Prof. Dr. Süleyman
BOZDEMİR
Tarihteki pek çok
büyük devlet adamlarına ve liderlere baktığımızda onların
başarılarında önemli rol oynamış bir bilge-edebiyatçı yanlarının
bulunduğunu görürüz. Atatürk de bunlardan biridir.
Gazi Mustafa Kemal'i çağdaşı olan diğer ünlü Osmanlı subaylarından
farklı kılan ve onu sonunda Atatürk yapan tek özellik, gerçekten salt
onlardan daha başarılı bir komutan ve devlet adamı oluşumudur acaba?
Yazar ve edebiyatçı Demirtaş Ceyhun "Edebiyatımı Geri İstiyorum" adlı
deneme eserinde bunun böyle olmadığını usta bir yazar olarak ortaya
koymaktadır.
Mustafa Kemal'in Çanakkale'deki, Sakarya'daki, Dumlupınar'daki tarihe
mal olmuş üstün komutanlık başarılarının yanı sıra 19 Mayıs 1919'dan
sonraki siyasal yaşamına ve gerçekleştirdiklerine bakılırsa,
Atatürk'ün bilge kişiliğinin en az komutanlığı kadar, hatta daha da
önemli olduğu açıkça görülür. Sivas ve Erzurum kongrelerinin ardından
Ocak 1920'de zar zor toplanabilmiş ve iki ay sonra 16 Mart 1920'de
İngilizlerce dağıtılmış Osmanlı Meclisi-Mebusan' ı otuz sekiz gün gibi
kısa bir süre içinde kaçan milletvekilleri ile Ankara'da bu kez 'Büyük
Millet Meclisi' gibi hiçbir özel anlamı bulunmayan, tanıyanı da
olmayan bir adla yeniden açmasına, hele hele neredeyse tamamı şeriat
ve hilafet yanlısı olan bu milletvekilleriyle savaşı kazanarak laik
bir cumhuriyet kurmasına, sonra da başta Türkçe ile eğitim olmak üzere
gerçekleştirdiği onca devrimlere bakıldığında Atatürk'ün bilge yönünün
ne kadar üstün olduğunu yadsıyabilmek olanaksızdır.
Kısacası Mustafa Kemal'i, yaşıtı Osmanlı ünlü paşalarından ayıran
temel özelliği, hiç kuşku yok ki, kendisini toplumumuzun yetiştirdiği
gerçek anlamdaki birkaç aydından biri yapan bu bilge kimliği,
kesinlikle onlarla kıyaslanmayacak kadar yüce bir düşünce adamı
oluşudur.
Bilindiği gibi bütün tarih boyunca kişinin bilge ve edebi kimliği,
yani insanlığın ideolojik evrimini sağlayan bilgi üretimi ve birikimi
de, öncelikle şiirle, türküyle, oyunla, söylenceyle, masalla, öyküyle,
mizahla, kısacası edebiyatla oluşturulmuştur. Eski yunan düşüncesini
oluşturan, Sokrates'ler, Platon'lar, Aristotales'ler hiç kuşku yok ki
Homeros'un, Aisopos'un, Sophokles'in, Aristophanes'in, Pindaros'un
şiirlerinin, oyunlarının, öykülerinin eserleridirler. Roma
düşüncesinin temelinde Lucretius, Catullus, Vergilius, Horatius,
Ovidius gibi büyük ozanlar yatmaktadır. Rönasans, Dante ile Boccaccio
ile başlamıştır. Çağdaş Fransız düşüncesi Villon'ların, Ronsard'ların,
Montaigne'lerin, Moliere'lerin, Corneille'lerin, Racine'lerin; çağdaş
İngiliz düşüncesi de gene hiç kuşku yok ki Spencer'lerin, Bacon'ların
John Lyly'lerin, Swift'lerin, Daniel Defoe'lerin, Shakespeare'lerin,
Marlow'ların şiirleri, öyküleri, masalları, romanları, denemeleri,
oyunları üzerine kurulmuştur.
Bu
nedenle Mustafa Kemal de, kendini asker arkadaşlarından farklı kılan
bu aydın bilge kişiliğini, daha ortaokul-lise sıralarındayken başlamış
edebiyata olan ilgisinden, okumaya olan düşkünlüğünden kazansa gerek.
Nitekim kendisi de 10 Ocak 1922 günlü Vakit gazetesinde çıkan bir
söyleşisinde "Merhum Ömer Naci, Bursa İdadisi'nden kovulmuş, bizim
sınıfa gelmişti. Daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi.
Bütün kitaplarımı gösterdim. Hiçbirini beğenmedi. Bir arkadaşımın
kitaplarımdan hiçbirini beğenmemesi gücüme gitti. Şiir ve edebiyat
diye bir şey olduğunu o zaman öğrenmiş oldum. İlgilenmeye başladım.
Şiir bana cazip göründü fakat kitabet hocası diye yeni gelen bir zat,
'Bu tarzı iştigal seni askerlikten uzaklaştırır' diyerek beni şiirle
uğraşmaktan men etti. Şiir yazmak hakkında idadi hocasının koyduğu
yasağı unutmuyordum fakat güzel söylemek ve yazmak hevesi bende hep
sürdü" diyerek daha manastır askeri idadisinde öğrenciyken şiir ve
edebiyatla ilgilendiğini, şiir yazmasa bile edebiyata olan ilgisinin
daha sonraki yıllarda da sürdüğünü belirtmektedir.
Sınıf arkadaşı Asım Gündüz'ün anılarında yazdığına göre de, Harbiye'de
"Namık Kemal'in şiirlerini bir defterde toplamış" ve bu şiirlerin
birçoğunu ezberlemiştir. Harp Akademisi öğrenciliği yıllarında da
"Dünkü vilayetlerimiz olan Bulgaristan'ın, Yunanistan'ın, Sırpların
milli şairleri, ülkelerinin hürriyeti için, birlik ve beraberlikleri
için şiir yazarken nerde bizim şairlerimiz?" diye hayıflanırmış.
Salih Bozok'a Sofya'dan gönderdiği bir mektupta da bir Fransız
şairinden şiirler çevirdiğini yazmaktadır. Yani, edebiyata olan ilgisi
subaylığı sırasında da sürmüştür.
Agop Dilaçar da bir yazısında, "Fransızcayı çok iyi biliyordu. Fransız
romanlarını, şiirlerini Fransızca olarak asıllarından okumuş. Asker
arkadaşlarından birinin dul hanımı Madam Corinne'e yazdığı mektuplarda
bu romanlardan söz etmiştir. Türk edebiyatını, divan döneminden yeni
akımlara dek iyi bilir, hele Tevfik Fikret'i çok severdi" demektedir.
Melda Özverim'in "Mustafa Kemal ve Corinne Lütfü" adlı kitabında
verilen bilgilere göre de, "İstanbul'da bulunduğu sürece Corinne'nin
salonunda cumartesi günleri düzenlenen müzik ve şiir toplantılarına
düzenli olarak katılmış" ve şiir okumayı yaşamı boyunca sürdürmüştür.
Ruşen Eşref Ünaydın da 'odasındaki kitaplıkta' bulunan kitaplara bakıp
"Mustafa Kemal Paşa'nın savaşın durgun dakikalarının boşluklarını bile
edebiyatla doldurduğu kanısına vardığını" yazmaktadır. Nitekim Turgut
Özakman' ın "Şu Çılgın Türkler" kitabını okuyanlar da Atatürk'ün,
Kurtuluş Savaşının hazırlıklarının sürdüğü o yoğun günlerde dahi vakit
bularak kitaplar okuduğunu, özellikle Reşat Nuri'nin "Çalı Kuşu"
romanından çok etkilendiğini ve İsmet Paşa'ya da okuması için
verdiğini göreceklerdir.
Atatürk'ün yaşamını kaleme alan farklı yazarların ortak
hayranlıklarından biri, O'nun kitaplara olan dostluğudur. Çanakkale
savaşının en şiddetli dönemlerinden birinde Mustafa Kemal'le görüşmek
için cepheye giden gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk'ün odasını
şöyle tarif eder: "Yazıhanesi üzerinde bir Çerkez kamasının yanı
başında Balzac'ın Colonel Chabert'i, Manpassant'ın Boule de Suif'i,
Lavendan'ın Servir'i duruyordu…" Atatürk Fransız yazarların
eserlerinin çoğunu aslından okudu…
Anıtkabir Derneği'nin yaptığı saptamalara göre Atatürk'ün okuduğu
bilinen kitap sayısı 3997 'dir. Bu kitapların 1741'i Çankaya
Köşkü'nde, 2151'i Anıtkabir'de, 102'si İstanbul Üniversitesi
Kütüphanesinde, üçü Samsun Gazi İl Halk Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Dernek güzel bir çalışma yaparak, Atatürk'ün okuduğu kitaplarda altını
çizdiği, yanına işaret koyduğu paragrafları ve Ata'nın kendi el
yazısıyla düştüğü notları özenle birleştirerek "Atatürk'ün okuduğu
kitaplar" başlığı altında 500 sayfalık 24 ciltlik bir seri halinde
yayımladı.
Sami Özderdim' in özenle hazırladığı "Atatürk Devrimi Kronolojisi"ni
okurken her insanın mutlaka başı dönüyor olmalıdır. Şam'dan Bingazi'ye,
Çanakkale'den Afyonkarahisar'a savaşlarla, Kurtuluş Savaşıyla
yoğrulmuş bir ömür… Saltanatın kaldırılmasından eğitimin birliğine,
laiklikten harf devrimine kadar devrimlere adanmış bir yaşam boyunca
en çok ne yaptı diye sorarsak, galiba kitap okudu demek gerekir.
Ne
dersiniz; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü böylesine büyük bir düşünür,
eşsiz devlet adamı ve yüce bilge bir kişi yapan unsurların başında
"O'nun okumaya olan düşkünlüğü ve sahip olduğu yüksek idealler
gelmektedir" dersek bir gerçeği ifade etmiş olmuyor muyuz? Büyük adam
olmanın öyle pek kolay olmadığını insan Atatürk'ü tanıdıkça daha iyi
anlıyor.
Okuduğu kitapların sadece altını çizdiği bölümler bile 12 bin sayfa
tutuyor. 24 yaşında eğitimini tamamladığında tüm ders kitaplarını
toplayıp iki ciltlik kitap haline getirdiğini ve sonraki yıllarda yeri
geldikçe onlardan yararlandığını görüyoruz. Okul bitti, ders bitti
diyen öğrencilerden biri olmadı!…
Atatürk gibi bir dahi yetiştirmiş ulusumuzun bugün içine düşürüldüğü
durum yürekler acısıdır. Ne yazık ki eldeki istatistikler halkın
okumadığını gösterdiği gibi aydın geçinenlerin de yeterince
okumadığını ortaya koymaktadır. Bilgisizlikleri konuşmalarından ve
yazdıklarından olayları analiz edilişlerinden ortaya çıkmaktadır.
Okumayan halk televole kültürü ile yetişmekte, böylece bilimden ve
çağdaş gelişmelerden kopmaktadır. Belki istenilen de budur!
Gerçeklerden koparılmış, yoksul bırakılmış bir halkı güdülemek ve dini
telkinlerle istendiği gibi yönlendirmek daha kolay olmaktadır. Son
yıllarda neden büyük adam çıkaramıyoruz diye soranlara "Okumayan bir
toplumdan daha ne bekliyorsunuz" diye sormak gerekir.
İşin daha da acı yönü, böylesine okuma özürlü bir toplumda yetişen
günümüz kuşağı gelecek için daha büyük bir tehlike oluşturmaktadır.
Çünkü onlar geleceğimizi teslim edeceğimiz emanetçilerimizdir. Onlara
okuma alışkanlığı kazandırmak ve Atatürk'ü doğru bir biçimde öğretmek
zorundayız. Aslında, hepimizin hâlâ Atatürk'ten öğreneceği o kadar çok
şey var ki!…
Atatürk'ün büyük eseri Söylev'i okuyan herkes onun ne büyük usta bir
yazar ve bilge bir edebiyatçı, eşsiz bir düşün adamı olduğunu takdir
etmekten kendisini alamamaktadır. Atatürk'ün yolu, kitap dolu…
Ne
mutlu kitap okuyorum diyene!
O'nun yolunda yürüyene…
Prof. Dr. Süleyman
BOZDEMİR
