına koydu. Bu
bakımdan, eğer beni Cennet'e alırsan, seni öyle korkunç yaparım ki,
herkes senden kaçar ve arzu ettiğin yerde gider kalırsın.» Sonra yılan
dedi: «Seni içeri nasıl koyacağım ben?» şeytan dedi: «Sen büyüksün;
ağzını, aç, ben karnına gireceğim ve sen Cennet'e girince, şu sıralarda
yer üzerinde yürümekte olan iki okka çamurun yanında beni bırakacaksın.»
Sonra, yılan böyle yaptı ve şeytan’ı kocası Âdem uyumakta olduğundan
Havva'nın yanında bıraktı. Şeytan, güzel bir melek gibi kadının önünde
durdu ve ona dedi: «Neden şu elmalardan ve mısırdan yemiyorsunuz?» Havva
cevap verdi: «Rabbimiz bize, bunlardan yersek kirleneceğimizi ve
kendisinin de bizi Cennet'-ten çıkaracağını söyledi.» Şeytan karşılık
verdi: «O, gerçeği söylemez. Allah'ın kötü ve kıskanç olduğunu, bu
nedenle de hiç bir dengine katlanamayıp, herkesi köle tuttuğunu
bilmelisiniz ve kendisine eşit olmayasınız diye size böyle demiştir.
Fakat sen ve yoldaşın benim tavsiyeme göre hareket ederseniz,
diğerlerinden olduğu gibi şu meyvelerden de yiyecek ve başkalarına tabî
olarak kalmayıp, Allah gibi iyi ve kötüyü bilecek ve istediğinizi
yapacaksınız. Çünkü Allah’a denk olacaksınız.» Sonra, Havva o
meyvelerden alıp yedi ve kocası uyandığında, şeytan'ın tüm dediklerini
ona anlattı ve o da karısının sunduğu meyveleri alıp yedi. Bunun
üzerine, yenilenler aşağı doğru inerken Allah'ın sözlerini hatırladı; bu
sebepten, yemeği durdurmak isteğiyle elini, her insanın işareti bulunan
boğazına götürdü.»
41.
Sonra, her ikisi de çıplak olduklarını
anladılar; dolayısıyla utanıp, incir yaprakları alarak gizli yerleri
için bir elbise yaptılar. Öğle vakti geçince, bak ki, Allah kendilerine
göründü ve Adem'e seslenip dedi: Adem, neredesin?»O cevap verdi:
«Rabbim, huzurundan kendimi gizliyorum, çünkü,, ben ve karım çıplağız.
Bu nedenle de, senin huzurunda bulunmaktan utanıyoruz.» Sonra Allah
dedi: «Yediğiniz takdirde kirleneceğiniz ve cennette daha fazla
kalamayacağınız meyveyi yemedikçe, sizi kim masumluğunuzdan soyup
çıkarmıştır ki?» Âdem cevap verdi: «Ey Rabbim, bana vermiş olduğun eş
(zevce) yemem için yalvardı, ben de ondan yedim.» Sonra Allah kadına
dedi: «Neden dolayı böyle bir yemeği kocana verdin?» Havva cevap verdi:
«şeytan beni aldattı ve ben de yedim.» «Ama bu mel'un nasıl girdi
buraya?» dedi Allah. Havva cevap verdi: «Kuzey kapıda duran bir yılan
onu benim yanıma getirdi.» Sonra Allah Âdem’e dedi: «Mademki sen karının
sözünü dinledin ve meyveyi yedin, yeryüzü senin işlerinle lanetlensin,
belâ bulsun; senin için iğnelikler ve dikenler bitirecektir o ve yüzünün
teriyle ekmek yiyeceksin. Ve toprak olduğunu hatırla ve yine toprağa
döneceksin.» Ve Havva'ya da şöyle konuştu: «Ve şeytan'a kulak asıp,
kocana yemeği veren sen, seni köle tutacak olan erkeğin egemenliği
altında yaşayacak ve doğum çekip, çocuklar dünyaya getireceksin.» Ve
yılanı da çağıran Allah, Allah'ın kılıcını tutan melek Mikâil'e seslenip
dedi: «Önce Cennet'ten bu kötü yılanı çıkar ve dışarıda bacaklarını kes
ki yürümek isterse, yerde vücudunu sürüsün.» Ardından Allah, gülerek
gelen şeytan'a seslendi ve ona dedi: «Madem sen melun, bunları aldattın
ve kendilerini kirlettin, öyle ise ben de diliyorum ki, onların ve bana
gerçekten tövbe edip kulluk yapacak çocuklarının tüm kirlilikleri
bedenlerinden çıktıkta senin ağzından girsin ve böylece sen
kirliliklerle doyasın.» şeytan sonra korkunç bir şekilde kükredi ve dedi
: «Madem sen benim daha da kötü olmamı dilersin, ben de o zaman, elimden
geleni arkama koymayacağım.» Sonra Allah dedi: «Defol melun, benim
huzurumdan!» Sonra şeytan gitti; bunun üzerine Allah ağlamakta olan
Âdem’le Havva'ya dedi: «Siz de Cennet'ten çıkın ve cezanızı çekin ve
ümidiniz de yok olmasın, çünkü ben, soyun şeytan'ın egemenliğini insan
cinsinin üzerinden kaldıracak şekilde oğlunu göndereceğim. Çünkü o
gelecek olan, kendisine her şeyi vereceğim benim elçimdir.» Allah
gizlendi ve Melek Mikâil onlan Cennet'ten çıkardı. Bunun üzerine Âdem,
çevresine bakınarak kapının üstünde yazılı olan «Allah'tan başka ilâh
yoktur ve Muhammed Allah'ın elçisidir» sözünü gördü. Bu nedenle,
ağlayarak dedi: «Allah'ı razı edici olsun ki ey oğlum, çabucak gelesin
ve bizi perişanlıktan kurtarasın.»
42.
Sonra bu konuşmanın ardından havariler
ağladılar ve Isa da ağlıyordu. O sırada onu bulmaya gelen pek çok kişi
gördüler; kâhinler onu konuşurken yakalamak için aralarında müşavere
yapmış ve bu nedenle de, Levililerle yazıcıların bazılarını ona, «sen
kimsin?» diye sormaya göndermişlerdi. İsa itirafta bulunup, gerçeği
söyledi: «Ben mesih değilim.» Dediler: «İlya mısın? Yeremya mısın,
yoksa eski peygamberlerden biri misin?» Isa cevap verdi: «Hayır.» Sonra
dediler: «Kimsin sen? Bizi yollayanlara doğru şahitlikte bulunabilmemiz
için bize söyle.» Sonra Isa dedi: «Ben bütün Yahudiye'de haykıran ve
İşaya'da da yazılı olduğu gibi, «Rabbin Elçisi için yol açın» diye
haykıran sesim.» Dediler: «Eğer sen Mesih veya İlya veyahut da herhangi
bir peygamber değilsen, neden yeni akide vazeder ve kendini Mesih'ten
daha çok saydırırsın?» İsa cevap verdi: «Allah'ın benim elimde meydana
getirdiği mucizeler, benim Allah'ın dilediği şeyleri konuştuğumu
gösteriyor, ben, hiç bir zaman, sözünü ettiğiniz kişiden kendimi daha
çok saydırmıyorum da Çünkü ben, sizin «Mesih» dediğiniz, benden önce
yaratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı dini son bulmasın diye
gerçeğin sözlerini getirecek olan Allah'ın Elçisi'nin ayakkabılarının
iplerini veya çoraplarının bağlarını çözecek değerde değilim.» Levililer
şaşkınlık içinde ayrılıp gittiler ve ileri gelen kâhinlere her şeyi
anlattılar da, bunlar dediler: «Onun sırtında her şeyi kendine anlatan
cini var» Sonra İsa havarilere dedi: «Bakın, size diyorum, reisler ve
halkımızın büyükleri bana karşı fırsat kolluyorlar.» Sonra Petrus dedi:
«Öyleyse, bir daha Kudüs'e gitmeyin.» Bunun üzerine İsa ona dedi: «Sen
budalasın ve ne söylediğini bilmiyorsun. Pek çok eziyetler çekmem gerek,
çünkü bütün peygamberler ve Allah'ın kutsal kullar'ı çekmişlerdir. Ama
korkmayın, bizimle birlikte olanlar da vardır, bize karşı olanlar da.»
Ve İsa böyle deyip ayrılarak Tabur dağına gitti ve oraya yanında Petrus,
Yakub ve kardeşi Yuhanna'yla bunu yazan da çıktı. Bunun üzerine üstünde
büyük bir nur parladı, elbiseleri beyaz kar gibi oldu ve yüce güneş gibi
ışıldadı ve bir de ne görelim! Oraya cinsimiz ve kutsal şehir üzerine
gelmesi gereken tüm şeylerle ilgili olarak İsa ile konuşan Musa ve llya
gelmesinler mi? Petrus şöyle konuştu: «Rab, burada bulunmakla iyi ettik.
Bu bakımdan, eğer dilerseniz, burada biri sizin için, biri Musa ve
diğeri de İlya için üç çardak kuralım. Ve o konuşurken, beyaz bir buîut
üzerlerini örttü ve «Kendinden çok hoşnut olduğum kuluma bakın; onu
dinleyin» diyen bir ses duydular. Havariler korkuya kapılarak, ölü gibi
yüz üstü yere düştüler. İsa geldi ve havarilerini kaldırıp dedi:
«Korkmayın, çünkü Allah sizi seviyor ve benim sözlerime inanmanız için
böyle yapmıştır.»
43. "Allah Herşeyden Önce Hz. Muhammedin
Ruhunu Yarattı"
İsa, aşağıda kendisini bekleyen sekiz
havarisinin yanlarına vardı ve dört tanesi bu sekiz taneye bütün
gördüklerini anlattılar; o gün hepsinin kalbinden İsa ile ilgili tüm
kuşkular silindi, yalnız hiç bir şeye inanmayan Yehuda îskariyot hariç.
İsa, dağın eteğinde bir yere oturdu ve ekmekleri olmadığından, hepsi dağ
meyveleri yediler. Sonra Andreas dedi: «Bize Mesih hakkında çok şeyler
söylediniz, bu nedenle, lütfen bize her şeyi açıkça anlatın.» Ve aynı
şekilde diğer havariler de kendisine rica ettiler. Bunun üzerine İsa
dedi: «Çalışan herkes, tatmin olacağı bir gaye için çakşır. Bu bakımdan
size söylüyorum ki, Allah, kendinde hiç bir noksanlık olmadığı için
tatmin olma ihtiyacı duymaz. Zaten O'nun kendinde kemal vardır. Ve işte,
çalışmak dileğiyle O, her şeyden önce, yaratıklar Allah'ta rıza ve
doygunluk bulsunlar diye, kendisi için tüm kâinatı yaratmaya karar
verdiği Elçisi'nin ruhunu yarattı ki, kulları olarak tayin ettiği tüm
yaratıklarından elçisi haz ve sevinç duysun. Ve bu nedenle işte her şey
bilip gördüğünüz gibi oldu. Ama O neden böyle olmasını diledi? «Bakın,
size diyorum ki; her peygamber geldiği zaman, yalnızca bir kavme
Allah'ın rahmetinin işaretini götürmüştür. Ve sözleri de gönderildikleri
insanların ötesine uzanmamıştır. Fakat Allah’ın Elçisi geleceği
zaman, Allah O'na kudret ve rahmetinin sonuymuş gibi verecek, o kadar
ki, akidesini alacak olan tüm dünya kavimlerine rahmet ve selâmet
götürecektir. Dinsizler üzerine güçle gidecek ve puta tapıcılığı ezecek,
o kadar ki, şeytan'ı kahredecektir; çünkü Allah İbrahim'e böyle va'd
etmiştir: «Dikkat et, senin soyunla yeryüzünün tüm kabilelerini
kutsayacağım. Ve sen, Ey İbrahim, nasıl putları parça parça etmişsen,
senin soyun da böyle yapacaktır.» Sonra şöyle soruldu: «Ey muallim, bu
va'd kime verilmiştir, söyle bize; çünkü Yahudiler «îshak'a» diyorlar,
îsmaililer ise, «İsmail'e.» İsa cevap verdi: «Davud kimin oğluydu ve
hangi soydandı?» Cevap verildi: «îshak'ın; çünkü îshak Yakub'un
babasıydı, Yakub da soyu Davud'a varan Yahuda'nın babasıydı.» Sonra İsa
dedi: «Öyleyse, Allah'ın elçisi geleceği zaman, hangi soydan olacaktır?»
Havariler cevap yerdiler: «Davud'un soyundan.» Bunun üzerine Isa dedi:
«Siz kendinizi aldatıyorsunuz; çünkü Davud, şöyle söyleyerek, ona
ruhundan rab (efendi) der: Allah rabbına, «Ben düşmanlarına senin ayak
taburen yapıncaya kadar sağ yanımda otur» dedi. Allah düşmanlarının
ortasında rablık kazanacak olan asanı gönderecektir. «Eğer, sizin Mesih
dediğiniz Allah 'in Elçisi Davud'un oğlu ise, Davud O'na nasıl «rab»
der? Bana inanın, size söylüyorum ki, va'd İsmail'e yapılmıştır, İshak'a
değil.»
44. "Allahın Elçisi Muhammed Yaratılan
Hemen Her Şeye Mutluluk Getirecek Bir Nurdur"
Bunun üzerine havariler dediler: «Ey
muallim, Musa'nın kitabında böyle, yani va'dın îshak'a yapılmış olduğu
yazılıdır.» İsa, ah ederek cevap verdi: «Öyledir, ama onu Musa yazmadı,
Yuşa da yazmadı onu Allah'tan korkmayan hahamlarınız yazdı. Bakın, size
söylüyorum ki; melek Cebrail'in sözlerine baktığınızda yazıcılarınızın
ve fakihlerinizin melanetini anlayacaksınız. Çünkü Cebrail demiştir ki:
«İbrahim, tüm dünya Allah'ın seni ne kadar sevdiğini biliyor; fakat
senin Allah'a olan sevgini dünya nasıl bilecek? Mutlaka Allah sevgisi
için bir şey yapman gerekiyor.» İbrahim cevap verdi: «Bak, Allah'ın kulu
Allah'ın dileyeceği her şeyi yapmaya hazırdır.» «Sonra Allah İbrahim'e
şöyle seslendi: «Oğlunu, ilk doğan çocuğun İsmail'i al ve dağa çıkıp onu
kurban et.» Eğer, İshak doğduğu zaman İsmail yedi yaşında idiyse, o
zaman İshak nasıl ilk doğan çocuk olmuş olur?»Ardından havariler
dediler: «Bizim fakihlerimizin aldattığı ortada; bu bakımdan bize
gerçeği anlat, çünkü biz senin Allah tarafından gönderildiğini
biliyoruz.» İsa cevap verdi: «Bakın, size söylüyorum ki, şeytan Allah'ın
kanunlarını hükümsüz kılmak için çalışır durur ve bu nedenle, yoldaşları
olan sahte imanlı münafıklar ve yaşantıları şehvet peşinde geçen
günahkârlarla birlikte, bugün hemen hemen her şeyi kirletmiş
bulunmaktadır ki, pek az gerçeğe rastlanılmaktadır. Yazıklar olsun
münafıklara, çünkü bu dünyanın övgüleri, cehennemde onlar için azaba ve
hakarete dönüşecektir. «Bu nedenle size diyorum ki, Allah'ın elçisi,
Allah'ın yarattığı hemen her şeye mutluluk getirecek olan bir nurdur;
çünkü o, anlayış ve müşavere ruhuyla, hikmet ve kudret ruhuyla, korku
ve sevgi ruhuyla, akıl ve itidal ruhuyla donatılmıştır; rahmet ve
merhamet ruhuyla, adalet ve takva ruhuyla, yumuşaklık ve sabır ruhuyla
donatılmıştır ki, bunlan o Allah'tan, bütün diğer yaratıklarına
verdiğinden üç kat daha fazla almıştır. Ey, O'nun dünyaya geleceği kutlu
zaman! İnanın bana, O'nun ruhunu görenlere Allah peygamberlik
verdiğinden, her peygamber gibi ben de O'nu gördüm ve O'na saygı
gösterdim. O'nu görünce, ruhum teselli ile doldu ve dedim: «Ey
Muhammed, Allah seninle olsun ve beni ayakkabının bağlarını çözecek
değerde kılsın. Buna ermekle ben de büyük bir peygamber ve Allah'ın
kutsal bir (kul)'u olacağım.» Ve İsa böyle deyip, Allah'a şükretti.
45.
Sonra, melek Cebrail; İsa'ya geldi ve
O'na, bizim sesini duyabileceğimiz bir şekilde seslendi: «Kalk ve
Kudüs'e git!» İsa, bu emre uyarak çıktı ve Kudüs'e gitti. Yedinci gün
mabede girerek, halka öğretmeye başladı. Bunun üzerine insanlar akın
akın mabede geldiler. İçlerinde bulunan başkâhin ve kâhinler İsa'ya
yaklaşarak, dediler: «Ey muallim, hakkımızda kötü şeyler diyormuşsun;
bu bakımdan dikkat et de, başına bir kötülük gelmesin.» İsa cevap verdi:
«Dikkat edin, size diyorum, ben münafıklar hakkında kötü konuşuyorum;
eh, siz de münafıksanız, sizin aleyhinizde de konuşurum.»
Cevap verdiler: «Kim bir münafıktır? Bize
açıkça anlat.» İsa dedi: «Bakın, size diyorum ki, insanlar kendini
görsün diye iyi bir şey yapan kişi münafıktır. Öyle ki» yaptığı iş
insanların göremediği kalbe işlemez, orada ancak her türlü kötü düşünce
ve her türlü kirli şehvet kalır. Şimdi bildiniz mi münafığın kim
olduğunu? Diliyle Allah'a kulluk ederken, kalbiyle insanlara kulluk eden
kişi münafıktır. Ey zavallı adam! Ölünce, bütün kazandıklarını
yitirecek. Bu konuda Davud peygamber der: «Reislere güven bağlamayın.
Kendileri için kurtuluş olmayan insanoğullarına da güven bağlamayın.
Çünkü ölürken düşündükleri yok olur. Heyhat, ölmeden önce kendilerini
mükâfattan yoksun bulurlar, çünkü Allah'ın peygamberi Eyyub'-un dediği
gibi: «İnsan gelici geçicidir, hiç bir zaman bir kalışta kalmaz.» Öyle
ki, bugün seni övse, yarın kötüler, bugün seni ödüllendirmek istese,
yarın malını elinden almak ister. Yazıklar olsun öyleyse münafıklara,
çünkü onların kazandığı boşunadır. Huzurunda durduğum Allah vardır ve
hayattadır ki, münafık soyguncudur ve saygısızdır, sahtekârdır, o kadar
ki, iyi görünmek için kanundan yararlanır ve hamd, sena ve şan ebediyen
yalnızca kendine ait olan Allah'ın şanını çalar. «Size daha da
söylüyorum ki, münafığın inancı yoktur, öyle ki, eğer Allah'ın her şeyi
gördüğüne ve kötülüğü korkunç bir hükümle cezalandıracağına inanmış
olsa, inanmadığı için kötülüklerle doldurduğu kalbini arıtır. Bakın,
size diyorum ki, münafık, dıştan beyaz görünen, fakat içi çürük, küf ve
solucanlarla dolu bir mezardır. Size gelince ey kâhinler, Allah sizi
yarattığı ve sizden istediği için Allah'a kulluğunu yerine
getiriyorsanız, size lâfım yok. Çünkü siz Allah'ın kullarısınız; fakat
her şeyi kazanç için yapıyor ve Allah'ın mabedinin soyguncular
mağarasına çevirdiğiniz bir ticaret değil, ibadet evi olduğuna bakmadan
pazarda olduğu gibi mabette de alış verişte bulunuyorsanız. Her şeyi
insanları memnun etmek için yapıyor ve Allah'ı aklınızdan
çıkarıyorsanız, o zaman size haykırarak diyorum ki, siz Allah aşkı için
babasının evini terk eden ve kendi oğlunu kesmek isteyen İbrahim'in
değil, şeytan'ın çocuklarısınız. Eğer böyleyseniz, yazıklar olsun size
ey kâhinler ve fakihler, çünkü Allah kâhinliği sizden alacaktır»
46.
Isa konuşmasını şöyle sürdürdü: « Önünüze
bir mesel koyuyorum. Bir aile reisi bir bağ dikmiş ve hayvanlar
tarafından çiğnenip ezilmesin diye etrafını çevirmişti. Ve, orta yere de
şarap çıkarmak için mengene koymuştu ve buradan çiftçilere şarap
verecekti. Gel zaman, şarabın biriktirilme vakti gelince hizmetçilerini
yolladı. Bunları gören çiftçiler bazılarını taşladı, bazılarını yaktı ve
diğerlerini de bıçakla delik deşik ettiler. Ve bunu defalarca yaptılar.
Söyleyin bana, bağın sahibi çiftçilere ne yapsın şimdi?» Herkes cevap
verdi: «En kötü biçimde hepsini yok eder ve bağını başka çiftçilere
verir.» Bunun üzerine İsa dedi: «Bağın İsrail ailesi ve çiftçilerin ise
Yahudiye ve Kudüs halkı olduğunu bilmez misiniz? Yazıklar olsun size,
Allah sîze gazap etmektedir, Allah'ın bu kadar peygamberinin karnını
yardınız; öyle ki, Ahab zamanında Allah'ın kutsal kullarını gömecek tek
bir kişi bulunamıyordu !» Ve, Isa böyle deyince, kâhinler onu yakalamak
istedilerse de, kendisini yücelten halktan korktular. Sonra Isa,
doğuştan başı öne doğru eğik bir kadın görüp, dedi: «Allah'ın adıyla
başını kaldır ey kadın ki şunlar, benim doğruyu söylediğimi ve benim
O'nun dilediği şeyleri bildirdiğimi anlayabilsinler.» Sonra kadın
Allah'ı ta'zim ederek, başını tümüyle kaldırdı. Başkâhin bağırdı: -Bu
adam Allah'ın göndermesi değildir, bakın, Sebt'i tanımıyor, çünkü sakat
bir kişiyi iyileştiriyor bugün.» İsa cevap verdi: «Şimdi söyleyin bana,
yedinci Sebt günde konuşmak ve başkalarının kurtulması için dua etmek
meşru değil midir? Sebt günü eşeği ve öküzü bir hendeğe kaçtığında, onu
Sebt günü kaçtığı yerden çekip çıkarmayacak kim vardır içinizde? Emînim
ki, hiç kimse. Ve ben, bir İsrail kızına sıhhat kazandırmakla yedinci
günü bozmuş mu oluyorum? Evet, işte, burada münafıklığınız kesinkes
ortaya çıkıveriyor! Ah, kendi üzerinde başını kesmek için bir pala durup
dururken, başkasının gözüne bir saman çöpü gelip de çarpacak diye korkan
nice kişi vardır bugün. Ah, bir karıncadan korkarken bir fili
önemsemeyen nice nice insan vardır!» Ve İsa bunları söyleyip mabetten
çıktı. Fakat ele geçirip, babalarının Allah'ın kutsal kullarına yaptığı
gibi, ona istediklerini yapamayan kâhinler kendi aralarında öfkeden
kuduruyorlardı.
47.
İsa, peygamberlik görevinin ikinci yılında
Kudüs'ten çıkıp Nain'e gitti. Şehrin kapısına yaklaştığı sırada, ahali,
herkesin ölümüne ağladığı dul bir annenin tek oğlunu mezara götürüyordu.
Bu sırada İsa şehre gelmiş bulunuyordu. Ve halk, Galileli bir peygamber
olan İsa'nın geldiğini anlayıp, ölüyü bir peygamber olduğundan
kaldırabilir diyerek, kendisine yalvarmaya koyuldular. Isa çok korktu ve
Allah'a yönelerek dedi: «Beni bu dünyadan al ey Rabbim, çünkü dünya
delirmiş, nerdeyse bana tanrı diyecekler!» Ve İsa böyle deyip ağladı.
Sonra melek Cebrail gelip dedi: «Ey İsa, korkma, çünkü Allah sana her
sakat ve noksanlık üzerine güç vermiştir, o kadar ki, senin Allah adıyla
bahşedeceğin her şey tümüyle yerine gelecektir». Bunun üzerine İsa iç
çekip, dedi: «Sen ne dilersen olur, Rabb Allah kadir ve rahimdir.» Böyle
deyip ölünün annesine yaklaştı ve ona acıyarak dedi: «Kadın, ağlama.» Ve
ölünün elini tutarak, dedi: «Sana diyorum genç, Allah'ın adıyla iyileşip
kalk!». Sonra, çocuk yeniden canlandı ve bunun üzerine herkes korkuya
kapılıp, dediler: «Allah içimizden büyük bir peygamber seçip çıkardı ve
halkını ziyaret etti.»
48.
Bu sırada Roma ordusu Yahudiye'de olup,
memleketimiz atalarımızın günahları yüzünden onlara bağlıydı. Şimdi,
Romalıların âdetiydi ki, halka yararlı yeni bir şey yapan tanrıya
seslenip ibadet ederlerdi. Ve Nain'de bulunan bu askerlerin bazıları da
bir ötekini, bir berikini paylıyor ve «Tanrılarınızdan biri sizi ziyaret
etti ve siz buna hiç önem vermediniz. Eğer, bizim tanrılarımızdan biri
bizi ziyaret edecek olsa, biz ona elimizde olan her şeyimizi veririz.
Bizim tanrılarımızdan ne kadar korktuğumuzu görüyorsunuz. Onların
heykellerine suretlerine sahip olduğumuz şeylerin en iyisini veriyoruz.»
diyorlardı. Nain halkı arasında en ufak bir fesat çıkaramayan şeytan, bu
tür konuşmaları teşvik ediyordu. Ama İsa Nain'de hiç oyalanmayıp,
Kefernahum'a döndü. Nain'de anlaşmazlıklar öyle bir kerteye gelmişti ki
bazıları, «Bizi ziyaret eden Allah'ımız» derken, bazıları «Allah
görünmez, öyle ki, O'nu kimse görmemiştir, kulu Musa bile; o halde o
Allah değil, ama O'nun oğludur» diyordu. Bir diğerleri de, «O Allah
değil, Allah'ın oğlu da değildir, çünkü Allah'ın baba olacak bedeni de
yoktur ayrıca; O, sadece Allah'ın bir peygamberidir.» diyordu. Ve, böyle
kışkırtmalarda bulunuyordu İsa'nın peygamberliğinin üçüncü yılında
şeytan; öyle ki, bu kışkırtmalardan halkımızın başına büyük bir yıkım
gelecekti. İsa Kefernahum'a gitti; burada ahali, kendisinin geldiğini
öğrenince tüm hastalarını toplayıp, İsa'nın havarileriyle birlikte
kaldığı evin sundurmasının önüne koydu. Ve İsa'yı dışarı çağırıp,
hastalara sıhhat için ricada bulundular. Sonra, İsa ellerini her birinin
üzerine koyup, dedi: «Kutsal adınla İsrail'in Rabbı, bu hastaya sıhhat
ver.» Böyle böyle hepsi iyileşti. Sebt gün İsa havraya girdi ve tüm halk
konuştuğunu duymak üzere buraya koşuştu.
49.
Yazıcı o gün Davud'un mezmurunu okudu,
şöyle diyordu Davud orada: «Bir zaman bulduğumda dosdoğru hükmedeceğim.»
Ardından, peygamberleri okuduktan sonra İsa kalktı ve elleriyle sus
işareti yapıp, ağzını açarak şöyle konuştu: «Kardeşler, babamız
Davud'un, bir zaman bulduğunda dosdoğru hükmedeceğini söyleyen sözlerini
duydunuz. Size gerçekten diyorum ki, pek çok hâkim hükmünde, kendileri
için uygun düşmeyen hüküm vermek ve kendileri için uygun düşene de
zamanından önce hükmetmekten başka bir nedenle yanılgıya düşmez. Bu
bakımdan, babalarımızın Allah'ı peygamberi Davud aracılığıyla bize
şöyle7 bağırır: «Adaletle hükmedin ey insanoğullan.» Bundan dolayı,
cadde köşelerinde oturup da, gelen geçen için, «Şu güzeldir, şu
çirkindir, şu iyidir, bu kötüdür» demekten başka bir şey yapmayanlar
zavallılardır. Yazıklar olsun onlara, çünkü onlar, «Ben şahidim ve
hâkimim ve şanımı kimseye vermem» diyen Allah'ın elinden hükmünün
asasını kapıp alırlar. Bakın, size söylüyorum ki, bunlar görmedikleri ve
gerçekten duymadıkları şeylere şahitlik ederler ve kendilerine yetki
verilmeden hükümde bulunurlar. Bu nedenle, yerde olanlar Allah'ın gözüne
iğrençtirler ve Allah son günde kendileri için korkunç hükmünü
verecektir. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun hayır ve şerden söz
edip, hayrın yazarı olan Allah'a suç isnad ederek, şerre hayr diyenlere
ve tüm şerlerin kaynağı olan şeytan'ı haklı çıkaranlara! Ne ceza
göreceğinizi düşünün ve kötüyü para için haklı çıkaran ve yetimlerle
dulların davasına bakmayanlar üzerine gelecek olan Allah'ın hükmüne
düşmek ne korkunçtur, düşünün! Size diyorum, size, öyle korkunç
olacaktır ki bu,-tüm şeytanlar bu hüküm karşısında titreyecektir. Ey
sen, hüküm makamında oturan insan, hiç bir şeye bakma, ne yakına, ne
dosta, ne şerefe, ne kazanca sadece, Allah korkusuyla, en büyük dikkatle
araştıracağın gerçeğe bak, çünkü Allah'ın hükmünde seni kurtaracak olan
budur. Ben seni uyarıyorum ki, merhametsiz hükmedene, yine merhametsizce
hükmedilecektir.»
50.
«Söyle bana ey başkasını yargılayan adam,
bütün insanların menşeinin aynı çamurdan olduğunu bilmez misin? Yalnızca
Allah'tan başka hiç bir şeyin iyi olmadığını bilmez misin? Bu bakımdan,
her insan, bir yalancı ve bir günahkârdır. înan bana ey adam, eğer sen
bir hatadan dolayı başkalarını yargılıyorsan, kendi kalbinin de aynı
nedenle yargılanması gerekir. Ah, ne tehlikeli bir şeydir yargılamak,
ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış yargılarından dolayı. Şeytan,
insanın kendinden daha değersiz olduğuna hükmetti de, yaratanı Allah'a
karşı isyan etti ve kendisiyle konuşurken öğrendiğim gibi, bu
davranışından dolayı da tövbekâr olmadı, ilk annebabamız şeytan'ın
sözüne iyi hükmü verdiler ve bu nedenle Cennet'ten atılarak, tüm
nesillerini de mahkûm ettiler. Bakın, size söylüyorum, huzurunda
durduğum Allah sağ ve diridir ki, yanlış hüküm tüm günahların babasıdır.
Öyle ki, kimse iradesi dışında günah işlemez ve kimse de bilmediği şeyi
dilemez. Bu nedenle, günaha değerli ve sevaba değersiz hüjanü veren ve
böylece sevabı reddedip günahı seçen hüküm sahibi günahkârlara yazıklar
olsun! Emin olun ki, Allah'ın dünyayı yargılama zamanı geldiğinde
katlanılmaz bir cezayı çekecektir o. Ah, kaç kişi helak olmuştur yanlış
hüküm nedeniyle va kaç kişi daha helak olacaktır aynı sebepten! Firavun,
Musa ve İsrail kavmine dinsizler hükmünü verdi; Saul Davud'un ölüme
lâyık olduğuna hükmetti; Ahab İlya'-yı yargıladı, Buhtunnasır ise
yalancı tanrılarına tapınmayan üç çocuğu yargıladı. İki büyükler Susanna'-yı
yargıladılar ve bütün puta tapıcı reisler peygamberleri yargıladılar.
Ah, Allah'ın azametli hükmü! Yargılayan helak olur, yargılanan kurtulur.
Ve ey insan, aceleyle değilse, neden suçsuz aleyhinde hükmederler?
İyilerin yanlış hüküm vermeleri nedeniyle nasıl helake yaklaştıklarını,
kendini Mısırlılara satan Yusuf'un kardeşleri ve kardeşlerini yargılayan
Harun ve Musa'nın kız kardeşi Miriyam gösteriyor. Eyüb'ün üç arkadaşı,
suçsuz arkadaşları Eyub'u yargıladılar. Davud Mefibeset ve Uriyah'ı
yargıladı. Sirus Danyal'ın arslanlara et olmasını hükmetti ve daha pek
çokları aynı sebepten helak olmaya yaklaştılar. Bu nedenle size diyorum,
yargılamayın ki, yargılanmayasınız.» Ve sonra, İsa bu konuşmasını
bitirince, pek çokları hemen tövbeye gelip, günahlarına ağladılar ve
onunla gelmek için her şeylerinden seve seve vaz geçeceklerdi. Fakat İsa
dedi: «Evlerinizde kalın ve günahı bırakıp, korkarak Allah'a kulluk
edin; böylece kurtulursunuz; çünkü ben kendime hizmet edilsin diye
değil, aksine, hizmet etmek için geldim.» Ve İsa bunu deyip, havradan ve
şehirden çıkarak, ibadet etmek için çöle çekildi, çünkü o yalnızlığı ve
tenhayı çok seviyordu.
51.
Rabb'e ibadet ettiğinde havarileri gelip
dediler: «Ey muallim, bilmek istediğimiz iki şey var: Biri, tövbekâr
değildir dediğiniz şeytan'la nasıl konuştuğunuz; diğeri de, Hüküm Günü*nde
Allah hükmetmek için nasıl gelecektir?» İsa cevap verdi: «Bakın,
söylüyorum size, düştüğünü bildiğimden şeytan'a karşı merhametim vardı
ve günaha ittiği insan cinsine karşı da merhametim vardı. Bu nedenle,
Allah'ımız için namaz kılıp oruç tuttum ve O bana meleği Cebrail
aracılığıyla dedi, «Ne ararsın ey Isa, istediğin nedir?» Cevap verdim:
«Rabbim/şeytan'ın ne serlere neden olduğunu ve onun iğvalanyla pek
çoklarının helâka sürüklendiğini bilirsin; o, Sen'in yarattığın bir
yaratığındır Rabbim, bu nedenle Rabbim O'na merhamet et.» Allah cevap
verdi: «İsa, bak O'nu bağışlayacağım. Yalnızca O'na, «Rabbim Allah, ben
günah işledim, bana merhamet et» dedirt, o zaman O'nu bağışlayacak ve
ilk durumuna iade edeceğim.» «Bu barışı çoktan gerçekleştirdiğime
inanarak, çok sevindim» dedi İsa. «Bu nedenle şeytan'ı çağırdım ve gelip
dedi: Senin için ne yapmam gerek ey İsa?»Cevap verdim: «Kendin için
yapacaksın, ey şeytan, çünkü senin hizmetlerini sevmiyorum, ama seni
iyiliğin için çağırdım.» şeytan cevapladı: «Sen benim hizmetlerimi
arzulamıyorsan, ben de seninkileri arzulamıyorum; çünkü ben senden daha
soyluyum,» bu bakımdan, sen bana hizmet edecek değerde değilsin sen
çamursun, hâlbuki ben ruhum.» «Bunu bırakalım» dedim «ve söyle bana,
ilk güzelliğine ve ilk durumuna dönmen iyi olmaz mı? Melek Mikâil'in
Hüküm Günü'nde sana Allah'ın kılıcıyla yüz bin defa vurması gerektiğini,
vuracağını ve her vuruşun sana on cehennem azabı vereceğini bilmelisin.»
şeytan cevapladı: «O gün kimin daha çok şey yapabileceğini göreceğiz;
ben kesinlikle yanıma pek çok melek ye Allah'ı ta'ciz edecek en güçlü
puta tapıcıları alacağım ve O, pis bir çamur parçası uğruna beni sürgün
etmekle ne büyük bir hata işlemiş olduğunu bilecektir.» Sonra dedim: «Ey
şeytan, sen zihnen sakatsın ve ne dediğini bilmiyorsun.» Sonra, şeytan
alay eder biçimde başını sallayarak dedi: «Gel şimdi, benimle Allah
arasında bu barışı yapalım; sen madem zihnen sağlamsın, ne yapılması
gerekiyor söyle ey İsa.» Cevap verdim: «Yalnızca iki sözün söylenmesi
gerekli.» Şeytan cevapladı: «Hangi sözlerin?» Cevap verdim: «Şunlar:
Günah işledim; bana merhamet et.» Sonra şeytan dedi: «Eğer Allah bu
sözleri bana söyleyecek olursa, ben şimdi bu banşı seve seve yapacağım.»
«Şimdi defol buradan» dedim, «Ey mel'un, sen bütün zulüm ve günahların
habis yazarısın, fakat Allah, adil ve günahsızdır.» şeytan çığlık atarak
ayrıldı ve dedi: «Öyle değil ey İsa, ama sen Allah'ı memnun etmek için
yalan söylüyorsun.» «Şimdi zihninizde tartın bakalım» dedi İsa
havarilerine, «o nasıl merhamet görecek?» Cevap verdiler: «Asla, Rab,
çünkü o tövbekâr değildir. Şimdi de bize Allah'ın hükmünden söz edin.»
52. Kıyametin Kopuşu
«Allah'ın Hüküm Günü öylesine korkunç
olacaktır ki, bakın size söylüyorum, günahkârlar, Allah'ın kendilerine
kızgın kızgın konuşmasını, duymaktansa, hemen on cehennemi
seçeceklerdir. Onlara karşı bütün yaratıklar şahitlik edecektir. Bakın,
size diyorum ki, yalnızca günahkârlar korkmakla kalmayacak, Allah'ın
seçilmiş kulları ve veliler korkacak, öyle ki, İbrahim takvasına
güvenmeyecek, Eyüp günahsızlığına itimat etmeyecek. Ve, ne diyorum?
Allah'ın Elçisi bile korkacak, şu sebepten ki, Allah, ululuğunu
bildirmek için, Allah'ın kendisine her şeyi nasıl vermiş olduğunu
hatırlamasın diye Elçisini hafızadan yoksun bırakacak. Bakın, size
diyorum ki, bütün kalbimle söylüyorum, dünyadakiler bana tanrı
diyeceklerinden ve bundan dolayı açıklamada bulunmam gerekeceğinden ben
titriyorum. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, ben de
diğer insanlar gibi ölümlü bir insanım. Allah beni, hastalar şifa
bulsun, günahkârlar doğrulsun diye İsrail ailesi üzerine peygamber
yapmışsa da, ben Allah'ın kuluyum ve siz, benim dünyadan ayrılmamdan
sonra, şeytan'ın çalışmalarıyla benim kitabımdaki gerçeği iptal edecek
olan şu habislere karşı nasıl konuştuğuma şahitsiniz. Fakat ben sonlara
doğru döneceğim ve benimle birlikte Enoh'la İlya da gelecek ve sonları
meşum olacak habisler karşısında delil ve şahit olacağız.» Ve İsa böyle
deyip, gözyaşı döktü, bunun üzerine havariler hüngür hüngür ağlayıp,
seslerini yükselterek dediler: «Bağışla ey Rabbimiz Allah ve suçsuz
kuluna merhamet et.» İsa karşılık verdi: « Âmin, Âmin.»
53.
«Bu günden önce» dedi İsa, «dünyanın
üzerine büyük bir belâ gelecektir; öylesine amansız ve acımasız bir
savaş olacak ki, insanlar arasındaki ayrılık ve gruplaşmalar nedeniyle,
baba oğulu öldürecek, oğul babayı öldürecektir. Bu şekilde şehirler
yerle bir edilecek ve kırlar çöl olacaktır. Öylesine salgın hastalıklar
baş gösterecek ki, ölüleri taşıyacak kimse bulunmayacak ve hayvanlara
yem olsun diye terk edilecekler. Yeryüzünde kalanlara Allah öylesine bir
kıtlık gönderecek ki, ekmek altından daha kıymetli olacak ve her türlü
pis şeyleri yiyecekler. Ey, hiç kimseden, «günah işledim, bana merhamet
et ey Allahım» sözünün duyulmayacağı, fakat korkunç seslerle, her zaman
azametli ve Sübhan olan Allah'a küfredileceği zavallı çağ!» «Bundan
sonra, o gün yaklaşırken, yeryüzünün sakinleri üzerine, onbeş gün
süreyle her gün korkunç bir işaret gelecek. İlk gün, güneş gökteki
yörüngesinde ışıksız, fakat kumaş boyası gibi siyah olarak
seyredecek; ve bir babanın ölmekte olan oğluna ah-vah ettiği gibi,
ah-vah edecek. İkinci gün, ay kana dönecek ve kan yeryüzüne çığ gibi
inecek. Üçüncü gün, yıldızların düşman orduları gibi, aralarında
savaştıkları görülecek. Dördüncü gün, taşlar ve kayalar, vahşî düşmanlar
gibi birbirleri üzerine hücum edecekler. Beşinci gün, her bitki ve ot
kan ağlayacak. Altıncı gün, denizler yüzelli gez kadar yükselip, bütün
gün öyle duvar gibi kalacaklar. Yedinci gün, tersine pek az
görülebilecek kadar derine batacaklar. Sekizinci gün, kuşlarla
yeryüzünün ve suların hayvanları bir araya gelip, feryat ve figan
edecekler. Dokuzuncu gün, öylesine korkunç bir dolu fırtınası olacak ki,
ancak canlıların onda biri kalacak şekilde her şeyi öldürecek.-Onuncu
gün, öylesine korkunç yıldırımlar ve gök gürlemeleri meydana gelecek ki,
dağların üçte bir parçası yarılıp kavrulacak. On birinci gün, her ırmak
geriye doğru akacak ve su yerine kan akıtacak. On ikinci gün, her canlı
figan edip, inleyecek. On üçüncü gün, gök kitap gibi dürülecek ve her
canlının ölmesi için ateş yağdıracak. On dördüncü gün, öylesine korkunç
bir deprem olacak ki, dağların tepeleri kuşlar gibi havada uçuşacak ve
bütün yeryüzü bir ova haline gelecek. Onbeşinci gün, kutsal melekler
ölecek ve Allah tek başına hayatta kalacak şan, şeref ve azamet
Onundur.» Ve Isa böyle deyip, her iki eliyle yüzünü tokatladı ve başını
yere vurdu. Ve, başını kaldırıp, dedi: «Benim sözlerime, benim Allah'ın
oğlu olduğumu katanlara lanet olsun.» Bu sözler üzerine havariler ölüler
gibi yere kapandılar, bunun üzerine İsa onlan kaldırıp, dedi: «O günde
korkuya kapılmak istemiyorsak, şimdi Allah'tan korkalım.»
54. Hüküm Günü
«Bu işaretler geçince, dünya üzerine kırk
gün karanlık olacak, yalnızca yaşayan Allah'tır o gün, şan ve azamet
ebediyen O'nadır. Kırk gün geçince Allah, tekrar güneş gibi, fakat bin
güneş kadar parlak kalkacak olan Elçisi'ne hayat verecek. O, oturacak ve
konuşmayacak, çünkü kendinden geçmiş gibi olacak. Allah, sevdiği dört
meleği yeniden diriltecek ve onlar Allah'ın elçisini arayacak. Bulunca
da, kendisine göz kulak olmak için bulunduğu yerin dört yanına
yerleşecekler. Ardından, Allah tüm meleklere hayat verecek ve Allah'ın
Elçisinin çevresinde arılar gibi dönerek gelecekler. Bundan sonra, Allah
tüm peygamberlerine hayat verecek ve Âdem’in ardından hepsi Allah'ın
Elçisi'nin elini öpmeye gidecek ve kendilerini O'nun himayesine
bırakacaklar. Sonra Allah tüm seçkin kullarına hayat verecek ve şöyle
bağıracaklar: «Ey Muhammed, bizi hatırından çıkarma!» Bu bağrışmalar
üzerine Allah'ın elçisinde acıma duygusu uyanacak ve kurtuluşları için
endişelenecek, ne yapması gerektiğini düşünecek. Bunun ardından, Allah
her yaratılmışa hayat verecek ve önceki varlıklarına dönecekler, fakat
herkes, aynca konuşma gücüne sahip olacak. Sonra, Allah tüm günahkârlara
(fasık, facir, kâfir, münafık) hayat verecek, yeniden dirildiklerinde
çirkinliklerine bakarak, Allah'ın tüm yaratıkları bağıracaklar:
«Rahmetin bizi bırakmasın, ey Allah'ımiz Rabb.» Bunun ardından, Allah
şeytan'ı diriltecek ve onu görünce, görünümünün iğrençliğinden korkarak,
her yaratık ölü gibi olacak. «Allah razı olsun ki» dedi İsa, «bu
canavarı ben o gün görmem, yalnızca Allah'ın Elçisi bu tür şekillerden
korkuya kapılmayacak, çünkü O sadece Allah'tan korkacak». Sonra,
surunun sesiyle herkesin dirileceği melek, suruna yeniden üfürüp,
diyecek: «Hüküme gelin ey yaratıklar, çünkü Yaratıcı'nız sizi yargılamak
diliyor!». Ardından, göğün ortasında, Yehoşafat vadisi üzerinde
ışıldayan bir taht belirecek ve üzerine beyaz bir bulut gelecek, bunun
üzerine melekler bağıracaklar: «Sen, bizi yaratan ve bizi şeytan'ın
kaydırmasından koruyan Allah'ımızı tesbih ve ta'zim ederiz.» Sonra,
Allah'ın elçisi korkacak, şu sebepten ki, kimsenin gerektiği kadar
Allah'ı sevmemiş olduğunu algılayacak. Çünkü karşılığında bir parça
altın alacak olanın altmış akçesi olmalı; öyle de, eğer bir akçeden
başka bir şey yoksa karşılığında bir şey alamıyacaktır. Ya, Allah'ın
Elçisi de korkacak olursa, kötülük ve pislik dolu dinsizler ne yapacak?»
55.
«Allah'ın Elçisi tüm peygamberleri
toplamaya çıkacak, onlarla konuşup, kendilerinden mü'minler için
birlikte Allah'a yalvarmaya gitmelerini rica edecek. Ve, hepsi de
korkuyla özür dileyecek; Allah sağ ve diridir ki, bildiğim şeyi bilerek
ben de gitmeyeceğim. Sonra Allah bu durumu görüp, Elçisi'ne her şeyi
nasıl O'nun sevgisi için yarattığını hatırlatacak ve böylece korkusu
gidecek ve melekler, «Ey Allah, Allah'ımız, Senin kutsal adını tesbih
ederiz» diye söyleşirken, sevgi ve saygıyla tahta yaklaşacak.» «Ve tahta
yaklaştığında, Allah Elçisi'ne, uzun zamandır bir araya gelmemiş bir
dostun bir dosta açtığı gibi açacak. İlk konuşan Allah'ın elçisi olacak
ve diyecek ; «Ey Allah'ım, seni seviyor ve sana ibadet ediyorum.
Bütün kalbim ve ruhumla, beni kulun olarak yaratmak lûtfunda
bulunduğun ve her şeyde, her şey için ve her şeyin üstünde seni seveyim
diye her şeyi benim sevgim için yarattığından dolayı sana hamd ederim;
bu bakımdan, bütün yaratıkların Sana sena etsinler, ey Allah'ım» .
Sonra, Allah'ın yarattığı her şey diyecek: «Sana hamd ederiz ey Rabb ve
kutsal adını tesbih ederiz». Bakın, size diyorum ki, şeytan'Ia
birlikte cinler ve tövbe etmeyenler o zaman öyle ağlayacaklar ki, her
birinin gözlerinden akan su, Erden ırmağının suyundan daha çok olacak.
Ve Allah'ı da görmeyecekler. «Ve Allah Elçisi’ne konuşarak, diyecek:
«Hoş geldin, ey benim imanlı kulum; şimdi ne dilersen iste benden, çünkü
her şeyi elde edeceksin.» Allah'ın Elçisi cevap verecek; Ey Rabbim,
hatırlıyorum ki, beni yarattığın zaman, benim sevgim için, ben kulun
aracılığıyla Seni yüceltsinler diye dünyayı ve cenneti, melekleri ve
insanları yaratmak istediğini söylemiştin. Bu bakımdan rahîm ve adil
olan Rabbim Allah, sana, kuluna yapılan va'dı hatırlaman için
yalvarıyorum.»
Ve Allah, dostuyla şakalaşan bir dost gibi
cevap verecek ve diyecek: «Buna şahitlerin var mı dostum Muhammed?» Ve,
o saygıyla diyecek: «Evet Rabbim.» Sonra, Allah cevap verecek, «Git,
çağır onları ey Cebrail.» Melek Cebrail Allah'ın Elçisi'ne gelip,
diyecek : «Efendi, şahitlerin kimdir?» Allah'ın Elçisi cevap verecek: «
Âdem, İbrahim, İsmail, Musa, Davud ve Meryem oğlu İsa.» Sonra, melek
gidecek ve adı geçen şahitleri çağıracak, korkuyla oraya gidecekler. Ve
hazır olduklarında, Allah onlara diyecek; «Elçimin iddia ettiği şeyi
hatırlıyor musunuz?» Cevap verecekler; «Hangi şeyi ey Rabbimiz? » Allah
diyecek: «Bütün şeyler kendi aracılığıyla bana sena etsinler diye, her
şeyi O'nun sevgisi için yarattığımı.» Sonra, onların hepsi cevap
verecekler: «Bizimle birlikte, bizden daha iyi üç şahit daha var,
Rabbimiz.» Bunun üzerine, Allah cevaplayacak : «Kimlerdir bu üç şahit?»
Sonra, Musa diyecek : «Bana verdiğin kitab ilkidir»; ve Davud diyecek:
«Bana verdiğin kitab ikincisidir»; ve size konuşan diyecek : «Rabbim,
şeytan tarafından aldatılan tüm dünya, benim senin oğlun ve yoldaşın
olduğumu söyledi ve fakat bana verdiğin kitab, gerçekte benim senin
kulun olduğumu söylüyordu ve bu kitab, «Bana verdiğin kitap da böyle
der, ey Rabbim.» Ve Allah'ın Elçisi bunu söyleyince Allah konuşup,
diyecek: «Şimdi yapmış olduğum şeylerin hepsini herkesin seni ne kadar
çok sevdiğimi bilmesi için yaptım.» Ve böyle konuştuktan sonra, Allah
Elçisine, içinde bütün seçilmiş kulların adı yazılan bir kitab verecek.
Bunun üzerine, her yaratık Allah'a saygı gösterisinde bulunup, diyecek:
« Yalnızca Sanadır, ey Allahımız şan ve izzet. Çünkü bize Elçi'ni Sen
gönderdin. »
56. "Ey Rabb Allah, Bizi De Şu Toprağa
İade Et!"
Allah, Elçisi'nin elindeki kitabı açacak
ve Elçisi oradan okuyup, tüm melekleri, peygamberleri ve seçilmiş
kulları çağıracak ve her birinin alnında Allah'ın Elçisi'nin işareti
yazılı olacak. Ve kitapta Cennet'in ihtişamı yazılacak. Sonra, herkes
Allah'ın sağına geçecek; Allah'ın yanına elçisi oturacak ve peygamberler
O'nun yanına oturacaklar. Evliya peygamberlerin yanına oturacaklar.
Asfiya velilerin yanına oturacak ve melek sura üfürüp, şeytan'ı
mahkemeye çağıracak.
57.
Sonra, bu zavallı yaratık gelecek ve en
büyük küfür ve hakaretlerle her yaratık tarafından suçlanacak Bu
nedenle, Allah melek Mikâil'i çağıracak, o da Allah'ın kılıcıyla
şeytan’a yüz bin defa vuracak. Şeytan'a vuracak ve her vuruş on
Cehennem ağırlığında olup, şeytan Cehennem çukuruna atılanların da ilki
olacak. Melek, şeytan'ın yoldaşlarını çağıracak ve onlar da aynı şekilde
suçlanıp, hakarete uğrayacaklar. Bunun üzerine, melek Mikâil,
Allah’tan aldığı yetkiyle bir kısmına yüz defa, bir kısmına elli, bir
kısmına yirmi, bir kısmına on, bir kısmına da beş defa vuracak. Ve
sonra hepsi çukura inecekler, çünkü Allah onlara diyecek: «Cehennem
sizin mekânınızdır, ey melunlar.» Bundan sonra, mahkemeye tüm kâfirler
ve fasıklar çağırılacak, bunlara karşı önce insanın altındaki yaratıklar
çıkacak ve Allah'ın önünde, bu insanlara nasıl hizmet ettiklerini ve
bunların Allah'a ve yaratıklarına nasıl rezilce davrandıklarını anlatıp,
tanıklık edecekler. Ve peygamberlerin hepsi kalkıp, aleyhlerinde
tanıklık edecek. Bunun üzerine, Allah tarafından cehennemi alevlere
mahkûm edilecekler. Bakın, size diyorum ki, bu korkunç günde hiç bir boş
söz veya düşünce cezasız kalmayacak. Bakın, size söylüyorum ki, at
kılından gömlek güneş gibi parlayacak ve kişinin Allah aşkıyla taşıdığı
her bit inciye dönüşecek. Gerçek yoksulluk içinde Allah'a yürekten
kulluk eden fakirler iki kat, üç kat daha çok kutsanır. Çünkü onlar bu
dünyada dünyevî hazlardan yoksundurlar. Ve bu nedenle pek çok
günahlardan da azadedirler; o günde de, dünyanın zenginliklerini nasıl
harcadıkları konusunda hesap vermek zorunda kalmayacaklar, tersine,
sabırları ve yoksullukları nedeniyle ödüllendirilecekler. Bakın, size
diyorum ki, eğer dünya bunu bilse, kaftandan önce at kılından gömleği,
altından önce bitleri ve ziyafetlerden önce oruçları seçer. Her şey
incelendiğinde Allah, Elçisi'ne seslenerek: «Bak, ey dostum, kötülükleri
ne kadar da büyük, hâlbuki yaratıcıları olan Ben, tüm yaratılmış
şeyleri hizmetlerine verdim ve onlar her şeyde şanımı kırmaya
çalıştılar. Bu nedenle, en adaletli şey, onlara merhamet etmememdir. »
Ve o bu sözleri söyledikten sonra, tüm melekler ve peygamberler Allah'ın
seçilmişleriyle birlikte hayır, neden seçilmişler diyorum? Bakın, size
söylüyorum ki, örümcekler ve sinekler, taşlar ve kumlar dinsizlere karşı
haykıracak ve adalet isteyecekler. Sonra, Allah insanın altındaki tüm
canlı ruhlan yeniden toprak edecek ve dinsizleri de cehenneme
gönderecek. Giderlerken, köpeklerin, atların ve diğer çirkin hayvanların
katılacakları toprağı tekrar görecekler. Bunun üzerine, diyecekler: «Ey
Rabb Allah, bizi de şu toprağa iade et.» Fakat bu istekleri kendilerine
bahşedilmeyecek.»
58.
İsa konuşurken havariler acı acı
ağlıyorlardı. Ve, Isa da pek çok gözyaşı döktü. Yuhanna ağlamasını
bitirip sordu: «Ey muallim» öğrenmek istediğimiz iki şey var. Biri,
merhamet ve acıma dolu olan Allah'ın Elçisi'nin kendisi gibi aynı
çamurdan olduklarını bildiği halde, o gün tövbesizlere acımaması nasıl
mümkün oluyor? Diğeri, Mikâil'in kılıcının on cehennem ağırlığında
olmasını nasıl anlayacağız; sonra, birden fazla cehennem var mıdır? İsa
cevap verdi: «Davud Peygamber'in, günahkârların helakine adaletli
olanların nasıl güleceği ve «ümidini gücüne ve zenginliğine bağlayıp
Allah'ı unutan insanı gördüm» diyerek alay edeceğiyle ilgili sözlerini
duymadınız mı? Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, İbrahim babasıyla ve
Âdem tüm tövbesiz günahkârlarla alay edecek ve bu olacak, çünkü
seçilmişler yeniden öylesine tam ve Allah'a müttefik olarak doğacaklar
ki, zihinlerinde Allah'ın adaletine karşı en ufak bir düşünce
beslemeyecekler; bu nedenle, hepsi ve hepsinin üstünde Allah'ın Elçisi
adalet isteyecek. Huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir ki, ben şimdi
insanlığa acıyarak ağlıyorum da, o gün, sözlerimi küçümseyenlere ve
hepsinden çok kitabımı kirletenlere karşı acımadan adalet isteyeceğim.»
59. Cehennemin Mahiyeti
«Cehennem birdir havarilerim ve içinde
melunlar ebediyen ceza çekeceklerdir. Böyle de, biri diğerinden daha
derin yedi odası veya bölümü vardır ve en derinine giden daha büyük azap
çekecektir. Yine, benim Mikâil'in kılıcıyla ilgili sözlerim de doğrudur.
Çünkü bir günah işleyen bir cehennemi hak eder, iki günah işleyen iki
cehennemi hak eder. Bu bakımdan, bir cehennemde günahkâr melunlar, on,
yüz veya bin cehennemde azap çekiyormuş hissi duyacaklardır ve Kadîri
Mutlak Allah, gücü ve adaleti sebebiyle, Şeytan'a on, yüz, bin bir
milyon cehennemdeymiş gibi ve geri kalanların her birine de
kötülüklerine göre azap çektirecektir.» Sonra Petrus karşılık verdi: «Ey
muallim, gerçekten Allah'ın adaleti büyüktür ve bugün bu konuşma sizi
üzdü; bu nedenle, sizden rica ediyoruz, dinlenin ve cehennemin nasıl
olduğunu bize yann anlatan.» Isa cevap verdi: «Ey Petrus, bana
dinlenmemi söylersin; Ey Petrus, sen ne dediğini bilmiyorsun. Yoksa
böyle konuşmazdın. Bakın, sana diyorum ki, bu dünya hayatında dinlenmek
dindarlığın zehri ve her iyi işi tüketen bir ateştir. Hem, Allah'ın
peygamberi Süleyman'ın bütün peygamberler gibi, üşengeçliği
eleştirdiğini unuttun mu? Ne kadar doğru söylüyor o; «Haylaz, soğuk
korkusuyla toprağı işlemeyecek ve yaz gelince dilenecektir!» Bundan
dolayı, dedi: «Elinden ne geliyorsa, hepsini dinlenmeden yap.» Ve
Allah’ın en suçsuz dostu Eyüp ne diyor: «Kuşun uçmak için doğduğu gibi,
insan da çalışmak için doğmuştur.» Bakın, size diyorum ki, her şeyden
çok dinlenmekten nefret ederim.»
60.
«Cehennem birdir ve kış yazın, soğuk da
sıcağın zıddı olduğu gibi, o da Cennet'in zıddıdır. Bu bakımdan,
Cehennem'in alçaklığını tanımlayan, Allah'ın nimetlerinin Cennet'ini
görmüş olmalıdır. Ve sonra İsa ağlatan bir inilti koyvererek, dedi:
«Cidden, hiç şekillenmemiş olmak, böylesine dehşetli işkencelerden daha
iyi olurdu. Çünkü vücudunun her yanında işkenceler çeken ve kendisine
merhamet gösterecek olması şöyle dursun, herkes tarafından alay edilen
bir insan düşünün; söyleyin bana, bu büyük bir azap olmaz mı?» Havariler
cevap verdiler: «En büyüğü.» Sonra İsa dedi: «Şimdi bu cehenneme oranla
bir sevinçtir. Size gerçekten diyorum ki, eğer Allah, tüm insanların bu
dünyada çektikleri ve Hüküm Günü'ne kadar çekecekleri azabı bir kefeye
ve cehennem azabının tek bir saatini da öbür kefeye koysa, fasık ve
facirîer kuşkusuz bu dünyanın acılarını seçerler. Çünkü dünyanın
acıları, insanların elinden gelirken, diğer acılar merhamet nedir
bilmeyen cinlerin zebanilerin? Elinden gelir çekilir. Ne zalim bir ateş
verecektir onlar zavallı günahkârlara! Ne acı, ama yine de alevleri
hafifletmeyecek olan bir soğuk! Ne gıcırdayan dişler, hıçkırıklar ve
ağlamalar! Öyle ki, Erden Irmağın suyu, onların gözlerinden her saniye
dökülecek yaşlardan daha azdır. Ve, burada dilleri, anneleri, babaları
ve ebedi Sübhan olan Yaratıcılanyla birlikte yaratılmış her şeye lanet
okuyacaktır.»
61.
İsa böyle deyip, Musa'nın kitabında yazılı
olan Allah'ın kanununa göre havarileriyle birlikte yıkandı ve sonra
namaz kıldılar. Ve onu böyle üzgün gören havariler kendisiyle o gün hiç
konuşmadılar, her biri, onun sözleri üzerine dehşetten dona kalmıştı.
Sonra İsa, akşam namazının ardından ağzını açıp dedi: «Hangi aile
babası bir hırsızın evine girmek niyetinde olduğunu bilirse uyuyabilir?
Emin olun, hiç biri; çünkü etrafı gözetler ve hırsızı öldürmek için
hazır bekler. Öyle de, şeytan'ın yiyebileceği kişiyi bulmak için dolaşan
azgın bir arslan olduğunu bilmez misiniz? O, insana günah işletmenin
yolunu arar. Bakın, size diyorum ki, eğer insan şu tüccar gibi
davranırsa, o gün hiç bir korkusu olmaz. Çünkü hazırlığı iyidir.
Ticaret yapmaları ve kârı adil bir şekilde bölüşmeleri için komşularına
para veren bir adam vardı. Ve bir kısmının ticareti iyi gitti ve parayı
iki katına çıkardılar. Fakat bir kısmı ise parayı, onu kendilerine veren
adamı kötüleyip, düşmanının hizmetinde kullandılar. Şimdi söyleyin bana,
bu komşu borçlularını hesap vermeğe çağırdığında, ne olacaktır? İnanın,
o ticareti iyi gidenleri ödüllendirecek, fakat diğerlerine karşı
kızgınlığı paylama biçiminde kendini gösterecektir. Ve sonra onları
kanuna göre cezalandıracaktır. Ruhum huzurunda duran Allah sağ ve
diridir ki, komşu, kendisi sena olunsun ve insan Cennet'in ihtişamına
ersin ve dünyada iyi yaşasın diye, insana hayatla birlikte sahip olduğu
her şeyi veren Allah'tır. İyi yaşayanların örneği, paraları iki katına
çıkanlardır. Çünkü günahkârlar onların gösterdiği örneğe bakarak
tövbeye gelirler, böylece iyi yaşayan insanlar daha büyük bir ödülle
ödüllendirileceklerdir. Fakat günahlarıyla ve Allah'ın düşmanı
şeytan'ın hizmetinde geçen hayatlarıyla Allah'ın kendilerine verdiği
şeyleri yarıya indiren, Allah'a küfreden ve başkalarına saldırılarda
bulunan lânetli günahkârlar, söyleyin bana, bunların cezası ne
olacaktır?» «Ölçülemez derecede olacaktır» dedi havariler.
62.
Sonra İsa dedi: «îyi yaşayacak olan,
dükkânını kilitleyip, onu gece gündüz büyük bir dikkatle koruyan
tüccardan örnek almalıdır. Ve aldığı şeyleri satarak kâr etmek
isteyecektir, çünkü bu şekilde kaybedeceğini sezerse, kendi kardeşine
bile satmayacaktır. Öyleyse sizin de böyle yapmanız gerekir. Çünkü
gerçekten ruhunuz bir tüccardır, beden ise dükkândır; bu bakımdan,
duyular yoluyla dışandan aldığını, ruhuyla alır, satar. Ve para
sevgidir. Bakın bakayım, sevginizi vererek kendisiyle kâr edemeyeceğiniz
en küçük bir düşünceyi alıp satmazsınız. Ama düşünce, söz, iş tümüyle
Allah'ın sevgisi için olmalı,- çünkü, ancak bu şekilde o gün emniyette
olursunuz. Bakın, size diyorum ki, pek çokları abdest alıp namaza gider,
pek çokları oruç tutup zekât verir, pek çokları ilimle uğraşır ve
başkalarına vaaz verir. Ama hepsinin sonu Allah katında kötüdür; çünkü
bedeni temizlerler, kalbi değil; ağızla ağlarlar, kalple değil; etlerden
uzak dururlar, kendilerini günahlarla doyururlar; kendilerine iyi densin
diye, başkalarına kendileri için iyi olmayan şeyler verirler; işe
yarasın diye değil, konuşmayı bilmek için ilimle uğraşırlar.
Kendilerinin tersini yaptıkları şeyleri başkalarına öğütlerler. Ve
böylece kendi dilleriyle kendilerini mahkûm ederler. Allah, sağ ve
diridir ki, bunlar Allah'ı kalpleriyle tanımazlar; çünkü, tanımış
olsalardı severlerdi; ve insan madem ki sahip olduğu her şeyi Allah'tan
almıştır, Öyle de, her şeyi Allah'ın sevgisi uğrunda harcamalıdır.»
63.
Bir kaç gün sonra, İsa Samirîierin bir
şehrine uğradı; fakat kendisini şehre almadıkları gibi, havarilerine
ekmek de satmak istemediler. Bunun üzerine Yakup ve Yuhanna dediler:
«Muallim, razı olur musun ki, Allah'a dua edelim de, gökten bu
insanların üzerine ateş indirsin?» İsa cevap verdi: «Hangi ruhun sizi
çektiğini bilmiyorsunuz da, böyle konuşuyorsunuz. Hatırlayın ki, Allah,
içinde Allah'tan korkan kimse görmediğinden Ninova'yı yıkmaya karar
vermişti. Burası, öylesine kötüydü ki, Allah Yunus peygamberi bu şehre
göndermek üzere çağırdı. O da halktan korkusundan Tarsus'a kaçmak
istedi. Bunun üzerine Allah O'nu Denize attı ve bir balığa yakalanıp,
Ninova yakınıra fırlatıldı. Ve, orada tebliğde bulundu, insanlar
tövbeye geldiler ve Allah da kendilerine acıdı,» «Öç için çağıranlara
yazıklar olsun çünkü her insanın içinde Allah'ın öcünü çekecek bir neden
bulunduğundan, çağırdıkları başlarına gelecektir. Şimdi söyleyin bana,
bu şehri bu insanlarla birlikte siz mi yarattınız? Ey siz deliler, emin
olun ki hayır. Çünkü tüm yaratıklar bir araya gelse, hiç yoktan yeni tek
bir sinek yaratamazlar. Eğer, bu şehri yaratmış olan Sübhan ve Azim
Allah şimdi onu yaşatıyorsa, siz hangi nedenle onu yıkmayı arzularsınız?
Neden şöyle demediniz? «Razı olur musun ki muallim Allah'ımız Rabb'e dua
edelim de, bu insanlar tövbeye gelsinler?» Kesinlikle benim havarimin
yapacağı doğru hareket budur. Kötülük yapanlar için Allah'a dua
etmektir. Habil, Allah'ın lanetine uğrayan kardeşi Kabil kendisini
öldürürken böyle yaptı. İbrahim, karısını kendisinden alan Firavun için
de böyle yaptı ve bunun üzerine Allah’ın meleği Firavun’u öldürmedi de,
vurup sakatladı. Dinsiz kralın iradesiyle mabette öldürülürken,
Zekeriyya da böyle yaptı. Allah'ın tüm dostları ve kutsal peygamberlerle
birlikte, Yeremya İşaya, Hezekiel, Danyal ve Davud böyle yaptılar.
Söyleyin bana, eğer bir kardeş çıldırmışsa, kötü konuştu ve yanına
varanlara vurdu diye onu öldürür müsünüz? Kesinlikle, böyle
yapmayacaksınız, bilakis, sakatlığına iyi gelecek ilaçlarla onu
sıhhatine kavuşturmaya çalışacaksınız.
64.
«Ruhum huzurunda duran Allah sağ ve
diridir ki, bir günahkâr herhangi bir insana eziyet ederken, sağlam bir
zihne sahip değildir, çünkü söyleyin bana, düşmanının cübbesini yırtma
uğruna başını kıracak bir kimse var mıdır? Şimdi, düşmanının bedenini
incitmek için kendini Allah'tan, ruhunun başından ayıran kişinin nasıl
salim bir zihni olabilir? « Söyle bana ey insan, düşman kimdir?
Kesinlikle bedeniniz ve sizi öven herkes. Bu nedenle, eğer sıhhatli bir
zihne sahipseniz, sizi kötüleyenlerin ellerini öper ve size eziyet
edenlere ve vurup duranlara hediyeler verirsiniz; çünkü ey insan, çünkü
bu hayatta günahlarınızdan dolayı ne kadar kötülenir ve eziyet
çekerseniz, Hüküm Günü'nde o kadar az kötülenip, eziyet çekeceksiniz.
Fakat söyle bana ey insan, eğer veliler ve Allah'ın peygamberleri,
masum olmalarına rağmen eziyet çekmiş ve dünya tarafından
lekelenmişlerse, ey günahkâr, sana yapılacak olan nedir ve onlar
kendilerine eziyet edenler için dua edip, tüm sabırlarıyla tahammül
göstermişlerse, senin ne yapman gerekir, ey Cehennem'e lâyık olan insan?
Söyleyin bana ey havarilerim, Şimei'nin Allah'ın kulu Davud Peygamber'e
hakaretler edip, taşladığını bilmiyor musunuz? Öyleyken, Şimei'yi seve
seve öldürecek olanlara Davud ne dedi?» Sana ne oluyor ki ey Yoab,
Şimei'yi öldürmek istiyorsun? Bırak, bana hakaretler etsin o, çünkü bu,
o hakaretleri nimete çevirecek olan Allah'ın iradesidir.» Ve, böyle
oldu; Allah Davud'un sabrını gördü ve onu kendi oğlu Absalom'un
zulmünden kurtardı. İki havari cevap verdi: «Rab, biz günaha girdik,
Allah bize merhamet etsin.» Ve İsa cevap verdi: «Âmin.»
65.
Fısıh bayramı yaklaştı ve İsa
havarileriyle birlikte Kudüs'e gitti. Ve «Probatika» denilen havuza
vardı. Ve her gün Allah'ın meleği havuzu bulandırdığından ve suya ilk
giren suyun hareketinden sonra her türlü noksanlıktan kurtulduğu için
banyoya böyle denirdi. Bu nedenle, beş çatılı bölmesi olan havuzun
yanında çok sayıda hasta kalırdı. Ve, İsa orada otuzsekiz yıl bulunan,
azap verici bir sakatlıkla ma'lûl güçsüz bir adam gördü. Bunun üzerine,
durumu İlâhî ilhamla bilen İsa hasta adama acıdı ve şöyle dedi: iyi
olmak ister misin?» Güçsüz adam cevap verdi: «Rab, melek suyu bulatınca
beni içine itecek kimsem olmuyor, fakat ben gelirken de, bir başkası
benden önce inip oraya giriyor.» Sonra, İsa gözlerini gökyüzüne
kaldırıp, dedi: «Allah'ımız Rabb, babalarımızın Allah'ı, bu güçsüz adama
merhamet et.» Ve bunu dedikten sonra İsa yine dedi: «Allah'ın adıyla
kardeş, bütün ol; kalk ve yatağını al.» Sonra, güçsüz adam kalktı,
Allah'a hamd ederek yatağını omuzlarına koydu ve Allah'a hamd ederek
evine gitti. Onu görenler bağırdılar: «Bugün yedinci gündür; yatağını
taşıma meşru değildir». Sonra, kendisine sordular: «Kimdir o?» O cevap
verdi: «Adını bilmiyorum.» Bunun üzerine, aralarında söyleştiler. —Nasıralı
İsa olmalı.» Diğerleri dedi: «Hayır, çünkü o Allah'ın kutsal bir
kuludur, hâlbuki bunu yapan kötü bir adamdır, çünkü yedinci günün
yasağını çiğnemiştir.» Ve İsa mabede girdi ve sözlerini duymak için
büyük bir kalabalık yanına yaklaştı, bu durum karşısında, Ferisiler
kıskançlıktan yanıp tutuşuyorlardı.
66.
İçlerinden biri öne gelip dedi: «îyi
muallim, doğru ve güzel öğretirsin; bu bakımdan söyle bana, Cennet’te
Allah bize nasıl bir mükâfat verecektir?» İsa cevap verdi: «Sen bana iyi
dersin ve yalnızca Allah'ın iyi olduğunu bilmezsin. Allah'ın dostu
Eyüp’ün sözüne bakın: «Bir günlük çocuk temiz değildir; yaa, Allah'ın
melekleri bile Allah'ın huzurunda hatasız değildirler. Daha da dedi:
«Beden günahı çeker ve toprağın suyu emdiği gibi kötülükleri emer.»
Bunun üzerine kafası karışan Ferisi sustu. Ve İsa dedi: «Bakın, size
söylüyorum ki, hiç bir şey konuşmaktan daha feci değildir. Süleyman'ın
sözüne dikkat edin. «Hayat ve ölüm dilin kudreti içindedir.» Ve,
Havarilerine dönüp, dedi: «Sizi kutsayanlara karşı dikkatli olun, çünkü
onlar sizi aldatmaktadırlar. Dille şeytan ilk anne babamızı kutsadı, ama
sözlerinin sonu kötü oldu. Mısır'ın önde gelenleri de aynı şekilde
Firavun'u kutsadılar, Caiut Filistinlileri kutsadı. Yine, dörtyüz sahte
peygamber Ahab'ı kutsadı; ama övgüleri yalancıktandı ki, övülen
övenlerle birlikte helak olup gitti. Bu bakımdan Allah İşaya Peygamber
aracılığıyla boşuna, '«İnsanlarım, sizi kutsayanlar sizi aldatırlar»
dememiştir. Yazıklar olsun size yazıcılar ve Ferisîler; yazıklar olsun
size kâhinler ve Levililer çünkü siz, Kurban kesmeye gelenleri Allah'ın
bir insan gibi et yediğine inandırarak, Rabb'ın kurbanını berbat
ettiniz.»
67.
Çünkü onlara dersiniz: «Koyun, sığır ve
kuzularınızı Allah’ın mabedine getirin ve kendiniz hiç yemeyip, bunları
size vermiş olan Allah'a bir pay ayırın». Ve babamız İbrahim'in inancı
ve itaatiyle birlikte, Allah'ın kendisine yaptığı va'd ve verdiği
nimetler hiç bir zaman unutulmasın diye, babamız İbrahim'in oğluna
bahşedilen hayata bir şahitlik olan kurbanın menşeini onlara
anlatmazsınız. Fakat peygamber Hezekiel aracılığıyla Allah der:
«Kurbanlarınızı benden uzaklaştırın, sizin kurbanlıklarınız bana kerih
geliyor.» Allah'ın Hoşea Peygamber'e söylediği sözün olacağı vakit
yaklaşıyor: «İnsanların seçmediğine seçilmişler diyeceğim.» Ve Hezekiel
Peygamber'e de der; «Allah insanlarıyla, babalarınıza verip de
gözetmedikleri ahde göre olmayan yeni bir ahid yapacak ve onlardan taş
yüreklerini alıp, yeni bir yürek verecek- ve bütün bunlar olacaktır,
çünkü siz O'nun kanununda yürümüyorsunuz. Ve, elinizde anahtar varken
açmıyorsunuz; tersine üstünde yürümek isteyenler için yolu
kapatıyorsunuz.» Kâhin her şeyi mabedin yanında duran başkâhine
bildirmek için gidiyordu ki, İsa dedi; «Kal, çünkü soruna cevap
vereceğim.»
68.
«Allah'ın bize Cennet'te ne vereceğini
size anlatmamı istersin. Bakın, size diyorum ki, ücretleri düşünenler
patronu sevmezler. Önünde bir koyun sürüsü bulunan bir çoban kurdun
geldiğini görünce onları korumaya hazırlanır; ama tersine, ücretli
kurdu görünce koyunları ve sürüyü terkeder. Huzurunda durduğum Allah sağ
ve diridir ki, eğer babalarımızın ALLAH'ı sizin Allah'ınız olmuş
olsaydı, «Allah bize ne verecek» diye aklınızdan geçirmezdiniz. Tersine,
Davud Peygamber'in dediği gibi derdiniz: «Bana verdiği bunca şeye
karşılık ben Allah'a ne vereceğim?» Anlayasınız diye, sözlerimi bir
temsille anlatacağım. Kralın biri, yol kenarında hırsızlar tarafından
soyulup, ölme derecesinde yaralanan bir adam gördü. Ve, ona acıyıp bu
adamı şehre götürerek gerekli bakımını yapmalarını kölelerine emretti
ve onlar da bunu tüm dikkatleriyle yerine getirdiler. Ve kral hasta
adama karşı büyük bir sevgi duyup, kızını ona verdi ve varisi yaptı.
Şimdi, bu kral mutlaka en merhametli bir kraldı, fakat adam köleleri
dövdü, ilâçları küçümsedi, karısına kötü davrandı, kral hakkında ileri
geri konuştu ve sipahilerini ona karşı ayaklandırdı. Ve kral herhangi
bir hizmet istediğinde, «Kral bana ödül olarak ne verecek» der dururdu.
Şimdi, kral bunu işitince, böylesine dinsiz bir adama ne yapsın?» Hepsi
birden cevap verdiler. «Yazıklar olsun ona, kral onu her şeyden yoksun
bırakır ve şiddetli, bir biçimde cezalandırır.» O zaman İsa dedi: «Ey
kâhinler, yazıcılar, Farisîler ve siz, benim sözümü dinleyen başkâhin:
«Size Allah'ın, peygamberi İşaya aracılığıyla söylediğini bildiriyorum:
«Ben köleleri besledim ve yücelttim, fakat onlar beni küçümsediler.»
Kral, İsrail kavmini bu dünyada acılarla dolu bularak, onlara kulları
Yusuf, Musa ve Harun'u verip, bakımlarını yaptıran Allah'ımızdır. Ve
Allah'ımız onlara karşı öylesine bir sevgi duymuştur ki, İsrail kavmi
uğruna Mısır'ı vurmuş, Firavun'u boğmuş ve Kenanîlerle Medyenliler'in
yüz yirmi kralını darmadağın etmiştir; İsrail Kavmi'ne kanununu vermiş,
onları insanlarımızın oturduğu toprakların tümüne varis kılmıştır. «
Fakat İsrail Kavmi'nin yaptığı nedir? Ne kadar peygamberi öldürmüş, ne
kadar peygamberliği bozup lekelemiştir; nasıl da Allah'ın kanununu
çiğnemiştir; bu nedenle kaç tanesi Allah'tan kopup, sizin suçlarınız
yüzünden ey kâhinler, putlara kulluğa koşmuştur! Ve yaşama biçiminizle
Allah'ın şanını nasıl da hiçe sayarsınız! Ve sonra da gelip bana
sorarsınız; «Allah bize Cennet'te ne verecek» diye. Bana şöyle
sormalıydınız : «Allah'ın bize Cehennem'de vereceği ceza ne olacaktır?»
Ve sonra da Allah'ın kendinize merhamet etmesi amacıyla gerçek tövbe
için ne yapmanız gerektiğini sormalıydınız. Size bunu söyleyebilirim ve
sizi bu hedefe yöneltiyorum.»
69.
«Huzurunda durduğum Allah sağ ve diridir
ki, benden göklere çıkarma değil, gerçeği alacaksınız. Bu bakımdan size
diyorum ki, babalarımızın günah işledikten sonra yaptığı gibi tövbe
edip, Allah'a dönün ve kalbinizi sertleştirmeyin.» Kâhinler bu konuşma
üzerine kızgınlıktan bitip tükeniyorlardı ama halktan korkularına tek
bir ses çıkaramıyorlardı.
Ve, İsa sözlerini şöyle sürdürdü: «Ey
fakihler, ey yazıcılar, ey Ferisîler, ey kâhinler, söyleyin bana,
şövalyeler gibi atlar arzular, fakat savaşa gitmeği arzu etmezsiniz;
kadınlar gibi güzel giysiler arzular, fakat eğirme ve çocuk beslemeği
arzu etmezsiniz; tarlaların meyvelerini arzular, fakat toprağı işlemeği
arzu etmezsiniz; denizin balıklarını arzular, fakat balığa gitmeyi arzu
etmezsiniz; şehirliler gibi şeref arzular, fakat cumhuriyetin yükünü
arzu etmezsiniz; ve kâhinler olarak onda birleri aşarı ve ilk toplanan
meyveleri arzular, fakat Allah'a gerçek kulluk etmeği arzu etmezsiniz.
Böyleyken, burada şersiz - kötülüksüz her iyiliği arzuladığınızı gören
Allah ne yapacaktır size? Bakın, size diyorum ki, Allah size, tüm
iyiliklerden yoksun her türlü şerri bulacağınız bir yer verecektir.» Ve,
İsa bunları deyince, konuşup göremeyen ve işitme gücünden yoksun bir
cin çarpmışı getirdiler kendisine. Bunun üzerine, inançlarını gören İsa
gözlerini göğe kaldırdı ve dedi: «Babalarımızın Allah'ı Rabb, bu hasta
adama merhamet et ve ona sıhhat ver ki, bu insanlar beni Sen'in
gönderdiğini bilsinler.» Ve İsa böyle söyleyip, ruha ayrılmasını
emrederek, dedi. «Rabbımız Allah'ın adının gücüyle adamdan ayrıl ey
şerli olan!» Ruh ayrıldı ve dilsiz adam konuştu, gözleriyle de gördü.
Bunun üzerine herkes korkuya kapıldı, fakat yazıcılar dediler: «Cinlerin
reisi Beelzebu'nun gücüyle cinleri çıkarıp atıyor.» O zaman İsa dedi:
«İçinde ayrılık olan her ülke yok olur, ev ev üstüne yıkılır; eğer,
şeytan'ın gücüyle şeytan çıkarılıp atılıyorsa, bu ülke nasıl ayakta
duracak? Eğer, sizin oğullarınız Süleyman Peygamber'in kendilerine
verdiği kitapla şeytan'ı çıkarıp atıyorlarsa, benim şeytan'ı Allah'ın
gücüyle çıkarıp attığımı doğruluyorlar demektir. Allah sağ ve diridir
ki, Kutsal Ruh'a karşı küfür, dünya ve Ahiret'te bağışlanmayacaktır.
Çünkü, kendi kendine kötülük eden insan, günahını bile kendini günaha
sokacaktır.» Ve, İsa bunları deyip, mabetten çıktı. Ve, halk,
toplayabildikleri tüm hastaları getirdikleri ve İsa da dua ederek,
hepsine sıhhat verdiği için, ona ta'zimde bulundular. Bunun üzerine, o
gün Kudüs'deki Romalı askerler şeytan'ın dürtmesiyle, İsa'nın, halkını
ziyarete gelen İsrail Kavmi'nin Allah'ı olduğunu söyleyerek halk
arasında fitne yaymaya başladılar.
70.
İsa Bayramdan sonra Kudüs'ten ayrılıp
Filipus Kayseriyesi sınırlarından içeri girdi. Bu sırada, melek Cebrail
halk arasında başlayan fesadı kendisine söyleyince, havarilerine sordu:
«İnsanlar benim için ne diyor?» Dediler: «Bir kısmı senin İlya olduğunu,
bir diğer kısmı Yeremya, bir diğer kısmı da eski peygamberlerden biri
olduğunu söylüyor.» İsa cevap verdi: «Ya siz; benim için siz ne
diyorsunuz?». Petrus cevap verdi: «Sen Allah'ın oğlu Mesih'sin.» O
zaman, İsa kızdı ve kızgınlıkla onu azarlayıp, dedi; «Defol, ayrıl
benden, çünkü sen şeytan'sın ve beni günaha sokmaya çalışıyorsun!». Ve
onbir havariyi de tehdit edip, dedi. «Eğer böyle inanıyorsanız, yazıklar
olsun size, çünkü ben böyle inananlara karşı Allah'tan büyük bir lanet
kazandım». Ve Petrus'u kovup atmak istedi; bunun üzerine onbir havari
onun için İsa'ya yalvardılar. O da onu kovmayıp, yeniden azarlıyarak
dedi: «Uyanık olun da, bir daha sakın böyle bir söz söylemeyin, çünkü
Allah sizi reddeder.» Petrus ağladı ve dedi: «Rab, ben aptalca konuştum;
Allah'a yalvar da beni affetsin.» O zaman İsa dedi: « Eğer, Allah'ımız
kulu Musa'ya, çok sevdiği İlya'ya veya herhangi bir peygambere görünmek
dilemiş olsa, Allah'ın bu imansız nesle görünmesi gerektiğini mi
düşüneceksiniz? Siz bilmez misiniz ki, Allah her şeyi hiç yoktan tek bir
sözle yaratmıştır ve tüm insanların menşei bir çamur parçasıdır. Bu
durumda Allah'ın nasıl olur da, insana benzeyen bir yanı bulunabilir?
Yazıklar olsun, şeytan'a kanarak kendi kendilerine eziyet edenlere!» Ve
İsa bunu deyip, Petrus için Allah'a yalvardı, on bir havari’yle Petrus
ağhyarak, dediler: « Âmin, âmin ey Allah'ımız Azîm ve Sübhan Rabb.»
Ardından İsa ayrıldı ve avamın kendisiyle ilgili olarak boş
düşüncelerini söndürmek için Galile'ye gitti.
71.
İsa, kendi memleketine gelince tüm Galile
yöresinde, İsa Peygamberin Nasıra'ya nasıl geldiği yayıldı. Bunun
üzerine, büyük bir dikkatle hastaları araştırıp, kendisine getirdiler ve
onlara elleriyle dokunması için yalvardılar. Ve, kalabalık öylesine
büyüktü ki, tanınmış, felçli bir zengin kapıdan geçemeyerek İsa'nın
bulunduğu evin damına çıktı ve damın örtüsünü alıp, kendini İsa'nın
önündeki yazgıların yanına bıraktı, İsa, bir an tereddüt edip durdu ve
sonra dedi: «Korkma kardeş, çünkü günahların sana bağışlanmış
bulunuyor.» Herkes bunu duyunca incindi ve dedi: «Kimdir bu günahları
bağışlayan?» O zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, ben günahları
bağışlayamam, bir başka kişi de bağışlayamaz, ama, yalnızca Allah
bağışlar. Fakat Allah’ın kulu olarak ben, başkalarının günahları için
Allah'a yalvarabilirim ve işte bu hasta adam için O'na yalvardım ve
eminim ki, Allah duamı işitmiştir. Bu nedenle, gerçeği bilesiniz diye,
bu hasta adama diyorum: «Babalarımızın Allah'ı, İbrahim'in ve
oğullarının Allah'ının adıyla, iyileşmiş olarak kalk!» Ve, İsa bunu
deyince, hasta adam iyileşmiş olarak kalktı ve Allah'ı tazim etti. O
zaman, halktan olanlar İsa'dan dışarıda duran hastalar için Allah'a
yalvarmasını rica ettiler. Bunun üzerine, İsa dışarıya onların yanına
çıktı ve ellerini kaldırıp dedi: «Ey orduların Allah'ı, yaşayan Allah,
gerçek Allah, hiç ölmeyecek olan kutsal Allah Rabb, onlara merhamet et!»
Bunun üzerine, herkes cevap verdi: «Âmin.» ve böyle dedikten sonra
hasta halkın üzerine ellerini koydu ve hepsi sıhhatlerine kavuştular.
Bundan dolayı Allah'ı ta'zim ettiler:
«Allah bizi peygamberi aracılığıyla ziyaret etmiştir ve Allah, büyük bir
peygamber göndermiştir bize.»
72. Allah'ın Elçisiyle İlgili İşaretler
İsa geceleyin havarileriyle gizlice
konuşup, dedi: «Bakın, size diyorum ki, şeytan sizi buğday gibi elemek
arzu eder. Fakat ben sizin için Allah'a yalvardım ve benim için tuzaklar
kurandan başka sizin için helak olmak yoktur.» Ve bunu Yehuda hakkında
dedi, çünkü melek Cebrail ona Yehuda'nın kâhinlerle nasıl el birliği
içinde olduğunu ve İsa'nın konuştuğu her şeyi onlara bildirdiğini
söylemişti. Bunu yazan gözyaşlarıyla İsa’ya yaklaşıp, dedi: «Ey muallim,
bana söyle, sana ihanet edecek olan kimdir?» İsa cevap verip, dedi. «Ey
Barnabas, şimdi senin için onu bilmenin zamanı değildir. Fakat yakında
kötü olan kendini ortaya koyacaktır. Çünkü ben dünyadan ayrılacağım.» O
zaman, havariler ağlıyarak dediler: «Ey muallim, demek bizi
bırakacaksınız? Sen bizi bırakmaktansa, biz ölelim, çok daha iyi!» İsa
cevap verdi: «Kalbiniz üzüntü çekmesin, korkmayın da; çünkü sizi ben
yaratmadım, fakat sizi yaratmış olan yaratıcımız Allah sizi
koruyacaktır. Bana gelince, ben şimdi, dünyaya selâmet getirecek olan
Allah’ın Elçisi’nin yolunu hazırlamak için dünyaya gelmiş bulunuyorum.
Fakat sakın ola ki, aldatılmayasınız, çünkü benim sözlerimi alıp, benim
kitabımı kirletecek pek çok sahte peygamber gelecektir.» O zaman,
Arıdreâs dedi: «Muallim, bize bazı işaretler söyle ki, onu bilelim.» İsa
cevap verdi: .«Sizin zamanınızda gelmeyecek, fakat sizden birkaç yıl
sonra, kitabımın hükümsüz ki, kılınacağı, o kadar ki, ancak otuz kadar
müminin kalacağı bir zamanda gelecektir. Bu zamanda Allah dünyadakilere
acıyacak ve bu bakımdan Elçisi'ni gönderecektir; Elçisi'nin üzerinde bir
bulut duracak, buradan onun Allah'ın seçilmiş bir kulu olduğu bilinecek
ve O'nunla tanınacaktır. Dinsizlere karşı büyük bir güçle gelecek ve
yeryüzünde puta tapıcılığı yıkacaktır. Ve ben de seviniyorum ki, onunla
Allah tanınıp, ta'zim edilecek ve ben de gerçek olarak tanınacağım ve
benim insandan öte olduğumu söyleyenlerden öç alacaktır. Bakın, size
diyorum ki, ay çocukluğunda ona uyku verecek ve büyüdüğünde o ayı
ellerine alacaktır. Bırakın, dünya onu çıkarıp attığını fark etsin,
çünkü o, puta tapıcıları öldürecek; Allah'ın kulu Musa ve yaktıkları
şehirleri ve çocuklarını öldürdükleri şehirleri bağışlamayan Yuşa çok
daha fazlasını öldürmüştü; çünkü eski bir yaraya kişi ateş tatbik eder.
«O, bütün peygamberlerinkinden daha açık bir gerçekle gelecek ve dünyayı
yanlış yere kullananı azarlayacaktır. Babamızın şehrinin kuleleri
neş’eyle birbirlerini selamlayacaklardır ve işte, puta tapıcılığın yüz
üstü yere kapaklandığının görüleceği ve benim de başkaları gibi bir
insan olduğumu itiraf edeceği zaman, bakın, size söylüyorum ki, Allah'ın
Elçisi gelmiş olacaktır.»
73.
«Bakın, size diyorum ki, eğer şeytan sizin
Allah'ın dostları olup olmamanız konusunda uğraşacak olursa çünkü kimse
kendi şehirlerine saldırmaz, eğer şeytan dileğini üzerinize korsa, size
kendi zevklerinize kaydırmakla işkence eder; fakat sizin kendisine
düşman olduğunuzu bildiğinden, sizi helak etmek için her şiddete
başvuracaktır. Ama korkmayın, çünkü o size karşı zincire vurulmuş bir
köpek gibi duracaktır. Çünkü Allah benim duamı işitmiştir.» Yuhanna
cevap verdi: «Ey muallim, yalnız kendimiz için değil, fakat kitaba
inanacaklar için de anlat; eski iğvacı insana nasıl tuzak kurar?» İsa
cevap verdi: «Bu mel'un dört yolla iğva eder. İlki, kendisi düşüncelerle
iğva ettiği zamandır İkincisi, kulları aracılığıyla söz ve işlerle iğva
ettiği zamandır. Üçüncüsü, sahte akideyle iğva ettiği zamandır.
Dördüncüsü de, sahte görüşlerle iğva ettiği zamandır. Şimdi, ateşi
olanın suyu sevdiği gibi, günahı seven insan bedeni her şeyiyle onun
yanındayken, insan nasıl tedbirli olmalıdır? Bakın, size diyorum ki,
eğer bir insan Allah'tan korkarsa, Allah her şeye karşı ona zafer verir
ki Davud peygamber şöyle der: «Allah üzerinizde melekler görevlendirecek
ve onlar şeytan sizi yanıltmasın diye yollarınızı tutacaklardır. Bin
tanesi sol kolunuz üzerine düşecek, bir on bin tanesi de sağ kolunuz
üzerine düşecek ki, şeytanlar yanınıza yaklaşmasın.» «Hattâ Allah’ımız
büyük sevgisinden, aynı Davud aracılığıyla bizi koruyacağını va'd
etmiştir. «Öğretmenlik edecek anlayış veriyorum sana ve yürüyeceğin
yollarında kendi gözümü senin üzerine dikeceğim.» Ama ne diyeyim ben? O,
İşaya aracılığıyla dedi: «Bir anne kendi rahminin çocuğunu unutabilir
mi? Fakat size diyorum ki, o unuttuğu zaman, ben sizi unutmayacağım.»
«Öyleyse, söyleyin bana, gözetici olarak melekleri ve koruyucu olarak
daim sağ olan Allah'ı varken Şeytan'dan kim korkar? Bununla birlikte,
Süleyman Peygamber'ın dediği gibi, şu da gereklidir: «Sen Rabb’dan
korkmak için gelen oğlum, iğvalara karşı ruhunu hazır et. Bakın, size
diyorum ki, insan paraları muayene eden bir banker gibi yapıp,
düşüncelerini muayene etmeli ki, yaratıcısı Allah'a karşı günah
işlemesin.»
74.
«Dünyada günah için hiç kaygı çekmeyen
insanlar var olagelmiştir ve vardır; bunlar en büyük yanılgı
içindedirler. Söyleyin bana, şeytan nasıl günah işledi? Onun insandan
daha değerli olduğu düşüncesiyle günah işlediği ortada. Süleyman, bir
ziyafete Allah'ın tüm yaratıklarını davet etmeği düşünerek günah zelle
işledi de, bir balık hazırladığı her şeyi yiyerek onu doğrulttu. Bu
bakımdan, babamız Davud'un sözü sebepsiz değildir: «Bir kimsenin
kalbinde yükselmek için kişi gözyaşları vadisinde oturur.» Ve, bu
nedenle Allah, peygamberi İşaya aracılığıyla bağırmaz mı: «Gözlerinden
kötü düşüncelerinizi çekip, ayırın.» Ve, bu amaçla Süleyman der: «Tüm
tutuşunla kalbini tut.» Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir
ki, düşünmeden günah işlemek mümkün olmadığından, her şey günaha götüren
kötü düşünceler için söylenir. Şimdi, deyin bana, çiftçi bağ diktiği
zaman, diktiklerini derine koymaz mı? Kesinlikle kor. İşte böyle de,
şeytan günahı dikerken gözde veya kulakta durmayıp, Allah'ın mekânı olan
kalbe geçer. Allah'ın kulu Musa aracılığıyla dediği gibi; «Benim
kanunumda yürüsünler diye, ben içlerinde yerleşeceğim.» «Şimdi söyleyin
bana, eğer kral Hirodes içinde oturmak arzu ettiği bir evi korumanız
için size verecek olsa, düşmanı Pilatus'un oraya girmesine veya içine
eşyalarını koymasına katlanır mısınız? Emin olun ki, hayır. Öyle de,
Allah'ın, mekânı olan kalbinizi korumanız için size verdiğini göre göre,
Şeytan'ın oraya girmesine veya içine düşüncelerini yerleştirmesine hiç
katlanmamanız gerekir. Bu bakımdan, nasıl banker, Kayser'in resmi doğru
mudur, değil midir, gümüş sağlam mıdır, sahte midir ve gereken ağırlıkta
mıdır diye paraya dikkat ediyor ve bu nedenle onu elinde evirip
çeviriyorsa, siz de öylece dikkat edin. Ah, deli dünya! Kuşkusuz, kendi
kulların Allah'ın kullarından daha ölçülü ve sakıngan olduğu için, son
günde Allah’ın kullarını ihmal ve dikkatsizlikleri nedeniyle azarlayasın
ve yargılayasın diye, kendiişlerinde ne kadar da akıllısındır. Söyleyin
bana şimdi, kim bir düşünceyi, bankerin gümüş bir parayı muayene ettiği
gibi muayene ediyor? Emin olun ki, hiç kimse.»
75.
Sonra, Yakup dedi: «Ey muallim, bir
düşüncenin bir para gibi muayenesi nasıl olur?» İsa cevap verdi:
«Düşüncedeki sağlam gümüş dindarlıktır. Çünkü dine aykırı her düşünce
şeytan'dan gelir. Doğru resim, peşlerinden gitmemiz gereken kutsal
kulları ve peygamberleri örnek almaktır; düşüncenin ağırlığı ise, her
şeyin kendisine göre yapılması gereken Allah sevgisidir. Böyle oldu mu,
düşman, komşuna karşı araya din dışı düşünceler getirecektir, bedeni
bozmak için dünyaya uygun düşünceler; Allah sevgisini bozmak için dünya
sevgisiyle ilgili düşünceler.» Bartalemus cevap verdi: «Ey muallim,
iğvaya kapılmayalım diye az düşünmemiz için ne yapmamız gerekiyor?» İsa
cevap verdi: «îki şey gereklidir sizin için. îlki, kendinizi çok
eğitmeniz, ikincisi de, az konuşmanızdır; çünkü tembellik her türlü
kirli düşüncenin toplandığı bir bataktır. Çok fazla konuşmak ise,
kötülükleri biriktiren bir süngerdir. Bu bakımdan yalnızca çalışmanızın
vücudu meşgul etmesi değil, aynı zamanda ruhunun da ibadetle meşgul
olması gerekmektedir. Çünkü ruh ibadetten hiç bir zaman uzak durmamak
ihtiyacındadır.» Temsil olsun diye anlatıyorum: « Çalıştırdıklarının
hakkını vermeyen bir adam vardı, bu nedenle de, onu tanıyan kimse
tarlalarını sürmeye gitmezdi. Bunun üzerine, lânetli bir adam gibi dedi:
«Pazar yerine gidip, hiç bir şey yapmayan boş adamları bulacağım, onlar
da boş olduklarından bağlıklarımı işlemeye gelecekler.» Bu adam evinden
çıktı ve boş boş oturup, hiç paraları olmayan pek çok yabancı buldu.
Kendileriyle konuşup, onları bağlığına şevketti. Fakat onu tanıyan ve
eli iş tutan hiç kimse o tarafa gitmedi. «Çalıştırdıklarının hakkını
vermeyen şeytan'dır, çünkü o iş verir ve insan bunun karşılığında
hizmetine sonsuz ateşler alır. Bu nedenle, Cennet'ten sürülmüş ve
işçiler aramaya çıkmıştır. O, işlerine mutlaka, boş boş oturanları, en
çok da kendisini tanımayanları koşar. Her ne durumda olursa olsun,
kötülüğü bilmek, ondan kurtulmak İçin yeterli değildir. Fakat onu
altetmek için iyiliklerle uğraşmak da gerekir.» «Size bir temsil daha
anlatıyorum. Üç bağ tarlası olan ve bunları üç çiftçiye icara veren bir
adam vardı. Birinci adam bağları nasıl işleyeceğini bilmediğinden,
bağlar yalnızca yaprak verdi, ikincisi üçüncüye, bağlara nasıl bakılması
gerektiğini öğretti; o da onun sözlerini en iyi şekilde dinledi ve
kendisine anlatıldığı şekilde kendininkini işledi; o “kadar ki,
üçüncünün bağı çok meyve verdi. Fakat ikinci zamanını yalnızca
konuşmakla geçirerek, bağını işlemeden bıraktı. İcarları ödeme zamanı
gelince, bağ tarlalarının sahibine birinci adam dedi:. «Efendi, bağ
tarlalarının nasıl işleneceğini bilmiyorum, bu bakımdan, bu yıl hiç
meyve alamadım.»
76.
Bağ sahibi cevap verdi: «Ey aptal, sen
dünyada tek başına mı yaşarsın da, toprağı işlemesini çok iyi bilen
ikinci bağcının fikrini sormazsın? Belli ki, bana hiç bir şey
ödemeyeceksin.» «Ve böyle deyip, onu efendisine borcunu ödeyinceye kadar
hapiste çalışmaya mahkûm etti; fakat sade dilliliğinden acıma duyguları
harekete geçip onu salıverip, dedi: «Defol, benim bağımda daha fazla
çalışmanı istemiyorum, senin borcunu ödemen için bu kadarı yeter.»
İkincisi geldi ve ona bağ sahibi dedi: «Hoş geldin benim bağcım! Bana
borçlu olduğun meyveler nerede? Kuşkusuz sen, bağların nasıl
budanacağını en iyi bilen olduğundan, sana icara verdiğim bağım çok
meyve vermiş olmalı.» İkinci adam cevap verdi: «Ey efendi, senin bağın
öyle duruyor, çünkü ben ne kök ve dalları budadım, ne de toprağı
işledim; bu bakımdan, bağ meyve vermedi, ben de sana borcumu
ödeyemiyorum.» Bunun üzerine bağ sahibi, üçüncü adamı çağırdı ve hayret
içinde sordu: «Bana, kendine ikinci bağı icara verdiğim şu adamın, sana
icara verdiğim bağın nasıl işleneceğini sana tam olarak anlattığını
söyledin. Öyle de, nasıl olur da ona icara verdiğim bağ, hepsi aynı
toprakken meyve vermemiş olsun?» Üçüncü adam cevap verdi: «Efendi,
bağlıklar yalnızca konuşmakla işlenmez, fakat bağının meyve vermesini
isteyen günde bir gömlek terletmelidir. Ve hiç bir şey yapmaz, ama
vaktini konuşmakla harcarken ey efendi, senin bağcının bağı nasıl meyve
versin? Emin olun ey efendi, eğer o kendi sözlerini uygulamaya koymuş
olsaydı, bu kadar çok konuşamayan ben sana iki yıllık icarı öderken, o
beş yıllık bağ kirasını verirdi.» «Efendi kızdı ve bağcıya sertçe
çıkıştı: «Ve sen, kesilecek dalları kesmeyip, tarlayı düzlememekle büyük
bir iş yaptın. Bu nedenle de, sana verilecek büyük bir ödül var!» Ve
hizmetçilerini çağırıp, onu acımadan dövdürdü. Ve sonra da, onu her gün
döven zalim bir hizmetçinin gözetiminde hapse koydu. Ve arkadaşlarının
ricalarına bakıp da, hiç bir zaman serbest bırakmak da İstemedi.»
77.
Bakın, size diyorum ki, Hüküm Günü'nde pek
çokları Allah'a diyecek: «Rabb, biz senin kanununu vaaz ettik ve
öğrettik.» Bunlara karşı kuşlar bile haykırıp, diyecekler: «Siz
başkalarına vaaz ederken, kendi dilinizle kendinizi mahkûm ediyordunuz,
ey günah işçileri!» «Allah sağ ve diridir ki» dedi Isa, «gerçeği bilip
de aksini yapan, öylesine feci bir ceza ile cezalandırılacak ki, hani
neredeyse şeytan bile ona acır duruma gelecek. Şimdi söyleyin bana,
Allah bize kanununu bilmek için mi verdi, uygulamak için mi? Bakın, size
diyorum ki, tüm ilmin amacı, bildiğini yapan bir akıla sahip olmaktır.»
«Söyleyin bana, eğer bir kişi sofrada oturup, gözleriyle nefis etlere
baksa, ama elleriyle kirli şeyleri seçse ve bunları yese bu bir deli
değil midir?» «Kesinlikle öyle» dedi havariler. O zaman, İsa dedi: «Ey
bütün delilerden de deli, sen ey adam, anlayışınla göğü bilir, ellerinle
yeri seçersin; anlayışınla Allah'ı tanır, içinden dünyayı seçersin;
anlayışınla Cennet'in zevklerini bilir, yaptıklarınla Cehennemin
bayağılıklarını seçersin. Kılıcı Bırakıp da, savaşa kınıyla giden cesur
asker! Şimdi, bilmez misiniz ki, geceleyin yürüyen yalnızca ışığı
görmek için değil, gerçekte, hana salimen varabilsin diye doğru yolu
görmek için ışığı arzular? Ey, bin defa hakir görülüp, iğrenilmesi
gereken dünya, çünkü Allah'ımız kutsal peygamberleriyle hep kendi
ülkesine ve dinlenme yerine giden yolu bildirmek istedi, fakat sen
şerli yaratık, yalnızca gitmek istememekle kalmaz, daha kötüsü, ışığı
hakir görürsün! Şu deveyle ilgili atasözüne doğrudur: «Deve, kendi
çirkin yüzünü görmek istemediğinden içmek için duru suyu beğenmezmiş.»
îşte, kötülük yapan dinsizler de böyledir; kötü işleri bilinmesin diye
ışıktan nefret ederler. Fakat âklı olup da, iyi işler yapmamakla
kalmayıp, daha kötüsü, aklını şerlerde kullanan, hediyeleri, onları
vereni öldürmek için alet olarak kullanan gibidir.»
78.
«Bakın, size diyorum ki, Allah şeytan'ın
düşüşüne acımadı, ama yine de Âdem’in düşüşüne acıdı. Bırakın, artık
bu, iyiliği bilip de kötülük yapanın mutsuz durumunu bilmeniz için
yetsin.» O zaman, Andreas dedi: «Ey muallim, böyle bir duruma düşmemek
için, bilgiyi bir yana koymak iyi bir şey o halde!» İsa cevap verdi:
«Eğer, dünya güneşsiz, insan gözsüz ve ruh da anlayışsız iyiyse o zaman
bilmemek de iyidir. Bakın, size diyorum ki, bilginin ebedi hayat için
olduğu kadar, ekmek geçici hayat için iyi değildir. Öğrenmenin Allah'ın
bir emri olduğunu bilmez misiniz? Şöyle diyor Allah: «Büyüklerinize
sorun ve onlar size öğretsinler.» Ve kanun hakkında Allah der: «Görün
ki, hükmüm gözlerinizin önündedir; oturacağınız zaman, yürüyeceğiniz
zaman ve her zaman onun üzerinde düşünün.» Öyleyse, öğrenmenin iyi olup
olmadığını şimdi biliyorsunuzdur herhalde. Ah, mutsuzdur bilgeliği hakir
gören. Çünkü o, ebedî hayatı kesinlikle yitirecektir.» Yakup, karşılık
verdi: «Ey muallim, Eyüb'ün bir hocadan ders almadığını biliyoruz,
İbrahim de aynı; öyleyken, Allah’ın kutsal kulları ve peygamber
oldular.» İsa cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, güveyin evinden
olanın evlenme törenine çağırılmasına gerek yoktur, çünkü o, törenin
yapıldığı evde oturmaktadır. Fakat evden uzakta olanlar çağırılır.
Şimdi, bilmez misiniz ki, Allah'ın peygamberleri Allah'ın rahmet ve
bereket evindedirler ve Allah'ın kanunlarını açık olarak içlerinde
bulurlar. Babamız Davud bu konuda bakın ne der: «Allah'ımın kanunu
kalbimdedir; bu nedenle, O'nun yolu kazmakla yapılmayacaktır.» Bakın,
size diyorum ki, Allah'ımız insanı yaratırken, onu yalnızca doğru olarak
yaratmakla kalmadı. Aynı zamanda kalbine, Allah'a kulluk etmeye uygun
olanı kendine göstermesi için bir ışık yerleştirdi. Bu bakımdan, bu ışık
günahlar nedeniyle kararsa bile, yine de sönmez, Çünkü her kavimde,
Allah'ı yitirmiş olup, sahte ve yalancı tanrılara kulluk etseler bile,
Allah'a kulluk etme arzusu vardır. Dolayısıyla, bir insanın Allah'ın
peygamberlerinden ders alması gereklidir, çünkü onlar, Allah'a iyi
kulluk ederek Cennet'e, vatanımıza giden yolu öğretmek için ışığı
yakarlar; tıpkı, gözleri hasta olanlara yardım ve kılavuzluk edilmesinin
gerekli olduğu gibi.»
79.
Yakup karşılık verdi: «Peygamberler ölüyse
bize nasıl öğretecekler ve peygamberler hakkında bilgisi olmayana da
nasıl öğretilecektir?» Isa cevap verdi: «Onların akidesi, incelenebilsin
diye yazılır, çünkü yazılanlar peygamberden size kalandır. Bakın, bakın
size diyorum ki, peygamberliği hakir gören, yalnızca peygamberi hakir
görmekle kalmaz, peygamberi gönderen Allah'ı da hakir görmüş olur. Fakat
bazı kavimler gibi peygamberliği bilmeyenlere gelince, size söylüyorum:
Eğer, böyle yörelerde bir insan kalbinin kendine gösterdiği biçimde,
başkalarından görmediğini başkalarına yapmadan ve başkalarından aldığını
komşusuna vererek yaşayacak olursa, evet böyle bir insan Allah'ın
rahmetinden uzak kalmayacaktır. Ölürken, daha önce olmazsa Allah
kendisine öğretecek ve rahmetle kanununu verecektir. Belki de, Allah'ın
kanun sevgisi için kanun verdiğini düşünüyorsunuz. Kesinlikle böyle
değil, ama gerçekte Allah kanununu, insan Allah sevgisi için iyilik
yapsın diye verir. Ve Allah Kendi Sevgisi için iyilik yapan bir insan
bulsa sanki onu hakir mi görecektir? Hayır, asla, ama daha da, onu
kendilerine kanun verdiklerinden çok sevecektir. Bir örnek olarak
anlatıyorum : «Büyük mal varlığı olan bir adam vardı ve bölgesinde
yalnızca meyve vermeyen çöl topraklar bulunuyordu, îşte, bir gün böyle
bir çöl araziden geçerken, meyvesiz bitkiler arasında güzel meyveler
yeren bir bitki buldu. Bunun üzerine, bu adam dedi: «Bu bitki nasıl olur
da, böylesine güzel meyveleri verir? Onu kesinlikle kesmeyecek ve
diğerleriyle birlikte ateşe vermeyeceğim.» Ve hizmetçilerini çağırıp, o
bitkiyi söktürerek bahçesine diktirdi. İşte böyle de size diyorum ki,
Allah'ımız nerede olurlarsa olsunlar, salih amel işleyenleri Cehennem'in
alevlerinden koruyacaktır.»
80.
«Söyleyin bana, puta tapıcılar arasında
Eyub’üz'dan başka nerede kaldı? Ve tufan zamanında Musa nasıl yazıyor?
Bana söyleyin, O der: «Nuh gerçekten, Allah'ın önünde rahmet buldu.»
Babamız İbrahim'in sahte putlar yapıp tapınan inançsız bir babası vardı.
Lût, yeryüzünün en rezil insanları arasında yaşadı. Danyal, bir çocukken
Hananya, Azarya ve Mişael'le birlikte Buhtunnasır tarafından öyle bir
şekilde tutsak alındılar ki, o zaman daha sadece iki yaşında idiler ve
puta tapıcı hizmetçiler kalabalığı içinde yetiştirildiler. Allah sağ ve
diridir ki, nasıl ateş zeytin, servi veya palmiye demeden kuru şeyleri
yakar ve onları ateşe çevirir, öyle de Allah'ımız, Yahudi, Sisian, Yunan
veya Ismaili demeden, salih amellerde bulunan herkese merhamet eder.
Fakat kalbin orada durmasın ey Yakup. Çünkü Allah’ın peygamber
gönderdiği yerde kendi hükmünü tümüyle reddedip peygamberi izlemek, «O
neden böyle diyor?», «Neden böyle yasaklıyor ve emrediyor?» demeden,
«Allah böyle istiyor», «Allah böyle emrediyor» demek gerekir. Şimdi,
İsrail kavmi Musa'yı hakir gördüğünde, Allah Musa'ya ne demişti?
«Onlar seni hakir görmediler, fakat onlar Beni hakir gördüler.»
81.
«Bakın size diyorum ki, insan tüm ömrünü
konuşup yazmayı öğrenmeye değil, salih amel işlemeyi öğrenmeye de
harcamalıdır. Şimdi söyleyin bana, tüm dikkatiyle hizmet ederek, kendini
memnun etmeye çalışmayan Hirodes'in şu kulu kimdir? Var mıdır böyle
biri? Yalnızca çamur ve gübre olan bir bedeni memnun etmeye çalışıp da,
tüm şeyleri yaratan ve ebedi Sübhan ve Kuddüs olan Allah'a kulluk etmeye
çalışmayıp unutan dünyadakilere yazıklar olsun.» «Söyleyin bana, eğer
kâhinler Allah'ın ahit sandığını taşırken bırakıp yere düşürmüşlerse, bu
onların büyük bir günahı değil midir?» Havariler bunu duyunca
titrediler, çünkü Allah’ın sandığına yanlış dokunduğu için Allah'ın
Uzza'yı öldürdüğünü biliyorlardı. Ve dediler: «Böyle bir günah en feci
olanıdır.» O zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir ki, Allah'ın onunla
her şeyi yarattığı ve ona uymakla size sonsuz hayat sunduğu sözünü
unutmak daha büyük bir günahtır.» Ve Isa böyle deyip dua etti. Duasından
sonra dedi : «Yarın Samiriye’ye varmamız gerekiyor, çünkü Allah’ın
kutsal meleği bana böyle dedi.» Belli bir günün sabahında erkenden Isa,
Yakub'un yaptığı ve oğlu Yusuf'a verdiği kuyuya yaklaştı. Seyahat
nedeniyle yorgun düşen Isa havarilerini yiyecek satın almaları için
şehre gönderdi. Kendi de kuyunun yanına, bir kuyu taşının üstüne oturdu.
Ve bir de ne görsün, Samiriyeli bir kadın su çekmek için kuyuya gelmiyor
mu?
İsa kadına dedi: «İçmek için bana su ver!»
Kadın cevapladı: «Şimdi, sen bir İbrani olarak, ben Samiriyeli bir
kadından içecek istemeye utanmıyor musun?» İsa cevap verdi: «Ey kadın,
senden içecek isteyenin kim olduğunu bilsen, belki de sen ondan içecek
isterdin.» Kadın karşılık verdi: «Şimdi, kuyu derinken ve senin de su
çekecek ne kovan, ne de ipin olmadığını görüp dururken, bana nasıl içmek
için su verecekmişsin?» İsa cevap verdi: «Ey kadın, kim bu kuyunun
suyundan içerse, susuzluk ona yine gelir, fakat kim benim verdiğim sudan
içerse, artık bir daha susamaz; ama bunu susuz olanlara içmek için
verirler, o kadar ki, sonsuz hayata ererler.» O zaman, kadın dedi: «Ey
Rab, bana bu suyundan ver.» İsa cevap verdi: «Git, kocanı çağır, ikinize
de içmeniz için vereceğim.» Kadın dedi: «Benim kocam yok.» İsa karşılık
verdi: «Peki, doğruyu söyledin, çünkü senin beş kocan oldu, şimdiki ise
kocan değildir.» Kadın bunu duyunca şaşırdı ve dedi: «Rab, anlıyorum ki,
sen bir peygambersin; bu nedenle söyle bana, yalvarırım: îbraniler,
Kudüs'te Siyon dağı üzerinde, Süleyman'ın yaptırdığı mabette ibadet
ederler ve derler ki, bir başka yerde değil ancak orada insanlar
Allah’ın rahmet ve bereketini bulurlar. Ve halkımız ise bu dağlar
üzerinde ibadet eder ve derler ki, ibadet yalnızca Samiriye dağlarında
yapılmalıdır. Bu durumda gerçek ibadet edenler kimler olmuş oluyor?»
82.
O zaman İsa iç çekti ve ağlayıp, dedi:
«Yazıklar olsun sana Yahudiye, çünkü sen «Rabb'ın mabedi, Rabb'ın
mabedi» diye büyüklenir ve sanki hiç Allah yokmuş gibi ömür sürer,
kendini tümden dünyanın zevklerine ve kazançlarına verirsin. İşte bu
kadın Hüküm Günü'nde seni Cehennem'e mahkûm edecek; çünkü bu kadın Allah
önünde rahmet ve bereketin nasıl bulunacağını öğrenmeye çalışıyor». Ve
kadına dönerek dedi: Ey kadın, siz Samiriyeliler bilmediğiniz şeye
ibadet eder, fakat biz İbranîler bildiğimiz şeye ibadet ederiz. Bak,
sana diyorum ki, Allah ruhtur ve gerçektir ve öyle de, ona ruhtan ve
gerçekten ibadet edilmelidir. Çünkü Allah’ın vaadi Kudüs’te, Süleyman
mabedinde yapılmıştır, başka yerde değil. Ama inan bana, bir gün
gelecek ve Allah rahmetini bir başka şehre gönderecek ve her yerde O'na
gerçekten ibadet etmek mümkün olacaktır. Ve Allah her yerde gerçek
ibadeti rahmetiyle kabul edecektir. Kadın karşılık verdi: «Biz Mesih'e
bakıyoruz; o geldiğinde bize öğretecek.» İsa cevap verdi: «Biliyor
musun sen kadın, Mesih'in geleceğini?» Kadın cevap verdi: «Evet ya,
Rab.» O zaman İsa sevindi ve dedi: «Gördüğüm kadarıyla ey kadın, sen
mü'minsin; bu bakımdan bil ki, Mesih'in inancıyla Allah'ın seçtiği
herkes kurtulacaktır; dolayısıyla, Mesih'in gelişini bilmen
gerekmektedir.» Kadın dedi: «Ey Rab, belki de sen Mesih'sin.» İsa cevap
verdi: «Ben, kuşkusuz İsrail ailesine bir kurtuluş peygamberi olarak
gönderilmiş bulunuyorum; fakat benden sonra Allah'ın tüm dünyaya
gönderdiği Mesih gelecek; onun için yaratmıştır Allah dünyayı. Ve o
zaman tüm dünyada Allah'a ibadet edilecek ve rahmete erilecek, o kadar
ki, şimdi yüz yılda bir gelen sevinç yılı Mesih’le her yerde her bir
yıla inecek.» Sonra, kadın su kabını bırakıp, İsa'dan duyduğu her şeyi
bildirmek üzere şehre koştu.
83.
Kadın İsa ile konuşurken, havarileri
gelmiş ye İsa'nın bir kadınla bu şekilde konuşmasına şaşıp kalmışlardı.
Yine de kimse ona, «Samiriyeli bir kadınla böyle niye konuşursun?»
demedi. Sonra, kadın ayrılıp gidince dediler: «Muallim, yemeğe gelin.»
İsa karşılık verdi: «Ben öbür yemeği yemeliyim.» O zaman, havariler
birbirlerine dediler: «Belki, bir yolcu İsa ile konuşup ona yiyecek
bulmak için gitmiştir.» Ve bu satırları yazana sorup dediler: «Buraya
muallime yemek getirebilecek kimse geldi mi ey Barnabas?»
O zaman bu satırları yazan cevap verdi:
Gördüğünüz, şu boş kovayı suyla doldurmak için getiren kadından başka
kimse gelmedi.».O zaman, havariler İsa'nın sözlerinin anlamını
bekleyerek, şaşırıp kaldılar. Bunun üzerine İsa dedi: «Bilmez misiniz
ki, gerçek yiyecek Allah'ın istediğini yapmaktır,- çünkü insanı yaşatan
ve ona hayat veren ekmek değil, daha çok, iradesiyle gelen Allah’ın
sözüdür. Ve işte bu nedenle kutsal melekler yemezler. Ama yalnızca
Allah'ın iradesiyle beslenerek yaşarlar. Ve bu şekilde biz, Musa ve İlya
ve yine bir başkası kırk gün kırk gece hiç yiyeceksiz dururuz. Ve İsa
gözlerini kaldırıp dedi: « Hasat vaktine ne kadar var?» Havariler cevap
verdiler; «Üç ay.» İsa dedi: «Öyleyse bakın, nasıl dağ mısırlarla
ağarmışsa, ben de size diyorum ki, bugün toplanması gereken büyük bir
hasat vardır.» Ve, sonra kendisini görmeye gelen kalabalığa işaret etti.
Şehre varan kadın, «Ey insanlar, gelin ve Allah'ın İsrail ailesine
gönderdiği yeni bir peygamber görün» diyerek, tüm şehri ayağa kaldırmış
ve İsa'dan duyduğu şeylerin hepsini anlatmıştı. İsa'nın bulunduğu yere
gelip, kendileriyle kalması için ona yalvardılar ve İsa şehre girip
onlarla iki gün kaldı; hastaları iyileştirdi ve Allah'ın melekûtuyla
ilgili dersler verdi.
O zaman, şehirliler kadına dediler: «Senin
söylediğin zamankinden daha çok onun mucizelerine ve sözlerine
inanıyoruz; çünkü o kuşkusuz Allah'ın kutsal bir kulu, kendine
inananların kurtuluşu için gönderilmiş bir peygamberdir. Gece yarısı
namazından sonra havariler İsa'nın yanına vardılar ve İsa onlara dedi:
«Bu gece Allah'ın elçisi Mesih zamanında Şimdi yüz yılda bir gelirken
her yıl gelen sevinç gecesi olacak. Bu bakımdan, istiyorum ki
uyumayalım, ibadet edelim, yüz kez rükûya varıp, her zaman hamde lâyık
Kadir ve Rahim olan Allah’ımızı ta’zim edelim ve her seferinde şöyle
diyelim: «Sen yegâne Allah'ımız, kabul ve itiraf ederiz ki, Sen'in
başlangıcın olmadı, sonun da olmayacak; Çünkü Sen rahmetinle her şeye
başlangıç verdin ve adaletinle de hepsine bir son vereceksin; Sen'in
insanlar arasında hiç bir benzerin yoktur. Çünkü sonsuz iyiliğin içinde
Sen ne kımıldarsın, ne de herhangi bir arızaya uğrarsın. Bize merhamet
et, çünkü bizi Sen yarattın ve biz Sen'in Ellerinin eseriyiz.»
84.
İbadet edildikten sonra İsa dedi: «Allah'a
şükredelim, çünkü bize bu gece büyük rahmet indirdi; çünkü bu gece
geçecek olan zamanı geri getirdi. Ve biz Allah'ın Elçisi'yle birlikte
ibadet ettik. Ve ben onun sesini duydum.» Havariler bunu duyunca çok
sevindiler ve dediler: «Muallim, bize bu gece bazı hükümler öğret.» O
zaman İsa dedi: «Hiç balla karışık gübre gördünüz mü?» Cevap verdiler:
«Hayır Rab, çünkü kimse bunu yapacak kadar deli değildir.» «Madem öyle
ben de size diyorum ki, dünyada daha deli insanlar vardır.» dedi İsa,
«Çünkü Allah'a kullukla onlar dünyaya kulluğu karıştırırlar. O kadar ki,
lekesiz hayat yaşayanların pek çoğunu şeytan aldatmış ve ibadet
ederlerken, ibadetleriyle dünya işlerini kanştırmışlar, bu nedenle de,
bu zamanda Allah'ın gözünde çirkinleşmişlerdir. Söyleyin bana, ibadet
için yıkanırken, hiç bir pis şeyin kendinize dokunmamasına dikkat ediyor
musunuz? Evet, mutlaka. Ya ibadet ederken ne yapıyorsunuz? Ruhunuzu
Allah'ın rahmetiyle günahlardan temizliyorsunuz. Öyleyse, ibadet
ederken, dünyalık şeylerden söz etmek ister misiniz? Aman böyle
yapmamaya dikkat edin, çünkü her dünyalık kelime, konuşanın ruhu
üzerinde şeytan'ın bir gübresidir.» O zaman, havariler titrediler,
çünkü İsa ateşli bir ruhla konuşmuştu ve dediler: «Ey muallim, eğer,
biz ibadet ederken bir arkadaş bizimle konuşmaya gelirse ne yapalım?»
Isa cevap verdi: «Bekletin ve ibadeti tamamlayın.» Bartalemus dedi: «Ama
alınır da, kendisiyle konuşmadığımızı görünce çeker giderse?» İsa cevap
verdi: «Eğer alınırsa, bana inanın ki, o sizin bir arkadaşınız veya bir
mü'min değil, gerçekte inanmayanın biri ve şeytan'ın yoldaşıdır.
Söyleyin bana, eğer Hirodes'in bir seyis yamağıyla konuşmaya gitseniz ve
onu Hirodes'in kulağına söz anlatırken bulsanız, sizi bekletti diye
alınır mısınız?» Kesinlikle hayır; aksine, arkadaşınızı kralın
sevdiğini görerek rahat edersiniz. Doğru değil mi?» dedi Isa. Havariler
cevap verdiler; «Doğruların doğrusu.» O zaman İsa dedi: «Bakın, size
diyorum ki, herkes ibadet ederken Allah'la konuşur. Öyleyse, insanla
konuşacağız diye, Allah'la konuşmayı bırakmanız doğru olur mu? Bundan
dolayı, Allah'a kendinden çok saygı gösterdiğiniz için arkadaşınızın
alınması doğru olur mu? İnanın bana, eğer beklettiğimiz zaman alınırsa,
şeytan'ın iyi bir kulu demektir o. Çünkü Allah'ın insan için bırakılması
şeytan'ın arzusudur. Allah sağ ve diridir ki, her iyi işte, Allah'tan
korkan kendini dünyanın işlerinden ayırmalı ki, iyi ameli bozulmasın.»
85.
«Bir adam kötü işte bulunduğu veya kötü
sözler söylediği zaman, biri onu düzeltmeye gidip, bu tip işlerden men
etse, bu adamın yaptığı nedir?» dedi İsa. Havariler cevap verdiler: «İyi
eder, çünkü güneşin daima karanlığı sürüp çıkarmaya çalışması gibi, her
zaman kötülüklerin men edilmesini isteyen Allah'a hizmet eder.» İsa
dedi: «Ben de size diyorum ki, aksine, bir insan iyilik yapar ve iyi
şeyler konuşurken, kim onu daha iyi olmayan herhangi bir şeyi bahane
ederek engellemeye çalışırsa şeytan'a hizmet eder. Hayır, hayır, onun
yoldaşı bile olur. Çünkü şeytan, her iyi şeyi engellemekten başka bir
işe bakmaz.» «Şimdi ben size ne diyeyim? Allah'ın dostu ve mukaddesi
Süleyman Peygamber'in dediği gibi diyeyim size: «Tanıdığınız bin kişiden
biri arkadaşınızdır.» O zaman Matta dedi: «Öyleyse, kimseyi
sevemeyeceğiz.» Isa cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, sizin için
günah dışında herhangi bir şeyden nefret etmek meşru değildir; o kadar
ki, şeytan'dan bile Allah'ın yaratığı olarak nefret edemez, ancak
Allah’ın düşmanı olarak nefret edebilirsiniz. Bu, neden böyle biliyor
musunuz? Söyleyeyim size: Çünkü o, Allah'ın bir yaratığı olup,
Allah'ın yarattığı her şey iyi ve tamdır. Bu bakımdan, kim yaratılandan
nefret ederse Yaratan'dan da nefret eder. Fakat arkadaş tek bir şeydir,
kolayca bulunmaz, ama kolayca yitirilir. Çünkü arkadaş sonsuz derecede
sevdiğiyle zıtlaşmaya katlanamaz. Dikkat edin, tedbirli olun ve arkadaş
olarak sevdiğinizi sevmeyeni seçmeyin. Arkadaşın ne demek olduğunu
biliyor musunuz? Arkadaş; şu bu değil, yalnızca ruh doktoru demektir.
Ve böyle de, nasıl kişi, hastalığı bilip de, ilâcını vermekten anlayan
iyi bir doktoru çok seyrek bulursa, aynı şekilde, hataları bilip,
doğruya yöneltmekten anlayan arkadaşlar da çok seyrek bulunur. Fakat
burada bir şer vardır; şöyle ki, arkadaşlarının hatalarını görmezlikten
gelen arkadaşlara sahiptir pek çokları; diğerleri vardır, onları mazur
görür; bir diğerleri onları dünyevî bahanelerle savunur ve en kötüsü de,
arkadaşını yanlışlara çağırıp yardım eden ve sonunu kendi kötü sonuna
benzetendir. Dikkat edin ki, böylelerini arkadaş edinmeyesiniz, çünkü
gerçekten onlar düşmandırlar ve ruh katilleridirler.»
86.
«Arkadaşınız şöyle olsun: Sizi doğrultmak
isterken bile, kendisi doğrulsun; sizin Allah sevgisi için her şeyden
geçmenizi isterken bile, Allah'a hizmet için kendini bile feda etmeniz
onu memnun etsin. «Ama söyleyin bana, eğer bir kişi Allah'ı nasıl
seveceğini bilmezse, kendini ne şekilde seveceğini nasıl bilir; kendini
sevmeği bilmezken, başkalarını ne şekilde seveceğini nasıl bilir?
Kesinlikle imkânsızdır bu. Bu bakımdan, kendinize arkadaş seçeceğiniz
zaman çünkü hiç arkadaşı olmayan, oldukça yoksul olandır, önce, onun
güzel soyuna, güzel ailesine, güzel evine, güzel giysisine, güzel
şekline ve güzel sözlerine bakmayın. Çünkü kolayca aldanırsınız.
Fakat Allah’tan nasıl korktuğuna, dünyalık şeyleri nasıl hakir
gördüğüne, salih amelleri nasıl sevdiğine ve hepsinin üstünde kendi
bedeninden nasıl nefret ettiğine bakın ki, gerçek arkadaşı kolayca
bulasınız. Eğer o her şeyin üstünde Allah'tan korkuyor ve dünyanın fani
şeylerini hakir görüyorsa; her zaman salih amellerle meşgul oluyor ve
kendi vücudundan zalim bir düşman gibi nefret ediyorsa. Yine de, böyle
bir arkadaşı, sevgin onda kalacak şekilde sevmeyeceksiniz. Çünkü bu
şekilde bir puta tapıcı olursunuz. Ama onu Allah'ın size verdiği bir
hediye olarak sevin, çünkü bu şekilde Allah onu daha büyük sevgiyle
süsleyecektir. Bakın, size diyorum ki, gerçek bir arkadaş bulan
Cennet'in zevklerinden birini bulmuştur; hayır, hayır, böylesi Cennet'in
anahtarıdır. Teddeus karşılık verdi: «Ya, bir adamın şans eseri, sizin
anlattığınız gibi olmayan bir arkadaşı olacak olursa, ey muallim? Ne
yapsın o? Ondan vaz mı geçsin?» İsa cevap verdi: «Gemisini kârlı olduğu
sürece kullanan, zararlı hale geldiğini gördüğü zaman da bırakan
denizcinin yaptığı gibi yapsın. Senden daha kötü olan arkadaşını böyle
yaparsın, senin için bir tehlike olduğu şeylerde eğer Allah'ın
rahmetinden ayrı düşmeyeceksen onu terk et.»
87.
«Vay haline tökezlerden dolayı dünyanın.
Tökezlerin gelmemesi olmaz, tüm dünya kötülükler içinde yüzüyor çünkü.
Ama yine de, vay o adama ki, tökezler onun vasıtasıyla gelir. Eğer bu
adam boynunda bir el değirmeni taşıyıp, denizin derinliklerine
dalsaydı, komşusuna karşı suç işlemesinden daha iyi olurdu. Eğer,
gözünüz sizin bir günah nedeniyse, onu çıkarıp atın; çünkü tek bir gözle
Cennet’e gitmek, ikisiyle birlikte Cehennem'e gitmekten daha iyidir.
Eğer, eliniz veya ayağınız sizi günaha itiyorsa, yine aynı şekilde
yapın; çünkü göklerin melekûtuna bir ayak veya bir elle girmek, iki el
veya iki ayakla Cehennem'e gitmekten daha iyidir.» Petrus seslendi:
«Rab, ben bunu ne yapayım? Muhakkak, kısa zamanda parça parça olacağım.»
İsa cevap verdi: «Ey Petrus, bedeni aklı bırak ve doğruca gerçeği bul.
Çünkü sana öğreten senin gözündür, sana işlerinde yardım eden ayağındır,
sana bir~şeyler alıp veren de elindir. Bu bakımdan, bunlar senin için
günah nedeni olursa, onları bırak; çünkü Cennet’e bilgisiz, bir kaç
amelle ve yoksul gitmek, Cehennem'e akıllı, büyük amellerle ve zengin
gitmekten daha iyidir. Seni Allah'a kulluktan alıkoyan her şeyi, bir
kişinin görmesini engelleyen her şeyi fırlatıp attığı gibi, kendinden
çıkar at.» Ve, İsa böyle söyleyip, Petrus'u yanına çağırdı ve ona dedi:
«Eğer, kardeşin sana karşı günah işlerse, git ve onu düzelt. Eğer
düzelirse sevin; çünkü kardeşini kazanmış olursun. Ama yeniden git ve
iki tanık çağırıp, onu yeniden düzelt ve düzelmeyecek olursa git ve
durumu kiliseye anlat; yine de düzelmeyecek olursa, onu kâfir yerine
koy, bu bakımdan, onunla aynı çatı altında durmaz, onun oturduğu masada
yemek yemez ve onunla konuşmazsın; o kadar ki, yürürken ayağını koyduğu
yeri bilirsen, oraya kendi ayağını koymazsın.»
88.
Ama aklında olsun ki, kendini daha iyi
görmeyesin; bunun, yerine şöyle diyesin: «Petrus, petrus, eğer Allah
nimetiyle sana yardım etmese, ondan daha kötü olursun.» Petrus karşılık
verdi: «Onu nasıl düzeltmeliyim?» İsa cevap verdi: «Kendinin nasıl
düzeltilmesini istiyorsan öyle. Başkalarının sana nasıl katlanmalarını
istiyorsan, sen de başkalarına öyle katlan. înan bana Petrus, çünkü sana
söylüyorum ki, merhametle kardeşini düzelttiğin her vakit Allah'ın
merhametini çekersin ve sözlerin meyvesini verir; fakat sert ve haşin
olursan, Allah'ın adaleti tarafından sertçe cezalandırılırsın ve
sözlerin hiç meyve vermez. Söyle bana Petrus: Şu, yoksulların içinde
yemeklerini pişirdikleri toprak kaplar var ya, bunları onlar denk
geldiğince taşlarla ve demir çekiçlerle mi yıkıyorlar? Emin ol ki hayır;
ama bunların yerine sıcak suyla yıkamıyorlar mı? Kaplar, demirle parça
parça olur, yemek eşyası ateşte yanar; fakat insan merhametle düzelir.
Dolayısıyla, kardeşini düzelteceğin zaman kendi kendine şöyle diyesin:
«Eğer Allah bana yardım etmezse, onun bugün yaptıklarının, ben daha
kötüsünü yaparım yarın.» Petrus karşılık verdi: «Kardeşimi kaç kez
bağışlamalıyım, ey muallim?» İsa cevap verdi: «Onun seni kaç kez
bağışlamasını istiyorsan, o kadar.» Petrus dedi: «Günde yedi kez mi?».
İsa cevap verdi: «Yalnızca yedi kez değil, onu her gün yetmiş çarpı
yedi kez bağışlayacaksın; çünkü.-bağışlayan bağışlanacak, cezaya
çarptıran ise cezaya çarptırılacaktır». O zaman bu satırları yazan dedi:
«Yanıklar olsun reislere! Çünkü Cehennem'e gidecektir onlar.» İsa, onu
azarlayarak dedi: «Böyle demekle aptallaşıyorsun, ey Barnabas! Bak, sana
diyorum ki, reisin devlet için gerekli olduğu kadar, banyo vücut için,
gem at için ve dümen gemi için önemli değildir. Ve hangi nedenle Allah
Musa'ya, Yuşa'ya, Samuel'e, Davud ve Süleyman'a ve gelip geçen daha pek
çoklarına hüküm verdi? Bunlara Allah, kötülüklerin kökünden kazınması
için kılıç vermiştir.» O zaman, bu satırları yazan dedi: «Şimdi, cezaya
çarptırma ve bağışlama hükümleri nasıl verilmeli?» İsa cevap verdi:
«Herkes hüküm verici değildir: -Çünkü başkalarını cezaya çarptırma hak
yetkisi yalnızca hâkimlere aittir, ey Barnabas. Ve nasıl baba, tüm beden
çürümesin diye, çürümüş bir azanın oğlundan kesilip atılmasını
emrederse, hâkim de suçluları cezaya çarptırmalıdır.»
89.
Petrus dedi: «Kardeşimin tövbe etmesi için
ne kadar beklemem gerek?»
İsa cevap verdi: «Seni ne kadar beklemelerini istiyorsan o kadar.»
Petrus karşılık verdi: «Herkes bunu anlamaz; bu bakımdan, bize daha açık
konuşun.» İsa cevap verdi: «Allah'ın seni beklediği kadar, sen de
kardeşini bekle.» «Bunu da anlamazlar» dedi Petrus. İsa cevap verdi:
«Tövbe etmek için vakti olduğu sürece bekle.» O zaman, Petrus üzüldü ve
diğerleri de üzüldüler, çünkü söylemek istenileni anlamadılar. Bunun
üzerine, İsa cevap verdi: «Eğer sağlam anlayış sahibiyseniz ve
kendinizin günahkâr olduğunuzu biliyorsanız, kalbinizi günahkâra karşı
merhametten kesmeyi hiç bir zaman düşünmezsiniz. Ve ben böyle açık açık
söylüyorum size ki günahkâr, dişlerinin altında nefes alıp verecek bir
ruhu oldukça tövbe etsin diye beklenmelidir. Çünkü Kadir ve Rahim olan
Allah'ımız onu böyle bekler. Allah demedi ki, «Şu saatte günahkâr oruç
tutacak, zekât verecek, namaz kılacak ve hacca gidecek ve ben de onu
affedeceğim.» Pek çokları bunu yerine getirdiler de, ebediyen lanete
uğradılar. Fakat O dedi: «Şu saatte günahkâr günahlarına ağlasın, ben
de, kendi payıma onun kötülüklerini daha fazla hatırlamam.» Anlıyor
musunuz?» dedi İsa. Havariler cevap verdiler: «Kısmen anladık, kısmen de
anlamadık.» İsa dedi: «Neresini anlamadınız?» Cevapladılar: «Oruçla
birlikte namaz da kılan pek çok kişinin lanete uğramasını.» O zaman, İsa
dedi: «Bakın, size diyorum ki, münafıklar ve goyimler Allah'ın
dostlarından daha çok namaz kılar, daha çok zekât verir ve daha çok oruç
tutarlar. Ama inançları olmadığından, Allah sevgisi için tövbe edemezler
ve böylece lanete uğrarlar.» O zaman Yuhanna dedi: «Bize, Allah aşkına
imanı öğret.» İsa cevap verdi: «Şimdi, sabah namazını kılma vakti.»
Bunun üzerine kalkıp yıkandılar ve her zaman Sübhan ve Azîm Allah'ımıza
ibadet ettiler.
90.
Namaz bitince, havarileri yeniden İsa'nın
yanına geldiler, o da ağzını açtı ve dedi: «Yaklaş Yuhanna, çünkü bu
gün, sorduğun her şeyi sana anlatacağım. İman, Allah'ın seçtiklerini
mühürlediği bir mühürdür: mühür ki, Elçisi'ne vermiş ve O'nun ellerinden
seçilmiş olan herkes imanı almıştır. Çünkü nasıl Allah birdir, öyle de,
iman da birdir. Bu nedenle, her şeyden önce Elçisi'ni yaratmış olan
Allah, O'na her şeyden önce, sanki Allah'ın benzeriymiş resmiymiş ve
Allah'ın yaptığı ve söylediği şeylerin hepsiymiş gibi imanı vermiştir.
Ve işte, mümin imanla her şeyi birinin gözleriyle gördüğünden daha iyi
görür; çünkü gözler yanılabilir; hatta hemen hemen her zaman yanılır;
ama iman asla yanılmaz, çünkü kaynak olarak Allah ve sözüne sahiptir.
Bana inan, imanla Allah'ın tüm seçtikleri kurtulur. Ve, herhangi bir
kimsenin iman olmadan Allah’ı memnun etmesinin imkânsız olduğu da
kesindir. Bu nedenle şeytan, orucu ve namazı, zekâtı ve haccı hiçe
indirmek için çalışmaz; inanmayanları daha bu işleri yapmaya iter,
çünkü insanın karşılığını almadan çalıştığını görmekten zevk alır.
Fakat tüm gayretiyle imanı hiçe indirmek için sancılanır durur. Bu
bakımdan iman özenle bilhassa korunmalıdır ve en emin yol da, «Neden?»
sorusunun insanları Cennet'ten çıkardığını ve şeytan'ı en güzel bir
melekten çirkin bir cine çevirdiğini görerek, «Neden'i bırakmak
olacaktır.»
O zaman Yuhanna dedi: «Şimdi biz, ilmin
kapısı olduğunu göre göre, «Neden» i nasıl bırakalım?» İsa cevap verdi:
«Öyle değil, «Neden» Cehennem'-in kapısıdır.» Bunun üzerine Yuhanna
sustu, Isa devam etti : «Allah bir şey söylediği zaman ey insan, sen
kimsin ki, kuşkun kalmasın diye, «Neden böyle dedin ey Allah; neden
böyle yaptın? Diyecekmişsin? Toprak, olur ya, yapıcısına diyecek mi ki,
«beni neden su tutmak için yaptın da, almak için yapmadın?» Bak, sana
diyorum ki, her iğvaya karşı şu sözle kendini güçlendirmen gerekir:
«Allah böyle dedi», -Böyle yaptı Allah»; «Allah böyle diledi»; çünkü
böyle yapmakla emniyet içinde yaşarsın.»
91.
Bu zamanda Yahudiye'nin her yanında, İsa
hakkında büyük bir dedikodu vardı: Romalı askerler şeytan'ın
çalışmalarıyla, İsa'nın kendilerini ziyaret etmeye gelen Allah olduğunu
söyleyerek, İbranîler'i karıştırıyorlardı. Bunun üzerine, öylesine büyük
bir fitne doğdu ki, kırk gün demeden tüm Yahudiye silahlandı; o kadar
ki, oğul babasına, kardeş kardeşine karşı durdu. Çünkü bazıları İsa’nın
dünyaya gelen Allah olduğunu söylerken, diğerleri, «Hayır, O Allah'ın
oğludur» diyor; bir diğerleri de, «Hayır, çünkü Allah insana benzemez,
bu nedenle de, oğul edinmez; Nasıralı İsa ise Allah'ın bir
peygamberidir» diyorlardı. Ve bu fitne İsa'nın gösterdiği büyük
mucizeler nedeniyle doğmuştu. Bunun üzerine, halkı susturmak için,
başkâhinin alnında Allah'ın kutsal adı, Teta Gramaton aslından aynen
alındı olduğu halde kâhinlik cübbesini giyip at üzerinde merasimde
görünmesi gerekti. Ve benzer şekilde vali Pilatus ve Hirodes de ata
bindiler. Bu olaylar nedeniyle, Mizpeh'de, her biri kılıçlı ikiyüzbin
kişiden oluşan üç ordu toplandı. Onlara karşı Hirodes konuştu, fakat
susmadılar. Sonra, vali ve başkahin konuşup dediler: «Kardeşler, bu
savaş şeytan'ın çalışmasıyla doğuyor, çünkü İsa hayattadır ve ona
başvurup, kendisi hakkında ifade vermesini istememiz gerekir. Sonra da
ne derse ona inanırız.»Bunun üzerine herkes sustu; silahlarını bırakıp,
birbirlerini kucakladılar ve birbirlerine şöyle dediler: «Beni affet,
kardeş!» O gün, kararlaştırıldığı biçimde herkes söyleyeceği şeye göre
İsa'ya inanmayı kalbine koydu. Ve vali ile başkâhin tarafından, İsa'nın
bulunduğu yeri bildirecek olana büyük ödüller verileceği ilân edildi.
92.
Bu sırada biz, kutsal meleğin sözü üzerine
Sina Dağı'na gitmiştik. Ve İsa orada havarileriyle birlikte kırk gün
kaldı. Bu süre geçince, Kudüs'e gitmek üzere İsa Erden ırmağına vardı.
Ve İsa’nın Allah olduğuna inananlardan biri tarafından görüldü. Bunun
üzerine sevinçlerin en büyüğüyle, «Allah'ımız geliyor» diye bağırıp,
şehre varınca da, «Allah'ımız geliyor ey Kudüs, onu almaya hazırlan!»
diyerek tüm şehri ayaklandırdı. Ve, İsa'yı Erden yakınında görmüş
olduğuna tanıklık etti. O zaman, küçük büyük herkes İsa'yı görmek için
şehirden çıktı, o kadar ki, şehir boşaldı; çünkü kadınlar, çocuklarını
kucaklarına almışlar, yemek için yiyecek almayı bile unutmuşlardı. Bu
durumu anladıkları zaman vali ve başkâhin atla çıkıp, halk arasındaki
fitnenin yatışması için, aynı şekilde İsa'yı bulmak için atla çıkan
Hirodes'e bir elçi gönderdiler. Bunun üzerine, iki gün Erden yakınındaki
görülen yerlerde İsa'yı aradılar ve üçüncü gün öğleye doğru,
havarileriyle birlikte Musa'nın kitabına göre ibadet için temizlenirken
buldular. İsa, yeri insanlarla dolduran kalabalığı görünce çok şaşırdı
ve havarilerine dedi: «Belki de şeytan Yahudiye'de fitne uyandırmıştır.
Şeytan'dan günahkârlar üzerindeki egemenliğini Allah inşallah alır.» Ve
bunu dediğinde kalabalık yaklaşıyordu ve kendisini tanıdıkları zaman, «Hoşgeldinler
sana ey Allah'ınız!» diye bağırmaya ve Allah'a yapıyorlarmış gibi saygı
gösterilerinde bulunmaya başladılar. Bunun üzerine İsa büyük bir aah
çekti ve dedi: «Gidin benim önümden ey deliler, çünkü ben yerin açılıp
da iğrenç sözlerinizden dolayı sizinle birlikte beni yemesinden
korkuyorum!» Bunun üzerine insanlar dehşete kapılarak, ağlamaya
başladılar.
93.
O zaman, İsa sus işareti olarak elini
kaldırdı ve dedi: «Siz var ya siz, ey İsrailîler, bir insan olan bana
Allah'ımız demekle büyük hata işlediniz. Ve korkarım ki, Allah bundan
dolayı kutsal şehir üzerine, onu yabancılara köle ederek ağır bir belâ
indirir Ey, sizi buna iten bin kez lanetli şeytan!» Ve bunu deyip, İsa
iki elleriyle yüzünü tokatladı, bunun üzerine öylesine bir yas yükseldi
ki, kimse İsa'nın ne dediğini duyamıyordu. Bu durum karşısında, Isa bir
kez daha sus işareti olarak elini kaldırdı. Ve halk ağlamayı bırakınca,
bir kez daha konuştu: «Göğün huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde
oturan her şeyi tanıklığa çağırıyorum ki, ben sizin dediğiniz, şeylerin
tümüne yabancıyım; görüyorsunuz ki, ben ölümcül bir kadından doğmuş,
Allah'ın hükmüne tabi, diğer insanlar gibi yeme ve uyuma, soğuk ve
sıcak dertlerini çeken bir insanım. Bu bakımdan, Allah hükmünü vereceği
zaman; sözlerim benim insandan öte olduğuma inananların her birini bir
kılıç gibi delip geçecektir.» Ve böyle dedikten sonra İsa, çok büyük bir
atlı kalabalığı gördü ve bundan Hirodes ve başkâhinle birlikte valinin
gelmekte olduklarını anladı.
O zaman İsa dedi: «Ne belli, belki onlar
da delirmiştir.» Vali, Hirodes ve başkâhinle birlikte oraya varınca,
herkes atından inip, İsa'nın çevresinde bir çember oluşturdular, o kadar
ki, askerler İsa'nın başkâhinle konuşmasını dinlemek isteyen halkı
tutamıyorlardı. İsa saygıyla kâhine yaklaştı, ama o İsa'nın önünde
rükûya vanp, tapınmak istiyordu ki, İsa bağırdı; «Yaptığına dikkat et,
ey yaşayan Allah'ın kâhini! Allah'ımıza karşı günah işleme!»
Kâhin karşılık verdi: «Şimdi, Yahudiye
senin alâmetlerin ve öğretinle öylesine kaynıyor ki, senin Allah
olduğunu haykırıyorlar; bu nedenle, halk sıkıştığından, Roma valisi ve
kral Hirodes'le buraya gelmiş bulunuyorum. Bu bakımdan, sana yürekten
rica ediyorum ki, senin yüzünden ortaya çıkan fitneyi kaldırmaya razı
olasın. Çünkü bazıları Allah olduğunu söylüyor, bazıları Allah'ın oğlu
olduğunu, bazıları da bir peygamber olduğunu söylüyor.» İsa cevap verdi:
«Ve sen, ey Allah'ın başkâhini, neden sen bu fitneyi yatıştırmadın? Sen
de mi yoksa aklını yitirdin? Allah'ın kanunu ile birlikte
peygamberlikler öylesine nisyana unutulmaya terk edilmiş ki, ey
şeytan'ın aldattığı lanetli Yahudiye!»
94.
Ve İsa bunu söyleyip, yeniden dedi: «Göğün
huzurunda itiraf ediyor ve yer üzerinde oturan herkesi tanıklığa
çağırıyorum ki, insanların hakkımda dedikleri, yani, benim insandan öte
olduğum şeklinde söyledikleri şeylerin tümüne yabancıyım ben. Çünkü bir
kadından doğma, Allah'ın hükmüne tabi, burada diğer insanlar gibi
yaşayan ve herkesin çektiği dertlere maruz bir insanım ben. Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, dediğin şeyi söylemekle büyük
günah işledin, ey başkâhin. Bu günah nedeniyle kutsal şehir üzerine
büyük intikam gelmez inşallah.» O zaman, kâhin dedi: «Allah bizi
bağışlasın ve sen bizim için dua et.» Sonra, vali ve Hirodes dediler:
«Efendi, insanın senin yaptığını yapması imkânsızdır; bu bakımdan, ne
dediğini anlamıyoruz.» İsa cevap verdi: «Dediğiniz doğru, çünkü Allah
insanda iyi şeyler yapar. Nasıl ki, şeytan kötü şeyler yapıyor. Çünkü
insan bir dükkân gibidir. Oraya rızasıyla giren çalışır ve orada
satıcılık yapar. Fakat söyleyin bana ey vali ve sen ey kral, siz böyle
dersiniz, çünkü bizim kanunumuza yabancısınız. Eğer, Allah'ımızın ahdini
ve va'dini okursanız, Musa'nın bir asayla suyu kana, tozu pireye, çiği
fırtınaya ve ışığı karanlığa çevirdiğini görürsünüz. Yerleri kaplayan
kurbağa ve fareleri Mısır'a getirdi, ilk doğanları öldürdü ve denizi
yardı da, orada Firavun'u boğdu. Ben, bunlardan hiç birini yapmış
değilim. Ve Musa'ya gelince, herkes itiraf eder ki, o, şu anda ölmüş bir
adamdır. Yuşa, güneşi yerinde durdurdu ve Erden ırmağını yardı, ben
bunları da henüz yapmadım. Ve, Yuşa'ya gelince, herkes itiraf eder ki o
şu anda ölmüş bir adamdır. İlya gökten görüne görüne ateş ve yağmur
indirdi, ben, bunları da yapmış değilim. Ve İlya'ya gelince, herkes
itiraf eder ki, o bir insandır. Ve aynı şekilde Allah'ın kudretiyle,
Kadir ve Rahîm, her zaman Sübhan ve Kuddüs Allah'ımızı bilmeyenlerin
akıllarının kavrayamayacağı şeyler yapan daha pek çok peygamberler,
kutsal insanlar, Allah'ın dostları.»
95.
Ardından, vali, başkâhin ve kral, İsa'dan
halkı susturması için, yüksek bir yere çıkıp halka konuşmasını rica
ettiler. O zaman İsa, tüm İsrailîler kuru ayakkabılarla geçerlerken
Yuşa'nın Ürdün'ün orta yerinden on iki kabileye aldırttığı oniki taştan
birinin üzerine çıktı ve yüksek sesle dedi: «Kâhinimiz yüksek bir yere
çıksın da, oradan benim sözlerimi tasdik etsin». Bunun üzerine, kâhin
oraya çıktı; İsa, herkes duysun diye, ona ayrıca dedi: «Yaşayan Allah'ın
vaadinde ve ahdinde, Allah'ımızın başlangıcı olmadığı ve hiç bir zaman
sonunun da olmayacağı yazılıdır.» Kâhin, karşılık verdi: «Aynen böyle
yazılıdır orada». İsa dedi: «Allah'ımızın yalnızca Kendi Sözü'yle her
şeyi yaratmış olduğu yazılıdır». «Aynen öyledir» dedi kâhin. İsa dedi:
«Allah'ın değişmeyen cisimsiz ve hiç bir şeyden oluşmaması nedeniyle
görünmez ve insan zihninden gizli olduğu yazılıdır.» «Öyledir,
gerçekten» dedi kâhin. İsa dedi: «Allah'ımız sınırsız ve sonsuz
olduğundan, gökler göğünün onu ihata edemeyeceği yazılıdır.» «Süleyman
Peygamber de böyle söyledi ey İsa» dedi kâhin. İsa dedi «Allah'ın
yemediğinden, uyumadığından ve her hangi bir eksiklikle ma'lûl
olmadığından, hiç bir şeye ihtiyaç duymadığı yazılıdır. «Öyledir» dedi
kâhin. İsa dedi: «Allah'ımızın her yerde olduğu ve vurup düşüren ve
bütünleştiren ve razı olduğu her şeyi yapan O'ndan başka hiç bir ilâh
olmadığı yazılıdır.» «Öyle yazılıdır» diye karşılık verdi kâhin. O zaman
İsa ellerini yukarı kaldırarak dedi: «Allah'ımız Rabb, tersine inanacak
herkese karşı şahit olarak, senin hükmüne getireceğim inancım budur.» Ve
halka dönerek dedi: «Kâhinin, Allah'ın ebediyete kadar ahdi olan
Musa'nın kitabında yazılıdır dediği şeylere bakarak tövbe edin ki
günahınızı idrak edebilesiniz; çünkü ben görünen bir insan ve yeryüzünde
yürüyen diğer insanlar gibi ölümlü bir çiğnem çamurum. Ve benim bir
başlangıcım oldu, sonum da olacak ve ben bir sineği bile yeniden
yaratamayan biriyim.» Bunun üzerine, halk sesli sesli ağlayıp dedi:
«Günah işledik sana karşı Allah'ımız Rabb; bize merhamet et.» Ve kutsal
şehrin güvenliği, Allah'ın kızarak onu milletlerin ayaklarının altına
teslim etmemesi için İsa'ya dua et diye hepsi de yalvardı. Bu durum
karşısında, İsa ellerini kaldırarak, kutsal şehir ve Allah'ın insanları
için dua etti. Herkes bağrışıyordu: «Âmin, âmin!»
96.
Dua bitince kâhin yüksek bir sesle dedi:
«Dur İsa, çünkü milletimizi sakinleştirmek için senin kim olduğunu
bilmemiz gerekiyor.» İsa karşılık verdi: «Ben, Davud soyundan Meryem
oğlu İsa, ölümlü ve Allah'tan korkan bir insanım ve şan, şeref ve
azametin Allah'a verilmesine çalışıyorum.» Kâhin cevap verdi: «Musa'nın
kitabında, Allah'ın ne dilediğini bize ilân edecek ve dünyaya Allah'ın
rahmetini getirecek olan Mesih'i Allah'ın bize herhalde göndereceği
yazılıdır. Bu bakımdan, senden rica ediyorum, bize gerçeği söyle, sen
beklediğimiz Allah'ın Mesihimisin?» İsa cevap verdi: «Allah'ın böyle
vaad ettiği doğrudur. Fakat ben kuşkusuz o değilim, çünkü o benden önce
yaratılmıştır ve benden sonra gelecektir.» Kâhin karşılık verdi:
«Sözlerinden ve alâmetlerinden, biz ne olursa olsun inanıyoruz ki, sen
Allah'ın bir peygamberi ve bir mukaddesisin. Bu nedenle, tüm Yahudiye ve
İsrail adına senden rica ediyorum ki, Allah aşkına bize Mesih'in ne
şekilde geleceğini anlatasın.» İsa cevap verdi: «Ruhumun huzurunda
durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah, babamız İbrahim'e, «Senin
soyundan yeryüzünün tüm kabilelerini kutsayacağım» diye va'd etmişse de,
ben yeryüzünün tüm kabilelerinin beklediği Mesih değilim. Fakat Allah
beni dünyadan çekip alınca, şeytan dinsizleri benim Allah ve Allah'ın
oğlu olduğuma inandırarak, bu lânetli fitneyi yeniden çıkaracak, bu
şekilde sözlerim ve akidem öylesine tahrif edilecek ki, ortada otuz
mü'min ya kalacak, ya kalmayacak. Bunun üzerine Allah dünyaya acıyacak
ve herşeyi kendisi için yaratmış olduğu Elçisi'ni gönderecek; O güneyden
kuvvetle gelecek ve puta tapıcılarla birlikte putları yok edecek;
şeytan'dan insanlar üzerindeki egemenliğini alacak. Yanında, kendisine
inanacak olanların kurtuluşu için Allah'ın merhametini getirecektir.
Onun sözlerine inanacak olanlara ne mutlu.»
97. "MUHAMMED O'nun kutlu adıdır"
«O'nun ayakkabı bağlarını çözecek değerde
değilsem de, Allah'tan O'nu görme rahmet ve bereketini aldım.» O zaman,
vali ve kralla birlikte kâhin cevap verip, dedi: «Üzme kendini ey İsa,
Allah'ın mukaddesi, çünkü bizim zamanımızda bu fitne bir daha olmaz,
şundan ki, kutlu Roma senatosuna o şekilde yazacağız ki, imparatorluk
iradesiyle kimse sana bundan böyle Allah veya Allah'ın oğlu
demeyecektir.» O zaman, İsa dedi: «Sözlerinizden teselli bulmuyorum,
çünkü sizin ışık umduğunuz yere karanlık gelecektir; fakat benim
tesellim, hakkımdaki her batıl düşünceyi yok edecek ve dini tüm dünyaya
yayılıp, tüm dünyayı kontrolüne alacak olan Elçi'nin gelmesindedir,
çünkü böyle vaad etmiştir Allah, babamız İbrahim'e. Ve, bana teselli
veren, onun dininin sona ermeyecek ve Allah tarafından el değmeden
korunacak olmasıdır.» Kahin karşılık verdi: «Allah'ın Elçisi geldikten
sonra, daha başka peygamberler gelecek mi?» İsa cevap verdi: «Ondan
sonra Allah tarafından gönderilen gerçek peygamberler gelmeyecek ama,
pek çok yalancı peygamber gelecek; ki ben buna üzülüyorum. Çünkü şeytan
Allah'ın adaletli hükmüyle onları yerlerinden kaldıracak da,
kendilerini, benim kitabımı bahane edinip gizleyecekler.» Hirodes
karşılık verdi: «Bu tür dinsizlerin huzuruna geleceği Allah'ın adaletli
hükmü nasıl bir şeydir?»
İsa cevap verdi: «Ne adalettir ki,
kurtuluşa götüren gerçeğe inanmayan, lanete götüren bir yalana inanır.
Bu nedenle size diyorum ki, Mika ve Yeremya zamanında da görülebileceği
üzere, dünya hep gerçek peygamberleri ve yalancıları sevmiştir. Çünkü
her benzer kendi benzerini sever.» O zaman, kâhin dedi: «Mesih'e ne ad
verilecek ve hangi işaretler onun gelişini ortaya koyacaktır?» İsa
cevap verdi: «Mesih'in adı hayranlık uyandırır, çünkü Allah ruhunu
yaratıp da, göksel bir nur içine koyduğu zaman ona bu adı kendisi
vermiştir. Allah dedi: «Bekle Muhammed; çünkü senin uğruna Cennet'i,
dünyayı ve yığınlarca yaratığı yaratacağım, içlerinden seni bir elçi
yapacağım, öyle ki, kim seni kutsarsa kutsanacak, kim seni lanetlerse
lânetlenecektir. Seni, dünyaya göndereceğim zaman, kurtuluşa elçim
olarak göndereceğim ve senin sözün gerçek olacak. O kadar ki, gök ve yer
düşecek. Fakat senin dinin düşmeyecek. Muhammed o'nun kutlu adıdır.»
O zaman, kalabalık seslerini yükseltip, dediler: «Ey Allah, bize elçini
gönder! Ey Muhammed, dünyanın kurtuluşu için çabuk gel!»
98.
Ve kalabalık böyle deyip, İsa ile ilgili
ve akidesi ile ilgili büyük görüşmeler yapmış olarak, kâhin, vali ve
Hirodes'le birlikte ayrıldılar. Bundan sonra kâhin, Roma'ya, Senato'ya
tüm meseleyi yazmasını validen rica etti; vali bunu yerine getirdi.
Bunun üzerine, Senato İsraililere acıyıp, Yahudilerin peygamberi
Nasıralı İsa'ya 'Allah' veya 'Allah'ın oğlu' diyenin öldürüleceği
hükmünü verdi. Bu hüküm, bakır üzerine kazınıp mabede kondu.
Kalabalığın büyük bölümü ayrıldığı zaman,
kadın ve çocuk olmayan beşbin kadar kişi kaldı; yolculuktan yorgun
düşmüş, İsa'ya olan özlemleri nedeniyle yanlarına almayı unuttuklarından
iki gün ekmeksiz kalan ve bundan dolayı çiğ ot yiyen kişilerdi bunlar bu
bakımdan, diğerleri gibi ayrılıp gidememişlerdi. O zaman İsa, bu durumu
sezince onlara acıdı ve Filipus'a dedi: «Açlıktan helak olmamaları için
bunlara nereden ekmek bulacağız?». Filipus cevap verdi: «Rab, her
birinin birazcık tatması için bile, ikiyüz altın bu kadar ekmeği satın
alma ya yetmez» O zaman Andreas dedi: «Burada beş somunu ve iki balığı
olan bir çocuk, var, fakat bu kadar kişi için nedir ki bu?». İsa cevap
verdi: «Kalabalığı oturtun.» Ellişer kırkar otlar üzerine oturdular. O
zaman İsa dedi: «Allah'ın adıyla! Bismillah» ve ekmeği alıp, Allah'a
dua etti. Ve sonra ekmeği bölüp havarilere verdi, havarilerde kalabalığa
verdiler ve balıkları da böyle yaptılar. Herkes yedi ve herkes doydu. O
zaman İsa dedi: «Artanları toplayın.» Havariler parçaları toplayıp on
iki sepet doldurdular. Bunun üzerine herkes elini gözlerine koyup, dedi:
«Uyanık mıyım, yoksa düş mü görüyorum?» Ve büyük mucize nedeniyle
kendilerinden geçmiş gibi bir saat öyle kalakaldılar.
Ardından İsa, Allah'a şükredip, onları
dağıttı, fakat ayrılmak istemeyen yetmiş iki kişi vardı; bu durum
karşısında İsa, inançlarını anlayıp, onları şakirdi olarak seçti.
99.
Erden yakınındaki Tire'de çölün boş bir
parçasına çekilen İsa, yetmiş iki kişiyi, on ikiyle birlikte çağırdı ve
kendisi bir taşın üzerine oturup, onları da yanına oturttu. Ve bir ah
çekişle ağzını açtı ve dedi: «Bu gün Yahudiye'de ve İsrail'de büyük bir
kötülük gördük ve öyle bir kötülük ki, göğsümün içinde kalbim Allah
korkusuyla titreyip duruyor. Bakın, size diyorum ki, Allah kendi şanını
kıskanır ve İsrail'i bir sevgili gibi sever. Bir genç bir hanımı
sevdiğinde, o kendisini sevmez de, başkasını(severse, kızar ve rakibini
öldürür, biliyorsunuz. Allah da böyle yapar, diyorum size: çünkü İsrail
herhangi bir şeyi sevip, bu nedenle de Allah'ı unutur, Allah da böyle
bir şeyi hiçe indirir. Şimdi, hangi şey burada, yeryüzünde, Allah için
din adamlığı ve kutsal mabetten daha kıymetlidir? Bununla birlikte,
Yeremya peygamber zamanında insanlar Allah'ı unutmuşlardı ve tüm dünyada
bir benzeri yok diye yalnızca mabetle öğünüyorlardı; o zaman Allah
gazaba gelip, bir orduyla Babil kralı Buhtunnasır'a kutsal şehri aldırdı
ve kutlu mabetle birlikte yaktırdı. O kadar ki, Allah'ın
peygamberlerinin dokunmak korkusuyla titrediği tüm kutsal şeyler kötülük
dolu kâfirlerin ayakları altında ezildi. İbrahim, oğlu İsmail'i hak
olandan biraz daha fazla sevdi; bunun üzerine Allah İbrahim'in
kalbindeki bu şerli sevgiyi öldürmek için, ona oğlunu boğazlamasını
emretti; bıçak kesmiş olsaydı, bunu yapacaktı. Davud Abşelom'u şiddetle
sevdi ve bu nedenle Allah, oğlun babasına isyan etmesine hükmetti ve
oğul saçından asılıp, Yoab tarafından öldürüldü- Ey Allah'ın korkunç
hükmü, Abşelom saçını her şeyden çok severdi de, bu saç kendisinin
asıldığı bir ipe döndü! Suçsuz Eyüp, yedi oğlu ve üç kızını gereğinden
fazla sevecekti ki, Allah kendisini şeytan'ın eline verdi. Şeytan da onu
bir günde yalnızca oğullarından ve zenginliğinden yoksun bırakmakla
kalmadı, Aynı zamanda onu acı bir hastalıkla çarptı. O kadar ki, yedi
yıl süreyle bedeninden kurtlar çıktı. Babamız Yakup Yusuf'u öteki
oğullarından daha çok sevdi: bunun üzerine Allah onu sattırdı ve bu aynı
oğullara Yakub'u aldattırdı; o kadar ki, kurtların oğlunu yediğine
inandı ve böylece ağlaya ağlaya on yıl geçirdi.
100
«Allah sağ ve diridir ki kardeşler, Allah
bana kızar diye korkuyorum. Bu bakımdan, Yahudiye ve İsrail'e varıp, on
iki İsrail kabilesine aldanmamaları için vaazlarda bulunmalısınız.»
Havariler korku içinde ağlayarak cevap verdiler: «Bize ne emredersen
yaparız.» O zaman İsa dedi: «Üç gün namaz kılıp oruç tutalım, bundan
sonra da her akşam ilk yıldız görünüp, namaz bittiğinde, üç kez daha
namaz kılıp, üç kez O'ndan merhamet isteyelim, çünkü İsraililer' in
günahı başka günahlardan üç kez daha ağırdır.»
Öyle yapalım» diye karşılık verdi
havariler. Üçüncü günün bitiminde dördüncü günün sabahı, İsa tüm
şakirtlerini ve havarilerini çağırıp, kendilerine dedi: «Barnabas ve
Yühanna benimle kalsın yeter; siz diğerleri tüm Samiriye, Yahudiye ve
İsrail yörelerine gidip, tövbeyi anlatın; çünkü balta, kesip devirmek
için ağaca inmek üzeredir. Ve hastalar için de dua edin, çünkü Allah
bana her hastalık üzerinde yetki vermiştir.»
O zaman, bu satırları yazan dedi: «Ey
muallim, eğer havarilerine tövbe etme şekli sorulursa, ne cevap
versinler?» İsa karşılık verdi: «Bir adam cüzdanını yitirdiğinde, onu
görmek için yalnızca gözünü mü veya almak için yalnızca elini mi, ya da
sormak için yalnızca dilini mi öne sürer? Kesinlikle hayır, ama tüm
bedenini öne sürüp, onu bulmak için ruhunun tüm gücünü kullanır. Doğru
değil mi?» O zaman, bu satırları yazan cevap verdi: «Doğruların
doğrusu.»
101.Günahkâr Nasıl Tövbe Etmelidir?
Sonra İsa dedi: «Tövbe, kötü yaşantının
ters yüzüdür; çünkü her duyu günah işlerken yaptığının tam tersine
dönmelidir. Sevinç yerine keder konmalı, gülme yerine ağlama, gülüp
eğlenme yerine oruç, uyuma yerine gece ibadetleri, boş vaktin yerine
faaliyette bulunma, şehvetin yerine arılık, masal söyleme ibadete, hırs
ve tamah da sadaka vermeye dönüşsün.» O zaman, bu satırları yazan
karşılık verdi: «Ama kendilerine nasıl kederleneceğimiz, nasıl
ağlayacağımız, nasıl oruç tutacağımız, nasıl faaliyet göstereceğimiz,
nasıl arı-duru kalacağımız, nasıl namaz kılacağımız ve infakta
bulunacağımız sorulursa ne cevap verecekler? Ve nasıl tövbe edileceğini
bilmiyorlarsa, doğru olarak nasıl kefarette bulunacaklar?»İsa cevap
verdi: «îyi sordun ey Barnabas, İnşallah her şeye tam olarak cevap
vermek arzusundayım. Bu bakımdan, size bu gün genel olarak tövbeden söz
edeceğim ve birinize söylediğimi hepinize söylüyorum demektir.»
«Öyleyse bil ki, tövbe bir başka şeyden daha fazla olarak salt Allah
sevgisi için yapılmalıdır. Aksi halde tövbe etmek boşuna olacaktır.
Durumu size bir benzetmeyle anlatayım. «Her bina, temeli çekip
alındığında yıkılıp, enkaz haline gelir; doğru mudur bu?» «Doğrudur»
diye karşılık verdi havariler. O zaman İsa dedi: «Bizim kurtuluşumuzun
temeli Allah'tır. O'nsuz kurtuluş olmaz. İnsan günah işlediği zaman,
kurtuluşunun temelini yitirmiş olur; bu bakımdan, işe temelden başlamak
gerekir.» «Söyle bana, köleleriniz size karşı suç işleseler ve siz de,
onların size karşı işledikleri suçtan dolayı değil de, ödüllerini
yitirdiklerinden dolayı üzüldüklerini bilseniz, kendilerini bağışlar
mısınız? Kesinlikle, hayır. Öyle de, size diyorum ki, Allah, Cennet'i
yitirdiklerinden dolayı pişman olanlara işte böyle yapacaktır. Bütün
iyiliklerin düşmanı olan şeytan, Cennet'i yitirip, Cehennem'i kazandığı
için büyük pişmanlık gösterdi. Ama hiç merhamet yüzü görmeyecek artık o,
neden biliyor musun? Çünkü onda Allah sevgisi yoktur; bırakın bunu,
Yaratıcı' sından nefret eder o.»
102.
«Bakın, size diyorum ki, her hayvan
tabiatı gereği, arzu ettiği şeyi yitirirse yitirilmiş olan bu iyilik
için kederlenir. Bunun gibi, gerçekten tövbe edecek olan günahkâr da,
içinde Yaratıcı' sına karşı yaptığı şeyi cezalandırma arzusu duymalıdır.
O şekilde ki, ibadet ettiği zaman, Allah'tan Cennet dilenmeye veya
Cehennem'den kurtulmayı istemeye kalkışmaz. Bunun yerine utanarak Allah
önünde secdeye varır, der: «Ey Rabb, sana kulluk etmesi gereken zamanda,
hiç yoktan sana karşı aşırı giden suçluya bak. Bu nedenle burada,
yaptığının düşmanın olan şeytan'ın eliyle değil, Senin elinle
cezalandırılmasını diliyor; şundan ki, dinsizler Senin yaratıkların
karşısında sevinmesinler. İstediğin biçimde cezalandır, ceza ver ey Rabb,
çünkü Sen bana hiç bir zaman bu hayırsızın hak ettiği kadar çok azap
etmezsin.» «Böylece, bu tövbe biçimine sarılan günahkâr, adalet isteğine
oranla Allah'tan daha çok merhamet görecektir.» «Emin olun ki, iğrenç
bir saygısızlıktır günahkârın gülmesi; o kadar ki, bu dünya, babamız
Davud'un haklı olarak söylediği gibi, bir gözyaşları vadisidir.»
«Kölelerinden birini oğul edinen ve mülkündeki her şey üzerine efendi
yapan bir kral vardı. Şimdi, öyle oldu ki, şerli bir adamın
kandırmasıyla zavallı kralın gözünden düştü; yalnızca içten içe değil,
aynı zamanda hakir görülüp, gün be gün çalışarak kazandığı her şeyden
yoksun bırakılarak büyük acılar çekti. Siz sanır mısınız ki, bu adam şu
veya bu vakit güle bilir?» «Kesinlikle hayır» diye cevap verdi
havariler, «çünkü eğer kral bunu bilmiş olsa, gözünden düştüğünü görüp
onu köleleştirir. Ama her halde o, gece gündüz demeden ağlar.» O zaman
İsa ağlayarak dedi: «Yazıklar olsun dünyaya, çünkü sonsuz azap kesindir
onun için. Ey zavallı insanlık, Allah seni bir oğul hikâyecikteki mecaz
anlamında olarak seçip, sana Cennet'i bahşetti, ama sen orada, ey
zavallı, şeytan'ın etkisiyle Allah'ın gözünden düştün ve Cennet'-ten
atılıp, pis dünyaya mahkûm edildin; burada tüm şeyleri zahmetle elde
edersin ve her iyi çalışma sürekli günah işlemekle senden, alınır. Ve
dünya sadece güler ve daha kötüsü, en büyük günahkâr olan herkesten daha
çok güler. Bu bakımdan dediğiniz gibi olacak, yani Allah, günahlarına
gülen ve onlar için ağlamayan günahkârı ebedi ölüme çarptıracaktır.»
103.
«Günahkârın ağlaması, bir babanın ölmek
üzere bulunan oğluna ağlaması gibi olmalıdır. Ah şu insanın deliliği
ah, kendinden ruhu ayrılan bedene ağlar da, günah nedeniyle Allah'ın
merhametinden ayrılan ruha ağlamaz. «Söyleyin bana, denizci, gemisi
fırtınaya tutulup parçalandığı zaman yitirdiği şeyleri ağlamakla geri
getirebilecek olsa ne yapar? Belli ki, oturup acı acı ağlar. Ama size
diyorum ki size, insan ağladığı her şeyde günaha girer de, yalnızca
günahına ağladığı zaman girmez. Çünkü insana gelen her belâ kurtuluşu
için Allah'tan gelir ki, (daha) buna sevinmesi gerekir. Fakat günah,
insanın helaki için şeytan'dan gelir de, insan buna üzülmez. Mutlaka
buradan fark ediyorsunuz ki, insan kayıp peşindedir, kâr değil.»
Bartalemus dedi: «Rab, kalbi ağlamaya yabancı olduğu için ağlayamayan
kimse ne yapsın?» İsa cevap verdi: «Gözyaşı dökenlerin hepsi ağlamıyor,
ey Bartalemus. Allah sağ ve diridir ki, gözlerinden hiç yaş düşmeyen,
ama yinede gözyaşı döken bin kişiden daha çok ağlayan insanlar bulunur.
Bir günahkârın ağlaması, üzüntünün ağırlığı nedeniyle dünyevî sevginin
tüketilmesidir. O kadar ki, nasıl güneş ışığı en üste konanı bozulup
çürümekten korursa, aynen öyle de, bu tükeniş ruhu günahtan korur. Eğer
Allah, gerçekten tövbe edene denizin suları kadar gözyaşı verecek olsa,
o, çok daha fazlasını arzular ve böylece bu arzu, yanan bir ocağın bir
damla suyu tükettiği gibi, seve seve dökeceği bu küçücük damlayı da
tüketir. Fakat hemen hıçkırıklarını koyuverenler, yükü azaldıkça daha
hızlı giden at gibidirler.»
104.
«Mutlaka, hem içte sevgisi, dışta gözyaşı
olan insanlar da vardır. Fakat bu şekilde o, bir Yeremya gibi olacaktır.
Allah, ağlamada gözyaşından çok üzüntüye bakar.» O zaman Yuhanna dedi:
«Ey muallim, insan günahtan başka şeyler üzerine ağlamakla nasıl
kaybeder?» İsa cevap verdi; «Eğer, Hirodes sana tutman için bir gömlek
verse ve ardından onu senden çekip alsa, bu senin için bir ağlama nedeni
olur mu?» «Hayır» dedi Yuhanna» O zaman, İsa dedi: «Şimdi, insan hiçbir
şey yitirmediği zaman, ağlamasına neden yoktur, yitirdiği zaman da
yoktur; çünkü herşey Allah'ın elinden gelir. Öyleyse, Allah'ın istediği
zaman elindekini çıkarma kudreti olmasın mı, ey aptal adam? Madem senin
olan senin, günah kendinin, öyleyse sen bunun için ağlayacaksın, bir
başka şey için değil.» Matta dedi: «Ey muallim, tüm Yahudiye önünde
Allah'ın insana hiç benzemediğini itiraf ettin, şimdi de, insanın
herşeyi Allah’ın elinden aldığını söylüyorsun; o halde, Allah'ın eli
olduğuna göre, insana benzeyen bir yanı var demektir.» İsa cevap verdi
«Yanılgı içindesin ey Matta ve kelimelerin anlamını bilmeyen pek çokları
da bu şekilde yanılmışlardır. insan, kelimelerin dış biçimini değil,
insan konuşmasını bizimle Allah arasında bir yorumcuymuş gibi görerek,
anlamı göz önüne almalıdır. Bilmez misiniz ki, Allah babalarımıza Sina
dağında konuşmak dilediği zaman, babalarımız, «Bize sen konuş ey Musa,
Allah bize konuşmasın, yoksa ölürüz» diye haykırmışlardı? Ve, Allah
İşaya peygamber aracılığıyla ne dedi bilmez -misiniz ki, gök yerden ne
kadar uzaksa, Allah'ın yol ve yöntemleri insanların yol ve yönteminden o
kadar uzaktır.»
105.
«Allah Öylesine ölçümlenemezdir ki, O'nu
anlatmaktan titriyorum. Ama sizin için bir girişimde bulunmam gerekiyor.
Size diyorum ki, gökler dokuz tanedir ve birbirlerine olan uzaklığı,
birinci göğün yerle olan uzaklığı kadardır. Bu da yerden beşyüz yıllık
bir yolculuk uzaklığındadır. Bu bakımdan, yer en yüksek gökten
dörtbinbeşyüz yıllık bir yolculuk uzaklığında olmaktadır. Size diyorum
ki, yine yer birince göğe oranla bir iğnenin ucu gibidir. Birinci gök
aynı şekilde İkinciye oranla bir nokta gibidir ve bunun gibi tüm gökler
bir sonrakinden daha küçüktür Fakat tüm göklerle birlikte yerin tüm
büyüklüğü, Cennet'e oranla bir nokta gibidir, olmadı, bir kum taneciği
gibidir. Bu büyüklük ölçülemez değil midir?» Havariler cevap verdiler:
«Evet, mutlaka.» O zaman, İsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
ve diridir ki, Allah’ın Arşı? Önünde Kâinat bir kum taneciği kadar
küçüktür. Ve Allah'ın Arşı? Kâinat'tan, tüm gökleri, Cennet'i ve daha
başka şeyleri doldurmak için gidecek kum taneleri sayısınca büyüktür.
Şimdi, bakın bakalım; Allah, yeryüzü üzerinde küçük bir çamur parçası
olan insanla herhangi bir şekilde oranlanabilir mi? öyleyse, dikkat edin
de eğer ebedî hayatı elde etmek istiyorsanız, çıplak kelimelere değil,
anlama bakın.» Havariler karşılık verdiler: «Yalnızca Allah bilebilir
kendini ve durum gerçekte İşaya peygamberin dediği gibidir: «O, insan
duyularından gizlidir.»
İsa cevap verdi: «Evet, böylesi doğrudur;
bu bakımdan, Cennet'te olduğumuzda, burada kişinin bir damla tuzlu sudan
denizi tanıdığı gibi, biz de Allah'ı tanıyacağız.» «Dersime dönecek
olursam, size diyorum ki, insan yalnızca günahı için ağlamalıdır. Çünkü
günah işlemekle insan Yaratıcı'sını bir yana iter. Ya, eğlencelere ve
ziyafetlere gidip duran insan nasıl ağlayacaktır? Bu ateş çıkaracakmış
gibi ağlayacaktır o! Eğer nefisleriniz üzerinde hâkimiyetiniz varsa,
ziyafetleri oruca çevirmelisiniz. Çünkü böyle bir hâkimiyete sahiptir
Allah'ımız.» Teddeus dedi: «Öyleyse madem, Allah'ın üzerinde hâkimiyeti
bulunan nefisi vardır.» İsa cevap verdi: «Yine mi geriye dönüp,
«Allah'ın bunu vardır», «Allah böyledir» gibi sözler söylemek? Deyin
bana, insanın nefisi var mıdır?» «Evet» diye cevap verdi havariler. İsa
dedi: «Bir insan bulunabilir mi ki, içinde hayat olsun da nefisi
çalışmasın?» «Hayır» dedi havariler. «Siz kendinizi aldatıyorsunuz» dedi
İsa, «çünkü kör, sağır, dilsiz ve kötürüm insan için nefis nerdedir? Ya,
bir insan bayıldığı zaman?» O zaman havariler şaşırdılar; İsa yine dedi:
«İnsanı meydana getiren üç şey vardır; her biri kendi başına ayrı üç
şey: Ruh, nefis ve ceset. Allah'ımız ruhu ve bedeni duyduğunuz gibi
yaratmıştır, ama nefisi nasıl yarattığını henüz işitmediniz. Bu
bakımdan, yarın inşallah size hepsini anlatacağım.» Ve İsa böyle deyip
Allah'a şükretti ve halkımızın kurtuluşu için dua etti, hepimiz de
«Âmin» dedik.
106.
Sabah namazını bitirince İsa bir palmiye
ağacının altına oturdu ve havarileri orada kendisine yaklaştılar. O
zaman İsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki,
hayatımız konusunda pek çokları aldanıyor. Ruh ve nefis birbirine
öylesine bitişiktir ki, insanların büyük bölümü ruh ve nefisi bir ve
aynı şey olarak görür ve onu özde değil de, yaptığı işe göre kısımlara
ayırıp, duygusal, bitkisel ve zihinsel ruh diye adlar takar. Ama bakınn,
size diyorum ki, ruh birdir, düşünür ve yaşar. Ey aptallar, hayat
olmadan zihinsel ruhu nereden bulacaklar? Emin olun ki, hiç
bulamayacaklar ama duyular olmadan hayat, nefis kendisini terk ettiği
zaman bayılanda görüldüğü gibi hemen bulunabilir.» Teddeus karşılık
verdi: «Ey muallim, nefis hayatı terk ettiği zaman insanın hayatı
olmaz.» İsa cevap verdi: «Bu doğru değil, çünkü insan, ruh ayrıldığı
zaman hayattan yoksun olur; çünkü ruh, mucize dışında bir daha bedene
dönmez, fakat nefis duyduğu korku nedeniyle veya ruhun duyduğu üzüntü
nedeniyle ayrılır. Çünkü nefisi Allah zevk için yaratmıştır ve nasıl
beden yemekle yaşıyor ve ruh da bilgi ve aşkla yaşıyorsa, o da yalnızca
bununla zevkle yaşar. Bu nefis şimdi, günah nedeniyle Cennet'in
zevkinden yoksun bırakılmasının kızgınlığıyla ruha karşı isyan
halindedir. Bu bakımdan, onun bedenî zevklerle yaşamasını istemeyen
için, onu manevî zevklerle beslemeye çok büyük ihtiyaç vardır. Anlıyor
musunuz? Bakın, size diyorum ki, onu yaratan Allah, onu cehenneme ve
acımasız karlara ve buzlara mahkûm etti; çünkü o kendisinin Allah
olduğunu söyledi; fakat Allah onu, yiyeceğini alıp da besininden yoksun
bırakınca, Allah'ın bir kölesi ve O'nun ellerinin işi olduğunu itiraf
etti Ve şimdi söyleyin bana, nefis dinsizlerde nasıl çalışır? Emin olun
ki, onlarda Allah gibidir o, Allah'ın kanununu bırakarak nefisin
peşinden gittiklerini görüyorsunuz. Bu bakımdan, onlar iğrençleşirler ve
hiçbir salih amelde bulunmazlar.»
107.
«Ve, günaha üzülmenin peşinden gelen ilk
şey oruç tutmaktır. Belli bir yemeğin kendisini hasta ettiğini gören,
ölmekten korkarak, yediğine üzüldükten sonra, hastalanmamak için bu
yemeği bırakır. Günahkâr da böyle yapmalıdır. Zevkin kendisini, dünyanın
bu iyi şeylerinde nefise uyarak yaratıcısı Allah'a karşı günaha
sürüklediğini görür, bırakın böyle yaptığına üzülsün, çünkü bu
kendisini Allah'tan, hayatından yoksun bırakmakta ve sonsuz Cehennem
ölümü vermektedir. Ama insan yaşarken dünyanın bu güzel şeylerine
ihtiyaç duyduğundan, burada oruç gereklidir. Öyleyse, bırakın da nefisi
kırsın ve Rabb'ı olan Allah'ı bilsin. Ve nefisin oruçtan nefret ettiğini
görünce de, bırakın, sonsuz üzüntüden başka hiçbir zevkin olmadığı
Cehennem'in durumunu koysun önüne; bir tek zerresi tüm dünyanın
zevklerinden daha büyük olan Cennet'in zevklerini koysun önüne. Bu
şekilde kolaylıkla durgunlaşacaktır o; çünkü çoğu elde etmek için azla
yetinmek, azın içinde tepinip, bütünden yoksun kalmaktan ve azap içinde
kalmaktan daha iyidir. «İyi oruç tutmak için zengin ağırlayıcıyı
hatırlamanız gerek. Çünkü burada yeryüzünde her günü zevk sefa içinde
geçirmek isteyen, tek bir damla sudan ebediyen yoksun kaldı; öte yandan,
burada, yeryüzünde kırıntılarla yetinen Lazarus Cennet'in dopdolu
nimetleri içinde ebediyen yaşayacaktır. Ama pişman olan tedbirli olsun;
çünkü şeytan her iyi işi, daha çok, başkalarından da öte, kendisine
karşı inançlı bir köleden asî bir düşmana dönüştüğü için pişman olanın
iyi işlerini yok etmenin yollarını arar. Bu bakımdan, şeytan, hastalık
bahanesiyle ne olursa olsun ona oruç tutturmamaya çalışacak ve bundan
bir yarar sağlayamadığı zaman da, hasta düşüp, ardından zevk sefa içinde
yaşaması için onu aşırı derecede oruç tutmaya çağıracaktır. Ve bunda da
başarılı olamazsa, hiç yemek yemeyen, fakat daima günah işleyen
kendisine benzemesi için, orucunu yalnızca bedensel yemeğe
dayandırtmanın çaresini arayacaktır.» «Allah sağ ve diridir ki, oruç
tutmayanları hakir görüp, kendini onlardan daha üstün tutarak bedeni
yemekten yoksun bırakmak ve ruhu gururla doldurmak iğrenç bir şeydir.
Söyleyin bana, hasta olan adam, doktorun kendisine verdiği perhizden
dolayı böbürlenip, perhizsiz olanlara deli mi diyecektir? Kesinlikle
hayır. Aksine, kendisine, perhiz verilmesini gerektiren hastalıktan
dolayı üzülecektir. Böyle de, size diyorum ki, pişman olan orucundan
dolayı övünmemeli ve oruç tutmayanları hakir görmemelidir; bunun yerine,
oruç tutmasına neden olan günahı için üzülmelidir. Pişman olup oruç
tutan, lezzetli yemekler de yememelidir, kaba yemeklerle yetinmelidir.
Şimdi, bir insan ısıran köpeğe ve tepen ata lezzetli yemek verir mi?
Hayır, kesinlikle, ama tam tersini yapar. Ve, oruçla ilgili olarak bu
kadar size yetsin.»
108.
«Bakın, şimdi de uyanık olmakla ilgili
size söyleyeceklerime kulak verin. Nasıl, vücudun uyuması ve ruhun
uyuması diye iki tür uyuma varsa, böyle de, uyanık olmakta, vücut
uyurken ruhun uyumamasına dikkat etmelisiniz. Çünkü bu en ağır bir
hatadır. Deyin bana, benzetme olsun diye söylüyorum: Yürürken kendini
kayaya çarpan ve ayağını kayaya vurmamak için kaçındıkça başını vuran
bir adam var. Nedir böylesi bir adamın durumu?»«Zavallı» diye cevap
verdi havariler, «çünkü böyle bir adam kendinde değildir.» O zaman, Isa
dedi: «îyi cevap verdiniz, çünkü bakın size diyorum ki, vücuduyla uyanık
olup, ruhuyla uyuyan kendinde değildir. Manevî kötürümlük maddî olandan
daha çok ağırsa, iyileşmesi de daha zor olur. Bu bakımdan, böylesi bir
zavallı, yaşamanın başı olan ruhuyla uyuma bedbahtlığının farkına
varmayıp da, yaşamanın ayağı olan vücuduyla uyumadığı için övünecek
midir? Ruhun uyuması, Allah'ı ve korkunç hükmünü unutmaktır.
Öyleyse, uyanık olan ruh, her yerde ve her şeyde Allah'ı duyan ve daima
her an Allah'tan rahmet ve bereket gördüğünü bilerek, her şeyde her şey
kanalıyla ve her şeyin üstünde O'nun celal ve azametine şükür eden
ruhtur. Bu bakımdan, O'nun celal ve azametinden korkan ruhun kulağında
~şu melekî söz yankılanır durur: «Yaratıklar, hükme gelin, çünkü
Yaratıcı'nız sizi yargılamak diliyor.» Çünkü o hep Allah'a kulluk eder
durur. Söyleyin bana, daha fazlasını, bir yıldızın ışığıyla veya güneşin
ışığıyla görmek istemez misiniz? Andreas cevap verdi: «Güneşin
ışığıyla; çünkü yıldızınkiyle yakındaki dağları bile göremeyiz, ama
günesin ışığıyla en minnacık bir kum tanesini görürüz. Bu nedenle de,
yıldızın ışığında korkarak yürürken, güneşin ışığında güvenle yürürüz.»
109.
İsa karşılık verdi.- «Aynen öyle de, size
diyorum ki, ruhla Allah’ımız olan adalet güneşiyle bakmalı, vücudun
gördükleriyle övünmemelisiniz. Bu bakımdan, en doğru olan, vücudun
uyumasından mümkün olduğu kadar kaçınmaktır, ama bundan kaçınmak da,
nefis ve beden yiyecekle, zihin de işle ağırlaştığından hemen hemen
imkânsızdır. Bundan dolayı, bırakın, çok fazla iş ve çok fazla yemekten
kaçınmak için birazcık uyusun.» «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
diridir ki, her gece bir miktar uyumak meşrudur, fakat Allah’ı ve
korkunç hükmünü unutmak asla meşru değildir ve ruhun uyuması böylesi bir
unutmadır.» O zaman, bu (satırlar) ı yazan karşılık verdi: «Ey muallim,
Allah'ı her zaman hatırda nasıl tutabiliriz? Emin olun, bize bu imkânsız
görünüyor.» İsa, iç çekerek dedi: «İnsanın çekebileceği en büyük
ızdıraptır bu, ey Barnabas. Çünkü insan burada yeryüzünde yaratıcısı
Allah'ı her zaman hatırda tutamaz; ancak kutsal olanlar bunun
dışındadır. Çünkü onlar, Allah'ı unutamasınlar diye içlerinde Allah'ın
bereketinin nurunu taşıdıklarından Allah'ı her zaman hatırda tutarlar.
Ama söyleyin bana, taş ocağında çalışanları gördünüz mü? Bir yandan
başkalarıyla konuşurken, öte yandan yapa yapa demire bakmadan taşı
işleyen demir aletle devamlı vurmayı, ama yine de ellerine vurmamayı
nasıl da öğrenmişler! Şimdi, siz de bu şekilde yapın. Unutma
hastalığını tümüyle yenmek istiyorsanız, kutsal olmayı arzulayın. Bakın
ki, su uzun bir süre vura vura en sert kayaları tek bir damlayla yarar
geçer. «Bu hastalığı neden yenemediğinizi biliyor musunuz? Çünkü bunun
bir günah olduğunun farkına varmadınız. Öyleyse size diyorum ki, bir
reis sana bir hediye verse ey insan, senin gözlerini kapayıp ona sırtını
dönmen bir hatadır. Allah'ı unutanlar da işte böyle hata yaparlar. Çünkü
her vakit insan Allah'tan rahmet ve hediyeler alır. «Şimdi söyleyin
bana, Allah'ımız her vakitte size nimetini bahşetmiyor mu? Kesinlikle
evet; çünkü hiç durmadan, sayesinde yaşadığınız nefesi veriyor size.
Bakın, bakın size diyorum ki, vücudunuzun nefes aldığı her an kalbiniz,
«Allah'a şükürler olsun» demelidir.»
110.
O zaman Yuhanna dedi: «Dediklerin
doğruların doğrusu ey muallim; bu bakımdan bu kutlu duruma ulaşmanın
yolunu öğret bize.» İsa cevap verdi: «Bakın, size diyorum ki, kişi böyle
bir duruma, Rabb'ımız Allah'ın rahmeti olmadan insanî güçlerle erişemez.
İnsanın, Allah'ın kendisine vermesi için iyiliği istemesi gerektiği
doğrudur. Söyleyin bana, sofraya oturduğunuz zaman, görmek istemediğiniz
etleri alır mısınız? Emin olun ki, hayır. Böyle de size diyorum ki, arzu
etmediğiniz şeyi almayacaksınız. Eğer kutsallık arzu ederseniz, Allah
göz açıp kapamadan daha az bir zaman içinde sizi kutsal yapmaya
kadirdir, fakat insan hediye ve hediyeyi vereni anlasın diye, Allah'ımız
beklememizi ve istememizi diler. «Bir hedefe atışta bulunanları gördünüz
mü? Mutlaka pek çok kez boşa atarlar. Buna rağmen, hiç bir zaman boşa
atmak istemezler, daima da hedefi vurma ümidindedirler. Şimdi, sizde
böyle yapın. Allah'ımızı her zaman hatırda tutmak isteyen ve
unuttuğunuzda kederlenen sizler; çünkü Allah, söylediğim şeylerin
hepsini elde etmeniz için size bereket verecektir. «Oruç tutmak ve ruhen
uyanık bulunmak birbiriyle öylesine bir aradadır ki, eğer kişi
uyanıklığı bozarsa, oruç da hemen bozulur. Çünkü bir insan, günah
işlemekle ruhun orucunu bozar ve Allah'ı unutur. İşte, uyanık olmak ve
oruç tutmak ruh bakımından biz ve bütün insanlar için her zaman
gereklidir. Çünkü günah işlemek kimse için meşru değildir. Ama vücudun
oruç tutması ve uyanık kalması, inanın bana, her zaman ve herkes için
mümkün değildir. Çünkü hastalar ve yaşlılar, çocuklu kadınlar, perhiz
yapan insanlar, çocuklar ve zayıf yapıda daha başka kişiler vardır.
Kuşkusuz herkes, normal ölçülerine göre giyinmiş olsalar bile, kendi
oruç tutma (biçimini) tesbit etmelidir. Nasıl, bir çocuğun elbiseleri
otuz yaşlarında bir insan için uygun değildir, aynen öyle de, bir
kişinin uyanıklığı ve orucu da bir diğeri için uygun değildir.» «Ama
dikkat edin ki, geceleyin uyanık kalıp, ardından Allah'ın emri üzere
namaz kılmanız ve Allah'ın sözünü dinlemeniz gerektiği zaman, uyuyasınız
diye şeytan tüm gücünü kullanacaktır.»
111.
«Söyleyin bana, bir arkadaşınız eti yiyip
de, kemikleri size verse razı olur musunuz» Petrus cevap verdi: «Hayır
muallim, çünkü böylesine arkadaş değil, sahtekâr denmesi gerekir.» İsa
iç çekerek cevap verdi: «Tam gerçeği söyledin ey Petrus, çünkü kişi
vücuduyla gereğinden fazla uyanık kalıp, ibadet edeceği veya Allah'ın
sözlerini dinleyeceği zaman uyur veya uyuklayıp başı aşağı düşerse,
böylesi bir bedbaht, Yaratıcısı Allah'la alay etmektedir ve böyle bir
günah dolayısıyla da suçludur. Hatta Allah’a vermesi gereken zamanı
çalıp, istediği zaman ve istediği kadar harcadığı için de bir
soyguncudur.» «Bir insan, içinde en iyi şarap bulunan bir kâseyi,
şarabın en iyi miktarı bitinceye kadar içmeleri için düşmanlarına,
şarabın tortuları kalınca da, içmesi için efendisine verdi. Efendinin
her şeyi öğrendiği zaman hizmetçisine ne yapacağını ve hizmetçinin onun
önünde ne hale geleceğini düşünürsünüz? Mutlaka onu dövecek ve yerinde
bir kızmayla dünyanın kanunlarına göre kendisini öldürecektir. Şimdi,
zamanının en iyisini işlerinde ve en kötüsünü de ibadet ve kanunu
incelemede geçiren bir adama Allah ne yapacaktır? Yazıklar olsun
dünyaya, çünkü bununla ve daha büyük günahlarla kalbi ağırlaşmıştır! Bu
yüzden, size gülmek ağlamaya, ziyafetler oruca ve uyku uyanıklığa
dönüşmeli dediğim zaman, duyduğunuz şeylerin tümünü üç kelimeye
sıkıştırdım. Burada, yeryüzünde kişi her zaman ağlamalı ve bu ağlama
yürekten olmalı, çünkü Yaratıcı'mız Allah'a karşı geliniyor; nefis
üzerinde hâkimiyet kurmak için oruç tutmalı ve günah işlememek için
uyanık olmalısınız ve bedenen ağlama, bedenen oruç tutma ve uyanık olma
her bir kişinin bünyesine göre yapılmalıdır.»
112.
İsa böyle söyleyip, sonra dedi:
«Hayatımızı sürdürmemiz için tarlanın meyvelerinden aramaya
çıkmalısınız, çünkü sekiz gündür hiç ekmek yemiyoruz. Bu bakımdan,
Allah'ımıza dua edecek ve Barnabas ile birlikte sizi bekleyeceğim. Bunun
üzerine, tüm şakirtler ve havariler, İsa'nın sözüne göre dörder altışar
yola koyuldular. İsa'nın yanında bu satırları yazan kaldı; o zaman İsa
ağlayarak dedi: «Ey Barnabas, sana büyük sırlar açıklamam gerekiyor,
bundan sonra ben dünyadan ayrılacağım ve sen de onlan anlatacaksın.» O
zaman, bu satırları yazan ağlayarak dedi; «Beni ağlat ey muallim,
başkalarını da ağlat. Çünkü biz günahkârlarız. Ve Allah'ın bir mukaddesi
ve peygamberi olan sen, senin için bu kadar ağlamak uygun değildir.» İsa
karşılık verdi: «İnan bana Barnabas, ben ağlamam gerektiği kadar
ağlayamıyorum. Çünkü eğer insanlar bana Allah dememiş olsaydı, ben
Allah'ı burada, Cennet'te görüleceği biçimde görecek ve Hüküm Günü'nden
korkmama emniyetine erişecektim. Ama Allah biliyor ki, ben suçsuzum,
çünkü hiç bir zaman bir köleden öte tutulma düşüncesi beslemedim. Hem,
sana diyorum ki, eğer Allah diye çağırılmamış olsaydım, dünyadan
ayrılınca Cennet'e götürülecektim, ama şimdi Hüküm Günü'ne kadar oraya
gitmeyeceğim. Şimdi, benim ağlamama neden olup olmadığını görüyorsun.
Bil ki ey Barnabas, bu yüzden her halde büyük zulme uğrayacak ve
havarilerimden biri tarafından otuz paraya satılacağım. Bu bakımdan,
eminim ki, beni satacak olan benim adıma öldürülecek, çünkü Allah beni
yeryüzünden çekecek ve herkes onun ben olduğuma inansın diye hainin
görünümünü değiştirecek; yine de, o, şerli bir ölümle öldüğü zaman, ben
uzun bir süre bu lekeyle dünyada kalacağım. Fakat Allah’ın kutlu Elçi'si
Muhammed gelince, bu rezalet silinip gidecek. Ve, Allah bunu yapacak,
çünkü, bana bu canlı bilinme ve şu rezil ölüme yabancı olma ödülünü
verecek olan Mesih gerçeğini itiraf etmiş bulunuyorum.» O zaman, bu
satırları yazan karşılık verdi: «Ey muallim, söyle bana, kimdir bu
alçak! Çünkü seve seve boğar öldürürüm onu.» «Sus, bir şey söyleme»
diye cevap verdi İsa, «çünkü Allah böyle diliyor ve o(hain) başka
türlüsünü de yapamaz. Fakat gör ki, annem böyle bir olaya üzüldüğünde,
rahatlaması için ona gerçeği anlatırsın.» O zaman, bu satırları yazan
karşılık verdi: «inşallah bütün bunları yapacağım ey muallim.»
113.
Şakirtler dönüşlerinde, çam kozalakları
getirdiler ve Allah'ın iradesiyle bir hayli de hurma bulmuşlar. Öğle
namazından sonra İsa ile birlikte yediler. Bu sırada bu satırları
yazanın üzgün yüzünü gören şakirtler ve havariler, İsa'nın hemen
dünyadan ayrılması gerektiğinden korkuya kapıldılar. Bunun üzerine, İsa
onları teselli ederek dedi: «Korkmayın, çünkü sizden ayrılma saatim
henüz gelmiş değil. Yanınızda kısa bir süre daha kalacağım. Bu bakımdan,
dediğim gibi, Allah'ın İsrailîler üzerine merhamet etmesi için, tüm
İsrail'e varıp, pişman olmayı anlatmayı size öğretmeliyim. Öyle ki,
herkes tembelliğin farkına varsın ve çok daha fazla günahının kefaretini
ödesin; çünkü iyi meyve vermeyen her ağaç kesilecek ve ateşe
atılacaktır. «Bağ tarlası olan bir vatandaş vardı ve tarlanın ortasında,
içinde güzel bir incir ağacı olan bir bahçe bulunuyordu. Üç yıldır mal
sahibi ağaca geliyor ve üzerinde hiç meyve bulamıyordu ve tüm öbür
ağaçların meyve verdiğini görünce, bağcısına dedi: «Bu kötü ağacı kes,
çünkü araziye yük oluyor.» Bağcı karşılık verdi: «Değil efendim; çünkü
güzel bir ağaçtır o.» «Ses etme» dedi mal sahibi, «çünkü yararsız
güzelliklere önem vermem ben. Palmiye ve pelesenk ağacının incirden daha
soylu olduğunu bilmen gerek. Ama evimin avlusuna bir palmiye ve bir de
pelesenk ağacı fidanı dikmiş ve çevresine hayli para harcayarak duvar
çevirmiştim. Fakat bunlar meyve yerine yığılıp kalan yaprak verip,
evimin önündeki araziyi de verimsizleştirince, ikisini de ortadan
kaldırdım. Şimdi, diğer bütün ağaçların meyve verdiği bağ tarlama ve
bahçeme yük olan evimin uzağındaki bir incir ağacını nasıl bağışlayayım?
Emin ol ki, ona daha fazla katlanmayacağım.» O zaman bağcı dedi:
«Efendi, toprak oldukça zengin. Bu bakımdan, bir yıl daha bekle. Ben
incir fidanının dallarını budayıp, kendinden toprağın verdiği tüm
fazlalıkları alayım ve taşlı kuru bir araziye koyayım; böyle yapıca
meyve verecektir o.» -Mal sahibi karşılık verdi: «Şimdi git ve öyle yap;
bekleyeceğim ve incir fidanı da meyve verecek.» Bu temsilî hikâyeyi
anlıyorsunuz değil mi?» Havariler cevap verdiler: «Hayır Rab, bu nedenle
onu bize açıklayın.»
114.
İsa karşılık verdi: «Bakın, size diyorum
ki, mal sahibi Allah'tır, bağcı da O'nun kanunu. Allah'ın Cennette
palmiye ve pelesenk ağaçları vardı; şeytan palmiye ağacı, ilk insan da
pelesenk ağacıdır. Allah, bunları çıkarıp attı. Çünkü salih ameller
meyvesi vermiyorlar, bunun yerine pek çok melekleri ve pek çok insanları
ayıplayan dinsizce sözler sarf ediyorlardı. Şimdi, Allah insanı dünyaya,
tüm emir ve yasaklarına göre Allah'a kulluk eden yaratıklarının arasına
indirmiştir. Allah'ın meleği ve ilk insanı bağışlamayıp, meleği ebedi,
insanı da bir süre için cezalandırdığını görerek diyorum ki, meyve
vermeyen insanı Allah kesip, Cehennem'e mahkûm eder. Bu konuda Allah'ın
kanunu der ki, bu hayatta insan için pek çok iyi şeyler vardır ve bu
nedenle salih ameller işleyebilmesi için sıkıntılar çekmesi Ve dünyevî
iyiliklerden yoksun kalması gerekmektedir. Dolayısıyla, Allah'ımız
insanın Pişman olmasını bekler. Bakın, size diyorum ki, Allahımız
insanı çalışmaya mahkûm etmiştir ki, Allah'ın dostu ve peygamberi Eyüp
der: «Kuşun uçmak için, balığın da yüzmek için doğduğu gibi, insan da
çalışmak için doğar.» Allah’ın bir peygamberi olan Davud da şöyle der:
«Elimizin emeğini yiyerek kutsanacağız ve bu bizim için iyidir». Bu
nedenle, herkes niteliğine göre çalışsın. Şimdi söyleyin bana, babamız
Davud ve oğlu Süleyman elleriyle çalışmışlarsa, günahkârın ne yapması
gerekir? Yuhanna dedi: «Muallim, çalışmak yerinde olan bir şey, ama bunu
yoksullar yapmalı.»
İsa karşılık verdi: «Yaa, çünkü onlar
başka türlü yapamaz. Ama bilmez misin ki, iyilik iyi olmak için
gereklilikten azade olmalıdır? Böyle de, güneş ve diğer gezegenler,
başka türlüsünü yapamasınlar diye Allah'ın hükümleriyle
güçlendirilmişlerdir ve bu nedenle de, herhangi bir liyakatleri yoktur.
Söyleyin bana, Allah çalışma hükmünü koyduğu zaman, «Yoksul insan
yüzünün teriyle yaşayacaktır» mı dedi? Ve, Eyüp, «Kuş uçmak için doğar,
yoksul insan da çalışmak için doğar» mı dedi? Hayır, Allah insana,
«Ekmeğini yüzünün teriyle yiyeceksin» ve Eyüp de «İnsan çalışmak için
doğmuştur» demiştir. Bu bakımdan, yalnızca insan olmayan bu hükmün
dışındadır. Emin olun ki, her şeyin pahalı olmasının nedeni, pek çok
haylaz insanın bulunmasıdır. Eğer, bunlar çalışacak olsalar,
bazısı toprağı sürse, bazısı da sularda balıkçılık yapsa, dünyada bolluk
üstü bolluk olur. Ve, yokluklar nedeniyle, korkunç Hüküm Günü'nde hesap
vermek gerekecektir.»
115.
«Bırakın, insan bana bir şeyler desin.
Dünyaya ne getirdi ki, bu nedenle haylaz haylaz yaşasın? Çıplak ve hiç
bir şey yapamayacak biçimde doğduğu ortada. Bundan dolayı da, bulduğu
şeylerin tümünün sahibi değil, dağıtıcısıdır o. Ve o korkunç günde
bunların hesabını verecektir. İnsanı vahşi hayvanlar gibi yapan iğrenç
şehvetten çok korkmak gerekir; çünkü düşman kişinin kendi evi
içindedir. Bu bakımdan, düşmanın gelemiyeceği herhangi bir yere gitmen
mümkün değildir. Ah, niceleri şehvet yüzünden helak olup gittiler!
Şehvet yüzünden tufan oldu, o kadar ki, dünya Allah'ın merhameti önünde
silinip gitti de, yalnızca Nuh ve seksen üç insan kurtuldu. Şehvet
yüzünden Allah üç lânetli şehri yerle bir etti ve içlerinden yalnızca
Lût ve iki oğlu kurtuldu. «Şehvet yüzünden Bünyamin'in kabilesi tümüyle
sönüp yok oldu. Ve bakın size diyorum ki, şehvet yüzünden ne kadar
insanın helak olduğunu size anlatacak olsam, beş günlük süre yetmez.»
Yakup karşılık verdi: «Ey üstad, şehveti simgeleyen nedir?» İsa cevap
verdi: «Şehvet, gem vurulmamış bir aşk arzusudur; akıl tarafından
yönlendirilmezse, insan zihin ve duygularının sınırlarını aşar,- öyle
ki, insan kendini bilmeden, nefret etmesi gereken şeyi sever. İnanın
bana, insan, böyle bir şeyi Allah kendisine verdi diye değil de, sahibi
olarak bir şeyi severse, bir zani olur; çünkü Yaratıcı'sı Allah'la
birlikte olması gereken ruhu yaratıkla birleştirmiştir. Ve işte Allah
Işaya peygamber aracılığıyla ağlayarak der: «Sen pek çok âşıklarla zina
ettin; buna rağmen bana dön, seni kabul edeceğim». «Ruhumun huzurunda
durduğu Allah sağ ve diridir ki, eğer insanın kalbinde içten bir şehvet
olmazsa, dışta kötülüklere düşmez; çünkü kök giderse ağaç hemen ölür».
«Bu nedenle insan, Yaratıcı'sının kendisine verdiği hanımla yetinsin ve
başka bir kadını unutsun>> Andreas karşılık verdi: «İnsan, yaşadığı
şehirde o kadar çok varken, kadınları nasıl unutur?»
«Ey Andreas, şehirde yaşayan insana,
şehrin zarar vereceği ortada; görülüyor ki, şehir her kötülüğü emen bir
süngerdir.»
116. Göze Gem Vurmak
«Nasıl asker, kale çevresinde düşmanlar
olduğu zaman, vatandaşlar adına her zaman ihanetten korkarak ve kendini
her türlü saldırıya karşı koruyarak yaşıyorsa, insana da şehirde yaşamak
yaraşır. Aynen böyle de, diyorum ki size, insan dıştan gelen her türlü
günah dürtüsünü itsin ve nefisten korksun, çünkü onun kirli şeylere
karşı aşın bir arzusu vardır. Ama her türlü şehevî günahın kaynağı
olan göze gem vurmazsa, kendini nasıl korusun? Ruhumun huzurunda durduğu
Allah sağ ve diridir ki, maddi gözleri olmayan, üçüncü dereceye kadar
olan cezaları görmekten emindir; hâlbuki gözleri olan yedinci dereceye
kadar cezalandırılır. «İlya peygamber zamanında, İlya iyi yaşantısı olan
kör bir adamı ağlarken görüp, ona sordu: «Niye ağlarsın, ey kardeş?» Kör
adam cevap verdi: «Ağlarım, çünkü Allah'ın mukaddesi İlya Peygamber'i
göremiyorum.» O zaman, İlya kendisini azarlayıp dedi: «Bırak ağlamayı ey
adam, çünkü ağlamakla günaha giriyorsun.» Kör adam karşılık verdi:
«Söyle bana şimdi, ölüleri kaldıran ve gökten ateş indiren Allah'ın
kutsal bir peygamberini görmek günah mıdır?» İlya cevap verdi: «Gerçeği
konuşmuyorsun; çünkü İlya senin dediklerinin hiç birini yapamaz. Senin
gibi bir insandır o. Dünyadaki tüm insanlar, tek bir sineği meydana
getiremezler.» Kör adam dedi: «Sen böyle dersin ey adam, çünkü İlya
herhalde bazı günahların nedeniyle seni azarladı da, bu bakımdan ondan
nefret ediyorsun.» İlya karşılık verdi: «Înşallah gerçeği
söylüyorsundur; çünkü ey kardeş, eğer İlya'dan nefret edersem Allah'ı
severim ve İlya'dan ne kadar nefret edersem, Allah'ı o kadar çok
severim.» Bunun üzerine, kör adam çok kızdı ve dedi: «Allah sağ ve
diridir ki, sen dinsizin birisin! însan Allah'ın peygamberinden nefret
ederken, Allah sevilebilir mi? Defol git, seni daha fazla dinlemek
istemiyorum çünkü!» İlya karşılık verdi: «Kardeş, şimdi bedenle görmenin
nasıl kötü olduğunu zekânla görebiliyorsundur. Çünkü ilya'yı görmek
için göz istersin, ruhunla da İlya'dan nefret edersin.» Kör adam
karşılık verdi: «Hemen defol git, çünkü sen şeytan'sın. Allah'ın
mukaddesine karşı beni günaha katacaksın.» O zaman İlya ah çekti ve göz
yaşları içinde dedi: «Gerçeği söyledin ey kardeş, çünkü, görmeği arzu
ettiğin benim bedenim seni Allah'tan ayırır.» Kör adam dedi: «Seni
görmek istemiyorum; hem, gözlerim olsa, seni görmemek için kaparım.»
O zaman İlya dedi: «Bil ki kardeş, ben
İlya'yım!» Kör adam karşılık verdi.: «Doğruyu söylemiyorsun.»
117.
O zaman İlya'nın havarileri dediler:
«Kardeş, o Allah'ın peygamberi İlya'nın ta kendisidir.» «Söyleyin bana»
dedi kör adam, «Eğer o peygamberse, ben hangi soydanım ve nasıl kör
oldum?» İlya cevap verdi: «Sen Levî kabilesindensin ve Allah'ın mabedine
girerken, mabedin yanında bir kadına şehvetle baktığından Allah'ımız
görme gücünü aldı.» O zaman, kör adam ağlayarak dedi: «Bağışla beni ey
Allah'ın kutsal peygamberi; sana dediklerimden dolayı günaha girdim;
seni görmüş olsaydım, günah işlemeyecektim.» İlya karşılık verdi:
«Allah'ımız bağışlasın seni ey kardeş, çünkü benim hakkımda bana doğruyu
söylediğini biliyorum; çünkü kendimden ne kadar çok nefret edersem, o
kadar çok Allah'ı severim ve eğer beni görsen, Allah'ın razı olmadığı
arzun yatışır. Çünkü senin Yaratıcın İlya değil, Allah'tır; bu bakımdan
ben senin için şeytan'ım» dedi İlya ağlayarak; «çünkü sana Yaratıcı'dan
yüz çevirttim. O halde ağla kardeş, çünkü senin hakkı batıldan ayırt
ettirecek ışığın yok. Ama olsaydı, benim akidemi hor görmeyecektin. Bu
nedenle, sana diyorum ki, pek çokları beni görmek arzular ve uzaklardan
beni görmeye gelirler ve bunlar sözlerimi hor görürler. Dolayısıyla
onlar için, kurtuluşları için, gözlerinin olmaması daha iyi, çünkü
kendileri gibi yaratılandan zevk alan ve Allah'tan zevk almaya
çalışmayan herkes kalbinde bir put yapıyor ve Allah'ı bırakıyor.» Sonra
İsa iç çekerek dedi: «İlya'nın dediklerinin hepsini anladınız mı?»
Havariler cevap verdiler: «Gerçekten anladık ve burada, yeryüzünde puta
tapıcı olmayan pek az kisi bulunduğunu görüp, ne diyeceğimizi
bilemiyoruz.»
118. Ruhun İlacı ve Avukatıdır
O zaman İsa dedi: «Doğru söylüyorsunuz,
çünkü şimdi İsrailîler beni Allah yerine koyarak, kalplerindeki puta
tapıcılığı yerleştirmek arzusundaydılar; pek çokları Allah olduğumu
söylersem tüm Yahudiye’ye hâkim olabileceğimi ve sürekli nefis bir
yaşantı içinde reisler arasında kalmayıp, çöllük, yerlerde yoksulluk
içinde yaşamak istediğimden deli olduğumu söyleyerek, öğretimi hakir
görmektedirler. Ey, sineklerde ve karıncalardaki ışığa değer verip,
yalnızca meleklerde, peygamberlerde ve Allah'ın mukaddeslerinde bulunan
ışığı hor gören talihsiz insan! «O halde, göz korunmayacak olursa ey
Andreas diyorum ki sana, baş aşağı şehvetle düşmemek mümkün değildir. Bu
konuda, Yeremya peygamber ağlaya ağlaya gerçeği söylüyordu: «Gözüm
ruhumu çalan bir hırsızdır.» Böyledir, çünkü babamız Davud da Rabb'ımız
Allah'a en büyük özlemle, yararsız şeylere bakmaktan gözlerini çevirmesi
için dua ediyordu. Gerçekten sonu olan her şey boşunadır. Öyleyse,
söyleyin bana, bir kimsenin ekmek alacak iki kuruşu olsa, onu duman
almak için harcar mı? Kesinlikle hayır; şundan ki, duman gözleri incitir
ve vücuda hiç bir gıda vermez. İşte insan da aynen böyle yapsın, çünkü o
gözlerinin bakışı ve kalbinin bakışıyla basiret Yaratıcısı Allah'ı ve
iradesinin verdiği temiz lezzeti tanımaya çalışmalı ve Yaratıcı'yı
yitirmeye neden olan yaratılanı amaç edinmemelidir.»
119.
İnsan, bir şeye baktığı ve o şeyi insan
için yaratan Allah'ı unuttuğu her vakitte günah işlemiş olur. Çünkü
eğer bir arkadaşın kendisini hatırda tutması için sana herhangi bir şey
verse ve sen de onu satıp, arkadaşını unutsan, arkadaşına karşı suç
işlemiş olursun, îşte, insan da böyle yapar; çünkü yaratılana bakıp, onu
insanın sevgisi için yaratmış olan Yaratıcıyı hatırda tutmadığı zaman,
akılsızlığından yaratıcısı Allah'a karşı günaha girer,
«Bu bakımdan, kadınlara bakıp, kadını
erkeğin iyiliği için yaratan Allah'ı unutan kişi kadını sevecek ve
arzulayacaktır. Ve bu şehveti o dereceye zorlayıp gelecektir ki,
sevilen şeye benzeyen her şeyi sevecek, bu şekilde hatırlanması bir
utanç olan bu iş (in) günahı doğacaktır. O halde, eğer insan gözlerine
gem vuracak olursa, nefisinin üzerinde hâkim olacak, o da kendisine
sunulmayan şeyi arzulayamayacaktır. Çünkü böylece beden ruha tabi
olacaktır. Nasıl gemi rüzgârsız hareket edemezse, beden de nefis olmadan
günah işleyemez. «Sonra, pişman olanın masal söylemeyi ibadete çevirmesi
gerekir. Bu Allah'ın bir hükmü olmasa bile, akıl bunu gösteriyor. Çünkü
her haylaz kelimede insan günaha girer ve Allah’ımız günahı ibadetle
siler. Çünkü ibadet ruhun avukatıdır; ibadet ruhun ilâcıdır; ibadet
kalbin savunmasıdır; ibadet inancın silâhıdır, ibadet nefisin gemidir;
ibadet bedenin, günahla bozulmasını önleyen tuzudur. Size diyorum ki,
ibadet hayatımızın elleridir; bununla, ibadet eden kişi hüküm gününde
kendisini koruyacaktır çünkü ruhunu burada, yeryüzünde günahtan uzak
tutacak ve kalbini kötü arzuların değmesinden koruyacaktır; nefisini
Allah'ın kanunu içinde tutup, istediği her şeyi Allah'tan alarak bedeni
de takva yolunda yürüdüğü için şeytan'ı kızdıracaktır. «Huzurunda
durduğum Allah sağ ve diridir ki, ibadet etmeyen insan, derdini köre
açan dilsiz bir adamdan; merhemsiz iyileştirilebilen fistülden, hareket
etmeden kendini savunan veya silahsız olarak bir başkasına saldıran,
dümensiz kürek çeken veya tuz olmadan ölü bedeni koruyan bir adamdan
daha çok salih amel sahibi değildir. Çünkü bakın, eli olmayan alamaz.
Eğer insan gübreyi altına ve çamuru şekere çevirebilecek olsa, ne
yapar?» Sonra, İsa sustu, havariler cevap verdiler: «Kimse, altın ve
şeker yapmaktan başka bir işe kendini koşmaz.» O zaman İsa dedi: «Şimdi,
neden insan aptalca masal anlatıcılığı ibadete dönüştürmez? Zaman
kendine Allah tarafından Allah'a karşı gelsin diye mi verilmiştir yoksa?
Hangi reis kendi üzerine savaş açsın diye bir şehri tebaasına verir?
Allah sağ ve diridir ki, eğer insan boş konuşmakla ruhunun ne hallere
girdiğini bilmiş olsa, konuşmaktansa hemen dilini dişleriyle koparır. Ey
zavallı dünya! Bugün insanlar ibadet için toplanmazlar da, mabedin
verandalarında ve mabedin ta içinde şeytan boş konuşma kurbanlarını alır
ve utanç duymadan sözünü edemediğim şeylerden daha kötü olan da budur.
120.Boş Konuşmanın Meyvesi
Boş konuşmanın meyvesi budur ki, zihni
gerçeği anlamayacak biçimde zayıflatır; nasıl, yarım kiloluk pamuk
yükünü taşımaya alışmış bir at on kiloluk taşı taşıyamazsa, aynen öyle.
Fakat bundan daha kötüsü, insanın zamanını şaka matrakla geçirmesidir,
İbadet etmek istediği zaman, şeytan aklına şu aynı şakaları getirir, o
kadar ki, Allah'ın merhametini çekip, günahlarının afvını sağlamak
için günahlarına ağlaması gerektiği zaman, gülmekle Allah'ın
kızgınlığını çeker; O da kendisini cezalandıracak ve fırlatıp atacaktır.
«Öyleyse, yazıklar olsun şaka matrakla boş vakit geçirenlere! Ama
Allah’ımız şaka edip boş vakit geçirenleri iğrenerek alırsa, ya
komşusuna iftira edip, mırıldanıp duranı nasıl alacak ve çok gerekli bir
işle uğraşır gibi günahla uğraşanların durumu ne olacaktır? Ah murdar
dünya, senin Allah'ın nasıl elem verici bir cezasına çarpılacağını
tasavvur edemiyorum! Öyle de, pişman olan, diyorum ki o sözlerini altın
fiyatına vermelidir.» Havarileri karşılık verdiler: «Ama bir insanın
sözlerini altın fiatına kim alır? Kesinlikle hiç kimse ve nasıl pişman
olacaktır? Mutlaka aç gözlü olacaktır o » İsa cevap verdi: «Öylesine
ağır kalpleriniz var ki, ben onları kaldıramıyorum. Bu, bakımdan, her
sözde size anlamı da söylemem gerekiyor. Ama size sırlarını öğrenme
lûtfunda bulunan Allah'a şükredin. Pişman olan, konuştuğunu satsın
demiyorum. Konuştuğu zaman, altın çıkarıyormuş gibi düşünsün diyorum.
Çünkü kuşkusuz böyle yapmakla, nasıl altın gerekli şeyler için
harcanırsa, o da yalnızca konuşması gerektiği zaman konuşacaktır. Ve,
nasıl kimse altını vücudunu incitecek bir şey için harcamazsa, o da
ruhunu incitebilecek bir şeyin sözünü etmesin.
121.
«Vali bir mahpusu yakalayıp da sorguya
çekerken zabıt kâtibi de konuşulanları kayda geçiyorsa, söyleyin bana,
böyle bir adam nasıl konuşur?» Havariler cevap verdiler: «Yerinde ve
korkarak konuşur ki, kuşku uyandırmasın ve valiyi sinirlendirebilecek
herhangi bir şey söylememek, aksine serbest bırakılabilecek şekilde
konuşmanın yollarını aramak için dikkat eder.» O zaman, Isa karşılık
verdi: «Ruhunu yitirmemek için, pişman olanın da yapması gereken budur.
Çünkü Allah her insana zabıt kâtibi olarak, biri yaptığı iyilikleri,
diğeri de kötülükleri yazan iki melek vermiştir. Öyleyse, eğer bir insan
merhamet görmek istiyorsa, altını ölçtüğünden daha çok konuşmasını
ölçsün.»
122. Pişmanlık Nasıl Olmalı?
«Hırs ve tamaha gelince, bu da sadaka
vermeye çevrilmelidir. Bakın, size diyorum ki, nasıl çekülün terazi
denge olarak merkezi varsa, tamahkânn da sonunda varacağı yer olarak
Cehennem vardır. Neden biliyor musunuz? Anlatacağım size: Ruhumun
huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, tamahkâr diliyle sessiz bile
olsa yaptıklarıyla der: «Benden başka Allah yoktur.» Sahip olduğu ne
varsa, başını, sonunu, çıplak doğup, her şeyi ardında bırakarak
öleceğini düşünmeden istediği gibi harcar.» «Şimdi söyleyin bana,
Hirodes size bakmanız için bir bahçe verse, siz de kendinizi hemen sahip
yerine koyup, Hirodes'e hiç meyve göndermeseniz ve Hirodes size adam
gönderip meyve istediğinde elçileri kovsanız, söyleyin bana, kendinizi
bu bahçenin kralları yapmış olmaz mısınız? Mutlaka, öyle. Şimdi, diyorum
ki size, aynen tamahkâr adam da böyle, Allah'ın kendine vermiş olduğu
zenginliği üzerinde kendini ilâh yapar. «Hırs ve tamah, zevkine göre
yaşamasının günahıyla Allah'ı yitiren ve kendinden gizli olup, çevresini
iyilikleri yerine koyduğu geçici şeylerle kuşatan Allah'tan memnun
olmayan nefisin bir susuzluğudur ve bu susuzluk arttıkça, kendini o
kadar çok Allah'tan uzaklaşmış bulur. «Ve günahkârın doğru yolu bulması,
tövbe etme lûtfunda bulunan Allah'tandır. Babamız Davud da şöyle der:
«Bu değişim Allah'ın sağ elinden gelir.» «Pişmanlığın nasıl olması
gerektiğini bilmek istiyorsanız, size insanın ne tür (bir şey) olduğunu
anlatmam lâzım. Ve, bugün bize iradesini sözlerim aracılığıyla bildirme
lûtfunda bulunan Allah'a şükürler edelim.» «Bundan sonra ellerini
kaldırıp dua ederek, dedi: «Merhametiyle bizi yaratan, bize Doğru
Elçi'nin diniyle kulların insanlar mertebesi veren Kadir ve Rahim Rabb
Allah, tüm nimetlerin için sana şükreder, günahlarımıza hayıflanarak,
namaz kılıp zekât vererek, oruç tutup Kelimen üzerinde çalışarak,
iradeni bilmeyenlere öğreterek, Sen'in sevgin için dünyanın
sıkıntılarını çekerek ve Sana kulluk için ölüm üzerine hayatımızdan
geçerek seve seve yalnızca Sana ibadet ederiz. Sen ey Rabb, seçtiklerini
koruduğun gibi, Kendi benliğin aşkına ve bizi kendisi için yarattığın
Elçin aşkına ve tüm kutsal (kul)lann ve peygamberlerin aşkına bizi
şeytan'dan, bedenden ve dünyadan koru!» Havariler karşılık verdiler: «
Amin, Amin Rabb, Amin ey merhametli Allah'ımız.»
123.
Cuma günü gelince, sabah erkenden namazdan
sonra İsa havarilerini topladı ve onlara dedi: «Oturalım; çünkü işte bu
günde Allah insanı yeryüzünün çamurundan yarattı; ben de inşallah,
insanın nasıl bir şey olduğunu size anlatacağım.» Herkes oturunca
yeniden dedi: «Allah'ımız, yaratıklarına iyiliğini, merhametini ve
hoşgörülüğü ve adaletiyle birlikte kudretini de göstermek için birbirine
zıt dört şeyden bir terkip meydana getirdi ve bunları, toprak, hava,
su ve ateş her biri zıddını dengelesin diye insan denilen nihai bir
nesnede birleştirdi. Ve bu dört şeyden, sinirler, damarlarla birlikte
ve tüm iç parçaları ile birlikte et, kemik, kan, ilik ve deriden oluşan
insan vücudu olarak bir kap yaptı; içine Allah, bu hayatın iki yönü
olarak ruh ve nefisi yerleştirdi. Orada yağ gibi yayıldığı için nefise
yerleşim bölgesi olarak vücudun her parçasını verdi. Ve ruha da
yerleşim bölgesi olarak, nefisle birleşip tüm hayata egemen olması için
kalbi verdi. «İnsanı bu şekilde yaratan Allah, içine akıl denilen bir
ışık yerleştirdi ki, deri, nefis ve ruhla tek bir hedefte Allah’a kulluk
için çalışmak birleşsin. «Bundan sonra, bu eseri Cennet'e koyunca, akıl,
şeytan'ın dürtmesiyle nefisin iğvasına uğradı, beden rahatını yitirdi,
nefis kendisiyle yaşadığı zevki yitirdi ve ruhta güzelliğini yitirdi.
«Böylesi kötü bir duruma düşen insan, akıl tarafından engellenmediğinden
çalışmakta huzur bulmayıp, zevk peşinde koşan nefisle, gözlerin kendine
gösterdiği ışığın peşinden gider; bundan dolayı da, gözler, boş
şeylerden başka bir şey görmediğinden kendini aldatır ve böylece dünyevi
şeyleri seçerek günah işler. «İşte, Allah'ın rahmetiyle, insanın aklının
iyiyi kötüden seçmek ve gerçek zevki ayırt etmek için yeniden
aydınlatılması gerekmektedir; bunu bilmekle günahkâr tövbeye yönelir. Bu
bakımdan, bakın, size diyorum ki, eğer Rabb'ımız Allah insanın kalbini
aydınlatmazsa, insanın akıl yürütmelerinin hiç bir önemi yoktur.»
Yuhanna karşılık verdi: «O halde, insanların konuşması hangi, amaca
hizmet etmektedir?» İsa cevap verdi: «İnsan, insan olarak insanı tövbeye
yöneltmek için hiç bir işe yaramaz; fakat insan, Allah'ın insanı doğruya
çekmek için kullandığı bir araç olarak işe yarar. İşte Allah böyle,
insanın kurtuluşu için gizli olarak insanda bir şeyler meydana getirir.
Bu nedenle kişi, Allah'ın kendinde konuştuğu birini bulabilirim diye
herkesi dinlemelidir.» Yakup karşılık verdi: «Ey muallim, eğer sahte bir
peygamber ve bize ders veriyormuş gibi davranan yalancı bir muallim
gelecek olsa, ne yapmamız gerekir?»
124.
İsa bir temsille cevap verdi. «Bir insan
ağını alıp balık tutmaya gider ve gittiği yerde pek çok balık yakalar,
ama kötü olanları çıkarıp atar.» «Bir insan ekin ekmeye gider, ama
yalnızca iyi toprağa düşen tane tohum taşır.» «Siz de aynen böyle
yapmalısınız. Her şeyi dinlemeli, ama sadece gerçek ebedî hayata meyve
taşıyacağından, yalnızca gerçek olanı almalısınız.» O zaman, Andreas
karşılık verdi: «Öyle de, gerçek nasıl bilinecektir?» İsa cevap verdi:
«Musa'nın kitabına uyan her şeyi gerçek diye alırsınız. Biliyorsunuz,
Allah birdir, gerçek birdir; buradan giderek deriz ki, akide birdir ve
akidenin anlamı birdir ve dolayısıyla din birdir. Bakın, size diyorum
ki, eğer gerçek Musa'nın kitabından silinip çıkarılmamış olsaydı, Allah,
babamız Davud' a ikinciyi vermeyecekti. Ve Davud’un kitabı tahrif
edilmemiş olsaydı, Allah İncil'i bana emanet etmeyecekti; çünkü
Allah'ımız Rabb değişmez ve tüm insanlara tek bir mesajla konuşmuştur.
Bu bakımdan, Allah'ın elçisi geleceği zaman, dinsizlerin benim kitabımda
yaptıkları tahrifatın tümünü temizlemek için gelecektir.» Sonra, bu
satırları yazan karşılık verdi: «Ey muallim, kanunun tahrif edildiği ve
yalancı peygamberin konuştuğu zamanlarda insan ne yapsın?» İsa cevap
verdi: «Güzel bir soru ey Barnabas. Bu nedenle sana diyorum ki, böyle
bir zamanda, insanlar sonunda Allah'a varacaklarını düşünmediklerinden
pek az kişi kurtulur. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki;
insanı amacından, yani, Allah'tan yüz çevirten her akide en kötü
akidedir. Onun için, akidede göz önünde bulunduracağınız üç şey vardır,
Allah'a karşı sevgi, kişinin komşusuna acıması ve Allah'a karşı gelen,
O'na her gün karşı gelen kendinden nefret etmesi. Öyleyse, bu üç temele
zıt olan her akideden kaçın. Çünkü o en şerli olandır.»
125. Hırs ve Tamah
«Şimdi de hırs ve tamaha dönüyorum ve size
diyorum ki, nefis bir şeyi elde etmek istediği veya onu inatla koruduğu
zaman ki, «böyle bir şeyin sonu olacak» demelidir. Eğer onun sonu
olacaksa, onu sevmenin delilik olduğu ortadadır. Bu bakımdan, kişiye
yakışan, sonu gelmeyecek olanı sevmesi ve korumasıdır.» «Öyleyse, bir
insanın haksızca kazandığı şeyleri hakça dağıtmakla, hırs ve tamah
sadakaya dönüşsün. «Ve sağ elin verdiğini, sol elin bilmemesine baksın.
Çünkü münafıklar infakta bulunurken görünmek ve dünya tarafından övülmek
arzu ederler. Ama boşunadır verdikleri, çünkü insan kim için çalışırsa,
ücretini de ondan alır. O halde, eğer insan Allah'tan bir şey alacaksa,
onun Allah'a kulluk etmesi yaraşır. «Ve, infakta bulunurken, verdiğiniz
her şeyi Allah sevgisi için Allah'a verdiğinizi düşünmeye çalışın. Bu
bakımdan, vermekte yavaş davranmayın ve sahip olduğunuz şeyin, Allah
sevgisi için en iyisini verin. «Söyleyin bana, Allah'tan kötü olan bir
şeyi almak ister misiniz? Ey toz toprak, kesinlikle hayır! O halde, eğer
Allah sevgisi için kötü olan bir şeyi verirseniz, kendinize nasıl
inanırsınız? «Kötü bir şey vermekten hiç bir şey vermemek daha iyidir;
çünkü vermemekle dünyaya göre bazı mazeretleriniz olacaktır; ama
değersiz bir şey vermek ve en iyiyi kendisi için alıkoymakta,
mazeretiniz ne olacaktır? «Pişman olmakla ilgili size söylemem gereken
şeylerin tümü bu kadar. Barnabas karşılık verdi: «Pişmanlık ne kadar
sürmeli?» İsa cevapladı: «İnsan günah içinde oldukça, daima tövbe etmeli
ve pişman olmalı. Dolayısıyle, insan hayatı boyunca her zaman günah
işlediğinden, daima da pişman olmalıdır; ayakkabılarınızın patladığı her
vakit onları onarıyorsunuz, ama ayakkabılarınıza ruhunuzdan daha çok
dikkat etmeyeceksiniz.»
126.
İsa, havarilerini çağırıp, «Gidin ve
duyduklarınızı anlatın» diyerek, onları ikişer ikişer tüm İsrail
yöresine dağıttı. Havariler baş eğdiler ve İsa elini başlarının üzerine
koyarak dedi: «Allah'ın adıyla hastalara sıhhat verin, cinleri çıkarıp
atın ve benim başkahinin önünde dediklerimi kendilerine anlatarak,
İsrailîleri benim ne olduğum konusunda aldatmayın. Sonra, bu satırları
yazanla, Yakup ve Yuhanna dışında hepsi ayrıldı ve tüm Yahudiye içine
girip, İsa'nın kendilerine anlattığı gibi pişman olmayı anlattılar, her
türlü hastalığı iyileştirdiler. O kadar ki, İsrail'de, İsa'nın «Allah
birdir ve İsa Allah'ın peygamberidir» şeklindeki sözleri tasdik edildi
ve bir kalabalık gördüklerinde hastaları iyileştirmekle ilgili olarak
İsa'nın yaptığını yaptılar. Ama şeytan’ın oğulları İsa'ya eza etmek
için bir başka yol buldular. Bunlar kâhinlerle yazıcılardı. Ardından,
İsa'nın İsrail üzerinde krallığa göz diktiğini söylemeye başladılar.
Fakat avamdan korktukları için, İsa'ya karşı gizli gizli plânlar
kurdular. Tüm Yahudiye'yi geçtikten sonra, Havariler İsa'ya geri
döndüler, o da kendilerini bir babanın oğullarını kabul ettiği gibi
kabul ederek dedi: «Söyleyin bana, Allah'ımız Rabb ne işler yaptı? Emin
olun ki, şeytan'ın ayaklarınızın altına düştüğünü ve onu bağcının
üzümleri ezdiği gibi ezdiğinizi gördüm!» Havariler karşılık verdiler:
«Ey muallim, sayısız hastayı iyileştirdik ve insanlara eziyet eden pek
çok cinleri çıkarıp attık.» İsa dedi: «Allah sizi affetsin ey kardeşler,
çünkü her şeyi yapan Allah olduğu halde, «biz iyileştirdik» demekle
günaha girdiniz.» O zaman dediler: «Budalaca konuştuk; bu bakımdan, ne
diyeceğimizi bize öğretin.» İsa cevap verdi: «Her, işte, «Allah yaptı»
deyin, her kötü işte de «günah işledim» deyin.» «Böyle yapacağız» dedi
Havariler ona. Sonra İsa dedi: «İsrailîler, Allah'ın, benim elimle
yaptıklarını şu kadar insanın elleriyle de yaptığını görünce ne
diyorlar?» Havariler cevap verdi: «Tek bir Allah'ın bulunduğunu ve senin
Allah'ın peygamberi olduğunu söylüyorlar.» İsa neşeli bir yüzle karşılık
verdi: «Ben, kulunun arzusunu hor görmeyen Allah'ın kutsal adını tesbih
ve ta'zim ederim!» Ve, bunu dedikten sonra istirahata çekildiler.
127.
İsa çölden ayrılıp, Kudüs'e vardı; bunun
üzerine tüm insanlar O'nu görmek için mabede koşuştular. Mezmurları
okuduktan sonra İsa, yazıcıların çıkmak âdetinde oldukları mabedin
kürsüsüne çıkarak, eliyle sus işareti yapıp dedi: «Bizi alevli ruhtan
değil, yeryüzünün çamurundan yaratan Allah'ın kutsal adını tesbih ve
ta'zim ederim, ey kardeşler. Günah işlediğiniz zaman, Allah'ın huzurunda
merhamet bulunuz ki, şeytan bunu hiç bulmayacaktır, çünkü o gururu
yüzünden, alevli ruh olması nedeniyle her zaman soylu olduğunu
söylediğinden bunu hiç bulmayacaktır. «Duydunuz mu kardeşler, babamız
Davud'un Allah'ımız için, toprak olduğumuzu ve ruhumuzun gidip, bir daha
geri dönmeyeceğini göz önüne alarak bize merhamet etmiştir dediğini? Bu
sözleri bilenler ne kadar kutsaldır, çünkü onlar, günahtan sonra tövbe
ederek ve günahları sürüp gitmeyerek, Rabblerine karşı sonsuza değin
günah işlemezler. Kendilerini yüceltenlere yazıklar olsun, çünkü onlar
Cehennemin yakıcı kömürleri olarak azaltılacaklardır. Söyleyin
bana kardeşler, kendi kendini yüceltmenin nedeni nedir? Burada, yer
üzerinde herhangi bir iyilik var mıdır acaba? Kesinlikle hayır; çünkü
Allah'ın peygamberi Süleyman'ın dediği gibi, «Güneşin altında bulunan
her şey boştur». Eğer dünyada bulunan şeyler bize kendimizi
kalbimizde yüceltme nedeni vermiyorsa, hayatımız çok daha az verir bu
nedeni; çünkü insanın altındaki tüm yaratıklar bize karşı
savaştıklarından pek çok dert ve ızdıraplarla yüklüdür o. Yazın yakıcı
sıcağından niceleri can vermiştir, niceleri kışın soğuğundan ve donundan
ölmüştür; yıldırımdan ve doludan ölmüştür niceleri; niceleri de
hastalıklardan ve kıtlıktan veya vahşî hayvanlara yem olarak, yılanlar
tarafından ısırılarak, yemekten boğularak ölmüştür!. Ey, her yerde
tüm yaratıkların kendisi için tuzak kurduğu ve altında ezilecek kadar
kendini yücelten talihsiz insan! Ya, yalnızca fena şeyler arzulayan
beden ve nefis için, günahtan başka bir şey teklif etmeyen dünya için,
şeytan'a kulluk edip, Allah'ın kanununa göre yaşayan herkese eziyet ve
zulmeden lânetliler için ne diyeyim? Açıktır ki kardeşler, eğer bir
insan, babamız Davud'un dediği gibi «Sonsuzluğa gözleriyle bakarsa
günaha girer.» «Kişinin kendini kalbinde yüceltmesi, bağışlanmaması için
Allah'ın rahmetini ve acımasını kilitlemekten başka bir şey değildir.
Çünkü babamız Davud der ki: «Allah'ımız toprak olduğumuzu ve ruhumuzun
gidip bir daha dönmeyeceğini bilir. Kim kendini yüceltirse, toprak
olduğunu inkâr etmiş olur. Bu yüzden de ihtiyacını bilmeyerek yardım
istemez ve böylece yardımcısı olan Allah'ı kızdırır. Ruhumun huzurunda
durduğu Allah sağ ve diridir ki, şeytan kendi zavallılığını bilse ve her
zaman Sübhan olan Yaratıcısı'ndan merhamet isteseydi, Allah şeytan'ı
bağışlardı.»
128. "Ey Duyulmamış Gurur..."
«İşte böyle kardeşler, ben yeryüzünde
yürüyen ve size pişman olun ve günahlarınızı bilin diyen bir insanım.
Toprağım ve çamurum. Diyorum ki kardeşler, Roma askerleri aracılığıyla
şeytan, benim Allah olduğumu söylediğinizde sîzi aldattı. Bu bakımdan,
sahte ve yalan ilâhlara kulluk ederek Allah'ın lanetine
uğradıklarından, aman onlara inanmayın; babamız Davud bile onlara şöyle
lanet okur. «Ulusların tanrıları gümüş ve altındır, kendi ellerinin
eseridir; gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, duymazlar;
burunları vardır koklamazlar, ağızlan vardır yemezler; dilleri vardır,
söylemezler; elleri vardır dokunmazlar; ayakları vardır, yürümezler».
Bu nedenle babamız Davud sağ ve diri olan Allah'ımıza dua ederek dedi:
«Onları yapanlar ve onlara güvenenler de onlar gibi olsunlar.» Ey
duyulmamış gurur, Allah tarafından topraktan yaratıldığı halde kendi
durumunu unutan ve kendi keyfine göre seve seve ilâh yaratan insanın ah
bu gururu!. Burada o, sanki «Allah'a kulluk etmekte hiç bir yarar
yoktur» diyerek, Allah'la sessizce alay etmektedir. Çünkü yaptıkları
bunu gösteriyor. Şeytan, size benim Allah olduğuma inandırarak, sizi bu
duruma düşürmek istedi ey kardeşler; çünkü bir sineği bile yaratamayan
ve geçici ve ölümlü olan ben her şeye kendim muhtaç olduğumdan, size
yararlı hiç bir şey veremem. O halde bunu yapmak Allah'a aitken ben her
şeyde nasıl yardım edebilirim? «Öyleyse Allah'ımız olarak, sözüyle
Kâinat'ı yaratan yüce Allah'ı alacak ve başka dinden olanlarla ve
ilâhlarıyla alay mı edeceğiz?» «Buraya, mabede dua etmek için iki kişi
geldi; biri ferisi ve diğeri de bir vergi kesenekçisiydi. Ferisi ibadet
yerine yaklaşıp yüzünü yukarı tutarak şöyle dua etti: «Şükürler olsun
sana ey Allah'ımız Rabb, çünkü ben her kötülüğü yapan öteki insanlar,
günahkârlar ve özellikle şu vergi kesenekçisi gibi değilim. Şundan ki,
haftada iki kez oruç tutar ve varımın yoğumun onda birini veririm.»
«Vergi mültezimi uzakta durup yere doğru eğildi ve göğsüne vura vura
başı eğik dedi: «Rabb, ben ne göğe, ne de ibadet yerine bakacak değilim,
çünkü pek çok günahlar işledim; bana merhamet et!» «Bakın, size diyorum
ki, vergi mültezimi mabetten ferisîden daha iyi bir durumda indi; çünkü
Allah'ımız tüm günahlarını af edip onu temize çıkardı. Ama ferisi vergi
kesenekçisinden daha kötü durumda mabetten indi; çünkü Allah'ımız
yaptıklarını nefretle karşılayıp onu reddetti.»
129.
«Olur ya, bir insanın bahçe haline
getirdiği ormanı kestin diye balta kendi kendiyle öğünsün mü? Asla,
çünkü her şeyi yapan insandır; baltayı da kendi elleriyle yapmıştır. «Ve
sen ey insan, Allah'ımızın seni çamurdan yarattığını ve yapılan her
iyiliği sende O’nun yaptığını göre göre, iyi bir şey yaptım diye
kendinle öğünür müsün? «Ve hangi nedenle komşunu hor görürsün? Bilmez
misin ki, eğer Allah seni şeytan'dan korumamış olsaydı, sen şeytan'dan
daha kötü olurdun.» «Şimdi bilmez misin ki, tek bir günah en güzel
meleği en iğrenç şeytan yapar. Ve dünyaya gelen en tam insan Âdem’i tüm
soyuyla birlikte bizim çektiklerimizi çeken zavallı bir varlık haline
getirdi. O halde hiç korkmadan kendi keyfince yaşayabileceğin faziletle
ilgili hangi hükme sahipsin ki? Yazıklar olsun ey çamur, çünkü kendini
seni yaratan Allah'ın üstüne çıkardığından, sana tuzak kuran şeytan'ın
ayaklarının altına indirileceksin.» Ve İsa böyle deyip ellerini Rabbe
kaldırarak dua etti. Ve insanlar da «Âmin, Âmin.» dedi. Duasını
bitirince mabedin kürsüsünden indi. Bunun üzerine başına pek çok hasta
üşüştü ve onları iyileştirerek mabetten ayrıldı. O zaman, İsa'nın
hastalığını gidermiş olduğu bir cüzzamlı, Simun kendisini yemeğe davet
etti. İsa'dan nefret eden kâhinler ve bilginler, Roma askerlerine
İsa'nın tanrılarına karşı söylediklerini bildirdiler. Kuşkusuz, O'nu
öldürmenin yollarını aradılar, ama bulamadılar, çünkü halktan
korkuyorlardı. İsa, Simun'un evine varıp, sofraya oturdu. Ve yemeğini
yerken gördü ki, Meryem adında bir sokak kadını eve girip kendini
İsa'nın ayakları altındaki yere atarak onları gözyaşlarıyla yıkıyor,
değerli bir yağ sürüyor ve başının saçlarıyla siliyor. Simun yemeye
oturan herkesle birlikte bir rezaletle karşılaştığını düşündü. Ve
kalplerinden dediler: «Eğer bu adam bir peygamber olsa, bu kadının kim
ye ne türden olduğunu bilir ve onu kendisine dokundurmaz.» İsa dedi: «Simun,
sana söyleyecek bir şeyim var.» Simun karşılık verdi: «Konuş ey muallim,
çünkü sözlerini arzuluyorum»
130.
İsa dedi: «Bir adama iki kişinin borcu
vardı. Biri alacaklısına elli kuruş, diğeri beşyüz kuruş borçluydu.
Sonra, bunlardan hiç birinin ödeyecek bir şeyleri olmadığından paranın
sahibi merhamete geîip borcu her ikisine de bağışladı. Bunlardan hangisi
alacaklısını en çok sever?» Simun cevap verdi: «Kendisine daha büyük
borç bağışlanmış olan.» İsa dedi: «İyi söyledin; sana diyorum ki,
öyleyse bu kadına ve kendine bak; çünkü sen Allah'a iki kez borçlusun,
biri bedeninin cüzzamından dolayı, diğeri de ruhun cüzzamından dolayı ki
bu günahtır. «Rabbımız Allah dualarımla merhamete gelip, senin bedenini
ve ruhunu iyileştirmek istedi. Sen bu bakımdan beni az seversin. Çünkü
benden hediye olarak az bir şey aldın. Ve böyle, ben evine gelince de
benim ayağımı öpmedin ve başıma da yağ sürmedin. Ama bu kadın, bakın
bakın! Senin evine girer girmez, kendini doğruca ayaklarıma atıp, onları
gözyaşlarıyla yıkadı ve değerli bir yağ sürdü. Bu bakımdan, bakın size
diyorum ki, ona pek çok günahları bağışlandı, çünkü beni çok sevmiştir.
Ve kadına dönüp, dedi: «Huzur içinde var yoluna git, çünkü Allah'ımız
Rabb günahlarını bağışlamıştır. Bir daha da günah işlememeye bak. İmanın
seni kurtarmıştır.»
131."Gururdan Kurtulmak İçin Ne
Yapılmalı?"
Havarileri gece ibadetinden sonra İsa'nın
yanına varıp, dediler: «Ey muallim, gururdan kurtulmak için ne
yapmalıyız?» İsa cevap verdi: «Yemek için bir reisin evine çağırılan bir
yoksul gördünüz mü hiç?» Yuhanna karşılık verdi: «Ben Hirodes'in evinde
yemek yedim. Şöyle ki, seni tanımadan önce balığa gider ve Hirodes'in
ailesine balık satardım. Böyle böyle, ziyafet verdiği bir gün, ben o
tarafa güzel bir balık götürürken beni durdurdu ve orada yemek yedirdi.»
O zaman İsa dedi: «Şimdi, kâfirlerle nasıl yemek yedin? Allah seni
bağışlasın ey Yuhanna! Ama söyle bana, sofraya nasıl oturdun? En yüksek
yeri mi aradın? En nefis yemeği mi istedin? Sofrada, kendine soru
sorulmadığı zaman konuştun mu? Kendini sofrada oturan diğer kimselerden
daha mı değerli saydın?» Yuhanna cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki,
kralın baronları arasında oturan kötü giyimli, yoksul bir balıkçı
olduğumu görerek, gözlerimi kaldırmaya cesaret bile edemedim. Böyle
iken, kral bana küçük bir et parçası verdiği zaman kralın bana
gösterdiği teveccühün büyüklüğünden dünyanın benim olduğunu sandım. Ve
işte diyorum ki, kral eğer bizim kanunumuza uymuş olsaydı, hayatımın
bütün günlerinde seve seve ona hizmet ederdim.» İsa haykırdı: «Ses etme
Yuhanna, çünkü Allah'ın gururumuzdan dolayı Ebiram gibi bizi Cehennem'e
atmasından korkarım!» Havariler İsa'nın sözleri üzerine korkudan
titrerken, O yine dedi: «Bizi gururumuzdan dolayı Cehennem'e atmaması
için Allah'tan korkalım.»
«Ey kardeşler, bir reisin evinde ne
yapıldığını Yuhanna’dan duydunuz mu? Dünyaya gelen insanlara yazıklar
olsun, çünkü gurur içinde yaşarlarken zillet içinde ölecekler ve
şaşırıp kalacaklar. «Bu dünya da, Allah’ın insanlara ziyafet verdiği ve
Allah’ın tüm kutsal kullarıyla peygamberlerinin yemek yediği bir evdir.
Ve size diyorum ki bakın, insan aldığı her şeyi Allah'tan alır. Bu
bakımdan, insan kendi değersizliğini ve Allah'ın bizi besleyen büyük
nimetleriyle birlikte yüceliğini de tanıyarak, en derin bir alçak
gönüllülük içinde olmalıdır. Öyleyse, insanın «ah, bu dünyada bu neden
yapılır ve bu neden söylenir» demesi değil, gerçekten, kendini dünyada
Allah'ın sofrasında duracak değerde görmemesi meşrudur. Ruhumun
huzurunda olduğu Allah sağ ye diridir ki, burada, yeryüzünde Allahın
elinden alınan hiç bir şey küçük değildir, öyleyse insan, karşılığında
tüm ömrünü Allah sevgisi için harcamalıdır. «Allah sağ ve diridir ki,
Hirodes'le yemek yemekle günah işlemiş değilsin ey Yuhanna, çünkü senin
yaptığın bize ve Allah'tan korkan herkese bunu anlatman için Allah'ın
bir takdiriydi. Böyle yapın» dedi. İsa havarilerine, «dünyada,
Yuhanna'nın Hirodes'in evinde onunla yemek yerken yaşadığı gibi
yaşayasınız, çünkü bu şekilde, gerçekten tüm gururlardan
kurtulacaksınız.»
132. Temsiller
İsa Galile denizi boyunca yürürken,
çevresini büyük bir kalabalık aldı; bunun üzerine, sahilden biraz ötede
durmakta olan bir kayığa bindi. Ve, sesi işitilebilecek kadar
yakınlıkta karaya demir attı. Bunun üzerine, hepsi denizin kıyısına
gelerek, oturup sözlerini beklediler. O zaman ağzını açtı ve dedi:
«İşte, ekici ekmeye çıktı, ekerken ekinlerin bazısı yola düştü. Ve
bunlar insanların ayakları altında çiğnenip, kuşlar tarafından yendi;
bazısı taşların üstüne düştü, nem olmadığından sıçrayıp, güneşte
yandılar; bazısı çitlerin içine düştü, burada büyüdüklerinden, dikenler
tohumları boğdu ve bazısı da iyi toprağa düştü, burada otuz, altmış ve
yüz katına kadar meyve verdiler. İsa yine dedi: «Bakın, bir aile babası
bu tarlaya iyi tohum ekti; burada iyi adamın hizmetçileri uyurlarken
efendileri olan adamın düşmanı gelip, iyi tohumların üzerine delice
otları ekti. Bunun üzerine, ekinler çıkınca, aralarında bir hayli delice
otları çıktığı da görüldü. Hizmetçiler efendilerine gelip, dediler: -Ey
efendi, tarlana iyi tohum ekmedin miydi? Neden orada bir hayli delice
otları da çıktı?» Efendi cevap verdi, «İyi tohum ektim, fakat adamlar
uyurken, adamın düşmanı geldi ve ekinler üzerine delice otları ekti.»
Hizmetçiler dediler: «Gidip, ekinler arasındaki delice otlarını söküp
koparmamızı ister misin?» Efendi cevap verdi, «Böyle yapmayın, çünkü
onlarla birlikte ekinleri de koparırsınız; bunun yerine hasat zamanı
gelinceye kadar bekleyin. O zaman gider ve ekinler arasındaki delice
otlarını koparıp yanmaları için ateşe atar, ekinleri de ambarıma
korsunuz.» İsa yine dedi: «Pek çok adam incir satmaya gittiler. Ama
pazara vardıklarında gördüler ki, insanlar iyi incirler değil de, güzel
yaprakları arıyorlar. Bunun üzerine, adamlar incirlerini satamadılar. Ve
bu durumu gören kötü bir vatandaş dedi: «Muhakkak zengin olabilirim.»
Ardından, iki oğlunu çağırıp dedi : «Gidin ve kötü incirleri bulunan pek
çok yaprak toplayın.» Ve bunları ağırlıklarınca altın karşılığı
sattılar. «Çünkü insanlar yapraklarından pek memnun oluyorlardı. Ama
yaprakları yiyenler ağır bir hastalığa tutuldular.» İsa yine dedi:
«Bakın ki, bir vatandaşın, tüm komşu vatandaşların pisliklerini yıkamak
için su aldıkları bir çeşmesi vardı; fakat bu vatandaşın kendi
elbiseleri çürüyüp gidiyordu.» İsa yine dedi: «İki adam elma satmaya
gittiler. Biri, elmanın kendine bakmadan, altın karşısındaki
ağırlığından dolayı, satmak için elmanın kabuğunu seçti. Diğeri,
elmaları elden çıkarıp, yalnızca yolculuğunda yiyeceği ekmeği alabildi.
Ama altın karşısındaki ağırlığı nedeniyle insanlar, onları kendilerine
iştahla verene bakmadan ve onu hakir görmeden elmaların kabuğunu
aldılar.» Ve o gün İsa kalabalığa böylece temsillerle konuştu; sonra,
onları dağıtıp, havarileriyle birlikte Nain'e gitti; burada bir dul
kadının oğlunu Allah'ın izniyle diriltmişti; bu oğul annesiyle birlikte
onu evine alıp, hizmette bulundular.
133. Temsillerin Anlamı
Havarileri İsa'nın yanına varıp, ona şöyle
sordular : «Ey muallim, halka söylediğin temsillerin anlamını bize
anlat.» İsa karşılık verdi: «Namaz saati yaklaşıyor; bu bakımdan, akşam
namazı bitince size temsillerin anlamını söyleyeceğim.» Namaz bitince
havariler İsa'nın yanına vardılar, o da kendilerine dedi: «Yol üstüne,
taşlara, dikenlerin üstüne, iyi toprağa tohum eken, çok sayıda insanın
üstüne düşen Allah'ın Kelâmı'nı öğreten kişidir.»
«Yola düşer; yani, yaptıkları uzun
yolculuklar ve ilişki içinde bulundukları kavimlerin farklılığı
nedeniyle, şeytan'ın hatırlarından Allah'ın Kelâmı'nı çıkardığı
denizcilerin ve tüccarların kulağına varır. Taşların üzerine düşer; bu
vakit, bir reisin vücuduna karşı göstermek zorunda oldukları büyük
dikkat nedeniyle, içlerine Allah'ın Kelâmı'nın işlemediği saray
hizmetçilerinin kulağına varır. Şundan ki, hatırlarında bundan az bir
şey varsa da, herhangi bir zorlukla karşılaşır karşılaşmaz Allah'ın
Kelâmı hatırlarından çıkar gider; çünkü Allah'a kulluk etmediklerinden,
Allah'tan yardım da umamazlar.
«Dikenlerin arasına düşer, bu kez, kendi
hayatlarını sevenlerin kulağına varır. Her ne kadar bunların üzerinde
Allah'ın Kelâmı biterse de, bedeni arzular büyüyünce iyi tohum olan
Allah'ın Kelâmı'nı boğarlar. Çünkü bedeni arzular insanlara Allah'ın
Kelâmı'nı bıraktırır. İyi toprağa düşer; bu kez, Allah'ın Kelâmı
Allah'tan korkanın kulağına varır, burada sonsuz hayat meyvesi verir.
Bakın, size diyorum ki, kişinin Allah'tan korktuğu her durumda, Allah'ın
Kelâmı onun içinde meyve verir.» «Şu aile babasına gelince, size diyorum
ki bakın, o her şeyin babası olan Rabbımız Allah'tır, şundan ki, her
şeyi O yaratmıştır. Fakat O, tabiatta görüldüğü biçimde bir baba
değildir. Çünkü O hareket etmez, hareket etmeyen üremez, doğmaz,
doğurmaz. O halde, Allah'ımız bu dünyanın sahibi olandır; tohum ektiği
tarla insan soyudur ve tohum da Allah'ın Kelâmı'dır. İşte böyle,
muallimler dünyanın işlerine dalarak Allah'ın Kelâmı'nı anlatmayı ihmâl
ettikleri zaman, şeytan insanların kalbine dalâlet sapmalar-sapkınlıklar
eker, bundan da, şerli akidenin sayısız kolları türer. Kutsal kullar ve
peygamberler haykırır: «Ey Rabb, sen o zaman insanlara iyi akîde
vermemiş miydin? Neden o halde bu kadar çok dalâlet oluyor?» Allah cevap
verir: «İnsanlara iyi akide verdim, ama insanlar kendilerini boş
şeylere kaptırıp giderken, şeytan, benim kanunumu hiçe indirgemek için
dalâletler ekiyordu.» Kutsal kullar der: «Ey Rabb, insanları yok ederek
bu dalâletleri dağıtacağız.» Allah cevap verir: «Böyle yapmayın, çünkü
müminler kâfirlere akrabalıkla öylesine bağlıdırlar ki, kâfirler içinde
yok olurlar. Ama mahkemeye kadar bekleyin, çünkü o zaman kâfirler
meleklerim tarafından toplanıp, şeytanla birlikte Cehennem'e atılırken,
iyi mü'min olanlar benim melekûtuma gelecek.» Emin olun ki, pek çok
kâfir babanın mü'min oğulları olur, bunların uğruna da Allah dünyanın
tövbe etmesini bekler. İyi incir taşıyanlar iyi akide vaaz eden
muallimlerdir. Fakat yalanlardan zevk alan dünya ehli, muallimlerden
güzel sözler ve koltuk kabartma yaprakları ister. Bunu gören şeytan,
beden ve nefisle birleşerek, bir sürü yaprak, yani, günahları örtecek
bir sürü yaprak getirir; bunları alan insan hastalanır ve sonsuz ölüme
hazırlanır. Suyunu pisliklerini yıkayıp gidermek için başkalarına veren,
fakat kendi elbiselerini çürümeye bırakan su sahibi vatandaş,
başkalarına pişman olmayı öğütleyen, kendisi ise, hâlâ günahta devam
eden muallimdir. «Hava üzerine, kendine uygun cezayı melekler değil,
kendi diliyle yazan zavallı insan!» «Eğer bir insanın dili fil dili
gibi, vücudunun geri kalan kısmı ise karınca gibi küçük olsa, bu acayip
bir şey olmaz mı? Evet, mutlaka. Şimdi, size diyorum ki, bakın,
başkalarına pişman olmayı öğütleyip, kendisi ise günahlarına tövbe
etmeyen daha çok acayiptir.» «Şu elma satan iki adama gelince: Biri,
Allah rızası için öğütte bulunup, kimsenin koltuğunu kabartmayan, fakat
yalnızca yoksul bir insanın geçimliğini isteyip gerçekten öğüt veren
kişidir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, böyle bir
insanı dünya ehli kabul etmez, aksine hor görür. Ama altınla olan
ağırlığı nedeniyle kabuk satan ve elmaları saçıp savuran ise, insanları
memnun etmek için öğütte bulunan kişidir ve o dünya ehlinin koltuğunu
kabartmakla, koltuk kabartıcılığının sonucu olarak ruhunu mahveder. Ah,
bundan dolayı niceleri helak olup gitmiştir!» O zaman bunu yazan
karşılık verdi «Kişi Allah'ın kelâmını nasıl dinlemeli ve kişi Allah
sevgisi için vaaz vereni nasıl bilmeli?» İsa cevap verdi: «Vaaz veren,
iyi akideyi vaaz ederken Allah konuşuyormuş gibi dinlenilmelidir; çünkü
Allah onun ağzıyla konuşmaktadır. Fakat kişilere saygı gösterip, belli
insanların koltuklarını kabartarak, günahlara günah demeyenden yılandan
kaçar gibi kaçmalıdır, çünkü gerçekte o insanın duyduğunu zehirler.»
«Anlıyor musunuz? Bakın, size diyorum ki, nasıl ki yaralı bir adamın
yaralarını sarmak için güzel bir sargıya değil de, iyi bir merheme
ihtiyacı varsa, aynı şekilde, bir günahkârın da, günah işlemeyi
bırakması için güzel sözlere değil, güzel uyarı ve sakındırmalara
ihtiyacı vardır.»
134. Cehennem'dekilerin Durumları
Sonra, Petrus dedi: «Ey muallim, bize,
kaybedenlerin nasıl azap göreceğini ve Cehennem’de ne kadar kalacaklarım
anlatın ki, insan günahtan kaçabilsin.» İsa cevap verdi: «Ey Petrus,
sorduğun güzel bir şey, ben de inşallah sana cevap vereceğim. Bu
bakımdan bilin ki, Cehennem birdir. Ama birbiri altında yedi katı
vardır. Dolayısıyla nasıl yedi türlü günah varsa, şeytan'ın neden olduğu
bu günahlar için Cehennem'in yedi kapısı ve orada yedi tane de ceza
vardır.» «Kalben en mağrur olan, üstteki tüm katlardan geçerek ve
bunlardaki tüm acıları çekerek en alt kata fırlatılacaktır. Burada,
Allah'ın emrettiğinin aksine, istediğini yapmak arzusuyla Allah'tan daha
yüce olmanın peşinde koşup, kendi üstünde kimseyi tanımak istemiyor
idiyse, aynı şekilde orada şeytan ve şeytancıklarının ayakları altına
konacak. Bunlar kendisini üzümün şarap yapılırken ezildiği gibi
ezecekler ve bundan sonra hep şeytanların eğlencesi ve maskarası
olacaktır.» «Komşusunun iyiliğinden tedirgin olup, başına gelenlere
sevinen haset, altıncı kata gidecek ve çok sayıda Cehennem yılanlarının
dişleri tarafından tedirgin edilecektir.»
«Ve, Cehennem'deki tüm şeyler gördüğü
azaba seviniyor ve yedinci kata gitmediğine üzülüyormuş gibi gelecektir
kendisine. Her ne kadar lânetliler hiç bir şeye sevinemezlerse de, yine
de Allah'ın adaleti, kötü, haset adamı insan rüyasında biri tarafından
tekmeleniyor ve bu yüzden azap duyuyormuş hissi veren bir duruma
sokacaktır. Kötü haset adamın önüne konan durum aynen böyle olacaktır
işte. Asla hiç bir mutluluğun olmadığı bir yerde, ona, öyle gelecektir
ki, sanki herkes, başına gelenlere sevinmekte ve daha kötüsünü
tatmadığına üzülmektedir.» «Tamahkâr beşinci kata gidecek ve orada
zengin ziyafetçinin çektiği gibi aşırı derecede yoksulluk çekecektir.
Ve cinler daha çok azap vermek için, arzuladığı şeyi kendisine
sunacaklar ve onu eline aldığında, diğer cinler, «Hatırla ki, Allah
sevgisi için vermiyordun. Allah da şimdi almanı istemiyor» diyerek,
elinden zorla çekip alacaklardır.» «Ey mutsuz insan! Şimdi, eski
zenginliğini hatırlayıp, şu andaki dehşetli yoksulluğunu görünce kendini
bu durumda bulacak işte 'Ve o zaman sahip olamayacağı mallarla sonsuz
zevkleri kazanabilirdi! Ama, heyhat!.
135.
«Dördüncü kata şehvet düşkünü gidecek.
Orada, kendilerine Allah tarafından verilen yolu değiştirenler,
şeytan'ın yanan tersinde pişmiş ekin gibi olacaklar. Ve, orada korkunç
Cehennem yılanlarınca kucaklanacaklar. Ve, fahişelerle günah
işleyenlerin bütün bu pis hareketleri, kendileri için Cehennemi ateş ve
öfkelere dönüştürecek; bunlar, saçı yılan, gözleri alevli kükürt, ağzı
zehirli, dili yalan dolan, vücudu tümüyle ahmak balıkları yakalamada
kullandıklarına benzer dikenli çengellerle kaplı kuşak, pençeleri
ejderha pençeleri gibi, tırnakları ustura, ve üretim organları da ateş
gibi olan kadına benzer şeytanlardır. Şimdi, bütün bunlarla birlikte,
tüm şehvet düşkünleri, yatakları olacak olan Cehennem'in közlerindende
yararlanacaklardır! «Üçüncü kata, şimdi çalışmak istemeyen tembeller
gidecektir. Burada, tek bir taş gereken yere konmadığı için, biter
bitmez yıkılıveren şehirler ve büyük büyük saraylar yapılır. Ve bu koca
koca taşlar tembellerin omuzlarına konur. Bunlar, yürürken bedenlerini
serinletmek ve yükü kolaylaştırmak için ellerini kullanmazlar. Çünkü
tembellik kollarının gücünü gidermiştir ve bacakları Cehennem'in
yılanlarıyla kucaklaşmaktadır. Ve daha kötüsü ardında cinler vardır,
kendisini iter ve yükün altında defalarca yere düşürürler; yükü
kaldırması için yardım da etmezler; kaldırılamayacak derecede ağırdır o,
bir iki katı daha konur üzerine. «İkinci kata boğaz düşkünleri gider.
Şimdi, burada yiyecek kıtlığı vardır, o derecede ki, canlı akreplerle,
canlı yılanlardan başka yenecek hiç bir şey yoktur. Bu öyle bir azap
verir ki, hiç doğmamış olmak bu tür yemekleri yemekten daha iyidir.
Görünüşte şüphesiz, kendilerine cinler tarafından nefis etler sunulur;
fakat elleri ve ayakları ateşten zincirlerle bağlı olduğundan,
kendilerine et göründüğü durumlarda el uzatamazlar. Ama daha da kötüsü,
yediği akrepler karnını kemirir. Hızlıca dışarı çıkamadıklarından oburun
gizli yerlerini parçalarlar. Ve, zaten kirli olup, pis ve tiksindirici
biçimde dışarı çıktıkları zaman tekrar tekrar yenirler.» «Öfkeli olan,
birinci kata gider. Orada, tüm cinlerden ve kendinden aşağılara giden o
kadar lânetli kişilerden hakaret görür. Kendisini tekmelerler,
tokatlarlar, geçtikleri yola yatırırlar ve ayaklarıyla boğazına
basarlar. O, yine de kendisini koruyamaz. Çünkü elleri ve ayakları
bağlanmıştır. Ve daha kötüsü, başkalarına hakaret ederek öfkesinin
çıkacağı bir yol da bulamaz. Çünkü dili, balık satanın kullandığına
benzer bir kancayla bağlanır.» «Bu lânetli yerde, tüm katlarda görülen,
ekmek yapmak için çeşitli ekin tanelerinin karıştırılması gibi, genel
bir cezalandırma olacaktır. Ateş, buz, yıldırımlar, şimşek, kükürt,
sıcak, soğuk, rüzgâr, çılgınlık, şiddet hepsi Allah'ın adaletince
birleştirilecek. O şekilde ki, ne soğuk sıcağı yumuşatacak, ne de ateş
buzu.. Her biri sefil günahkâra azap verecektir.»
136.
«Bu lânetli bölgede kâfirler ebediyen
kalacaktır,-o kadar ki, dünya mısır taneleriyle dolsa ve tek bir kuş,
dünyayı boşaltmak için yüz yılda bir kez, tek bir taneyi götürecek olsa
eğer bu şekilde boşalıp kâfirler de Cennet'e girecek olsalar, sevinip
rahat ederler. Ama böyle bir ümit yoktur. Çünkü günahlarına Allah
sevgisiyle bir son vermedikleri için çektikleri azap da sona
ermeyecektir.» «Fakat mü'minler rahat edecekler, çünkü çektikleri azabın
sonu gelecektir.» Havariler bunu duyunca korkup dediler: «Müminlerin de
Cehennem'e girmeleri gerekiyor mu?» İsa cevap verdi: «Kim olursa olsun,
herkesin Cehennem'e girmesi gerek. Ama buna rağmen, Allah’ın kutsal
kulları ve peygamberlerinin, herhangi bir ceza çekmek için değil de,
görmek için oraya gidecekleri doğrudur ve korkanlar yalnızca takvalı
olanlardır. Ne diyebilirim ki ben? Size söylüyorum ki, buraya, Allah'ın
adaletini görmek üzere Allah'ın Elçisi bile gelecektir. O zaman, O'nun
varlığından Cehennem titreyecektir. Ve O da bir insan bedenine sahip
olduğundan, tüm insan bedenine sahip olup da cezaya konulanlar, Allah'ın
Elçisi'nin Cehennemi görmek için kaldığı sürece cezasız kalacaklardır.
Fakat O orada yalnızca göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre içinde
kalacaktır.» «Ve Allah bunu, her yaratık Allah'ın Elçisi'nden yarar
gördüğünü bilsin diye yapacaktır.» «O, oraya geleceği zaman, tüm
şeytanlar titreyecek ve birbirlerine «kaçın kaçın, çünkü düşmanımız
Muhammed buraya geliyor» diyerek, yanan közlerin altına gizlenmeye
çalışacaklardır. Bunu duyan şeytan, her iki elleriyle yüzüne vuracak ve
haykırarak diyecektir: «Sen, bana rağmen benden daha soylusun,
adaletsizce yapılmış bir iş bu!»
137.
«Yetmiş iki derecede olan müminlere
gelince: biri Salih amellere üzülüp, diğeri de kötülüklere sevinerek
salih amelleri olmadan yalnızca imanı bulunan son iki derecedekiler
Cehennem'de yetmiş bin yıl kalacaklar.»«Bu yıllardan sonra melek Cebrail
Cehennem'e gelecek ve onların «Ey Muhammed, sana inananların Cehennem'de
ebediyen kalmayacaklarını söyleyerek, bize edilmiş vaatlerin nerede?»
dediklerini duyacak.» «O zaman, melek Cebrail geri Cennet'e dönüp,
saygıyla Allah'ın Elçisi'ne yaklaşacak, duyduklarını O'na anlatacak.»O
zaman Elçi'si Allah ile konuşup, diyecek: «Allah'ım Rabb, benim inancımı
kabul edenlerle ilgili olarak, onların Cehennem'de ebediyen
kalmayacakları şeklinde ben kuluna edilmiş va'di hatırla.» Allah
karşılık verecek: «Ne diliyorsan iste, ey dostum, çünkü istediğin her
şeyi sana vereceğim.» O zaman Allah'ın Elçisi diyecek: «Ey Rabb,
müminlerden yetmiş bin yıldır Cehennem'de kalanlar var. Merhametin
nerede ey Rabb? Sana, Rabb, onları acı cezalardan kurtarman için dua
ediyorum.» «O zaman Allah, dört gözde meleğine Cehennem'e giderek,
Elçisi'ne inanan herkesi çıkarıp, Cennet'e götürmelerini emredecek. Ve,
onlar da bunu yapacaklar.» «Ve, Allah'ın Elçisi'ne inanmanın yararı
böyle olacaktır işte. O'na inananlar, hiç bir salih amel işlemeseler de,
inançları içinde ölürlerse, sözünü ettiğim cezadan sonra Cennet'e
gireceklerdir.»
138.
Sabah olunca erkenden, şehrin tüm
insanları kadın ve çocuklarla birlikte, İsa'nın havarileriyle kaldığı
eve gelerek, O'na yalvanp dediler: «Rab, bize merhamet et. Çünkü bu
yıl kurtlar ekinleri yediler ve biz de bu yıl toprağımızdan hiç bir şey
alamayacağız.» İsa karşılık verdi: «Sizinki de ne korku! Bilmez misiniz
ki, Allah'ın kulu İlya, Allah'ın azabının sürdüğü üç yıl içinde,
yalnızca otlarla ve yabanî meyvelerle beslenerek, ekmek yüzü görmedi.
Allah'ın peygamberi babamız Davud, Seul'un zulmü altında iki yıl yabanî
meyve ve ot yedi. O kadar ki, yalnızca iki kez ekmek yedi.» Adamlar
karşılık verdiler: «Rab, onlar manevî nimetlerle beslenen ve dolayısıyla
iyi sabır gösteren Allah'ın peygamberleridirler; ama bu küçükler nasıl
yemek bulacaklar?» Ve O’na çocukların oluşturduğu kalabalığı
gösterdiler. O zaman İsa, onların perişanlıklarına merhamet ederek dedi:
«Hasada ne kadar var?» Cevap verdiler: «Yirmi gün.» O zaman İsa dedi:
«Bakın, bu yirmi gün süreyle kendimizi oruca ve namaza veririz; böylece
Allah size, merhamet edecektir. Bakın, size diyorum ki, burada, benim
Allah veya Allah'ın oğlu olduğumu söylediklerinde İsrailliler'in günahı
ve insanların deliliği başladığı için, Allah bu kıtlığı vermiştir.» On
dokuz gün oruç tutup da, yirminci günün sabahı olduğu zaman, tarlaların
ve tepelerin olgun ekinlerle kaplı olduğunu gördüler. Bunun üzerine,
İsa'ya koşup, her şeyi anlattılar. Ve, bunu işitince İsa, Allah'a
şükürler etti ve dedi: «Gidin kardeşler, Allah'ın size verdiği yemeği
toplayın.» Adamlar o kadar çok ekin topladılar ki, nereye koyacaklarını
bilemediler; ve bu şey İsrail'deki bolluğun sebebi oldu. Şehirliler,
İsa'yı başlarına kral yapmak için danışıp görüştüler; o, bunu öğrenince
kendilerinden kaçtı. Bu nedenle, havariler on beş gün kendisini bulmak
için uğraştılar.
139.
İsa, bu satırları yazanla, Yakup ve
Yuhanna tarafından bulundu. Ve onlar ağlayarak dediler: «Ey üstad,
bizden neden kaçtın? Yana yakıla seni aradık; tüm havariler de ağlaya
ağlaya seni arıyorlar.» İsa cevap verdi: «Kaçtım. Çünkü biliyordum ki,
şeytanların bir yol göstericisi, kısa bir zaman sonra göreceğiniz bir
şey hazırlıyor benim için. İleri derecedeki kâhinlerle halkın önde
gelenleri bana karşı ayaklanacak ve Romalı validen beni öldürmek için
yetki koparacaklar. Çünkü benim İsrail krallığını gasp etmek
istediğimden korkuyorlar. Hatta Yusuf'un Mısır'a satıldığı gibi, ben de
havarilerimden biri tarafından ihanete uğrayacak ve satılacağım. Ama
peygamber Davud'un, «O, çukura, komşusuna tuzak kuranı düşürecektir.»
dediği gibi, adaletli Allah, kendisini düşürecek. Allah, beni onların
elinden kurtarıp, dünyadan çekip alacak.» Üç havari korktular; ama İsa,
«Korkmayın, çünkü sizden hiç biriniz bana ihanet etmeyecektir» diyerek
kendilerini rahatlattı. Ertesi gün olunca, İsa'nın şakirtlerinden otuz
altısı ikişer ikişer geldi ve (İsa) diğerlerini bekleyerek Şam'da kaldı.
Ve, herkese dert yanıyorlardı. Çünkü, İsa'nın dünyadan ayrılması
gerektiğini biliyorlardı. Bunun üzerine ağzını açtı ve dedi: «Kesinlikle
mutsuz odur ki, nereye gideceğini bilmeden yürür; ama (bundan) daha
mutsuz olan ise, gücü yettiği ve iyi bir hana nasıl varılacağını bildiği
halde, yağmur altında, eşkiya tehlikesine karşı batak yolda kalmak diler
ve arzu eder. Söyleyin bana kardeşler, bu dünya bizim ana vatanımız
mıdır? Hiç de değil. Çünkü ilk insan dünyaya sürgüne gönderildi ve
burada hatasının cezasını çekiyor. Yoksulluk içinde olduğunu görürken,
kendi zengin ülkesine dönme özlemini duymayan bir sürgün bulunur mu
acaba? Akıl bunu kesinlikle reddeder, ama tecrübe doğruluyor, çünkü
dünyayı sevenler ölümü düşünemezler; hem de, biri kendilerine ondan söz
etti mi, konuşmasına kulak vermezler.»
140.
«İnanın ki ey insanlar, ben dünyaya, hiç
kimsenin, hattâ Allah'ın Elçisi'nin bile sahip olmadığı bir ayrıcalıkla
geldim, Bu ayrıcalık Isa Peygamberin kıyamete yakın bir zamana kadar
yükseltildiği yerde yaşamasıdır; çünkü Allah’ımız insanı dünyada
yerleştirmek için değil, gerçekte Cennet'e koymak için yarattı.» «Emin
olun ki, kendisine yabancı bir kanuna bağlı olduklarından, Romalılar'dan
herhangi bir şey almak ümidi olmayan kişi, sahip olduğu tüm şeylerle
birlikte kendi ülkesini terketmek ve asla dönüp de, gidip Roma'da
yaşamak istemez. Ve kendisinin Kayser'e karşı geldiğini gördüğü zaman,
çok daha az ihtimalle böyle bir şey yapar. İşte, ben de size diyorum ki
bakın, Allah'ın peygamberi Süleyman da benimle birlikte ağlıyor, «Ey
ölüm, seni hatırlamak, zenginlikleri içinde rahat rahat oturanlara ne
kadar da acı gelir!» Bunu, şimdi öleceğim için demiyorum; çünkü dünyanın
sonuna kadar yaşayacağımdan eminim. «Fakat ölmeyi öğrenesiniz diye size
bundan söz edeceğim.» «Allah sağ ve diridir ki, bir kez bile olsa yanlış
yapılan her şey gösterir ki, bir şeyi iyi yapmak için, o şeyde alıştırma
yapmak gereklidir.» «Askerleri gördünüz mü, barış zamanında sanki
savaştalarmış gibi nasıl da birbirleriyle kendilerini eğitirler. Ya iyi
ölmesini bilmeyen insan, iyi bir ölümle nasıl ölecektir?» «Rabb'ın
gözünde kutsal kulun ölmesi çok kıymetlidir» demişti Peygamber Davud.
Neden biliyor musunuz? Söyleyeceğim size: Şundan ki, nasıl, tüm az
bulunan şeyler kıymetliyse, iyi ölenlerin ölümü de, az bulunduklarından
Yaratıcımız Allah'ın gözünde kıymetlidir. «Cidden, bir insan ne zaman
bir şeye başlasa, aynı şeyi bitirmek istemekle kalmaz, bunun yanı sıra,
plânı iyi bir sonuca varsın diye sancılanır.» «Ey, donuna kendinden daha
çok değer veren zavallı insan; kumaşı keseceği zaman, kesmeden önce
dikkatle ölçer; kesilince de özenle diker. Ya, hayatını, ölmek için
doğan, o kadar ki, yalnızca doğmayan ölmez neden insanlar hayatlarını
ölümle ölçmezler?» «Yapı yapanları gördünüz mü; koydukları her taşta
duvar yıkılmasın diye, tam yerinde olup olmadığını ölçerek temeli nasıl
da göz önünde bulundururlar? Ey sefil insan, hayat yapısı en büyük
yıkımla yıkılacak, çünkü ölüm temeline bakmıyor!»
141. Akli Dengesizlik
«Söyleyin bana, bir insan doğarken nasıl
doğar? Mutlaka çıplak doğar. Ve ölü olarak toprağın altına konurken,
ettiği kâr nedir? İçine sarıldığı basit bir keten bezi ve budur
dünyanın kendisine verdiği ödül.» «Şimdi, işin iyi bir sona varması
için, her işte kullanılan araçların başlangıç ve sonla uyum içinde
olması gerekirken, ya dünyanın zenginliğini isteyen insanın varacağı son
nedir? Allah'ın peygamberi Davud Peygamber'in «Günahkâr en kötü bir
ölümle ölecektir» dediği biçimde öl(üp gid)ecektir.» «Bir insan elbise
dikerken, iğneye iplik yerine kiriş geçirirse, işi nasıl bir sona
varır? Mutlaka boşa çalışmış olur ve komşuları tarafından küçümsenir
Şimdi, insan dünyalık malları toplarken sürekli bu işi yaptığını
görmüyor. Çünkü ölüm iğnedir, dünyalık malların kirişleri ondan geçmez.
Yine de o, delicesine işi başarmak için uğraşır durur, ama nafile.» «Ve
benim bu sözüme kim inanmıyorsa kabirlere baksın. Çünkü orada gerçeği
bulacaktır. Allah korkusuyla başka her şeyin ötesinde akıllı olmak
isteyen mezarın kitabesini incelesin. Çünkü orada, kurtuluşu için
gerçek akideyi bulacaktır. Çünkü insan bedeninin kurtçukların yiyeceği
haline dönüştüğünü gördüğü zaman, dünyadan, bedenden ve nefisten
sakınmayı öğrenecektir. —Söyleyin bana, insanın ortasından yürüdüğünde
emniyetle gidebileceği, kıyılardan yürüdüğünde ise başını kıracağı bir
yol olsa; birbirlerine karşı çıkan ve kıyıya en yakın olmak gayretiyle
kavga eden ve kendilerini öldüren insanlar görürseniz ne dersiniz? Nasıl
da şaşırırsınız! Mutlaka dersiniz ki, «Deli ve çılgındır onlar. Eğer
çılgın değillerse aklî dengesizlik içindedirler.» «Doğru, aynen öyledir»
(diye) karşılık verdi havariler. O zaman İsa ağladı ve dedi: «îşte,
dünyayı sevenler de tıpkı böyledirler. Çünkü insanda orta bir yer tutan
akla göre yaşasalardı, Allah'ın kanununa uyarlar ve sonsuz ölümden
kurtulurlardı. Fakat bedene ve dünyaya uyduklarından, biri diğerinden
daha bir gurur ve şehvetle yaşamak için didinen çılgınlar ve kendi
benliklerinin acımasız düşmanlarıdırlar.»
142. Hain Yahuda ve Tahrifçi Din
Adamlarının Mantığı
Hain Yehuda İsa'nın kaçtığını görünce,
dünyada güçlü olma ümidini yitirmişti. Çünkü içinde Allah sevgisi için
kendisine verilen tüm şeylerin bulunduğu İsa'nın kesesini taşıyordu.
İsa'nın İsrail kralı, kendisinin de güçlü bir insan olacağını ümit
ediyordu. Bu bakımdan, ümidini yitirince kendi kendine dedi: «Eğer bu
adam bir peygamberse, parasını çaldığımı bilir ve böylece sabrını
yitirip, kendisine inanmadığımı bilerek beni hizmetinden kovar. Eğer
akıllı bir adam olsaydı, Allah'ın kendisine vermek istediği şereften
kaçmazdı? Bu bakımdan, Ferisîler, yazıcılar ve önde gelen kâhinleriyle
bir düzen kurup, onu ellerine nasıl teslim edeceğime bakmam daha iyi
olacak, çünkü böylece iyi bir şeyler elde edebilirim.» Bunun üzerine,
kararını verip, meselenin Nain'de nasıl geçtiğini yazıcılar ve
Ferisîler'e duyurdu. Onlar da başkâhinle istişare edip, dediler: «Bu
adam kral olursa ne yaparız? Kesinkes geçimimiz kötü olur; çünkü o,
eskiden olduğu gibi Allah'a ibadeti geri getirmek isteyecektir. Çünkü
bizim geleneklerimizi alıp kabul edemez. Şimdi, böyle bir adamın
egemenliği altında nasıl geçiniriz? Kesinlikle, çocuklarımızla birlikte
helak oluruz; çünkü memuriyetimizden atılırsak, ekmeğimizi dilenmek
zorunda kalırız. «Şimdi, Allah'a şükür, bizim kendilerininkiyle
ilgilenmediğimiz gibi bizim kanunumuzla ilgilenmeyen, kanunumuza yabancı
bir kral ve bir valimiz var. Ve böylece listeye ne alırsak
yapabiliyoruz; bu şekilde her ne kadar günah işliyorsak da, Allah'ımız
öylesine merhametlidir ki, kurban ve oruçla yumuşayıverir. Fakat eğer,
bu adam kral olursa, Musa'nın kitabına göre Allah'a ibadet edildiğini
görmedikçe yumuşamayacaktır ve daha da kötüsü, (önde gelen
havarilerinden birinin bize dediği gibi) Mesih, Davud soyundan
gelmeyecek demekte, ama İsmail'in soyundan geleceğini ve vaatin îshak'a
değil, îsmail'e yapıldığını söylemektedir.» «O halde, bu adam yaşamaya
katlanacak olursa, sonuç ne olacaktır? Mutlaka îsmaililer Romalılarla
anlaşmaya varıp, ülkemizi ellerine verecekler ve böylece İsrail, eskiden
olduğu gibi yine köleleştirilecektir.» Bunun üzerine, teklifi duyan
başkâhin Hirodes ve valiyle görüşmesi gerektiği şeklinde cevap verdi,
«Çünkü halk O'na öylesine eğilim göstermektedir ki, asker olmadan
herhangi bir şey yapamayız ve inşallah askerle bu işi belki
başarabiliriz.» Bu nedenle, aralarında istişare edip, vali ve Hirodes
olur dedikleri zaman, onu geceleyin yakalamak için plân kurdular.
143.
Sonra, tüm havariler Allah'ın dilemesiyle
Şam'a geldiler. Ve, o gün hain Yehuda herkesten daha çok İsa'nın
yokluğuna üzülüyor göründü. Bunun üzerine İsa dedi: «Herkes, hiç yeri
yokken sizi seviyor gösterisinde bulunan kişiden sakınsın.» Ve Allah
anlayışımızı giderdi de, onun bunu ne amaçla dediğini bilemedik.
Şakirtlerin tümü geldikten sonra İsa dedi: «Galile'ye dönelim, çünkü
Allah'ın meleği bana oraya gitmem gerektiğini söyledi.» Bunun üzerine,
bir sebt günü sabahı İsa Nasıra'ya geldi. Şehirliler İsa'yi tanıyınca
herkes kendisini görmek istedi. Bu arada, Zakkay adlı kısa boylu bir
vergi mültezimi büyük kalabalık nedeniyle İsa'yı göremediğinden yabani
bir incir ağacına tırmanıp, İsa havraya giderken oradan geçeceği zamanı
bekledi. Sonra İsa o yere gelince gözlerini kaldırıp dedi: «İn Zakkay
çünkü bugün senin evinde kalacağım.» Adam inip O'nu memnunlukla kabul
etti ve mükemmel bir ziyafet hazırladı. Ferisîler mırıldanıp İsa'nın
havarilerine dediler: «Mualliminiz neden vergi mültezimleri ve
günahkârlarla yemeğe gider?» İsa cevap verdi: «Doktor bir eve neden
girer? Söyleyin bana ve ben de size neden buraya geldiğimi
söyleyeceğim.» Cevap verdiler: «Hastaları iyileştirmek için.» «Doğru
Söylüyorsunuz.» dedi İsa, «Çünkü hastalardan başka kimsenin ilâca
ihtiyacı yoktur.»
144.
Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
diridir ki, Allah peygamberlerini ve kullarını dünyaya, günahkârlar
tövbe etsin diye gönderir, takva sahipleri uğruna göndermez, çünkü nasıl
temiz olanın banyoya ihtiyacı yoksa onların da tövbeye ihtiyacı yoktur.
Ama size diyorum ki bakın, eğer sizler gerçek Ferisîlerseniz benim
kurtuluşları için günahkârlarla uğraşmam gerektiğinden memnun
olmalısınız. «Söyleyin bana, kaynağını» ve dünyanın Ferisileri neden
çekmeye başladığını biliyor musunuz? Mutlaka anlatacağım size, çünkü
bilmiyorsunuz, öyleyse sözlerime kulak verin. «Dünyaya hiç değer
vermeden, gerçekten Allah'ın yolunda yürüyen bir Allah dostu Enoh İdris
Peygamber Cennet’e alındı ve mahkemeye kadar orada kalacak çünkü dünya
sonuna yaklaştığı zaman o, İlya ve bir başkasıyla birlikte dünyaya
dönecektir. Ve böylece, bunu bilen insanlar Cennet arzusuyla
Yaratıcıları Allah'ı aramaya başladılar. Şu «Ferisi», Kenan dilinde tam
anlamıyla «Allah'ı arayan» demektir. Çünkü Kenaniler insanın ellerine
tapınma denen putperestliğe bağlı olduklarından, bu ad orada iyi
insanlarla alay etmek suretiyle başladı. «Bu şekilde, halkımızdan
Allah'a kulluk için dünyadan ayrılanları gören Kenanîler, böyle birini
gördüklerinde «Ferisi», yani 'Allah'ı arıyor' derlerdi. Şöyle demek
istiyorlardı: «Ey deli yoldaş, senin heykelden putların yok ve rüzgâra
tapmıyorsun; bu bakımdan, kaderine bak da, gel ve bizim tanrılarımıza
kulluk et.» «Bakın, size diyorum ki», dedi İsa, «Tüm veliler ve Allah'ın
peygamberleri sizin gibi ismen değil, ama amelde Ferisi olmuşlardır.
Çünkü, tüm hareketlerinde yaratıcıları Allah'ı aramışlar ve Allah
sevgisiyle şehirleri terk etmişler ve mallarını Allah sevgisi uğruna
Allah'a satmışlar ve yoksullara vermişlerdir.»
145. İlya (İlyas) Peygamberin Kitabı
«Allah sağ ve diridir ki, Allah'ın
peygamberi ve dostu İlya zamanında onyedi bin Ferisî'nin oturduğu on iki
dağ vardı. Ve öyleydi ki, bu kadar büyük bir sayının içinde tek bir
fasık/facir yoktu ve hepsi Allah'ın seçkin kulIarıydı. Ama şimdi,
israil'de yüzbinden fazla Ferisî'nin olduğu bir zamanda, bin kişide bir
tane seçkin kul vardır inşallah!» Ferisîler kızarak karşılık verdiler:
«Öyleyse, biz hep fasık/faciriz. Ve sen bizim dinimizi fısk/fücur içinde
görüyorsun.» İsa cevap verdi: «Gerçek Ferisîler'in dinini fısk/ fücur
içinde değil, beğenilecek bir şey olarak görüyorum. Ve bunun için ölmeye
de hazırım. Ama gelin siz Ferisi misiniz, değil misiniz bakalım.
Allah'ın dostu İlya havarisi Elişa'nın ricası üzerine küçük bir kitap
yazıp, içinde Rabb'ımız Allah'ın kanunuyla birlikte tüm insanî
hikmetlere de yer verdi.» Ferisîler İlya'ın kitabının adını duyunca
şaşırdılar, çünkü geleneklerinde kimsenin böyle bir akideye uyduğunu
bilmiyorlardı. Bu bakımdan yapılacak işleri olduğu bahanesiyle ayrılıp
gitmek istediler. O zaman İsa dedi: «Eğer siz Ferisîlerseniz başka her
işi bırakırsınız; çünkü Ferisi yalnızca Allah'ı arar. Bunun üzerine
şaşkınlık içinde İsa'yı dinlemek için kaldılar, o da dedi: «Allah'ın
kulu İlya» çünkü küçük kitap böyle başlıyor, «Yaratıcısı Allah'la
birlikte yürümek isteyen herkes için bunu yazıyor. Kim çok şey öğrenmek
isterse, o Allah'tan az korkar metinden aynen, çünkü Allah'tan korkan
yalnızca Allah'ın dilediğini öğrenmekle yetinir. Güzel sözler
isteyenler, başka değil, yalnızca günahlarımızı reddeden Allah'ı
istemezler. «Allah'ı anmak arzu edenler, hemen evlerinin kapı ve
pencerelerini kapasınlar. Çünkü, mal sahibi evinin dışında, sevilmediği
bir yerde bulunmaya katlanamaz. Bu bakımdan, nefislerinizi koruyun,
kalbinizi koruyun, çünkü Allah, dışınızda, nefret edildiği bu dünyada
bulunmaz.» «Salih amel işlemek isteyenler kendi benliklerine
yönelsinler, çünkü tüm dünyayı kazanıp da kendi ruhunu yitirmek hiç bir
işe yaramaz.» «Başkalarına öğretmek isteyenler, başkalarından daha iyi
yaşasınlar; çünkü kendinizden daha az bilenden hiç bir şey öğrenilemez.
O halde, günahkâr kendine öğretenden daha kötü birini duyduğu zaman
hayatını nasıl düzeltecek? «Allah'ı arayanlar insanların metinden aynen
sohbetinden kaçsınlar, çünkü Musa Sina dağında yalnızken kendini buldu
ve bir dostun bir dostla konuştuğu gibi Allah'la konuştu.
«Allah'ı arayanlar, otuz günde yalnızca
bir kez dünyalık insanların bulundukları yere çıksınlar; çünkü Allah’ı
arayanın iki yıllık işi bir günde yapılabilir.» «Yürüdüğü zaman,
yalnızca kendi ayaklarına baksın.» «Konuştuğu zaman, yalnızca gerekli
olan şeyi konuşsun.» «Yedikleri zaman, sofradan doymadan kalksınlar. Her
gün bir ertesi güne çıkmayacaklarını düşünüp, vakitlerini son nefesi
yaklaşan biri gibi harcasınlar.» «Elbise olarak hayvan derisi yeter.»
«Toprak yığını, çıplak yer üstünde uyusun; her gece iki saatlik uyku da
yeter.» «Kendinden başka kimseden nefret etmesin, kendinden başka
kimseyi ayıplamasın.» İbadet ederlerken, gelecek olan mahkemedelermiş
gibi bir korku içinde ayakta dursunlar.» «Şimdi, Allah'a kulluk için
Allah'ın Musa kanalıyla sana verdiği kanuna göre bunları yap, çünkü bu
şekilde Allah'ı bulacak, her zaman ve her yerde sen Allah'ta, Allah da
sendeymiş hissini duyacaksın.» «İlya'nın küçük kitabı budur ey Ferisîler.
Bu nedenle size yine diyorum ki, eğer siz Ferisîlerseniz benim buraya
girmeme sevinmiş olmalısınız, çünkü Allah günahkârlara merhamet eder.»
146.
Sonra Zakkay dedi: «Rab, Allah sevgisi
için tehditle aldığım tüm şeylerin dört katını vereceğim.» O zaman İsa
dedi: «Bugün kurtuluş bu eve gelmiş bulunuyor. Bakın, bakın pek çok
vergi mültezimleri, fahişeler ve günahkârlar Allah'ın melekûtuna
girecekler ve kendilerini takva sahibi sayanlar sonsuz ateşlere
gireceklerdir.» Bunu duyan Ferisîler öfkeyle ayrıldılar. O zaman İsa
tövbeye gelenlere ve havarilerine dedi: «Bir adamın iki oğlu vardı,
küçük olanı dedi: «Baba bana düşen malları ver» Ve babası verdi ve kendi
payını alan oğul ayrıldı ve uzak bir ülkeye gitti; orada tüm varlığını
lüks içinde yaşayarak fahişelerle harcayıp bitirdi. Bundan sonra, bu
ülkede şiddetli bir kıtlık oldu, o kadar ki, bu sefil adam bir vatandaşa
hizmet etmeye gitti, o da kendisini malları arasında bulunan domuzların
başına verdi. Ve domuzlara bakarken, onlarla birlikte palamut yiyerek
açlığını ne de olsa gideriyordu. Ama kendine geldiği zaman şöyle dedi:
«Ah babamın evinde ne bol yiyecekler vardı. Bense burada açlıktan
kırılıyorum! Bu nedenle, kalkıp babama gidecek ve kendisine diyeceğim:
Baba, gökte sana karşı günah işledim; bana hizmetçilerinden birine
davrandığın gibi davran.» «Zavallı adam gitti ve öyle oldu ki, babası
onun uzaklardan geldiğini görüp kendisine karşı merhamete geldi. Bunun
üzerine onu karşılamaya çıktı ve yanına varıp kendisini kucakladı ve
öptü.» Oğul, baş eğip dedi: «Baba, gökte sana karşı günah işledim, bana
hizmetçilerinden birine davrandığın gibi davran. Çünkü ben, senin oğlun
denecek değerde değilim.» Baba karşılık verdi: «Oğul, böyle deme, çünkü
sen benim oğlumsun ve seni kölem durumunda görmeye dayanamam.» Ve
hizmetçilerini çağırıp dedi: «Buraya yeni elbiseler getirip bu oğlumu
giydirin ve kendisine yeni don verin. Parmağına yüzüğünü takın ve hemen
yağlı danayı kesin, şenlik yapacağız. Çünkü bu benim oğlum ölmüştü.
Şimdi ise yeniden hayata gelmiş bulunuyor. Kayıptı da şimdi bulundu.»
147.
«Evde şenlik yaparlarken bakın ki, büyük
oğul eve geldi. Ve içerde şenlik yaptıklarını duyup şaşırdı ve
hizmetçilerden birini çağırıp niye böyle şenlik yapmakta olduklarını
sordu.» Hizmetçi ona cevap verdi: «Kardeşin geldi, baban da yağlı danayı
kesti, yiyorlar.» Büyük oğul bunu duyunca çok kızdı ve eve girmedi.
Bunun üzerine, babası dışarı çıkıp kendisine dedi: «Oğul, kardeşin
geldi, sen de gel ve onunla birlikte sevin.» Oğul kızarak cevap verdi:
«Sana hep iyi bir şekilde hizmet ettim ve sen bana hiç bir zaman
arkadaşlarımla yemek için bir kuzu vermedin. Fakat seni terk edip giden
ve tüm payına düşeni fahişelerle yiyip bitiren bu değersiz herife
gelince şimdi yağlı danayı kesiyorsun.» Baba cevap verdi: «Oğul, sen hep
benimlesin ve her şey senindir. Ama bu ölmüştü, şimdi yine hayattadır,
kayıptı, şimdi bulunmuştur, bu bakımdan sevinmeliyiz.» Büyük oğul daha
çok kızdı ve dedi: «Sen git ve neşelen, ben zina edenlerin sofrasında
yemek yemeyeceğim.» Ve tek bir kuruş bile almadan babasını bırakıp
gitti.
«Allah sağ ve diridir ki» dedi Isa, «tövbe
eden günahkârlar için Allah'ın melekleri arasındaki sevinç işte
böyledir.» Ve yemeği yedikleri zaman ayrıldı, çünkü Yahudiye'ye gitmek
istiyordu. Bunun üzerine havariler dediler: «Muallim, Yahudiye'ye gitme,
çünkü Ferisiler'in başkâhin ve kâhinlerle senin aleyhinde
görüştüklerini biliyoruz.» Isa karşılık verdi: «Ben, onlar bunu
yapmadan önce de biliyordum, fakat korkmuyorum. Çünkü onlar Allah'ın
iradesine aykırı hiç bir şey yapamazlar, bu bakımdan bırakın istedikleri
her şeyi yapsınlar; çünkü ben onlardan değil, Allah'tan korkuyorum.»
148. Gerçek Ferisi
«Şimdi söyleyin bana: Bu günün Ferisîleri
Ferisi midirler? Allah'ın kulları mıdır onlar? Hiç de değil. Evet,
bakın size diyorum ki, burada yeryüzünde bir insanın melanetlerini
örtmek için din mesleği ve kılığına bürünmesinden daha kötü bir şey
yoktur. Şimdikileri bilirsiniz diye eski zamanların Ferisîlerinden tek
bir örnek vereceğim size. İlya'nın, puta tapıcıların büyük zulümleri
sonucu ayrılmasından sonra Ferisîler'in kutlu cemaati dağıldı. Çünkü
daha hemen İlya zamanında, bir yılda gerçek Ferisi olan on binden fazla
peygamber öldürülmüştü.» «İki Ferisi yerleşmek üzere dağlara gittiler ve
birbirlerinden yalnızca bir saatlik mesafede bulunuyor idiyseler de,
biri komşusundan on beş yıl hiç bir haber alamadı. Bakın ki, bunlar
meraklı kişilerdi de! Gel zaman git zaman bu dağlarda bir kuraklık oldu
ve bunun üzerine her ikisi de su aramaya koyuldular ve birbirlerini
buldular. O zaman daha yaşlı olanı dedi (çünkü en büyüğün herkesten önce
konuşması adetleriydi ve genç bir adamın yaşlı birinden önce konuşmasını
büyük bir günah sayarlardı.) Bu bakımdan, yaşlı olanı dedi: «Nerede
oturuyorsun kardeş?» «Oturduğu yeri parmağıyla işaret ederek cevap
verdi: «Şurada oturuyorum.» Çünkü genç olanın oturma yerinin
yakınındaydılar.» Yaşlı olanı dedi: «Kardeş ne zamandır burada
oturuyorsun?» Genç olanı cevap verdi: «Onbeş yıldır». Yaşlı olanı dedi:
«Belki de, Ahab Allah'ın kullarını öldürdüğü zaman geldin?» «Evet öyle»
diye cevap yerdi genç olanı Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, şimdi İsrail
kralı kimdir, bilir misin?». Genç olanı cevap verdi: «İsrail'in kralı
Allah'tır, çünkü puta tapıcılar kral değil, İsrail'in cellâtlarıdır.»
«Doğru» dedi yaşlı olanı. «Ama ben şimdi İsrail'in celladı kimdir demek
istemiştim.» Genç olanı cevap verdi: «İsrail'in günahları İsrail'in
cellâtlarıdır. Çünkü günah işlememiş olsalardı, Allah İsrail’e karşı
puta tapıcı reisleri ayaklandırmayacaktı.» O zaman yaşlı olanı dedi:
«Allah'ın İsrail'i cezalandırmak için gönderdiği şu kâfir reis kimdir?»
Genç olanı cevap verdi: «Şimdi ne bileyim, onbeş yıldır senden başka
kimseyi görmemişim ve okumak da bilmiyorum ki, bana herhangi bir mektup
gönderilmiş olsun.» Yaşlı olanı dedi: «Ama koyun derilerin ne kadar da
yeni! Madem, hiç bir kimseyi görmedin de, onları sana kim verdi?»
149.
Genç olanı cevap verdi: «İsrail halkının,
üstünü başını çölde kırk yıl eskitmekten koruyan, benim derilerimi de
korudu.» O zaman yaşlı olanı sezdi ki, genç olan kendinden daha tamdır,
çünkü kendisinin her yıl insanlarla ilişkisi oluyordu. Bu yüzden,
sohbetinden yararlanmak için dedi: «Kardeş, sen okumak bilmezsin, bense
bilirim, benim evimde Davud'un Mezmurlar'ı vardır. O halde, gel ben her
gün sana biraz okuyayım ve Davud'un ne dediğini açıklayayım.» Genç olanı
cevap verdi: «Haydi gidelim.» Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, iki gün oldu
ki, su içmiyorum. Bu bakımdan biraz su araştıralım dedi.» Genç olanı
dedi: «Ey kardeş, ben iki aydır su içmiyorum. O halde haydi gidelim de,
Allah'ın peygamberi Davud aracılığıyla ne dediğine bakalım; Rabb
bize su vermeye kadirdir.»
Bunun üzerine dönüp, yaşlı olanın mekânına
vardılar. Ve kapıda bir taze su kaynağı buldular. Yaşlı olanı dedi: «Ey
kardeş, sen Allah'ın kutsal bir kulusun; bak Allah bu kaynağı senin
uğruna verdi.» Genç olanı dedi: «Ey kardeş, alçak gönüllülüğünden
diyorsun, bunu. Ama belli ki, Allah eğer bunu benim uğruma yapmış
olsaydı onu aramak için ayrılmayayım diye, benim mekânımın yakınında bir
kaynak verirdi. Ben sana karşı günah işlediğimi itiraf etmeliyim. Sen
iki gündür içmediğinden su aradığını söyleyince, ben iki aydır içeceksiz
olduğumdan, sanki senden daha iyiymişim gibi içimde bir yükseklik
duydum.» O zaman yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, gerçeği söyledin,
dolayısıyla günah işlemiş değilsin.» Genç olanı dedi: «Ey kardeş,
babamız Ilya'nın «Allah'ı arayan yalnızca kendini ayıplasın.» dediğini
unutuyorsun. O, biz bunu bilelim diye değil, buna uyalım diye yazdı onu
mutlaka.» Daha yaşlı olanı yoldaşının doğruluğunu ve takvasını sezerek
dedi: «Doğru; ve Allah'ımız seni bağışlamıştır.» Ve bunu deyip,
Mezmurlar'i aldı ve babamız Davud'un dediklerini okudu: «Dilimin,
günahıma bahane bulup göz yumarak kötü sözlere dalmaması için ağzımın
üzerine bir gözetleyici yerleştireceğim.» Ve burada yaşlı adam bir
konuşma yaptı ve genç olanı ayrıldı. Bundan sonra, buluşmalarından önce
onbeş yıl daha geçti. Çünkü genç olanı yerini değiştirmişti. İşte böyle,
yaşlı olan onu bulunca dedi: «Ey kardeş, kaldığın yere neden geri bir
daha gelmedin?» Genç olanı cevap verdi: «Çünkü bana söylediklerini henüz
öğrenmiş değilim.» O zaman yaşlı olanı dedi: «Onbeş yıl geçmişken nasıl
olabilir bu?» Genç olanı cevap verdi: «Sözlere gelince, onları tek bir
saatte öğrendim ve hiç unutmadım; fakat henüz onlara uyamadım. Uymayacak
olduktan sonra, çok fazla şey öğrenmenin amacı nedir ki? Allah'ımız
zihnimizin değil de, daha çok kalbimizin iyi olmasını bekler, bu
bakımdan, Hüküm Günü'nde bize ne öğrendiğimizi değil, ne yaptığımızı
soracaktır.»
150.
Yaşlı olanı karşılık verdi: «Ey kardeş,
böyle deme, çünkü Allah'ımızın değer verilmesini istediği ilmi hor
görmüş oluyorsun.» Genç olanı cevapladı: «Şimdi, günaha düşmemek için
nasıl söylemeliyim ki, çünkü senin sözün doğru, benimki de öyle.
Öyleyse, diyorum ki, Allah'ın kanununda yazılı olan emirlerini bilenler,
eğer ardından daha çok şey öğreneceklerse, önce bunlara uymalıdırlar. Ve
insan öğrendiği her şeye, bırakın uysun, yalnızca onu bilmekle
kalmasın.» Yaşlı olanı dedi: «Ey kardeş, söyle bana, kiminle konuştun
ki, benim söylediklerimin tümünü öğrenmediğini bilirsin?» Genç olanı
cevap verdi: «Ey kardeş, kendimle konuşurum. Her gün hesabımı vermek
için kendimi Allah'ın mahkemesinin önüne korum. Ve her zaman için de
günahlarıma göz yuman bir şey duyarım.» Yaşlı adam dedi: «Ey kardeş, sen
tamken, hataların nedir ki?» Genç olanı cevap verdi: «Ey kardeş, böyle
deme, çünkü ben iki büyük hatanın ortasında duruyorum: Biri, kendimi
günahkârların en büyüğü olarak bilmemem, diğeri ise, başkalarından daha
çok (günahıma) pişman olmak istemememdir.» Yaşlı olanı karşılık verdi:
«Şimdi, sen insanların en olmuşu iken, kendini nasıl günahkârların en
büyüğü olarak bilebilirsin?» Genç olanı cevapladı: «Bir Ferisi'nin
alışkanlığını edindiğim zaman, üstadımın bana söylediği ilk söz şuydu:
«Başkalarının iyiliklerine, kendimin ise kötülüklerime bakmalıyım. Çünkü
böyle yaparsam eğer, kendimi günahkârların en büyüğü olarak
algılayabilirim.» Yaşlı adam dedi: «Ey kardeş, bu dağlarda kimin
iyiliğine, kimin hatalarına bakarsın, görüyorsun ki, burada hiç kimse
yoktur.» Genç olanı cevap verdi: «Güneşin ve gezegenlerin itaatine
bakmalıyım. Çünkü onlar Yaratıcı'larına benden daha iyi kulluk
ediyorlar. Ama ya arzuladığım gibi ışık vermediklerinden, ya
sıcaklıklarının çok fazla olduğundan, ya da yerde çok fazla veya çok az
yağış olduğundan ben onları ayıplıyorum.» O zaman, yaşlı adam bunu
duyunca dedi: «Kardeş, sen bu akideyi nereden öğrendin. Çünkü ben şimdi
doksan yaşındayım ve yetmiş yıldır bir Ferisi'yim.» Genç olanı cevap
verdi: «Ey kardeş, sen bunu alçak gönüllülüğünden söylersin, çünkü sen,
Allah'ın kutsal bir kulusun. Yine de ben sana cevap vereyim ki,
Yaratıcı'mız Allah zamana bakmaz. Ama kalbe bakar. Bundandır ki, Davud
onbeş yaşında, öbür altı kardeşinden daha genç iken İsrail kralı seçildi
ve Rabbımız Allah'ın bir peygamberi oldu.»
151.
«Bu adam gerçek bir Ferisî'ydi» dedi İsa
havarilerine. Ve inşallah Hüküm Günü'nde onu arkadaşımız olarak
buluruz.» İsa sonra bir gemiye bindi ve havariler ekmek getirmeyi
unuttuklarından dolayı üzgündüler. İsa kendilerini azarlayıp dedi:
«Günümüz Ferisi' lerinin mayalarından sakının. Çünkü küçük bir maya bir
yığın yemeği bozar.» O zaman havariler birbirlerine dediler: «Şimdi,
ekmeğimiz bile yokken, nasıl mayamız olsun ki?» O zaman İsa dedi: «Ey az
inancı olan adamlar, Allah'ın, hiç bir ürün işareti olmayan Nain'de
yaptıklarını unuttunuz mu? Ve beş ekmek ve iki balığı kaç kişi yemiş ve
doymuştu? Allah'a imandan yoksun olan Ferisi'nin mayası ve ben
düşüncesi, yalnızca bugünün Ferisî'lerini bozmakla kalmamış,
İsraili'leri de bozmuştur. Çünkü okumak bilmeyen basit bir halk, kutsal
kişiler olarak tanıdıklarından Ferisi'lerde gördüğü şeyleri yapar.
«Gerçek Ferisi nedir bilir misiniz? O, insan tabiatının yağıdır. Nasıl
ki, yağ her sıvının üstünde durursa, gerçek Ferisî'nin iyiliği de tüm
insanî iyiliklerin üstünde durur. O, Allah'ın dünyaya verdiği yaşayan
bir kitaptır; çünkü söylediği ve yaptığı her şey Allah'ın kanununa
uygundur. Bu bakımdan, kim onun yaptığını yaparsa. Allah'ın kanununa
uymuş olur. Gerçek Ferisi, günahla insan bedenini çürütmeyen tuzdur;
çünkü onu gören herkes tövbeye gelir. Hacıların yolunu aydınlatan bir
ışıktır o, çünkü onun pişmanlığıyla birlikte yoksulluğunu gören herkes,
bu dünyada kalbimizi kapamamamız gerektiğini idrak eder. «Ama yağı
ekşiten, kitabı tahrif eden, tuzu çürüten, ışığı söndüren bu insan sahte
bir Ferisî'dir. Bu bakımdan, eğer helak olmayacaksanız, bugünkü
Ferisîlerin yaptıklarını yapmamaya dikkat edin.»
152.
İsa Kudüs'e gelip de, bir sebt günü mabede
girdiğinde, askerler onu kışkırtmak ve alıp götürmek için yaklaşıp
dediler: «Muallim, savaş açmak meşru mudur?» İsa cevap verdi: «İnancımız
bize, hayatımızın yeryüzü üzerinde sürekli bir savaş halinde olduğunu
söyler.» Askerler dediler: «Öyleyse, bizi kendi inancına döndürmek ve
bizim yığınla tanrıyı bırakıp, (çünkü yalnızca Roma'da görülen yirmi
sekiz bin tann vardır) senin tek olan ve görülemediği için nerede olduğu
bilinmeyen, belki de bir hayal olan Allah'ına uymamızı ister misin?» İsa
cevap verdi: «Eğer sizi Allah'ımızın yarattığı gibi, sizi ben yaratmış
olsaydım, sizi hidayete erdirmek isterdim.» Karşılık verdiler: «Şimdi,
nerede olduğu bilinmediği halde, senin Allah'ın bizi nasıl yaratmış
olabilir? Bize Allah'ını göster, o zaman Yahudi olacağız.» O zaman İsa
dedi: «Eğer sizin O'nu görecek gözleriniz olsa, ben size O'nu
gösteririm, fakat kör olduğunuz için, O'nu size gösteremiyorum.»
Askerler karşılık verdiler: «Bu insanların sana verdiği onur mutlaka
senin anlayışını götürmüş olmalı. Çünkü hepimizin başında iki gözü
varken, sen bizim kör olduğumuzu söylersin.» İsa cevap verdi: «Bedenî
gözler, yalnızca cismi olan ve dıştaki şeyleri görebilir. Bu bakımdan,
siz yalnızca, hiç bir şey yapamayan altından, gümüşten ve tahtadan
tanrılarınızı görebilirsiniz. Ama biz Yahudiyelilerin Allah'ımıza karşı
korku ve iman şeklinde manevi gözlerimiz vardır, bu yüzden de, biz
Allah'ımızı her yerde görebiliriz.» Askerler karşılık verdiler:
«Konuşmana dikkat et, çünkü eğer tanrılarımıza nefret yağdıracak
olursan, seni Hirodes'in ellerine veririz, o da her şeye gücü yeten
tanrılarımızın öcünü alır.» İsa cevap verdi: «Eğer dediğiniz gibi,
onların her şeye gücü yetiyorsa, beni bağışlayın, artık onlara
tapacağım.»
Askerler bunu duyunca sevindiler ve
putlarını yüceltmeye başladılar. O zaman İsa dedi: «Burada işlerinize
ihtiyaç vardır, sözlerinize değil, madem öyle, tanrılarınıza bir sineği
yarattırın ve ben onlara tapacağım.» Askerler bunu duyunca yılıp,
diyecek şey bulamadılar, bunun üzerine İsa dedi: «Asla, onların tek bir
sineği bile yeniden yaratmadıklarını gördüğümden, kendileri için, tek
bir sözle her şeyi yaratmış olan Allah'ı bırakmayacağım, O'nun adı tek
başına orduları korkutur.» Askerler karşılık verdiler: «Şimdi şuna
bakalım; çünkü biz seni al ip götür mek istiyoruz.» Ve ellerini İsa'ya
karşı uzatmak istediler.» O zaman İsa dedi: «Adonai Sabaoth!» Ey
Orduların Rabbi! Bunun üzerine, bir kişinin, yıkanıp yeniden şarapla
doldurulacakları zaman tahta fıçılan yuvarladığı gibi, askerler de hemen
mabedten yuvarlanıp gittiler; o kadar ki, kendilerine dokunan kimse
olmadığı halde, başları ve ayakları yere çarpıyordu. Ve, o kadar
korktular ve öyle bir şekilde kaçtılar ki, Yahudiye'de bir daha
görünmediler.
153.
Kâhinler ve Ferisi'Ier kendi aralarında
mırıldanıp dediler.- «O'nda Ba'al ve Eşterot'un bilgeliği var ve bundan
dolayı, şeytan'ın gücüyle yaptı bunu.» Isa ağzını açtı ve dedi:
«Allah'ımız komşumuzun mallarını çalmamamızı emretti. Fakat bu tek hüküm
öylesine aşıldı ve kötüye kullanıldı ki, dünyayı günahla doldurdu ve bu
günah diğer günahların bağışlandığı gibi bağışlanmayacaktır; çünkü başka
her günah için insan ağlar ve onu bir daha işlemez, namaz ve zekâtla
birlikte oruç da tutarsa, Kadir ve Rahim olan Allah'ımız affeder. Fakat
bu günah o türdendir ki, zulmen alınan geri verilmedikçe, asla
bağışlanmayacaktır.» O zaman, bir yazıcı dedi: «Ey muallim, hırsızlık
tüm dünyayı günahla nasıl doldurmuştur? Şimdi, Allah'ın lutfuyla,
yalnızca bir kaç hırsızın bulunduğu ortadadır, onlar da kendilerini
gösteremezler, çünkü hemen askerler tarafından asılırlar.» İsa karşılık
verdi.- «Malları bilmeyen metinden aynen hırsızları da bilmez, hem,
bakın size diyorum ki, pek çokları ne yaptığını bilmeden çalar, bu
yüzden de, günahları başkalarınınkinden daha büyüktür, çünkü bilinmeyen
hastalık iyileşmez.» O zaman Ferisîler İsa'ya yaklaşıp dediler: «Ey
muallim, İsrail'de gerçeği tek sen bildiğin için bize öğret.» İsa
karşılık verdi: «israil'de gerçeği tek benim bildiğimi söylemiyorum,
çünkü bu «tek» kelimesi başkalarına değil, yalnızca Allah'a ait. Çünkü
O Hakk'tır, hakkı gerçeği da yalnızca O bilir. Bu bakımdan, eğer ben
böyle dersem, büyük bir hırsız olurum. Çünkü, Allah’ın şanını çalmış
olurum. Ve Allah’ı tek ben biliyorum demekle de, herkesten daha çok
cehaletin içine düşerim. Bu nedenle siz, tek benim gerçeği bildiğimi
söylemekle ağır bir günah işlediniz. Ve size diyorum ki, eğer bunu
teşvik etmek için dediyseniz, günahınız daha da büyük olacaktır.» Sonra
İsa, herkesin sustuğunu görünce yeniden dedi: «Her ne kadar ben
İsrail'de gerçeği bilen tek kişi değilsem de, tek ben konuşacağım; bu
bakımdan, madem bana sordunuz, o halde bana kulak verin.» «Yaratılan her
şey Yaratıcı'ya aittir, o şekilde ki, hiç bir şey herhangi bir şey için
iddiada bulunamaz. Öyle de, ruh, nefis, beden, zaman, mal ve şan hep
Allah'ın mülkiyetindedir. Eğer bir insan onları Allah'ın istediği
biçimde almazsa, bir hırsız olmuş olur. Ve aynı şekilde, eğer onları
Allah'ın isteğinin aksine harcarsa, yine bir hırsız olmuş olur. Bu
bakımdan diyorum ki size, ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir
ki, siz zamanı «yarın şöyle yapacağım, şöyle bir şey söyleyeceğim,
şöyle bir yere gideceğim». Diyerek ele alırsanız ve «inşallah Allah
izin verirse» demezseniz, hırsız olursunuz ve zamanınızın daha iyi
bölümünü Allah'ı memnun etmek için değil de, kendinizi memnun etmek
için harcadığınızda daha büyük hırsız olursunuz ve daha Allah’a kulluk
için harcadığınızda, o zaman da kuşkusuz hırsız olursunuz kötü
bölümünü. «Kim günah işlerse, hangi şekilde olursa olsun bir hırsızdır;
çünkü o Allah'a kulluk etmesi gereken zamanı, ruhu ve kendi hayatını
çalıp Allah'ın düşmanı şeytan'a vermiş olur.»
154.
«Bu bakımdan, onuru, canı ve malı olan
insanın malı mülkü çalındığı zaman hırsız asılacaktır; canı alındığı
zaman, katilin başı kesilecektir ve adaletli olan budur, çünkü Allah
böyle buyurmuştur. Ama bir komşunun onuru alındığı zaman, neden hırsız
çarmıha gerilmez? Mal o nurdan, gerçekten daha mı iyidir? Allah
gerçekten, malı alanın cezalandırılacağını, malla birlikte canı alanın
cezalandırılacağını, ama onuru alanın serbest kalacağını mı buyurmuştur?
Hiç de değil, çünkü mırıldanmaları nedeniyle babalarımız va'd edilen
ülkeye girmediler de, yalnızca çocukları girdi. Ve bu günah nedeniyle,
yılanlar halkımızdan yetmiş bin kadarını öldürdü. «Ruhumun huzurunda
durduğu Allah sağ ve diridir ki, onuru çalan, bir insanı malından ve
canından edenden daha büyük cezayı hak eder. Ve mınldayana kulak veren
de aynı şekilde suçludur. Çünkü biri şeytan'ı diline, diğeri ise
kulaklarına alır.» Ferisiler bunları duyunca öfkeden patlıyorlardı,
çünkü konuşmasına karşı çıkamıyorlardı. Sonra İsa'nın yanına bir fakih
yanaştı ve ona dedi : «Sayın muallim, bana anlat ki Allah, babalarımıza
neden ekin ve meyve bahşetmedi? Düşeceklerini bildiğinden, mutlaka
kendilerine vermeli veya insanlara onu görme eziyetini çektirmemeliydi.»
İsa cevap verdi: «Adam, sen bana iyi dersin, fakat hata edersin, çünkü
yalnızca Allah iyidir. Ve Allah’ın neden senin beynine göre iş
yapmadığını sormakla daha çok hata edersin. Yine de sana cevap
vereceğim. O halde sana diyorum ki, Yaratıcımız Allah işinde kendisini
bize uydurmaz, bu bakımdan meşrû olan, yaratılmışın O'nun yöntemini ve
uygunluğunu değil de, bunun yerine, Yaratanın yaratılmışa değil,
yaratılmışın Yaratan'a bağlı kalması için Yaratıcısı Allah'ın şanını
araştırmasıdır. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, eğer
Allah insana her şeyi vermiş olsaydı, insan, kendisinin Allah’ın kulu
olduğunu bilmeyecekti ve böylece de kendini Cennet'in efendisi
sayacaktı. Bu bakımdan, her zaman Azîm ve Sübhan olan Yaratıcı, Kendine
bağlı kalsın diye insanı yemekten men etti. «Ve bakın size diyorum ki,
kimin gözünde ışık varsa her şeyi açık görür ve bizzat karanlıktan bile
ışık çıkarır; fakat kör böyle yapmaz. Bu nedenle diyorum ki, eğer insan
günah işlememiş olsaydı, ne ben ne de sen Allah'ın merhametini ve
adaletini bilmeyecektik. Ve eğer Allah, insanı günah işleme istidadında
yaratmamış olsaydı, bu konuda o, Allah'a eşit olacaktı. Bundan dolayı,
Sübhan Allah insanı iyi ve adaletli yarattı, ama kendi hayatı, kurtuluşu
ve batışıyla ilgili olarak istediğini yapmakta serbest bıraktı.» Fakih
bunları işitince dondu kaldı ve şaşkınlık içinde ayrılıp gitti.
155.
Sonra, başkahin iki yaşlı kâhini gizlice
çağırarak mabedten çıkıp, öğle namazını kılmak için Süleyman
verandasında oturup beklemekte olan İsa'ya gönderdi. Ve İsa'nın yanında
halktan büyük bir kalabalıkla birlikte havarileri de bulunuyordu.
Kâhinler İsa'ya yaklaşıp dediler: «Muallim, insan ekini ve meyveyi neden
yedi? Allah onu yemesini istedi mi, istemedi mi?» Ve onlar bunu İsa'yı
yanıltmak için dediler; çünkü «Allah istedi» dese, «öyleyse niçin
yasakladı?» karşılığını verecekler, «Allah istemedi» dese, «o halde,
Allah'ın istediğinin aksini yapabildiğine göre, insan Allah'tan daha
büyük bir güce sahip» diyeceklerdi. İsa cevap verdi: «Sizin sorunuz,
dağın üstünden geçen ve sağ ve solunda uçurum bulunan bir yol gibi, ama
ben ortadan yürüyeceğim.» Bunu duyunca, kâhinler İsa'nın kalplerini
bildiğini sezerek şaşırdılar. Sonra İsa dedi: «Her insan ihtiyacı
olduğundan, her şeyi kendi yararı için yapar. Ama hiç bir şeye ihtiyacı
olmayan Allah, kendi hak arzusuna göre yaptı, Bu bakımdan, insanı
yaratırken onu, Allah'ın kendine ihtiyacı olmadığını bilsin diye hür
yarattı. Verbigratîa misal olarak, kendi zenginliğini sergilemek için
ve köleleri kendini daha çok sevsin diye, kölelerine hürriyet veren bir
kralın yaptığı gibi. «O halde, Allah insanı, Yaratıcı'sını çok daha
fazla sevsin ve nimetini bilsin diye hür yarattı. Çünkü Allah her ne
kadar Kadiri Mutlak olup, insana ihtiyacı yok ve onu kudretiyle de
yaratmışsa da, hayır işleyip, şerre karşı koyabilecek şekilde onu
serbest bırakmıştır. Çünkü her ne kadar Allah'ın günaha engel olma gücü
var idiyse de, kudret ve nimeti insanda görüldüğünden, insanda günaha
karşı çıkmamak için, yani, insanda Allah'ın rahmeti ve adaleti yürüsün
diye O, kendi nimetiyle çelişmeyecekti. Çünkü Allah'ta çelişme yoktur.
Ve, gerçeği konuştuğuma işaret olarak, sizi başkâhinin beni aldatmak
için gönderdiğini ve bunun da kâhinliğin meyvesi olduğunu size
söylüyorum.» Yaşlı adamlar ayrılıp gittiler ve her şeyi başkâhine
anlattılar, o da dedi: «Bu herifin sırtında her şeyi kendisine söyleyen
cin var; çünkü o İsrail krallığını arzular, ama Allah bunun da gereğine
bakacaktır.»
156.
İsa öğle namazını kılıp da mabetten
çıkarken, annesinin rahminden kör doğan birini gördü. Havarileri
kendisine sorup dediler: «Muallim, bu adamda kimin günahı var, babasının
mı, yoksa annesinin mi ki. Böyle kör doğmuş?» İsa cevap verdi: «Ne
babasının, ne de annesinin günahı var onda, ama Allah, İncil'e bir şahit
olsun diye onu böyle yarattı.» Ve, kör adamı yanına çağırıp, yere
tükürerek çamur yaptı ve onu kör adamın gözlerine sürdü ve ona dedi: «Siloam
gölüne git ve yıkan!» Kör adam gitti ve yıkanıp, ışığa kavuştu,
ardından, eve dönerken, kendisine rastlayan pek çokları dediler: «Bu
adam körse, kesinlikle derim ki, mabedin güzel kapısında oturup duran
adamdı.» Başkaları dediler; «Odur, fakat ışığa nasıl kavuştu?» Ve,
yanına yaklaşıp dediler: «Sen mabedin güzel kapısında oturup duran kör
adam değil misin?» Cevap verdi: «Oyum, neden (soruyorsunuz)?»
-Dediler: «Öyleyse, görme gücüne nasıl kavuştun?» Cevap verdi: «Bir adam
toprağa tükürerek çamur yaptı ve bu çamuru gözlerimin üzerine koyup,
bana dedi: «Git Siloam gölünde yıkan.» Gidip yıkandım ve şimdi
görüyorum. İsrail'in Allah'ını tesbih ederim!» Kör doğmuş olan adam
mabedin güzel kapısına yeniden geldiği zaman, tüm Kudüs meseleyi
duymuştu. Bunun üzerine, İsa aleyhinde kâhinler ve Ferisilerle
konuşmakta olan kâhinlerin reisine getirildi. Başkâhin kendisine sorup,
dedi: «Adam, sen doğuştan kör değil miydin?» «Ya, evet» diye cevap
verdi. «Şimdi Allah'ın şanı üzerine», dedi başkâhin «anlat bize, hangi
peygamber sana rüyada göründü de ışık verdi. Babamız İbrahim miydi,
yoksa Allah'ın kulu Musa mı veya bir başka peygamber miydi? Çünkü
başkaları böyle bir şeyi yapamaz.» Kör doğmuş olan adam cevap verdi:
«Ben rüyada ne İbrahim'i, ne Musa'yı, ne de bir başka peygamberi görüp
iyileştirilmedim. Ben mabedin kapısında otururken bir adam beni yanına
getirtti, tükrüğüyle topraktan çamur yaparak, bu çamurun bir kısmını
gözlerime sürdü ve beni yıkanmam için Siloam gölüne gönderdi; ben de
oraya gidip yıkandım ve gözlerimin ışığıyla geri döndüm.» Başkâhin
kendisine o adamın adını sordu. Kör doğmuş olan adam cevap verdi: «Bana
adını söylemedi, ama onu gören biri beni çağırarak dedi: «Git ve bu
adamın sana söylediği gibi yıkan, çünkü o Nasıralı İsa'dır, Israililerin
Allah'ının bir peygamberi ve kutsal bir kuludur.» O zaman başkâhin dedi:
«O seni belki de bugün, yani sebt günü iyileştirdi?» Kör adam cevap
verdi: «Bu gün iyileştirdi beni.» Başkâhin dedi: «Bakın şimdi, bu herif
nasıl da günahkârın biridir, görüyorsunuz ki sebt gününe riayet etmez!»
Kör adam karşılık verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir bilmem; ama
şunu bilirim ki, ben kör iken o beni ışığa kavuşturdu.» Ferisiler buna
inanmadılar bu nedenle de başkâhine dediler: «Anne ve babasını çağırtın,
bize gerçeği söyler onlar.» Bunun üzerine kör adamın anne ve babasını
çağırttılar ve onlar gelince başkâhin kendilerine şöyle sordu: «Bu adam
sizin oğlunuz mudur?» Cevap verdiler: «O bizim oğlumuzun ta kendisidir.»
O zaman başkâhin dedi: «O, kör doğduğunu ve şimdi de gördüğünü
söylüyor; nasıl olmuştur bu iş?» Kör olarak doğan adamın baba ve annesi
cevap verdi: «Evet, o kör doğmuştu, ama ışığı nasıl aldığını
bilmiyoruz; onun yaşı başı yerindedir, kendisine sorun, size gerçeği
söyler.» Bunun üzerine onlara yol verildi ve başkâhin yeniden, kör
doğmuş olan adama dedi: «Allah'ın şanı üzerine doğruyu söyle.» Kör
adamın baba ve annesi konuşmaktan korkmuşlardı; çünkü Roma
Senatosu'ndan, ölüm acısına çarptırılmak istemeyen kimsenin,
Yahudiler'in peygamberi İsa hakkında çekişmemesi için bir ferman
çıkmıştı. Bu ferman valinin de eline ulaşmıştı, bu nedenle, «Onun yaşı
başı yerindedir, kendisine sorun» dediler. Sonra, başkâhin kör adama
dedi: «Allah'ın şanı üzerine doğruyu söyle, çünkü biz, senin kendini
iyileştirdiğini söylediğin bu adamın bir günahkâr olduğunu biliyoruz.»
Kör doğmuş olan adam cevap verdi: «O bir günahkâr mıdır, değil midir
bilmem. Ama şunu bilirim ki, ben görmüyordum, o beni ışığa kavuşturdu.
Dünyanın başlangıcından bu saate kadar, kesinkes, kör doğup da ışığa
kavuşturulan kimse olmamıştır. Ve Allah günahkârlara kulak asmaz.»
Ferisiler dediler: «Seni ışığa kavuştururken ne yaptı?» O zaman kör
doğmuş olan bunların inançsızlığına şaştı kaldı ve dedi: «Söyledim ya,
neden bir daha soruyorsunuz bana? Siz de O'nun şakirtleri olmaz
mısınız?» O zaman, başkâhin kendisine küfredip dedi: «Sen zaten günah
içinde doğmuşsun, öyleyken bize öğretmeye mi kalkıyorsun? Defol ve böyle
bir adamın sen şakirdi ol! Çünkü biz Musa'nın şakirtleriyiz ve biliyoruz
ki, Allah Musa ile konuşmuştur; bu adama gelince, onun neci olduğunu
bilmiyoruz.» Ve onu havra ve mabedten atıp, Israililer arasındaki
temizlerle birlikte ibadet etmesini yasakladılar.
157.-158.
Kör doğmuş olan adam gidip İsa'yı buldu. O
da kendisini şöyle teselli etti: «Hiç bir zaman şimdiki kadar
kutsanmamıştın, çünkü peygamberi ve babamız Davud kanalıyla dünyanın
dostlarına karşı, «Onlar lanetlerler, ben kutsarım» diyen Allah'ımız
tarafından kutsandın ve O, peygamber Mika aracılığıyla da dedi : «Ben
sizin kutsamanızı lanetlerim. Çünkü Allah'ın dilemesinin dünyanın
dilemesine zıt olduğu kadar yer göğe, su ateşe, ışık karanlığa, soğuk
sıcağa veya sevgi nefrete zıt değildir.» Havariler ardından kendisine
şöyle sordular: «Rab, sözlerin pek güzel; bu nedenle anlamları bize
söyle, çünkü henüz anlamış değiliz.» İsa cevap verdi: «Dünyayı
tanıdığınız zaman göreceksiniz ki, ben gerçeği konuştum ve böylece her
peygamberdeki gerçeği de tanıyacaksınız.» «O halde bilin ki, tek bir
adda birleşmiş üç türlü dünya vardır: Biri, su, hava ve ateşle birlikte
gökleri ve yeri ve insanın altında olan tüm şeyleri temsil eder. Şimdi,
bu dünya her şeyiyle, Allah'ın peygamberi Davud'un, «Allah onlar için
çiğnemedikleri bir kural koymuştur» dediği gibi, Allah'ın iradesine
uyar.» İkincisi, nasıl «bunlardan birinin evi» -duvarları değil de,
aileyi temsil ediyorsa, bunun gibi tüm insanları temsil eder, şimdi bu
dünya yine Allah'ı sever; çünkü fıtratları gereği Allah'ı özlerler. O
kadar ki, fıtrata göre herkes, Allah'ı aramada yanılgıya düşse de,
Allah'ı özler. Ve biliyor musunuz, hepsi Allah'ı neden özler? Çünkü
onlar, herkes hiç bir kötülüğü olmayan sonsuz bir iyiliğin özlemini
duyar, bu ise yalnızca Allah'tır. Bu bakımdan, Rahman olan Allah, bu
dünyaya kurtuluşu için peygamberlerini göndermiştir. «Üçüncü dünya,
insanların, dünyanın yaratıcısı Allah'a aykırı bir kanuna dönüşmüş olan
günaha batmış durumudur. Bu, insanı Allah'ın düşmanları olan cinlere
benzetir. Ve Allah’ımız bu dünyadan öylesine şiddetle nefret eder ki,
eğer peygamberler bu dünyayı sevmiş olsalardı, ne düşünürsünüz? Mutlaka
Allah kendilerinden peygamberliklerini alırdı. Ve nasıl söyleyeyim ki
ben? Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Allah'ın Elçisi
dünyaya gelince eğer bu şerli dünyaya karşı bir sevgi duyacak olsa,
mutlaka Allah ondan, kendisini yarattığı zaman vermiş olduğu tüm şeyleri
alır ve onu ebediyen cezalandırır; Allah bu dünyaya işte bu derecede
zıttır.»
159.
Havariler karşılık verdiler: «Ey muallim,
sözlerin öylesine güzel, bu bakımdan bize merhamet et, çünkü onları
anlamıyoruz.» İsa dedi: «Sanır mısınız ki, Allah Elçisi'ni kendisini
Allah'la eşit tutmak isteyecek bir rakip olarak yaratmıştır? Kesinlikle
hayır, aksine, efendisinin istemediğini istemeyecek olan itaatkâr kölesi
olarak yaratmıştır. Siz bunu anlayamazsınız, çünkü neyin günah olduğunu
bilmiyorsunuz. Bu nedenle, sözlerime kulak yerin. Bakın, dikkat edin,
diyorum ki size, günah insanda Allah'a aykırı bir şey olmadıkça ortaya
çıkmaz; çünkü yalnızca Allah’ın dilemediği şey günahtır; o kadar ki,
Allah'ın dilediği her şey günaha yabancıların yabancısıdır. Bu durumda,
eğer Ferisîlerle bizim başkâhinlerimiz ve kâhinlerimiz, İsrail halkı
bana Allah dediği için bana işkence etseler, Allah'ı razı eden bir şey
yapmış olurlar ve Allah da kendilerini ödüllendirir. Fakat benim
gerçeği, gelenekleriyle Allah'ın peygamberleri ve dostları olan Musa ve
Davud'un kitaplarını tahrif ettiklerini söylememi istemeyerek, tersi bir
nedenle bana işkence ettiklerinden ve bu yüzden benden nefret edip,
ölümümü arzuladıklarından, işte bundan dolayı Allah kendilerini tiksinti
ve nefretle kabul eder. «Söyleyin bana, Musa insan öldürdü, Ahab da
insan öldürdü, bu, her iki durumda da katli öldürme değil midir?
Kesinlikle değil; çünkü Musa, puta tapıcılığı yok etmek ve Hakk olan
Allah'a ibadet etmeyi koruyup sürdürmek için insan öldürdü; ama Ahab
ise, insanları Hakk olan Allah'a ibadeti yok etmek ve puta tapıcılığı
koruyup sürdürmek için öldürdü, bu nedenle, Musa için insan öldürmek
kurbana dönüşürken, Ahab için dine karşı saygısızlığa dönüştü; o kadar
ki, bir ve aynı iş bu iki zıt etkiyi ortaya çıkardı.» Ruhumun huzurunda
durduğu Allah sağ ve diridir ki, eğer şeytan meleklerle onların Allah'ı
nasıl sevdiklerini görmek için konuşmuş olsaydı, Allah'ın reddine
uğramayacaktı; ama onları Allah'tan yüz çevirtmenin yollarını aradı, bu
yüzden de ebedi azaptadır.» O zaman, bu satırları yazan karşılık verdi:
«O halde, İsrail krallarının kitabında yazılı olduğu gibi, Allah'ın
yalancı peygamberlerin ağzıyla söylenmesini takdir buyurduğu yalanla
ilgili olarak, peygamber Mikaya'da söylenen şey nasıl anlaşılmalıdır?»
İsa karşılık verdi: «Ey Barnabas, olanları kısaca anlat ki, gerçeği
açıkça görelim.»
160.
O zaman, yazan dedi: «Peygamber Danyal,
israil krallarının ve tiranlarının tarihini anlatırken şöyle yazar:
«İsrail kralı, Ammoniler olan Belial oğullarına yani, fasık/facirlere
karşı savaşmak için Yahuda kralıyla birleşti. Şimdi, Yehuda kralı
Yehoşafat ve İsrail kralı Ahab ikisi birlikte Samiriyede bir tahtta
otururlarken, önlerine dört yüz yalancı peygamber gelip, İsrail kralına
dediler: «Ammonîlere karşı çık, çünkü Allah onları senin ellerine
verecek. Ve sen Ammon'u parçalayacaksın.» O zaman Yehoşafat dedi:
«Burada babalarımızın Allah'ının herhangi bir peygamberi var mıdır?»
Ahab cevap verdi: «Yalnızca bir tane var, o da şerlidir, çünkü benimle
ilgili olarak her zaman şer haber verir durur ve ben de onu hapiste
tutuyorum.» Böyle, yani «yalnızca bir tane var», çünkü Ahab'ın
fermanıyla o kadar çok peygamber öldürülmüştü ki, peygamberler sizin de
dediğiniz gibi ey muallim» insanların bulunmadığı dağ tepelerine
kaçmışlardı.» O zaman Yehoşafat dedi: «Onu buraya çağırt bakalım, ne
der». Bunun üzerine Ahab Mikaya'nın oraya çağırılmasını emretti. O da
ayağında bukağılarla ve hayatla ölüm arasında bulunan bir insan gibi,
şaşırmış bir yüzle geldi. Ahab kendisine sorup dedi: «Allah adına konuş
Mikaya, biz Ammoniler'e karşı çıkacak mıyız? Allah, onların şehirlerini
bizim ellerimize verecek mi?»
Mikaya cevap verdi: «Çık, çık, çünkü
başarılı bir gekilde çıkacak ve yine daha başarılı bir şekilde
ineceksin!» O zaman, yalancı peygamberler Mikaya'yı Allah'ın gerçek bir
peygamberi olarak övüp, ayaklarındaki bukağıları kırıp çıkardılar.
«Allah'ımızdan korkan ve hiçbir zaman putlar önünde diz çökmemiş olan
Yehoşafat Mikaya'ya sorup, dedi: «Bu savaş işini nasıl görüyorsun,
babalarımızın Allah'ı aşkına doğruyu konuş.» Mikaya cevap verdi: «Ey
Yehoşafat, senin yüzün için korkuyorum. Bu nedenle diyorum ki sana,
İsrail kavmini çobansız koyun gibi görüyorum.» O zaman Ahab
gülümseyerek, Yehoşafat'a dedi: «Sana bu herifin yalnızca şerri haber
verdiğini söylemiştim de, sen inanmamıştın.» Sonra ikisi de dediler:
«Şimdi, bunu nerden bilirsin ey Mikaya?» Mikaya cevap verdi: «Herhalde
Allah'ın huzurunda bir melekler heyeti toplandı ve ben Allah'ın şöyle
gediğini işittim: «Ahab'ı Ammon'a karşı çıkıp, öldürülmesi için kim
kandıracak?» Bunun üzerine, biri bir şey dedi, öbürü bir başka şey dedi.
Sonra, bir melek gelip dedi: «Rabb, ben Ahab'a karşı savaşacak ve
yalancı peygamberlere gidip, yalanı onların diline koyacağım ve böylece
o da karşı çıkıp, öldürülecek.» Ve Allah bunu duyunca dedi: «Şimdi git
ve öyle yap, çünkü sen başaracaksın.» O zaman yalancı peygamberler kızdı
ve reisleri Mikaya'nın yanağına tokat atıp, dedi: «Ey Allah'ın fasığı,
gerçeğin meleği ne zaman bizi bıraktı da sana geldi. Söyle bize, yalanı
getiren melek bize ne zaman geldi?» Mikaya cevap verdi: «Kralınızı
aldattığınız için, öldürülmek korkusuyla evden eve kaçtığınız zaman
öğreneceksiniz.» O zaman Ahab gazaba gelip dedi: «Mikaya'yı yakalayın,
ayaklarındaki bukağıları yanağına vurun ve ben dönünceye kadar kendisine
arpa ekmeği ve su verin, çünkü şu anda, ona nasıl bir ölüm biçeceğimi
bilmiyorum.» Sonra gittiler ve her şey Mikaya'nın dediği gibi oldu.
Çünkü Ammoniler’in kralı kullarına dedi: «Bakın, ne Yehuda kralına, ne
de israil reislerine karşı savaşıyorsunuz, ama düşmanım olan İsrail
kralı Ahab'ı öldürün.» O zaman İsa dedi: «Burada kal Barnabas çünkü
amacımız açısından bu kadarı yeterli.» «Hepsini işittiniz mi?» dedi İsa.
Havariler cevap verdiler: «Evet Rab.» Bunun üzerine İsa dedi: «Yalan
söylemek bir günahtır, ama katli öldürmek daha büyük bir günahtır; çünkü
yalan, söyleyene ait bir günahken, katl, işleyene ait ise de, Allah'ın
burada, yeryüzündeki en kıymetli şeyini, yani insanı da yok eder. Ve
yalan söylemeye, söylenen şeyin aksini söylemekle çare bulunabilir;
hâlbuki katlin çaresi yoktur. Çünkü ölüye yeniden hayat vermek mümkün
değildir. O halde söyleyin bana, Allah'ın kulu Musa öldürdüklerinin
hepsini öldürmekle günah mı işledi?» Havariler cevap verdiler: «Hâşâ,
hâşâ ki, Musa kendisine emreden Allah'a itaat etmekle günah işlemiş
olsun!» O zaman İsa dedi: «Ben de diyorum, hâşâ ki, Ahab'ın yalancı
peygamberlerini yalanla kandıran şu melek, günah işlemiş olsun; çünkü
Allah nasıl insanların boğazlanışını kurban diye kabul etmişse, bu
yalanı överek kabul etmiştir. Bakın, bakın, diyorum ki size, nasıl,
ayakkabılarını bir devin ölçüsüne göre yaptıran çocuk hata ederse, aynen
öyle de, insanın kendisi kanuna tabi iken Allah'ı kanuna tabi kılan da
hata eder. Bu bakımdan, yalnızca Allah'ın dilemediği şeyin günah
olduğuna inandığınız zaman, size söylediğim gibi, doğruyu bulmuş
olacaksınız. Bu nedenle, çünkü Allah bileşik değildir ve değişemez,
öyleyse aynı zamanda farklı şey dileyemez ve dilemez; çünkü böyle
olsaydı, kendinde çelişki ve neticede dert barındıracaktı ve sonsuz
derecede Kudsi ve Sübhan olmayacaktı.» Filipus karşılık verdi: «Öyleyse, peygamber
Amos'un şu sözü nasıl anlaşılmalıdır? Şehirde Allah'ın yapmadığından
başka kötülük yoktur.» İsa cevap verdi: «Şimdi bak buraya Filipus,
Ferisiler'in yaptığı gibi harflerde çakılıp kalmanın tehlikesi ne kadar
büyüktür; onlar, kendileri için, «seçilenler de Allah'ın takdirini» icat
ettiler, öyle ki, gerçekte, Allah'ın haksız, kandırıcı, yalancı ve
üzerlerine gelecek hükümden nefret edici olduğunu demeye getiriyorlar.»
Bu bakımdan diyorum ki, burada Allah'ın peygamberi Amos, dünyanın
kötülük dediği kötülükten söz etmektedir; çünkü eğer muttakilerin
dilini kullanmış olsaydı, dünyadakiler tarafından anlaşılmayacaktı.
Çünkü bütün dertler iyidir; ister yaptığımız kötülükleri temizledikleri
için olsun, ister bizi kötülük yapmaktan alıkoydukları için iyi olmuş
olsun, isterse ebedî hayatı sevip, özleyelim diye, insana bu hayatın
durumunu öğrettikleri için, iyi olmuş olsun. îşte, eğer Amos, «Allah'ın
yaptığından başka şehirde hiç bir iyilik yoktur» demiş olsaydı,
zenginlik içinde yaşayan günahkârlara ve kendilerini belâ içinde gören
dertlilere ümitsizlik için fırsat tanımış olacaktı. Ve daha kötüsü,
şeytan'ın insan üzerinde böyle bir egemenliği olduğuna inanan pek
çokları, dert çekmemek için şeytan'dan korkacaklar ve ona kulluk
edeceklerdi. Bu nedenle Amos, başkâhinin huzurunda konuşurken onun
sözlerine bakmayıp, îbranî dilini konuşmayı bilmeyen Yahudi'nin iş ve
dileğini dikkate alan Romalı tercümanın yaptığını yapmıştır.
161.-162.
Eğer Amos, «Şehirde Allah'ın yaptığından
başka iyilik yoktur» demiş olsaydı, ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ
ve diridir ki, ağır bir hata işlemiş olacaktı; çünkü dünya kendini
beğenme yoluyla işlenen kötülük ve günahların dışında hiç bir iyilik
barındırmaz. Böyle olunca da, insanlar kendinden yerin titrediği böyle
bir sözü duymakla, «Allah'ın yapmadığı» herhangi bir günah ve kötülük
olmadığına inanarak daha çok kötülük işleyeceklerdi.» Ve İsa bunu
demişti ki, hemen büyük bir deprem oldu. O kadar ki, herkes ölü gibi
yere düştü. Isa onları kaldırıp, dedi: «Şimdi, benim size doğruyu
söyleyip söylemediğimi görün işte. O halde, Amos'un, dünyadakilerle
konuşurken «Allah şehirde kötülük yapmıştır» derken, sadece
günahkârların kötülük dediği dert ve belâlardan söz ettiği konusunda bu
kadarı yetsin.» Şimdi, bilmek istediğiniz takdire gelelim ve size bundan
inşallah yarın öte tarafta, Erden kıyısında söz edeceğim.
163. Takdirin Açıkça Bilineceği Kişi: Hz.
Muhammed
İsa havarileriyle Erden'in ötesindeki çöle
gitti ve öğle namazı kılınınca bir palmiye ağacının yanına oturdu.
Palmiye ağacının gölgesine de havarileri oturdular. Sonra İsa dedi:
«Takdir öylesine gizlidir ki ey kardeşler, size diyorum ki bakın, o
yalnızca bir kişiye açıkça bilinecektir. O, milletlerin aradığı,
Allah'ın gizliliklerinin kendisine öylesine açık olacağı kimsedir; o
dünyaya geldiği zaman, onun sözlerini dinleyecek olanlar kutsanacaktır.
Çünkü bu palmiye ağacının bizi gölgelendirdiği gibi, Allah da onları
rahmetiyle gölgelendirecektir. Yaa, nasıl bu ağaç bizi güneşin yakıcı
ısısından koruyorsa, Allah'ın rahmeti de, o kişiye inananları şeytan'dan
öyle koruyacaktır.» Havariler karşılık verdiler: «Ey muallim, sözünü
ettiğiniz bu dünyaya gelecek kişi kim olacak?» İsa kalp coşkusuyla cevap
verdi: «O, Allah'ın Elçisi Muhammed'dir. Ve o dünyaya geldiği zaman,
yağmurun, uzun bir süre yağmur almadıktan sonra yere meyve verdirmesi
gibi, o da getireceği bol rahmetle insanlar arasında salih ameller için
bir fırsat olacak. Çünkü O, Allah'ın rahmetiyle yüklü beyaz bir
buluttur. Bu rahmeti Allah, mürşitler üzerine yağmur gibi
fışkırtacaktır.»
164.
İşte şimdi size, Allah'ın bu aynı takdirle
ilgili olarak bilmem için bana bahşettiği azıcık şeyi anlatacağım.
Ferisîler derler ki, «her şey önceden o şekilde takdir edilmiştir ki,
seçilmiş olan fasık/facir olamaz. Fasık/facir olan da, ne olursa olsun
seçilmiş olamaz ve nasıl Allah salih ameli, üzerinde seçilmişlerin
kurtuluşa doğru yürüdüğü yol olarak önceden takdir etmişse, aynı şekilde
günahı da, üzerinde fasık/facirlerin helake yürüdüğü yol olarak önceden
takdir etmiştir.» Bunu yazan elle birlikte, diyen dile de lanet olsun.
Çünkü bu, şeytan'ın inancıdır. Buradan kişi günümüz Ferisîlerinin
durumunu bilebilir. Çünkü onlar, şeytan'ın inanmış kullarıdır. «Takdir,
kişinin elinde araç olarak bulundurduğu şeye son veren mutlak bir
iradeden başka ne anlama gelebilir? O halde, yalnızca harcayacak taş ve
para değil, aynı zamanda, üzerine bir ayak koyacak kadar arsası da
olmayan bir kişi evi nasıl takdir edecektir? Böyle bir şeyi asla kimse
yapamaz. Öyleyse size diyorum ki, takdir, Allah'ın insana kendi pak
nimeti, kendi kanunundan verdiği hür iradeyi çekip almaktan öte bir şey
değildir. Yerleştirmekte olduğumuz, kesinlikle takdir değil, sadece
kötülük aracıdır. «Musa'nın kitabı gösteriyor ki, şu insan hürdür.
Allah'ımız kanunu Sina dağında verdiği zaman şöyle konuşmuştur: «Benim
buyruğum gökte değil ki.» şimdi kim Allah'ın buyruğunu gidip bize
getirecek ve acaba kim ona uyma gücünü bize verecek?» diye kendine
mazeret arayasın. Ama benim buyruğum senin kalbinin yanındadır ki
dilediğin zaman ona uyabilesin.» Söyleyin bana, eğer kral Hirodes yaşlı
bir adama gençleşmesini ve hasta bir adama düzelmesini emretse, onlar
bunu yapmayınca kendilerini öldürtse, bu adalet olur mu?» Havariler
cevap verdiler: «Eğer Hirodes böyle bir emir verse, en zalim ve dinsiz
kişi olur.» O zaman Isa iç çekerek, dedi: «Bunlar insanî geleneklerin
meyveleridir kardeşler; çünkü Allah fasık/ faciri bir daha seçilmiş
olamayacak şekilde önceden takdir etmiştir demekle, onlar Allah'ı en
dinsiz ve zalim yaparak küfrediyorlar. O, günahkâra günah işlememeyi,
işlediği zaman da tövbe etmeyi emreder; hâlbuki bu tür bir takdir
günahkârdan günah işlememe gücünü çekip alır ve tövbeden tümüyle yoksun
bırakır.»
165.
Allah'ın peygamber Yoel aracılığıyla ne
dediğini de duyun: «Sağ ve diriyim ki, der Allah'ımız, günahkârın
ölümünü dilemem, ama onun tövbeye gelmesini ararım.» O halde, Allah
dilemediği şeyi önceden takdir mi edecektir? Bir, Allah'ın dediğine
bakın, bir de bu zaman Ferisîlerinin dediğine. «Dahası var, Allah
peygamber İşaya aracılığıyla der: «Ben çağırdım, sizse beni
dinlemediniz.» Ve Allah ne kadar çağırmış, aynı peygamber aracılığıyla
dediğini duyun; «Bütün gün ellerimi bana inanmayan bir kavme yaydım da,
bana karşı geldiler.» Ve bizim Ferisî'lerimiz fasık/facirin seçilmiş
olamayacağını söylerken, Allah'ın, beyaz bir şey gösterip kör bir adamla
alay etmek gibi, veya sağır bir adamla kulaklarına konuşarak alay etmek
gibi insanlarla alay ettiğinden başka bir şey mi söylemiş oluyorlar? Ve
seçilmişin fasık/facir olamayacağı konusunda, bakın Allah'ımız Hezekiel
peygamber aracılığıyla ne diyor: «Sağ ve diriyim ki» der Allah «eğer
takva sahibi takvasını bırakır da, kirli işler yaparsa helak olur. Artık
onun takvasından da hiç bir şey hatırlamaz olurum; çünkü takvasına
güvenirse, takvası onu Benim önümde terk eder ve onu kurtarmaz.» Ve
fasık/faciri çağırma konusunda, Allah peygamber Hoşea aracılığıyla
şundan başka bir şey mi der: «Ben seçilmiş olmayan bir kavmi
çağıracağım, onlara seçilmiş diyeceğim.» Allah doğrudur ve yalan
söylemez; çünkü doğru olan Allah doğruyu söyler. Ama, bu zamanın
Ferisîleri akideleriyle Allah'a tümüyle karşı çıkarlar.»
166.
Andreas karşılık verdi: «Ama Allah’ın
Musa'ya dediği şu, merhamet etmek dilediğine merhamet edeceği,
katılaştırmak dilediğini katılaştıracağı sözü nasıl anlaşılmalıdır?» İsa
cevap verdi: «Allah bunu, insanın kendi faziletiyle kurtulacağına
inanmaması, bunun yerine, hayatın ve Allah'ın merhametinin kendisine
Allah tarafından nimeti olarak bahsedildiğini idrak etmesi için der ve
bunu insanların Kendinden başka tanrılar bulunduğu düşüncesinden
kaçınmaları için der. «Bu bakımdan, eğer Allah Firavun'u
katılaştırdıysa, o, kavmimize işkence edip, onu İsrail'deki tüm erkek
çocukları yok etmekle hiçe indirmeye kalkıştığı için yapmıştır. O zaman
Musa da hayatını kaybedeyazmıştı. «Aynı şekilde, bakın size diyorum ki,
takdir kendisine temel olarak Allah'ın kanununu ve insanın hür iradesini
alır. Evet, eğer Allah kimse helak olmasın diye tüm dünyayı kurtaracak
olsa, ruhun tepeden baktığı bu çamur yığını, ruh gibi günah işlese bile,
tövbe etme gücüne sahip olsun ve ruhun fırlatılıp atıldığı o yerde
oturmaya gelsin diye, şeytan'a garaz olarak kendisine sakladığı
hürriyetten insanı yoksun bırakmamak için bunu yapmaz. Allah'ımız,
diyorum ki, rahmetiyle insanın hür iradesini izlemek diler, yaratığı
kudretiyle terk etmek dilemez. Ve bu nedenle hüküm gününde kimse,
günahları için herhangi bir mazerette bulunamayacaktır. Çünkü Allah’ın
doğru yola gelmeleri için neler neler yaptığı ve ne kadar sık
kendilerini tövbe etmeye çağırdığı o zaman herkes için apaçık ortada
olacaktır.
167.
«İşte böyle, eğer zihniniz bununla da
yetinip durulmadıysa ve yine «neden böyle?» demek istiyorsanız, size bir
«neden»i daha açıklayacağım. O da şudur: Söyleyin bana, neden tek bir
taş suyun üstünde duramaz da, tüm yeryüzü suyun üstünde durur? Söyleyin
bana, su ateşi söndürür ve yer havadan kaçarken ve kimse toprak, hava,
su ve ateşi uyum içinde bir araya getiremezken, yine de bunlar insanda
bir araya geliyor ve uyum içinde kalıp gidiyorlar, neden? «O halde bunu
bilmiyorsanız hem, tüm insanlar da insan olarak bunu bilmezler Allah’ın
kâinatı hiç yoktan tek bir sözle yarattığını nasıl anlayacaklar;
Allah'ın sonsuzluğunu nasıl anlayacaklar? Ne olursa olsun bunu asla
anlayamayacaklardır. Çünkü insan, sonlu ve peygamber Süleyman'ın dediği
gibi vücutla bileşim içinde olup, bozulabilir ve ruhu da baskı altında
tutarken ve Allah'ın işleri de Allah'a göreyken onları nasıl
anlayabilecekler? «Allah'ın peygamberi işaya bunun böyle olduğunu
gördüğünden, haykırıp, dedi: «Gerçekten sen gizli bir Allah'sın!» Ve
Allah’ın Elçisi hakkında, Allah O'nu nasıl yarattı, o der: «Onun doğuşu,
kim anlatacak?» Ve Allah'ın işlemesi hakkında der: «Onun danışmanı kim?»
Bu bakımdan, Allah insan tabiatına der: «Nasıl gök yerin üstünde
yükseltilmişse, benim yöntemlerim, sizin yöntemleriniz üzerinde ve benim
emrim sizin emriniz üzerinde yükseltilmiştir.» Bu nedenle size diyorum
ki, takdirin niteliği, durum benim size anlattığım gibiyse de, insanlara
açık değildir. Öyleyse insan, yöntemi bulamadığı için gerçeği inkâr mı
etmelidir? Ben, nasıl olduğu anlaşılmadığı halde sıhhati reddeden bir
kimseyi henüz görmüş değilim. Hem, Allah'ın benim dilimle hastaları
nasıl iyileştirdiğini bile bilmiyorum.»
168. Cennet Hakkında
O zaman havariler dediler: «Gerçekten
sende Allah konuşuyor, çünkü insan senin konuştuğun gibi asla
konuşmamıştır.» İsa karşılık verdi: «Ben inanın ki, Allah beni İsrail
ailesine göndermek için seçtiği zaman, bana apaçık bir aynaya benzeyen
bir kitap verdi; o, benim kalbime o şekilde indi ki, konuştuğum şeylerin
hepsi bu kitaptan geliyor. Ve bu kitabın benim ağzımdan çıkması sona
erdiği zaman, ben dünyadan yukarı alınacağım.»
Petrus karşılık verdi: «Ey muallim, senin
şimdi söylediğin bu kitapta yazılı mıdır?» İsa cevapladı: «Allah'ın ilmi
ve Allah'a kulluk hakkında, insan bilgisi ve insanlığın kurtuluşu
hakkında söylediğim her şey, hepsi benim încil'im olan bu kitaptan
çıkar.» Petrus dedi: «Onda Cennet'in ihtişamı da yazılı mıdır?» İsa
cevap verdi: «Dinleyin ve ben Cennet'in ne tür olduğunu ve kutsal
kişilerle müminlerin orada nasıl sonsuz olarak kalacaklarını size
anlatacağım; çünkü bu Cennet'in en büyük nimetlerinden biridir;
görüyorsunuz ki, her şeyin ne kadar büyük olursa olsun, mademki bir sonu
var, o halde küçüktür, hatta hiçtir. «Cennet, Allah'ın nimetlerini depo
ettiği yurttur; burada kutlu ve kutsanmışların ayaklarının bastığı yer
öylesine kıymetlidir ki, bir dirhemi bin dünyadan daha değerlidir. «Bu
nimetler Allah'ın peygamberi babamız Davud tarafından görülmüştür, çünkü
Allah, Cennet'in ihtişamına baksın diye bunları kendisine göstermiştir.
O, ardından kendine gelince, iki elleriyle gözlerini kapamış ve
ağlayarak demiştir: «Bu dünyaya daha fazla bakmayın ey benim gözlerim,
çünkü her şey boş ve hiç bir iyi şey yok!» «Bu nimetler hakkında İşaya
peygamber demiştir: «Allah'ın sevdikleri için hazırladığı şeyleri
insanın gözleri görmemiştir, kulakları işitmemiştir. İnsan kalbi de
tasavvur etmiş değildir.» Neden bu tür nimetleri görmemişler,
işitmemişler ve tasavvur etmemişlerdir biliyor musunuz? Şundan ki,
burada aşağıda yaşarken, bu tür şeyleri müşahede edecek değerde
değillerdir. Bu bakımdan, babamız Davud, onları gerçekten görmüşse de,
size diyorum ki, onları insan gözüyle görmüş değildir; Allah ruhunu
kendisine almış ve böylece Allah'la bir olarak, onları ilâhi ışıkla
görmüştür. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Cennet'in
nimetleri sonsuz, insan ise sonlu olduğundan, küçük bir toprak kavanozun
denizi içine alamayacağı gibi, insan da onları içine sığdıramaz.
«Öyleyse bakın ki, dünya her şeyin meyve verdiği yaz vakti ne kadar da
güzeldir! Vakti gelen hasat nedeniyle sarhoş olan şu köylü, emeklerini
son derecede sevdiği için vadileri ve dağları türküleriyle çınlatır.
Şimdi, onları yapana yakışan meyvelerle her şeyin yüklü olduğu Cennet'e
yükselt bakalım aynı şekilde kalbini.«Allah sağ ve diridir ki, Cenneti
bilmek bakımından bu kadarı yeterlidir. Öyle ki, Allah, Cennet'i kendi
nimetlerinin yurdu olarak yaratmıştır. Şimdi ölçüsüz derecedeki
iyiliğin, ölçüsüz derecede iyi şeyleri olmayacağını mı düşünüyorsunuz?
Veya ölçüsüz derecedeki güzelliğin ölçüsüz derecede güzel şeyleri
olmayacağını mı? Sakının ki, eğer olmayacağını düşünürseniz, büyük hata
işlersiniz.»
169.-170.
Allah, kendine inanarak kulluk edecek olan
insana şöyle der: «Senin yaptıklarını biliyorum, sen Benim için
çalışıyorsun. Ebediyen sağ ve diriyimdir ki, senin sevgin Benim
nimetimi aşmayacaktır. Madem kendini Benim eserim bilip, Bana
yaratıcın Allah olarak kulluk edersin ve madem, Bana inanarak kulluk
etmek için Ben'den rıza ve merhametten başka bir şey istemezsin;
madem, Bana sonsuza değin kulluk etmek arzusuyla. Bana kulluğa bir son
vermezsin, ben de işte aynen böyle yapacak ve seni, Allah'mışsın, benim
dengimmişsin gibi ödüllendireceğim. Ellerine yalnızca Cennet'in bol
nimetlerini koymakla kalmayacak, aynı zamanda sana kendim de bir hediye
vereceğim; şöyle ki, nasıl sen ebediyen Benim kulum olmak istiyorsan,
ben de senin ücretini ebedî yapacağım.»
171.
«Cennet hakkında ne düşünürsünüz?» dedi
İsa havarilerine. Böylesi zenginlik ve nimetleri kavrayabilecek bir akıl
var mıdır? İnsanın Allah’ınki kadar geniş bilgisi olmalı ki, Allah'ın
kullarına vermek istediği şeyleri bilebilsin. «Hirodes gözde
baronlarından birine bir hediye verirken, hangi türde hediye verir,
hiç gördünüz mü? Yuhanna karşılık verdi: «İki kez gördüm; emin olun ki,
onun verdiği şeyin onda biri yoksul bir adama yetecektir». İsa dedi: «Ya
yoksul bir adam Hirodes'e hediye verecek olsa, ne verir ona?» Yuhanna
cevap yerdi: «Bir veya iki metelik.» «Şimdi, bu sizin cennet hakkındaki
bilgiyi ~etüd edeceğiniz kitabınız olsun» dedi İsa «çünkü Allah'ın
insana bedeni için bu dünyada verdiği şeylerin hepsi, sanki Hirodes'e
yoksul bir adamın bir metelik vermesi gibidir ama Allah'ın bedene ve
ruha Cennet'te vereceği şeyler. Hirodes'in sahip olduğu herşeyi, hatta
hayatını hizmetçilerinden birine vermesi gibidir.»
172.
«Allah, kendisini sevene ve inanarak
kulluk edene şöyle der: «Git ve denizin kumlarına bak ey kulum, ne
kadardır? Öyleyken, eğer deniz sana tek bir kum taneciği verecek olsa,
bu sana az gelmez mi? Mutlaka, öyle. Ben, Yaratıcın sağ ve diriyimdir
ki, bu dünyada yeryüzünün tüm reislerine ve krallarına verdiğim şeylerin
tümü, sana Cennetimde vereceğim şeylere oranla, denizin sana verdiği bir
kum taneciğinden daha azdır.»
173. "Bedenimiz Cennete Girecek mi?"
«O halde» dedi Isa, «Cennetin bolluğunu
siz göz önüne getirin. Çünkü eğer Allah bu dünyada insana bir kaç
gramlık mal vermişse. Cennette on yüz bin yük verecektir. Bu dünyadaki
meyvelerin miktarını; yiyeceklerin miktarını, içeceklerin miktarını ve
insana verilen şeylerin miktarını düşünün. Ruhumun huzurunda durduğu
Allah sağ ve diridir ki, insan bir kum taneciği aldıktan sonra, denizde
nasıl hâlâ daha ne kadar kum kalıyorsa, aynen bu şekilde Cennet'teki
yemişlerin miktarı ve niteliği, burada yediğimiz yemişlerin türünü
aşacaktır. Ve Cennet’teki diğer şeyler de böyledir. Olmadı, hatta bakın
size diyorum ki, bir dağ altın ve inci, bir karıncanın gölgesinden ne
kadar kıymetliyse, Cennet'in nimetleri de, dünyadaki reislerin sahip
oldukları ve dünyanın sona ereceği Allah'ın mahkemesine kadar sahip
olacakları nimetlerin tümünden aynı şekilde kıymetlidir.» Petrus
karşılık verdi: «Öyle de, şimdi bizim sahip olduğumuz bedenimiz Cennet'e
girecek mi?» İsa cevap verdi: «Dikkat et ki Petrus, aman bir sadukî
olmayasın; çünkü sadukiler, bedenin yeniden dirilmeyeceğini ve
meleklerin olmadığını söylerler. Bu bakımdan, onların bedeni ve ruhu
Cennet'e girmekten yoksundur ve onlar bu dünyada meleklerin hizmetinden
de yoksundurlar. Belki de, Allah'ın peygamberi ve dostu Eyüb'ü, onun ne
dediğini unutmuşsunuzdur: «Biliyorum ki, Allah'ım sağ ve diridir ve Son
Gün yeniden bedenimle birlikte kalkacak ve Kurtarıcı'm Allah'ı
gözlerimle göreceğim.» «Ama inanın bana, bizim bu bedenimiz öylesine
paklanacaktır ki, şimdi sahip olduğu şeylerden tek bir mala bile sahip
olmayacaktır; çünkü bütün kötü arzulardan arınacak ve Allah onu,
Âdem’in günah işlemeden önceki durumuna getirecektir.» «îki insan bir
efendiye tek ve aynı işte hizmet eder. Biri yalnızca işi seyreder ve
ikinciye emirler verir, ikinci de birincinin emrettiği herşeyi yerine
getirir. Size adaletli gelir mi diyorum, efendinin, yalnızca seyredip
emirler vereni ödüllendirmesi ve kendini çalışarak yoranı evinden
çıkarıp atması? Mutlaka hayır.» «Öyleyse, Allah'ın adaleti bunu nasıl
götürecektir? Ruh ve beden insanın nefisiyle birlikte Allah'a hizmet
eder; yalnızca ruh seyreder ve hizmet emri verir. Çünkü ruh yemek yemez,
oruç tutmaz, yürümez, soğuğu ve sıcağı duymaz, hasta olmaz ve
öldürülmez, çünkü ruh ölümsüzdür; o, bedenin her bir uzvunda çektiği bu
bedeni acıların hiç birini çekmez. O halde, hak mıdır ki, kendini
Allah'a hizmet ederek bu kadar yoran beden değil de, yalnızca ruh
Cennet'e girsin?» Petrus karşılık verdi: «Ey muallim, beden ruha günah
işlettiğinden Cennet'e konmamalıdır.» İsa cevap verdi: «Şimdi, beden ruh
olmadan nasıl günah işler ki? Bu kesinlikle imkânsızdır. Bu nedenle,
Allah'ın rahmetini bedenden çekmekle sen ruhu Cehennem'e mahkûm
ediyorsun.»
174.
«Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
diridir ki, Allah'ımız rahmetini günahkâra vaat ederek der: «Günahkârın
günahına ağlayacağı şu saatte, Kendi üzerime yemin ederim ki, onun
kötülüklerini artık hiç hatırlamayacağım.» «Şimdi, eğer beden oraya
gitmeyecekse, Cennet'in yiyeceklerini kim yiyecektir? Ruh mu? Emin olun
ki değil. Çünkü o manevîdir.» Petrus karşılık verdi: «O halde,
kutsananlar Cennet'te yiyecekler, ama pislik olmayacaksa, yemekler nasıl
boşaltılacaktır?» İsa cevap verdi: «Şimdi eğer yemez içmezse insan nasıl
nimetlendirilir? Yüceltilen şeye oranla yüceltmede bulunulmasının uygun
olduğu açıktır. Fakat sen Petrus, böyle yemeğin pislik şeklinde
boşaltılacağını düşünmekle yanılgıya düşüyorsun, çünkü bu beden şimdi
bozulabilen yemekler yiyor ve bundan dolayı da kokuşma ve çürüme ortaya
çıkıyor; ama Cennet'te beden bozulmayacaktır, ölümsüz ve her türlü
dertten kurtulmuş olacaktır ve hiç bir kusurlu yanı olmayan yemekler
herhangi bir kokuşma veya çürüme hâsıl etmeyecektir.»
175.
«Allah, fasık/facir üzerine nefret
yağdırarak İşaya Peygamber'e şöyle der: «Kullarım Benim evimde Benim
soframda oturacaklar, neşeyle, mutluluk içinde ve harp ve org sesleriyle
yiyip içecekler ve onlara hiç bir ihtiyaç hissettirmeyeceğim. Fakat siz
Benim düşmanım olanlar, Benden uzağa atılacaksınız ve orada, Benim
kullarımın hepsi sizi hor görürken, sefillik içinde helak olacaksınız.»
176.
«Onlar yiyip içecekler» sözü ne demeye
gelir? Dedi İsa havarilerine. «Emin olun ki, Allah açık konuşuyor.
Fakat bu kadar meyve ile birlikte, Cennet'teki dört kıymetli şarap
içecek ırmağı hangi amaca yöneliktir? Kesinlikle Allah yemez, melekler
yemez, ruh yemez, nefis yemez, ama bizim vücudumuz olan beden yer. Bu
bakımdan, Cennet'in ihtişamı içinde yemekler beden içindir; Allah,
meleklerin konuşması ve kutsanmış ruhlar da nefis ve ruh için. Bu
ihtişam, Allah her şeyi Kendi sevgisi için yarattığından her şeyi
herhangi bir diğer yaratıktan daha iyi bilen Allah’ın Elçisi tarafından
açıklanacaktır.» Bartalemus dedi: «Ey muallim, Cennet'in ihtişamı herkes
için eşit mi olacak? Eğer eşitse, bu adaletli olmayacaktır; eşit değilse
daha az olan daha çok olanı kıskanacaktır.» İsa cevap verdi: «Eşit
olmayacaktır, çünkü Allah adildir ve herkes de razı olacaktır. Çünkü
orada kıskançlık yoktur. Söyle bana Bartalemus: Pek çok hizmetçileri
olan bir efendi var ve hizmetçilerin hepsini aynı elbiseyle giydiriyor.
O zaman, kendilerine çocuk elbisesi giydirilen çocuklar, yetişkinlerin
kıyafetinde olmadıkları için üzülürler mi? Emin ol ki tam tersine, eğer
büyüklerin geniş elbiselerini giymiş olsalardı öfkelenirlerdi, çünkü
elbiseler kendi bedenleri ölçüsünde olmadığından, kendileriyle alay
edildiğini düşünürlerdi. «Şimdi Bartalemus, kalbini Cennet'te Allah'a
yükselt ve bütün bir ihtişamın birine daha çok, diğerine daha az da
olsa, hiç bir kıskançlık doğurmayacağını göreceksin.»
177.
O zaman bu, satırları yazan dedi: «Ey
muallim, bu dünyanın aldığı gibi, Cennet'te güneş'ten ışık alır mı?» İsa
cevap verdi: «Allah bana şöyle dedi ey Barnabas: «Siz günahkâr
insanların oturduğu dünyanın, sizin yararınız ve mutluluğunuz için
güneşi, ayı ve kendisini süsleyen yıldızları vardır; çünkü bunu Ben
yarattım.» «Düşünün o halde, benim mü'min kullarımın oturduğu ev daha
iyi olmayacak mıdır? Böyle düşünmekle mutlaka hata ediyorsunuz; çünkü
Ben, sizin Allah'ınız Cennet'in güneşiyim ve benim Elçim her şeyi
benden alan aydır ve yıldızlar, size irademi tebliğ eden
peygamberlerimdir. Bu bakımdan, benim mü'min kullarım burada benim
sözümü peygamberlerimden almış oldukları gibi, nimetlerimin Cennet'inde
de, mutluluk ve sevinci aynı şekilde yine onların aracılığıyla
alacaklardır.»
178.
Cennet'i bilmeniz için bu kadarı size
yetsin.» dedi İsa. Bunun üzerine, Bartalemus yeniden dedi: «Ey muallim,
size bir kelime daha sorsam; bana sabr edin.» İsa karşılık verdi: «Ne
arzu ediyorsun, söyle.» Bartalemus dedi: «Cennet mutlaka büyüktür; çünkü
içinde böylesine büyük iyilikler var, o halde büyük olmalı.» İsa cevap
verdi: «Cennet öylesine büyüktür ki, kimse onu ölçemez. Bakın, size
diyorum ki, gökler dokuzdur, aralarına, birbirlerinden bir insanın beş
yüz yıllık yolculuğu kadar uzak olan gezegenler yerleştirilmiştir ve
yeryüzü de aynı şekilde birinci gökten beşyüz yıllık yolculuk kadar
uzaktır. «Ama birinci göğü ölçerken durun daha, o yeryüzünden, tüm
yeryüzünün bir kum taneciğinden büyük olduğu oranda büyüktür. îkinci gök
birinciden bu şekilde büyük, üçüncü ikinciden ve son göğe kadar biri
diğerinden aynı şekilde büyük ola ola gider. Ve bakın size diyorum ki,
tüm yeryüzü bir kum taneciğinden nasıl büyükse, Cennet'te tüm yeryüzü ve
tüm göklerin toplamından o şekilde büyüktür.» O zaman Petrus dedi: «Ey
muallim, Cennet Allah'tan büyük olmalı, çünkü Allah onun içinde
görünecektir.» İsa karşılık verdi: «Ağzını kapa Petrus, çünkü farkında
olmadan küfre gidiyorsun.»
179.
O zaman melek Cebrail İsa'ya gelerek, ona
güneş gibi parlayan ve içinde şu sözlerin yazılı olduğu görülen bir ayna
gösterdi. «Ebediyen sağ ve diriyimdir ki, nasıl Cennet tüm göklerden ve
yeryüzünden ne kadar daha büyükse ve nasıl tüm yeryüzü bir, kum
taneciğinden ne kadar daha büyükse, ben de aynı şekilde Cennet'ten o
kadar büyüğüm ve denizin sahip olduğu kum tanecikleri kadar, denizdeki
su damlaları kadar, yerdeki otlar kadar, ağaçlardaki yapraklar kadar,
hayvanlardaki deriler kadar. Gökleri ve Cennetleri ve daha başka şeyleri
dolduracak kum taneciklerinin sayısı kadar Cennet'ten büyüğüm». Sonra
İsa dedi: «Ebediyen Aziz ve Sübhan olan Allah'ımıza ta'zimde
bulunalım.» Bunun üzerine yüz kez rükûya vardılar ve dua ederek secdeye
kapandılar. Bu şekilde ibadet eda edilince, İsa Petrus' u çağırıp, O'na
ve tüm havarilere görmüş olduğu şeyleri söyledi ve Petrus'a dedi: «Tüm
yeryüzünden daha büyük olan senin ruhun, bir, gözle tüm yeryüzünden bin
kez daha büyük olan güneşi görüyor.» «Doğru» dedi Petrus. O zaman İsa
dedi: «Aynen böyle. Cennet gözüyle Yaratıcımız Allah'ı göreceksin.» Ve
İsa bunu deyip, İsrail ailesi ve kutsal şehir için dua ederek, Rabbunız
Allah'a şükretti. Ve, herkes karşılık verdi: « Amin, Rabb.»
180.
Bir gün, İsa Süleyman mabedi verandasında
otururken, yanına yazıcılar geldi ve içlerinden halka hitap eden birisi
kendisine dedi: «Ey muallim, ben bu insanlara defalarca hitap ettim,
aklımda kitaptan anlayamadığım bir bölüm var.» İsa karşılık verdi:
«Nedir o?» Yazıcı dedi: «Allah'ın babamız İbrahim'e söylediği şu, «Ben
senin büyük ödülün olacağım» sözü. Şimdi, insan böyle bir ödülü nasıl
hak edebilir?» O zaman İsa ruhen sevindi ve dedi: «Eminim ki sen
Allah'ın melekûtundan uzak değilsin. Beni dinle, bu öğretinin anlamını
sana anlatacağım. Allah, sonsuz, insan sonlu olduğundan, insan Allah'ı
hak edemez ve senin kuşkun bu mudur kardeş?» Yazıcı ağlayarak cevap
verdi: «Rab, sen benim kalbimi biliyorsun; o halde konuş, çünkü benim
ruhum senin sesini duymak arzu ediyor.»
O zaman İsa dedi: «Allah sağ ve diridir
ki, insan her an aldığı küçük bir nefesi de hak edemez.» Bunu duyan
yazıcı kendinden geçti ve havariler de aynı şekilde hayrete düştüler,
çünkü İsa'nın, Allah sevgisi için ne verirlerse, onun yüz katını
alacaklarını söylediğini hatırlıyorlardı. Sonra İsa dedi: «Eğer biri
size yüz altın kuruş ödünç verse ve siz de bu kuruşları harcasanız,
sonra bu adama, «ben sana kurumuş bir bağ yaprağı veriyorum; bu nedenle
bana evini ver, çünkü onu hak etmiş oluyorum». Diyebilir misiniz?»
Yazıcı cevap verdi: «Asla Rab, çünkü o önce borcunu ödemeli ve sonra da,
herhangi bir şey isteyecekse iyi şeyler vermelidir, ya bozulmuş bir
yaprak ne işe yarar ki?»
181.
İsa karşılık verdi: «İyi söyledin ey
kardeş; o halde söyle bana, insanı hiç yoktan yaratan kimdir? Mutlaka
Allah'tır, aynı zamanda ona yararlanması için tüm dünyayı da vermiştir.
Ama insan, günah işleyerek bunu tümüyle harcamıştır, çünkü günahtan
dolayı tüm dünya insanın aleyhine döndü ve insanın sefilliği içinde,
Allah'a günahla bozulmuş amellerinden başka verecek hiç bir şeyi yoktur.
Çünkü her gün günah işlemekle, kendi amelini bozmaktadır, bu nedenle
İşaya peygamber der: «Bizim takvamız bir aybaşı bezi gibidir.» «O hâlde,
tatmin etmekten uzak olan insan nasıl hak sahibi olabilir? Olur ya,
insan günah işlemiyor mu diyelim? Allah'ımızın peygamber Davud
aracılığıyla söyledikleri açık seçiktir. «Muttaki bir günde yedi kez
düşer» öyleyse, muttaki olmayan ne kadar düşer? Ve eğer bizim takvamız
lekeliyse, takvasızlığımız ne kadar da iğrençtir! Allah sağ ve diridir
ki, bir insanın, «hak ederim» sözünden daha çok kaçınması gereken başka
bir şey yoktur. Bir insan, elinin yaptıklarını bilsin, kardeş, o zaman
hakkını hemen görecektir. İnsandan çıkan her iyi şeyi, gerçekten insan
yapıyor değildir, ama onu kendisinde yapan Allah'tır; çünkü varlığı
kendisini yaratmış olan Allah'ındır. İnsanın yaptığı, yaratıcısı
Allah'a karşı çıkmak ve günah işlemektir, böylece de o, ödülü değil,
azabı hak eder.»
182.
«Dediğim gibi, Allah insanı yalnızca
yaratmakla kalmamış, aynı zamanda onu tastamam yaratmıştır. Ona tüm
dünyayı vermiştir. Cennet'ten ayrıldıktan sonra kendisine korumak için
iki melek vermiş, ona peygamberler göndermiş, ona kanunu bahşetmiş,
imanı bahşetmiş, her an onu şeytandan korumakta, ona Cennet vermek
istemektedir; hattâ insana Kendisi'ni vermek istemektedir. O halde
borcun büyüklüğünü düşünün! Hiç yoktan kendiniz gibi insanlar yaratmak,
bir dünya ve Cennet'le birlikte, hatta Allah'ımız gibi, büyük ve iyi bir
Allah'la birlikte, Allah'ın gönderdikleri kadar peygamberler yaratmak ve
her şeyi Allah'a vermek borcu tehir edilmekte ve size yalnızca Allah'a
şükretme zorunluluğu kalmaktadır. Fakat tek bir sinek yaratamadığınız
için ve her şeyin Rabb'ı olan Allah'tan başka tanrı olmadığından,
borcunuzu nasıl tehir edebileceksiniz? Emin olun ki, eğer bir insan size
yüz altın kuruş ödünç verecek olsa, geri yüz altın kuruş vermek zorunda
olursunuz. «İşte kardeş, bunun anlamı şudur ki, Cennet'in ve her şeyin
Rabb'ı olan Allah istediğini diyebilir ve her ne isterse verebilir. Bu
bakımdan, O İbrahim'e «Ben senin büyük ödülün olacağım» dediği zaman,
İbrahim, Allah benim ödülümdür» değil, «Allah benim hediyem ve
borcumdur» diyebildi: Sen de insanlara hitap ederken ey kardeş, bu
bölümü işte böyle açıklamalısın; yani, eğer insan iyi çalışırsa, Allah
şu şu şeyleri insana verecektir demelisin. Ey insan, Allah'ın sana
konuşacağı ve «Ey benim kulum, benim sevgim için iyi işler yaptın; ben
Allah'ından nasıl ödül istersin?» diyeceği zaman, sen cevap ver: «Rabb,
ben Senin ellerinin eseri olduğumdan, bende şeytan'ın sevdiği günahın
bulunması yakışık almaz. Bu nedenle Rabb, kendi azametin için, ellerinin
eserlerine merhamet et.» Ve Allah, «Seni bağışladım, şimdi de seni
ödüllendirmek istiyorum» derse cevap ver: «Rabb, yaptıklarım için ben
ceza hak ettim ve Sen ise yaptıkların için ululanmayı hak ettin. Rabb,
bende yapmış olduğum şeyleri cezalandır ve Kendi yaptığın şeyleri ise
kurtar.» Ve eğer Allah, «Günahın için kendine hangi ceza uygun
görünüyor?» derse, sen cevap ver: «Ey Rabb, tüm fa sık/facirlerin
çekeceği kadar.»
Ve eğer Allah, «Neden bu kadar büyük bir
ceza istersin, ey benim mü'min kulum?» derse, cevap ver: Çünkü onların
hepsi senden benim aldığım kadar çok şey almış olsalardı, sana benden
daha çok inançla kulluk ederlerdi.» Ve eğer Allah, «Bu cezayı ne zaman
ve ne kadar süreyle almak istersin?» derse, cevap ver: «Şimdi ve sonsuza
değin.» Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, böyle bir
insan Allah'ı tüm kutsal meleklerinden daha çok hoşnut edecektir. Çünkü
Allah gerçek alçak gönüllülüğü sever ve gururdan nefret eder.» Sonra,
yazıcı İsa'ya teşekkür etti ve dedi: «Rab, haydi hizmetçinin evine
gidelim. Çünkü hizmetçin sana ve havarilerine yemek verecektir.» İsa
karşılık verdi: «Bana 'Rab' değil de, «kardeş» diyeceğine söz verdiğin
zaman oraya gelecek ve sen hizmetçim değil, kardeşimsin diyeceğim.» Adam
söz verdi ve İsa da onun evine gitti.
183. "Gerçek Alçakgönüllü Nasıl Olunur?"
Yemekte otururlarken yazıcı dedi: «Ey
muallim, Allah'ın gerçek alçak gönüllülüğü sevdiğini söyledim. Bu
bakımdan, bize alçak gönüllülüğünü ve onun nasıl gerçek, nasıl sahte,
olabileceğini anlatın.» İsa cevap verdi: «Bakın size diyorum ki, küçük
bir çocuk gibi olmayan göklerin melekûtuna girmeyecektir.» Herkes bunu
duyunca şaşırdı ve birbirlerine dediler ; «Şimdi, otuz ya da kırk
yaşında olan biri nasıl küçük bir çocuk gibi olacak?»
İsa cevap verdi: «Ruhumun huzurunda
durduğu Allah sağ ve diridir ki, sözlerim doğrudur. Size, «bir insanın
çocuk gibi olması gerektiğini söyledim; çünkü bu, gerçek alçak
gönüllülüktür. Eğer küçük bir çocuğa, «Senin elbiselerini kim yaptı?»
diye sorsanız, «babam» diye cevap verecektir. Eğer ona, oturduğu evin
kimin olduğunu sorsanız, «babamın» diyecektir. Eğer «sana kim yiyecek
veriyor?» deseniz, «babam» diye karşılık verecektir. Eğer, «sana yürümek
ve konuşmayı kim öğretti?» deseniz, «babam» diye cevap verecektir. Ama
deseniz ki, «alnını kim yardı, alnını böyle sardırmışsın» diyecek
olsanız, «düştüm ve başımı yardım» diye cevap verir. Eğer, «neden
düştün?» derseniz, «görmüyor musunuz küçüğüm, yetişkin bir insan gibi
yürüme ve koşma gücüm yok ki! Bu bakımdan babam, sağlam yürümem için
benim elimden tutmadı. Fakat iyi yürümeyi öğrenmem için babam beni bir
an bıraktı ve ben de koşmak isteyince düştüm.» diye cevap verir. Eğer,
«o zaman baban ne dedi?» derseniz, «niye şimdi oldukça yavaş yürümedin?
Bak, ileride benim yanımdan ayrılmayacaksın» dedi diye cevap verir.»
184.
«Söyleyin bana, doğru değil mi bu?» dedi
İsa. Havariler ve yazıcı cevap verdiler: «Doğruların doğrusu!» O zaman
İsa dedi: «Kalbinden Allah'ı tüm iyiliklerin yazarı, kendini de
günahların, yazarı olarak tanıyan gerçekten alçak gönüllü olur. Ama
dille çocuk gibi konuşup, hareketle zıtlarını ortaya koyan, emin olun
ki, sahte alçak gönüllülük ve gerçek gurur sahibidir. Çünkü gurur bu
şekilde, insanlar tarafından azarlanıp tekmelenmedikçe, alçak gönüllü
şeyleri kullandığı zaman zirvesine varır. Gerçek alçak gönüllülük insana
kendini gerçekten bildiren bir ruh alçak gönüllülüğüdür; ama sahte alçak
gönüllülük Cehennem'den bir duman olup, ruhun anlayışını öylesine
karartır ki, insan kendinde bulması gerekeni Allah'ta bulup, Allah'ta
bulması gerekeni kendinde bulur. Bu şekilde, sahte alçak gönüllü insan
kendisinin ağır bir günahkâr olduğunu söyler, fakat biri kendisine
günahkâr olduğunu söylediği zaman, hemen ona karşı gazaba gelir ve ona
eziyet eder. «Sahte alçak gönüllü insan, sahip olduğu her şeyi kendisine
Allah'ın verdiğini söyler, ama kendi başına kalınca uymaz ve salih
ameller yapmış olur. Ve bu zamanın bu Ferisîleri kardeşler, söyleyin
bana, nasıl yürürler?» Yazıcı ağlayarak cevap verdi: «Ey muallim, bu
zamanın Ferisîleri Ferisi cübbesi ve adını taşırlar, ama kalben ve amel
bakımından Kenanîdirler. Ve Allah'a karşı böyle bir adı gasp etmekle
kalmıyorlar, bu şekilde basit insanları da aldatıyorlar! Ey eski zaman,
ne kadar zalimce davrandın bize. Gerçek Ferisileri bizden aldın ve bize
sahtelerini bıraktın!»
185.
İsa karşılık verdi: «Kardeş, bunu yapan
zaman değil, gerçekte şerli dünyadır, çünkü her zaman içinde Allah'a
gerçekten kulluk etmek mümkündür; ama dünyâ ile bir olunca, yani her
zaman kötü tavırlarla insanlar kötüleşir. Elişa peygamberin hizmetçisi
Gehazi'nin yalan söyleyip efendisini utandırdığını, para ve Suriyeli
Naaman'ın elbiselerini aldığını biliyor musunuz? Ama Elişa'nın da
Allah'ın onu kendilerine peygamber yaptığı çok sayıda Ferisî'si vardı.
«Bakın, size diyorum ki, İnsanlar kötü işlere öylesine meyillidir ve
dünya da onları bu işlere öylesine çeker ve şeytan da kendilerini şerre
sürükler ki, bu zamanın Ferisi'leri her salih amelden ve her kutsal
örnekten kaçınmaktadırlar ve Gehazi örneği, Allah tarafından
lanetlenmeleri için kendilerine yeter.» Yazıcı karşılık verdi:
«Doğruların doğrusu.» Bunun üzerine İsa dedi: «Gerçek Ferisîleri
görebilmemiz için, bize Allah'ın iki peygamberi olan Haggay ve Hoşea
örneğini anlatsana.» Yazıcı karşılık verdi: «Ey muallim, nasıl diyeyim
ki? Danyal peygamber tarafından yazılmış olmasına rağmen, pek çokları
kesinlikle buna inanmıyor; ama sana itaat ederek, ben gerçeği
nakledeceğim.» Haggay, babadan kalma mirasını satarak, yoksullara verip
de, Obadya peygambere hizmet etmek için Anatos'tan ayrıldığında onbeş
yaşındaydı. Haggay'ın alçak gönüllülüğünü bilen yaşlı Obadya onu,
şakirtlerine öğretmede bir kitap olarak kullandı. Bu nedenle, o sık sık
kendisine elbise ve güzel yemekler gönderir, fakat Haggay her seferinde
elçiyi geri gönderip, derdi: «Git, evine dön, çünkü bir yanlışlık
yaptın. Obadya bana böyle şeyler mi gönderecek? Asla; çünkü o benim hiç
bir işe yaramadığımı ve yalnızca günah işlediğimi bilir.» «Ve Obadya
kötü bir şeyi olduğunda, görmesi için onu Haggay'ın yanında bulunan
birine verirdi. O zaman Haggay bunu görünce kendi kendine derdi: «Bak
şimdi, Obadya mutlaka seni unuttu, çünkü bu, herkesten kötü olduğundan
yalnızca bana uygundur. Ve bunun kadar pis bir şey yoktur. Allah'ın
Obadya'nm elleriyle bana bahşettiği bu şeyi ondan alsam, bir hazine
olurdu.»
186.
«Obadya birine dua etmeği öğretmek
istediğinde. Haggay'ı çağırır ve derdi: «Duanı burada yap ki, herkes
sözlerini işitsin.» O zaman Haggay derdi: «İsrail'in Allah'ı Rabb, Seni
çağıran kuluna merhametle bak, çünkü onu Sen yarattın. Adaletli Rabb
Allah, adaletini hatırla ve kulunun günahlarını cezalandır ki, senin
eserini kirletmeyeyim. Allah'ım Rabb, ben senden mü'min kullarına
bahşettiğin nimetleri isteyemem, çünkü benim günahtan başka bir şey
yaptığım yok. Bu bakımdan Rabb, kullarından birine bir hastalık
vereceğin zaman kendi şanın için ben kulunu hatırla.» «Ve Haggay, böyle
davranınca» dedi yazıcı, «Allah onu öylesine sevdi ki, zamanında yanında
bulunan herkese Allah peygamberlik hediyesini verdi. Ve Haggay dua
ederken hiç bir şey istemedi ki, Allah vermemiş olsun.»
187.
Salih yazıcı bunları söylerken, gemisi
parçalanan bir denizcinin ağladığı gibi ağladı. Ve, dedi: «Hoşea,
Allah'a kulluk etmek için gittiği zaman, Naftali kabilesinin reisiydi ve
ondört yaşındaydı. Ve o da babadan kalan mirasını satarak, yoksullara
verip Haggay'ın şakirdi olmak üzere gitti. «Hoşea sadakaya öylesine
tutulmuştu ki, kendinden istenen her şey için derdi: «Bunu Allah bana
senin için verdi ey kardeş, bu nedenle onu kabul et!» - «Böyle
yaptığından, az sonra iki elbiseyle kalakaldı, bunlar da çuval bezinden
uzun bir gömlekle, bir deri cübbeydi. Babadan kalma mirasını satarak
yoksullara verdi diyorum, çünkü başka türlü kimsenin Ferisi olarak
çağırılmasına izin verilmezdi. «Hoşea'da Musa'nın kitabı vardı, onu en
büyük ciddiyetle okurdu. Bir gün Haggay kendisine dedi: «Hoşea, varını
yoğunu senden kim çekip aldı?» Karşılık verdi: «Musa'nın kitabı.» Komşu
bir peygamberin şakirdlerinden biri bir gün Kudüs'e gitmek istedi, ama
cübbesi yoktu. Bunun üzerine, Hoşea'nın iyilikseverliğini olduğundan
varıp onu buldu ve dedi: «Kardeş, Allah'ımıza kurban kesmek için Kudüs'e
gitmek istiyorum ama cübbem yok, bu nedenle ne yapacağımı bilmiyorum.»
Hoşea bunu duyunca dedi: «Bağışla beni kardeş, çünkü sâna karşı büyük
bir günah işledim; Allah bana, sana vereyim diye bir cübbe verdi de, ben
unutmuştum. Bu bakımdan şimdi onu kabul et ve Allah'a benim için dua
et.» Buna inanan adam Hoşea'nın cübbesini kabul edip, gitti. Ve Hoşea
Haggay'ın evine varınca, Haggay dedi: «Cübbeni kim alıp gitti?» Hoşea
cevap verdi: «Musa'nın kitabı.» Haggay bunu duyunca çok sevindi, çünkü
Hoşea'nın iyiliğini anlamıştı. «Bir gün bir yoksul adam hırsızlar
tarafından soyuldu ve çıplak kaldı. Bunun üzerine, onu gören Hoşea kendi
uzun gömleğini çıkanp, çıplak olana verdi; kendisi ise, gizli yerleri
üzerindeki bir keçi derisi parçasıyla kalakaldı. Bu nedenle, Haggay'ı
görmeye gidemeyince, salih Haggay Hoşea'nın hasta olduğunu sandı. Bunun
üzerine, iki şakirtle birlikte onu görmeye gitti. Ve onu palmiye
yapraklarına sarılmış olarak buldular. O zaman Haggay dedi: «Şimdi söyle
bana, neden beni ziyarete gelmedin?» Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı
uzun gömleğimi aldı ve oraya gömleksiz gelmekten korktum.» Bunun üzerine
Haggay kendisine bir başka gömlek verdi. «Bir gün, genç bir adam
Hoşea'yı Musa'nın kitabını okurken görüp, ağlayarak dedi: «Bir kitabım
olsa, ben de okumayı öğrenirim.» Bunu duyan Hoşea ona kitabı verip,
dedi: «Kardeş, bu kitap senindir; Allah onu bana, ağlayarak kitap
isteyen birine vermem için verdi.» Adam ona inandı ve kitabı kabul etti.
188.
Haggay'ın, Hoşea'nın yakınında bir şakirdi
vardı ve kitabının iyi yazılmış olup olmadığını görmek arzusuyla
Hoşea'yı ziyarete gitti ve ona dedi «Kardeş, kitabımı al ve benimki gibi
olup olmadığına bakalım.» Hoşea karşılık verdi: «O benden alındı.» «Kim
aldı onu senden?» dedi şakirt. Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı.»
Bunu duyan diğeri Haggay’a vardı ve dedi: «Hoşea delirmiş, Musa'nın
kitabının kendinden Musa'nın kitabını aldığını söylüyor.» Haggay
karşılık verdi: «Bende Înşallah aynı şekilde deli olsam ey kardeş ve tüm
deliler Hoşea gibi olsa!». Yahudiye ülkesine akın eden Suriyeli
soyguncular, peygamberlerin ve Ferisilerin oturduğu Karmel dağı yanında
zar zor yaşayıp giden yaşlı bir dulun oğlunu ele geçirdiler, öyle denk
geldi ki, odun kesmeye gitmiş olan Hoşea, ağlamakta olan kadına karşı
geldi. Bunun üzerine, hemen ağlamaya başladı, çünkü ne zaman gülen
birini görse güler ve ne zaman ağlayan birini görse ağlardı. Sonra Hoşea,
ağlamasının nedeniyle ilgili olarak kadına sordu ve o da her şeyi
anlattı. O zaman Hoşea dedi: «Gel kardeş, çünkü Allah sana oğlunu vermek
diliyor.» Ve, ikisi birlikte Hebran'a gittiler, Hoşea burada kendisini
satıp, parayı dul kadına verdi, o da Hoşea'-nın parayı nasıl elde
ettiğini bilmeyerek kabul etti. Ve oğlunu kurtardı. Hoşea'yı satın almış
olan onu Kudüs'e getirdi, burada oturacak bir yeri vardı, Hoşea'yı da
tanımıyordu. Hoşea'nın bulunmadığını gören Haggay, üzüntüye kapıldı.
Bunun üzerine Allah'ın meleği, onun bir köle olarak Kudüs'e nasıl
getirildiğini anlattı. Salih Haggay bunu duyunca, oğlunun yokluğuna
ağlayan bir anne gibi Hoşea'nın yokluğuna ağladı. Ve iki şakirt çağırıp
Kudüs'e gitti. Ve Allah'ın dilemesiyle, şehrin girişinde, efendisinin
bağ tarlasındaki işçilere götürdüğü ekmeği yüklenmiş olan Hoşea'yla
karşılaştı. Haggay onu tanıyıp dedi: «Oğul, nasıl oldu da, yana yakıla
seni arayan yaşlı babanı bıraktın?». Hoşea cevap verdi: «Baba, ben
satıldım.» O zaman Haggay öfkeyle dedi: «Seni satan bu kötü herif
kimdir?» Hoşea cevap verdi: «Allah seni affetsin ey babam; çünkü beni
satan o kadar iyidir ki, eğer o dünyada olmamış olsaydı, kimse kutsal
olmayacaktı». «O halde kimdir o?» dedi Haggay. Hoşea cevap verdi: «Ey
benim babam, o Musa'nın kitabıydı». O zaman, Haggay kendinden geçip,
olduğu yerde kaldı ve dedi: «Seni sattığı gibi oğlum, Musa'nın kitabı
tüm çocuklarımla birlikte inşallah beni de satsa!». Ve Haggay Hoşea ile
birlikte efendisinin evine gitti, o Haggay'ı görünce dedi: «Peygamberini
benim evime gönderen Allah'ı tesbih ederim»; ve elini öpmeye koştu. O
zaman Haggay dedi: «Kardeş, satın aldığın kölenin elini öp, çünkü o
benden daha iyidir.» Ve olup bitenlerin hepsini ona anlattı; bunun
üzerine, efendi Hoşea'ya hürriyetini verdi. «Ve istediğin tam bu kadar,
ey muallim» dedi yazıcı.
189.
Sonra İsa dedi: «Bu gerçektir. Çünkü Allah
bunu bana kesinlikle bildirdi. O halde, herkesin bunun gerçek olduğunu
bilmesi için, Allah adıyla güneş olduğu yerde kalsın ve oniki saat
hareket etmesin!» Ve Kudüs ve Yahudiye'nin dehşeti karşısında böyle
oldu. Ve İsa yazıcıya dedi: «Ey kardeş, böyle bir ilmin varken, benden
ne öğrenmek istersin? Allah sağ ve diridir ki, bu, insanın kurtuluşu
için yeterlidir. Öyle ki, Hoşea'nın iyilikseverliğiyle Haggay'ın alçak
gönüllülüğü tüm kanunun ve tüm peygamberlerin istediğidir.» «Söyle bana
kardeş, bana mabette soru sormak için geldiğin zaman, Allah'ın beni
belki de kanunu ve peygamberleri yok etmek için göndermiş olabileceğini
düşündün mü?» «Bellidir ki, Allah bunu istemez. Çünkü O değişmez ve bu
nedenle de, insanın kurtuluş yolu olarak takdir ettiği şeyi tüm
peygamberlere söyletmiştir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve
diridir ki, eğer Musa'nın kitabı babamız Davud'un kitabıyla birlikte
sahte Ferisi ve fakihlerin insani gelenekleriyle tahrif edilmemiş
olsaydı, Allah bana Kelâmı'nı vermeyecekti. Ve neden ben Musa'nın
kitabından ve Davut'un kitabından söz ediyorum? Her peygamberliği tahrif
ettiler. O kadar ki, bugün, Allah'ın emrettiği hiç bir şeye bakılmıyor,
ama insanlar, sanki Allah yanılgı içinde de, insanlar hata etmezmiş gibi
fakihler ne diyor, Ferisîler ne yapıyor, ona bakıyorlar.» «Bu bakımdan,
yazıklar olsun bu imansız nesle, çünkü üzerlerine mabedle mihrap
arasında öldürdükleri Berekya'nın oğlu Zekeriyya'nın kanıyla birlikte,
her peygamberin ve takvalı insanın kanı dökülecektir!» «Hangi peygamberi
öldürmediler ki? Hangi takvalı insanı tabii bir ölümle ölüme bıraktılar?
Olsa olsa bir tane: Ve şimdi de beni öldürmenin yollarını arıyorlar.
İbrahim'in çocukları olmakla ve güzel mabetleri bulunmakla övünürler.
Allah sağ ve diridir ki onlar şeytan'ın çocuklarıdır ve onun dilediğini
yaparlar; bu, yüzdendir, kutsal şehirle birlikte mabet yıkılacak, o
kadar ki, mabette taş üstünde taş kalmayacaktır.»
190. Vaad İsmail için Yapıldı..
«Söyle bana kardeş, sen kanunu öğrenmiş
bir âlimsin. Babamız İbrahim'e yapılan mesih va'di kim içindir? îshak
için mi, İsmail için mi?» Bilgin cevap verdi: «Ey muallim, ölüm
cezasından ötürü bunu sana söylemekten korkuyorum.» O zaman İsa dedi:
«Kardeş, evinde yemek yemeye geldiğim için üzgünüm, çünkü sen bu hayatı
Yaratıcın Allah’tan daha çok seviyorsun ve bu nedenle de, hayatını
yitirmekten korkuyor ve dil Allah'ın kanunuyla ilgili olarak kalbin
bildiğinin aksini söylediği zaman yok olan sonsuz hayatı ve imanı
yitirmekten korkmuyorsun.» O zaman salih yazıcı ağladı ve dedi: «Ey
muallim, nasıl sonuç vereceğini bilmiş olsaydım, insanlar arasında fitne
çıkmasın diye söylenmeden bıraktığım pek çok şeyi anlatırdım.» İsa cevap
verdi: «Ne insanlara, ne tüm dünyaya, ne tüm kutsal kişilere, ne de tüm
meleklere, Allah'a karşı gelmeyi gerektirdiğinde saygı duymamalısın. Bu
bakımdan, yaratıcın Allah'a karşı gelineceğine, bırak bütün dünya helak
olsun. Ve günahlarla birlikte ortada kalmasın. Çünkü günah yıkar,
korumaz ve Allah denizdeki kumlar kadar, hatta daha çok dünyalar
yaratmaya kadirdir.»
191.
Sonra, yazıcı dedi: «Bağışla beni muallim,
günaha girdim.» İsa dedi.- «Allah bağışlasın seni; çünkü günahı O'na
karşı işledin.» Bunun üzerine yazıcı dedi: Allah'ın kulları ve
peygamberleri Musa ve senin yaptığın gibi güneşi yerinde durduran
Yuşa'nın eliyle yazılmış eski bir kitap gördüm. Bu kitap Musa'nın gerçek
kitabıdır. İçinde, İsmail'in Mesih'in babası, İshak'ın da Mesih'in
habercisinin babası olduğu yazılıdır. Ve kitap şöyle der ki: «Musa dedi:
«Kadir ve Rahim olan İsmail'in Allah'ı Rabb, azametinin nurunu kuluna
göster.» Bunun üzerine, Allah ona Elçisi'ni İsmail'in kucağında gösterdi
ve İsmail de İbrahim'in kucağındaydı. İsmail'in yanında İshak duruyordu,
kucağında bir çocuk vardı. Parmağıyla Allah'ın Elçisi'ni gösterip
diyordu: «Bu, Allah'ın tüm şeyleri kendisi için yarattığı kişidir.»
Bunun üzerine Musa sevinçle haykırdı: «Ey İsmail, sen kucağında tüm
dünyayı ve Cennet'i tutuyorsun; ben Allah'ın kulunu unutma ki, Allah'ın
her şeyi kendisi için yarattığı oğlunun sayesinde Allah'ın gözünde bir
lutfa erebiliyorum.»
192.
Bu kitapta, Allah'ın koyun ve sığır eti
yediği bulunmaz; bu kitapta Allah'ın rahmetini yalnızca İsrail için
tuttuğu değil, bilakis Allah'ın, gerçekten yaratıcısı Allah'ı arayan her
insan için rahmet sahibi olduğu yazılıdır. «Ben bu kitabın tamamını
okuyamadım, çünkü ben kitaplığımda iken başkâhin onu bir Ismaili'nin
yazmış olduğunu söyleyerek beni men etti.» O zaman İsa dedi: «Artık
tekrar bir daha gerçeği saklamamaya bak. Çünkü Mesih'e inanmakla Allah
insanlara kurtuluş verecek ve O'nsuz kimse kurtulamayacak» Ve İsa
konuşmasını burada bitirdi. Bunun üzerine, yemeye oturuyorlardı ki, bir
de ne görelim, İsa'nın ayaklan dibinde ağlayan Meryem Nikodemus'un
yazıcının adı böyleydi, evine girip, ağlıyarak kendini İsa'nın
ayaklannın dibine bıraktı ve dedi: «Rab, senin sayende Allah'ın
rahmetini gören kulunun bir kız kardeşi ve bir erkek kardeşi şimdi ölüm
tehlikesiyle hasta yatıyor.» İsa karşılık verdi; «Evin nerededir? Söyle
bana, çünkü onun sıhhati için Allah'a dua etmeye geleceğim.» Meryem
cevap verdi: «Betani erkek ve kız kardeşimin memleketidir. Benim kendi
memleketim Magdala'dır; erkek kardeşim Betani'dedir.» İsa kadına dedi:
«Hemen doğru erkek kardeşinin evine git ve orada beni bekle. Onu
iyileştirmeye geleceğim. Ve korkma, çünkü o ölmeyecek.» Kadın ayrıldı ve
Betani'ye vardığında erkek kardeşinin o gün ölmüş olduğunu gördü. Bunun
üzerine onu babalarının kabrine koydular.
193. Lazarus'un Dirilmesi
İsa Nikodemus'un evinde iki gün kaldı ve
üçüncü gün Beytanya'ya gitmek üzere ayrıldı ve kasabaya yaklaştığında,
Meryem'e gelmekte olduğunu söylemeleri için havarilerinden ikisini önden
gönderdi. Kadın koşarak kasaba dışına çıktı ve İsa'yı bulunca ağlayarak
dedi: «Rab, kardeşimin ölmeyeceğini söylemiştin; şimdi ise dört gündür
gömülü bulunuyor. Allah için, ben seni çağırmadan önce gelmiş olsaydın,
o zaman ölmezdi!» İsa karşılık verdi: «Kardeşin ölmüş değil, uyuyor. Bu
bakımdan, ben onu uyandırmak için geliyorum.» Meryem ağlayarak cevap
verdi «Rab, böyle bir uykudan o Hüküm Günü'nde Allah'ın meleğinin
surunun sesiyle uyanacaktır.» İsa karşılık verdi: «Meryem, bana inan ki,
o; o günden önce kalkacak. Çünkü Allah bana uyku üzerine güç vermiştir
ve bak sana diyorum ki, o ölmüş değildir. Çünkü yalnızca, Allah'ın
rahmetini bulmadan ölenler ölüdür.»
Meryem, kızkardeşi Marta'ya İsa'nın
gelişini bildirmek için çabucak geri döndü. Şimdi, Lazarus'un ölümünde
Kudüs'ten gelmiş bir hayli Yahudi ve pek çok yazıcı ve Ferisi toplanmış
bulunuyorlardı. Kız kardeşinden İsa'nın gelmekte olduğunu duyan Marta
aceleyle kalktı ve dışarı koştu; bunun üzerine yahudi, yazıcı ve
Ferisîler'den oluşan kalabalık onu teselli etmek için peşinden gittiler.
Çünkü kardeşine ağlamak için kabre gittiğini sanıyorlardı, İsa'nın
Meryem'le konuştuğu yere varınca Marta ağlayarak dedi: «Rab, Allah için
burada olmuş olsaydın, çünkü o zaman kardeşim ölmezdi!» Meryem o zaman
ağlamaya başladı; bunun üzerine İsa da gözyaşı döktü ve iç çekerek dedi:
«Onu nereye yatırdınız?» Cevap verdiler, «Gel bak.» Ferisîler kendi
aralarında diyorlardı: «Şimdi Nain'deki dulun oğlunu dirilten bu adam,
ölmeyeceğini söylediği halde neden bu adamı ölüme bıraktı?» İsa,
herkesin ağlamakta olduğu kabre varıp dedi: «Ağlamayın, çünkü Lazarus
uyuyor ve ben onu uyandırmaya geldim.» Ferisîler kendi aralarında
dediler: «Allah için, sen böyle mi uyursun!» O zaman İsa dedi: «Benim
saatim henüz gelmedi; geldiği zaman aynı şekilde uyuyacak ve süratle
uyandırılacağım.» Sonra İsa yine dedi: «Kabrin üzerinden taşı çekin.»
Marta dedi: «Rab, o kokmuştur. Çünkü öleli dört gün oluyor.» İsa dedi:
«Öyleyse ben niye geldim buraya Marta? Sen benim onu uyandıracağıma
inanmıyor musun?» Marta cevap verdi: «Senin, Allah'ın bu dünyaya
gönderdiği bir mukaddesi olduğunu biliyorum.» O zaman, İsa ellerini göğe
kaldırdı ve dedi: «İbrahim'in Allah'ı, İsmail ve îshak'ın Allah'ı,
babalarımızın Allah'ı Rabb, bu kadınların başına gelenlere merhamet et
ve kutsal adına şan ver.» Ve herkes «Âmin» diye karşılık verince, İsa
yüksek bir sesle dedi: «Lazarus, beri gel!» Bunun üzerine, ölmüş olan
kalktı ve İsa havarilerine dedi: «Onu çözün.» Çünkü babalarımızın
ölülerini gömegeldikleri şekilde, o da yüzünün üzerindeki peşkirle
birlikte kefene sarılmış bulunuyordu. Yahudilerden büyük bir kalabalık
ve Ferisî'lerin bir kısmı İsa'ya iman ettiler. Çünkü mucize büyüktü.
Küfürlerinde kalanlar ise ayrıldılar ve Kudüs'e gidip Lazarus'un
dirilişini ve pek çok kişinin nasıl Nasara olduğunu başkâhine reislerine
anlattılar. İsa'nın tebliğ ettiği Allah'ın kelâmıyla tövbeye gelenlere
böyle Nasara Nasırîler derlerdi.
194.
Yazıcılar ve ferisiler Lazarus'u öldürmek
için başkâhinle istişarede bulundular; çünkü pek çokları, Lazarus'un
insanlarla konuştuğunu, yiyip içtiğini gördüklerinden, Lazarus
mucizesinin büyüklüğü dolayısıyla kendilerinin geleneklerini bırakıp,
İsa'ya iman ediyorlardı. Fakat Kudüs’te taraftarları olduğundan ve
kizkardeşiyle Magdala ve Beytanya'yı da elinde bulunduran Lazarus güçlü
de olduğundan ne yapacaklarını bilmiyorlardı. İsa Beytanya'ya, Meryem'le
birlikte Marta ve Lazarus'un evine vardı. Kendisine hizmet ettiler. Bir
gün İsa'nın ayaklan dibinde oturan Meryem onun sözlerini dinliyordu. Bu
sırada Marta İsa'ya dedi : «Rab, görmüyor musun kızkardeşim sana gereken
bakımı yapmıyor ve senin ve havarilerinin yiyeceklerini getirmiyor.» İsa
cevap verdi.- «Marta, Marta, sen yapman gereken şeyin düşüncesine
kapılıyorsun, çünkü Meryem kendinden ebediyen ayrılmayacak bir pay
seçti.» Kendine iman eden büyük bir kalabalıkla birlikte sofrada
otururken İsa, konuşup dedi: «Kardeşler, sizinle kalacak pek az zamanım
var. Çünkü, vakit gelmiş demektir ve benim dünyadan ayrılmam gerekiyor.
Bu nedenle, size Allah’ın Hezekiel Peygambere söylediği sözü
hatırlatıyorum: «Ben, senin Allah'ın ebediyen sağ ve diriyimdir ki,
günah işleyen ruh ölecektir, ama eğer günahkâr, tövbe edecek olursa
ölmeyecek, yaşayacaktır». Bu bakımdan, şimdiki ölüm, ölüm değil,
gerçekte uzun bir ölümün sonudur; nasıl bedenin bir baygınlık anında
içinde ruh varken, candan ayrıldığı zaman, ölenler ve gömülenler
üzerinde bayılmak dışında başka hiç bir avantajı olmuyorsa, gömülen
vücut da Allah'ın kendisini yeniden diriltmesini bekler. «O halde dikkat
edin, Allah'ı idraktan yoksun olan bir hayat ölüdür.»
195. "Bana İnananlar Ebediyen
Ölmeyeceklerdir."
Bana inananlar ebediyen ölmeyeceklerdir.
Çünkü benim sözüm sayesinde Allah'ı içlerinde idrak edecekler ve bu
nedenle de kurtuluşlarını gerçekleştireceklerdir. «Ölüm, Allah'ın
buyruğuyla tabiatın yaptığı bir hareketten başka nedir? Şöyle ki, biri
bir kuşu tutup, ipini de eline aldığı zaman, baş kuşun uçmasını
dilediğinde ne yapar? Tabii ki, mutlaka ele açılmasını emreder ve
böylece kuş hemencecik uçup gider. «Ruhumuz», peygamber Davud'un dediği
gibi, kişi Allah'ın koruması altında bulunduğu zaman, «kuş avcısının
tuzağından kurtulmuş bir serçe gibidir.» Ve hayatımız, tabiatın
kendisiyle ruhu insanın bedenine ve canına bağlı tuttuğu bir ip gibidir.
Ve bu bakımdan, Allah dilediği ve tabiata açılmasını emrettiği zaman,
hayat kopar ve ruh, Allah'ın ruhları almakla görevlendirdiği meleklerin
elinde kurtulur. O halde, dostlar, dostları öldüğü zaman ağlamasınlar,
çünkü Allah'ımız böyle dilemiştir. Ama günah işledikleri zaman, bırakın
durmaksızın ağlasınlar. Çünkü günah işlemekle ruh, Allah'tan, -gerçek
hayattan- koptuğundan ölür. Eğer beden ruhla birleşmeyince
çirkinleşiyorsa, ruh, rahmet ve lûtfuyla kendini güzelleştiren ve
dirilten Allah'la birleşmeyince çok daha fazla korkunçlaşır.» Ve İsa
bunu deyip Allah'a şükretti; sonra Lazarus dedi ki: «Rab, bu ev bana
geçimim için verdiği tüm şeylerle birlikte, yoksullara bakılması için
Yaratıcım olan Allah'a aittir. Bu nedenle, sen de yoksul olduğuna ve pek
çok şakirdin de bulunduğuna göre, istediğin zaman istediğin kadar kalmak
için buraya gel. Çünkü Allah’ın kulu, Allah sevgisi için gerektiği
kadar size hizmet edeceğim.»
196.
İsa bunu duyunca sevindi ve dedi: «ölmek
ne kadar iyi bir şeymiş görün! Lazarus yalnızca bir kere öldü ve
dünyanın, kitaplar arasında büyüyen en akıllı adamlarının bilmediği
böyle bir akideyi öğrendi! Allah için, her insan Lazarus gibi, insanlar
yaşamayı öğrensinler diye yalnızca bir kez için olsun ölmeli.» Yuhanna
karşılık verdi: «Ey muallim, bir söz söylememe izin var mı?» «Bin tane
söyle» diye karşılık verdi İsa, « Çünkü nasıl bir insan Allah'a kulluk
için mallarını dağıtmaya hazırsa, o akideyi dağıtmaya da hazırdır. Ve o
böyle yapmaya ne kadar hazır olursa, mal ölüye yeniden hayat
veremezken, sözün o kadar çok bir ruhu tövbeye getirme gücü olur. Bu
bakımdan, yoksul bir insana yardım etme gücü olan adam, yardım etmeyip
de, yoksul açlıktan öldüğü zaman bir katil olmuş olur. Ama daha kötü
katil, Allah'ın Kelâmı'yla günahkârı tövbeye getirebilen, ama
getirmeyip, Allah'ın dediği gibi «dilsiz bir köpek» örneği oturup duran
kişidir. Böylelerine karşı Allah der: «Kelâmımı gizlediğinden dolayı
günahkârın helak olacak olan ruhunu senin ellerinden isteyeceğim, ey
benim imansız kulum.» «Bu durumda anahtarı olup da sonsuz hayata
girmeyen, hatta girmek isteyenlere engel olan yazıcıların ve
Ferisîler'in durumu ne olmaktadır şimdi?» «Ey Yuhanna, benim yüzbin
sözümü dinledikten sonra bir söz söylemek için benden izin istersin. Bak
sana diyorum ki, beni dinlediğin her bir sözün on katını senden
dinlemeye hazırım. Ve bir diğerini dinleyecek olan, konuştuğu her defada
günah işler. Çünkü kendimiz için istediğimizi başkalarına da yapmalı,
kendi görmek istemediğimizi başkalarına da yapmamalıyız.» O zaman
Yuhanna dedi: «Ey muallim, neden Allah bunu, yani, kendilerini ve
Yaratıcılarını bilmeleri için, Lazarus'un yaptığı gibi bir kez ölüp geri
dönmeği insanlara bahşetmedi?»
197.
İsa cevap verdi: «Söyle bana Yuhanna; ev
sahibinin biri bir hizmetçisine, evinin manzarasını kapayan ağacı
kesmesi için mükemmel bir balta verdi.
Ama işçi baltayı unuttu ve dedi: «Eğer
efendi bana eski bir balta vermiş olsaydı ağacı kolayca keserdim» Söyle
bana Yuhanna, ev sahibi ne dedi? Mutlaka kızdı ve eski baltayı alıp
adamın başına çarptı ve dedi: «Aptal hilekâr! Sana ağacı zahmetsizce
kesebileceğin bir balta verdim, sense büyük zahmetlerle çalışman
gerekecek ve gidip, hiç bir şey elde edemeyeceğin bu baltayı mı
istersin? Ben senin ağacı, çalışman işe yarasın diye kesmeni isterim.
Doğru değil mi bu?» Yuhanna cevap verdi: «Doğruların doğrusu.» O zaman
İsa dedi: Ebediyen sağ ve diriyimdir ki» der Allah, «Ben herkese iyi bir
balta verdim, bu da bir ölünün gömüldüğünü görmektir. Kim bu baltayı iyi
kullanırsa, kalbindeki günah ağacını sancısız çıkarır; böylece lütuf ve
rahmetimi kazanır. Onlara salih amellerinden dolayı sonsuz yaşama hakkı
veririm. Ama gün be gün başkalarının ölüp durduğunu gördüğü halde ölümlü
olduğunu unutan ve «eğer öbür hayatı görsem, iyi işler yaparım» diyenin
üzerine olacaktır öfkem ve onu ölümle öylesine çarparım ki, bir daha hiç
iyilik bulamaz.» «Ey Yuhanna» dedi İsa, «Başkalarının düşüşünden
ayakları üzerinde durmayı öğrenenin avantajı ne büyüktür!»
198.
Sonra, Lazarus dedi: «Muallim, bakın size
diyorum ki, günbegün ölenlerin mezara, götürüldüğünü görüp de
Yaratıcımız Allah'tan korkmayanın hak edeceği cezayı tasavvur
edemiyorum. Böyle biri, tümüyle vazgeçmesi gereken dünyadaki şeyler için
kendisine nesi varsa veren Yaratıcısı'na karşı gelir.» O zaman İsa
havarilerine dedi: «Bana muallim diyorsunuz ve iyi ediyorsunuz, çünkü
Allah benim ağzımla size öğretiyor. Ama Lazarus’a ne diyeceksiniz?
Gerçekten o burada, bu dünyada akideyi öğreten tüm muallimlerin
muallimidir. Ben şüphesiz size nasıl iyi yaşanacağını öğrettim, ama
Lazarus size nasıl iyi ölüneceğini öğretecektir. Allah sağ ve diridir
ki, o peygamberlik hediyesini almıştır; bu bakımdan onun doğru sözlerini
dinleyin. Ve insan kötü ölürse, iyi yaşama boşuna olacağından onun
sözlerini o derece fazla dinlemelisiniz.» Lazarus dedi: «Ey muallim,
sana teşekkür ederim ki, gerçeğin değerini veriyorsun; bu nedenle Allah
sana büyük hak verecektir.» O zaman, (bu satırlar)ı yazan dedi: «Ey
muallim, Lazarus sana, «hak alacaksın» demekle, nasıl gerçeği söylemiş
oluyor? Hâlbuki sen Nikodemus'a insanın cezadan başka bir şeye hakkı
olmadığını söylemiştin. Sen de bu durumda Allah'ın cezasına mı
uğrayacaksın?» İsa cevap verdi: «Înşallah bu dünyada Allah'ın cezasına
uğrarım, çünkü yapmam gerektiği kadar imanla ona kulluk etmedim.» «Ama
Allah rahmetinden dolayı beni öylesine sevdi ki, her ceza benden geri
alındı. O kadar ki, ben yalnızca bir başka kişide azap göreceğim. Ceza
benim için yerindedir. Çünkü insanlar bana Allah dediler. Ama ben gerçek
olarak, yalnızca Allah olmadığımı değil aynı zamanda, Mesih de
olmadığımı itiraf ettiğimden Allah benden cezayı çekti ve utanç benim
olsun diye, onu şerli birine çektirecektir. Bu bakımdan, sana diyorum ki
benim Barnabas'ım, bir insan Allah'ın komşusuna ne vereceğinden söz
ederken 'komşusunun onu hak ettiğini de söylesin. Ama dikkat etsin ki,
Allah kendine vereceği şeyden söz ederken «Allah bana verecek» desin. Ve
«benim hakkım var» dememeye dikkat etsin; çünkü Allah kullarına
günahları nedeniyle Cehennem'i hak ettikleri zaman rahmetini
bahşetmekten memnunluk duyar.
199.
Allah rahmette o kadar zengindir ki, bin
denizin suyu, eğer bu kadarı bulunabilirse, Cehennem alevlerinin bir
kıvılcımını söndüremezken, Allah'a karşı suç işlediğine ağlayan kişinin
bir damla gözyaşı, Allah'ın imdadına yetiştiği büyük rahmetiyle tüm
Cehennem'i söndürür. Bu nedenle, Allah şeytan'ı kahretmek ve kendi
nimetini göstermek için, mü'min kulunun her iyi amelini rahmetinin
varlığıyla hak diye isimlendirmek diler ve onun komşusu hakkında böyle
konuşmasını ister. Yine de, bir insan kendisi hakkında «hakkım var»
demekten kaçınmalıdır, çünkü kınanır.»
200.